Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

IRAK ve SURİYE’DE NE
KAZANDIK, ADALAR DENİZİ’NDE NE KAYBETTİK, DOĞU AKDENİZ’DE ve LİBYA’DA NE
ALACAĞIZ ???


Yazan 
Muhittin Ziya Gözler




03
Şubat 2020


Türkiye’nin
kördüğüm olmuş meselelerini gergin, sıkıntılı, mutsuz ve hamlelerini doğru
yapabilme konusundaki tecrübesizliğini ve giderek artan yalnızlığını
açıklayabilmek için içinde bulunduğu şu iki hususu dikkate almak gerekmektedir.


1.
Bulunduğu coğrafyadaki enerji kaynaklarının durumu,


2.
Dini dayatmacılık ve yayılmacılık ve Büyük İsrail.


1. ENERJİ KAYNAKLARI


Kalkınmanın,
teknolojide önde gitmenin ve bilimsel çalışmaların öne çıktığı ülkelerde enerji
kaynaklarının hem çok fazla hem de verimli kullanıldığı bilinen bir gerçektir.
Bu kaynakların dünyada ki varlıklarına kısaca değinelim: Dünya petrol rezervi 244.1 milyar ton
olup bu rezervin %48.3’ü olan 113.2 milyar tonu Ortadoğu ülkelerindedir.
Doğalgaz rezrevi ise 196.9 trilyon m3 olup bunun %38.4’ü olan 75.5
trilyon m3’ü Ortadoğu’da bulunmaktadır.
Dünya sadece bu
rezervleri kullansa bu coğrafya 25-30 yıl yetecek bir potansiyele sahiptir.
Diğer taraftan Afrika ülkelerindeki petrol rezrevi 14.0 milyar ton (%6.2),
doğalgaz rezrevi de 14.4 trilyon m3’ tür (%7.3). Tüm dünyada
petrolün %19,7’sini ABD, %15,9’unu Avrupa, %13,8’ini Çin, %5,1’ini Hindistan,
%3,9’unu Japonya, %3,3’ünü Rusya tüketmektedir. Dünya petrol üretiminin %33,5’ini yapan Ortadoğu
ülkelerinin tüketimdeki payı %8,8’dir.
Doğalgazın tüketiminde
ABD’nin payı %21,2, Ortadoğu ülkelerinin %17,8, Avrupa’nın %14,3, Rusya’nın
11,8, Çin %7,4’dür. 2018 yılında dünya elektrik üretimi 26.614,8 TWh’tır. Bunun
%26,7’sini Çin, %16,8’ini ABD, %15,3’ünü Avrupa, %5,9’unu Hindistan, %4,7’sini
Ortadoğu ülkeleri ve %4,2’sini Rusya üretmektedir (Petrol ve doğalgaz
rezrevleri içinde dünyada mevcut 55 milyar ton olan tight oil ve 212 trilyon m3
olan şeylgaz rezrevleri dahil edilmemiştir). Bütün bu rakamlar gösteriyor ki,
Batı Doğu’nun tüm enerji kaynaklarına adeta mahkumdur. Kendi kaynaklarını
mümkün olduğunca az kullanarak gelecek nesillerine bırakmak ve bu Mülüman
toprakları açlığa, yoksulluğa terk ederek hayallerinin gerçekleşmesi önünündeki
engelleri kaldırmaktır. Zengin enerji kaynaklarının sahibi olan Ortadoğu
ülkelerinin bu fakirliğinin en önemli sebebi halkın hemen her olaydan bi-haber
olmasıdır. Fetvalarla idare edilen, kralın ya da otoriter liderlerin yanındaki
bir avuç azınlığın ülkelerini dış güçlerin kontrolünde idare etmeleri bu
ülkeleri fakirliğin pençesinde adeta kıvrandırmaktadır. Peki, dostane ilişkiler
içinde olduğumuzu sandığımız bu enerji kaynağı Müslüman ülkelerinin kıyısında
bulunan Türkiye’nin enerji görünümü nedir? Topraklarından 8300 km uzunluğunda
uluslar arası boru hattı geçen ve boru hatları ile doğalgazda yaklaşık 108
milyar m3, petrolde 120 milyon ton kapasiteye sahip bir potansiyeli
nakleden Türkiye, enerji kaynakları için yılda ortalama 45-50 milyar dolar
enerji faturası ödemektedir. Ümmet diye sarıldığımız halklarını Müslümanlığı
kullanarak fakirliğe mahkum etmiş bu enerji kaynağı sevimsiz ülkeler, Türkiye
enerji kaynaklarını ucuza mı satmaktadırlar? Türkiye ile daha çok mu ticaret
yapmaktadırlar? Türkiye’nin haklarına sahip mi çıkmaktadırlar? Emperyalizm bu
Müslüman ülkeler için bir mana ifade etmekte midir?


Ortadoğu’daki
tarihi olayları, gelişmeleri tarihçilerin çalışmalarına, araştırmalarına ve
uluslar arası seviyedeki yorumlara bırakarak bu kadim topraklardan çekilmek
zorunda bırakılan Türkiye’nin son yıllardaki Ortadoğu, Arap, Adalar Denizi,
Doğu Akdeniz politkalarının sonuçlarına bakalım. Barış ilkesi niçin terkedildi?
Türkiye bir şeyler kazandı mı? Bilindiği gibi TC Devleti’nin, 20 Nisan 1931’den
bu yana izlediği genel siyaset ve hukuk anlayışı ’’Yurtta Barış Dünyada Barış’’
ifadesiyle resmiyet kazanmış ve de vazgeçilmez bir ilke olarak Cumhuriyet
Hükümetleri tarafından sürdürülmüştür. Gerçek odur ki, Türkiye uzun yıllar
komşu olsun olmasın tüm ülkelerle hiçbir zaman savaş ve sonucunda toprak ilhakı
üzerine bir politika takip etmemiştir. Bütün meselelerini diplomasiyle ve barışçı
bir şekilde çözülmesi konusunda dost düşman tüm ülkelere tavsiyelerde
bulunmuştur. Ne var ki, 1936 yılında Churchill’in şu sözü dünya barışına
indirilmiş bir darbe olarak hafızalara kazınmıştır. ’’Bir damla petrol bir
damla kandan daha değerlidir’’ (şimdilerde bu kan bir milyon damlaya
yükselmiştir). İşte bu anlayış giderek emperyal ülkeler ve onların ÇUŞ’ları
için bir ilke olarak kabul edildiği içindir ki, dünya barışı terk etmiş ve
enerji kaynakları bakımından zengin ülkelerdeki katliamlar, hükümet darbeleri
süre gelmiş ve de yabancı istihbarat güçlerinin ve Hıristiyan misyonerlerin,
tarikatların kötülük adına cirit attığı bri dünya meydana gelmiştir. Yeşil
Kuşak Projesi, BOP, İslami Sosyalizm, Arap Baharı, Adalar Denizi’ndeki
işgaller, Doğu Akdeniz çıkmazı, Kuzey Afrika ülkelerinin istikrarsızlığı,
Ortadoğu’nun içine bomba gibi yerleştirilen terör örgütleri, Türkiye’den toprak
alarak bir Kürt devleti kurma isteğiyle yanıp tutuşan ABD. Bu ortamda ülkelerin
parçalanma planları içinde Türkiye ne yapmak istemektedir? Bugüne dek
yaptıklarında kendi payına düşen nedir? Takip edilen dış politika sonuçları
milli bütünlüğümüz açısından doğru mudur? Bu ve benzeri soruların cevaplarını
da siyaset bilimcilere ve tarihçilere bırakarak bugüne kadar TC. Devleti’nin
attığı adımların sonuçlarına kısaca göz atalım.


2003 yılında
Irak’ın işgal harekâtına karşı çıkarak toprak bütünlüğünü savunarak tarihi bir
görev üstlenen Türkiye geçen zaman içinde ne Irak petrolünden bir pay alabildi
(Irak’ta bulunan 20 milyar ton petrolün %10’u Kerkük bölgesindendir) ne
Telafar, Musul, Erbil, Kerkük, Dakuk, Tuzhurmatu şehirlerinin bulunduğu Türk
Bölgesi’nde söz sahibi olup Türkmen’lerin sesi olabildi, ne de Irak’taki
kargaşayı dolayısıyla terör örgütlerinin Türkiye içine sızmasını önleyebilecek
tedbirler alabildi? Terör devam ediyor…


Fırat Kalkanı,
Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtlarıyla ışid, pkk, pyd, ypg terör
örgütlerini yok etmeyi hedefine koymuş olan Türkiye Müslüman ülkelerin yeterli
desteği olmadığı için ve de ABD’nin bu toprakları terk etmemesi kararlılğından,
Rusya’nın da Ortadoğu’ya daha çok hakim olma istağinden dolayı istediğini elde
ettiği söylenebilir mi? Işid dağıtılmışken, terör örgütleri yalnız bırakılmak
istenirken Türkiye hep yalnız bırakılmıştır. Öyle ki, Barış Harekâtı Arap
Birliği (Mısır, S.Arabistan, BAE, Suriye, Irak, Lübnan, Kuveyt, Bahreyn, Katar)
ve İran tarafından kınanmış Türkiye adeta işgalci olarak görülmüştür. ÜMMET
tarihin hangi döneminde TÜRK’ten yana olmuştur ki şimdilerde olsun… Stratejik
bir yer olan İdlib’in hali ortada. Türk askerinin 12 noktadaki durumu
n’olacaktır? ABD ile arası gergin olan Türkiye İdlib’de Rusya ile savaşacak
mıdır? Türkiye’ye Suriye topraklarından çekilin ultimatonu gelirse ne
yapılacaktır? Halep Lazkiye karayolunu kontrol altına alacak olan Rusya’ya ne
cevap verilecektir? Netice: 5 milyon sığınmacının yanına 2 milyon sığınmacı
kaçak daha gelebilir mi? Yeter artık… Bu kadar kaçak vatanları için savaşmak
varken onlar ülkelerini terk ediyorlar. Sonra ülke insanı sıkıntıya düşüyor,
huzur içinde yaşayamıyor. Bu nasıl bir tercihtir?


Kasım 2019’da
Palermo’da yapılan Libya’nın yeniden düzenlenmesi toplantısında Türkiye’nin
karar alma konusunda devre dışı bırakılması sonrası toplatıdan çekilmesi
Türkiye’ye sizin ne işiniz var Libya’da mesajının diplomatik ifadesidir
sanırım. Türkiye’nin 6.3 milyar ton petrolü ve 1.4 trilyon m3 doğalgazı rezervi
olan Libya’da bir askeri üssü olmasını kim istemez ki? Türkiye Akdeniz’de
kıyısı olan bütün ülklerle özelikle de Müslüman ülkelerle MEB imzalayarak
Akdeniz’de bir güç haline gelebilir. Acaba fırsat kaçtı mı? Bilindiği üzere
Trablus Hükümeti BM, AB, Türkiye, İtalya tarfaından desteklenmektedir. Ancak
geçmişi oldukça karanlık olan Hafter’i Mısır, S.Arabistan, BAE, Kuveyt,, Fransa
ve Rusya desteklemektedir. Hafter ülkedeki petrol üretiminin büyük bir kısımını
kontrolünde bulundurduğu için emperyal ülkeler tarafından ciddi destek
görmektedir.  Hafter’in Moskova’daki ateşkes anlaşmasını imzalamasının tek
sorumlusu Putin değil midir? Zira Putin yakın bir zamanda Hafter’in Libya’ya
hakim olacağını çok iyi bilmektedir.


Keçilerin
otladığı adalar için savaş mı çıkaralım? Bu düşüncedeki kişilere soruyorum
keçiler orada otluyorsa niçin Yunan’lılar işgal ediyor?  Vakit geçirmeden işgal edilen
18 ada ve 1 kayalığın tekrar alınması şerefimizi korumak açısından önemlidir.
Konu giderek çetrefilli bir duruma dönüştüğünde Yunanlılar siz kıta sahanlığını
da bize terk ettiniz derlerse o takdirde ne yapılacaktır? Adalarla oynamanın
ateşle oynamaktan daha beter olduğu unutulmamalıdır.
Bilimsel
olarak ispat edilmiştir ki, 1.Adalar Denizi’ndeki adalar, adacıklar ve
kayalıkların kendilerine ait asla ve asla birer kıta sahanlıkları olamaz, 2.
Kıta sahanlığındaki Münhasır Ekonomik Bölgedeki kaynaklar sahildar ülkenin
kaynaklarıdır, 3. Kara suları sınırları ülkeler arasında kara parçası sınırı
olarak kabul edilemez. Yunanistan’ın kara sularını 12 mile çıkarma ve buna
bağlı olarak da Uçuş Haberleşme Bölgesi’ni (FIR) daraltma çabaları uluslararası
kaidelere aykırı bir davranıştır. Türkiye’nin askeri tatbikatlarını, deniz
ticaretini, balıkçılık faaliyetlerini, petrol ve doğalgaz aramalarını, bilimsel
ve teknik çalışmalarını engelleyecek bir karar kabul edilemez. Yunanistan’ın
böylesine saldırgan bir tutum takınması ve AB’nin meseleyi bir oldubittiye
getirmesinin altındaki tek sebep, Adalar Denizi üzerindeki adalar, adacıklar ve
kayalıkların %90’nın Türkiye Anakarası’na ait olduğunun bilinmesidir. Kısacası
Adalar Denizi’ndeki adalar Anadolu’nun devamıdır. 23 adadan 16’sının
silahlandığının acaba yeni mi farkına varıldı? Ya işgal edilen adalar? Unutuldu
mu? Terk mi edildi?


Mavi
Vatanımızın Doğu Akdeniz Bölgesinde 7 düvelin cirit atmasının pek hayra alamet
olmadığı açıkça görülmektedir.  Yıl
1979 Kıbrıs, Rum Yönetimi lideri Kiprianu Mısır’la birlikte Doğu Akdeniz’de
petrol aramak için işbirliği yapılacağını duyurduktan hemen sonra RAUF DENKTAŞ
karşı bir hamle ile bu hareketin bir savaş sebebi olacağını tüm dünyaya
bildirmiştir.
Türkiye’nin bu noktada BM nezdinde devreye girmesiyle
Rum kesimi geri adım atarak gerilimi başlamadan sonlandırmıştır. Şimdi burada
küçük bir soru: Eski Türkiye’deki siyasetçiler bu ÜMMET denen güruhun ne
olduğunu bilmiyorlar mıydı ki, ilişkiler hep al gülüm ver şeklinde devam etti.
Düşününüz… 2003 yılına gelindiğinde GKRY Mısır’la 2007’de de Lübnan, Suriye
ve İsrail ile Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarını arama anlaşmaları
yapmışlardır. 2019 Ocak ayında GKRY, Yunanistan, Mısır, Ürdün, İsrail, İtalya
Kahire’de Türkiye ve KKTC’ni dışlayan Doğu Akdeniz Formunu kurdular. Ama
unuttukları önemli bir husus var. BMDHS gereğince bu bölgede çıkarılacak tüm
kaynaklarda Türkiye, KKTC ve Filistin’in de hakları bulunmaktadır. Yeter ki biz
enerji kaynaklarına ulaşalım… Peki, bu kadar fırtına koparılan bu havzadaki
enerji kaynaklarının rezervleri nedir? USGS’in 2010 yılındaki raporuna göre Leviathan havzasında teknik
olarak çıkarılması mümkün henüz keşfedilmemiş 1,7 milyar varil petrol ve 3,5
trilyon m3doğalgaz, Nil Deltası’nda da teknik olarak mümkün ama
henüz keşfedilmemiş 1,8 milyar varil petrol ve 6,3 trilyon m3
doğalgaz bulunmaktadır (toplamda 3,5 milyar varil-500 milyon ton- petrol, 9,8
trilyon m3 doğalgaz).
Diğer taraftan Doğu Akdeniz’deki
jeolojik yapının böylesine yüksek miktarda rezervlere müsait olmadığını bazı
bilim adamları dile getirmektedirler. Katar petrollerinin GKRY ile anlaşarak
karşımıza dikilmeleri Türkiye’nin var gücü ile bölgede faaliyetlerine devam
etmesi sonucunu doğurmuştur. Ülkeyi yönetenlerin unutmaması gereken bir görüş,
Türk’ün Türk’ten başka dostu var mıdır? Size soruyorum… Doğu Akdeniz’de
çıkarılacak her damla petrolde, her metre küp doğalgazda Türkiye’nin hakkı
vardır.


Velhasıl,
Irak’ta gücümüzü tam anlamıyla gösteremedik. Ne petrolden pay alabildik, ne
Türkmen’leri koruyabildik, ne de terörü yerle bir edebildik. Suriye’de 480 km.
uzunluğunda ve 30 km. derinliğindeki güvenli bölge n’oldu? Libya’da ya
olmalıyız, ya da hiç gitmemeliyiz. Adalar Denizi’ndeki silahlandırılmış ve
işgal edilmiş adalara derhal müdahale edilmelidir. Nesillerinizin ileride
utanmaması adına bunu yapınız. Doğu Akdeniz’deki kaynaklarda bizim de
hakkımızın olduğunu ileride sorun çıkarılmamsı bakımından tüm dünya
bildirilmelidir. Sade bir vatandaş olarak bunları istemek sanırım hakkımdır
diye düşünüyorum.


2. DİNİ DAYATMACILIK, YAYILMACILIK VE BÜYÜK İSRAİL


Eski Türkiye
mütedeyyin insanların yaşadığı Tanrı ile arasına gereksiz insan, cemaat ve
dinci grupların girmediği inancını asaleti ile yaşayan insanların bulunduğu bir
Türkiye idi. İslam’ı gerçek mecrasından çıkaran Emevi anlayışı ile güçlü bir
şekilde mücadele edilirken ülke şimdilerde mezheplerin, tarikatların,
cemaatlerin, dinci grupların devleti ele geçirmek için kıyasıya mücadele ettiği
bir noktaya gelmiştir. Gözleri örtülü gruplar bu arada Hıristiyanlığın
yükselişini görememişlerdir. Fıkhi ve İtikadi mezhepler ve bunların kolları
arasındaki tartışmalar, tarikatlar ve onların bölümleri içindeki anlamsız
siyasallaşma ve şirketleşme hareketleri Müslüman Kardeşler ideolojisi, daha da
ilerisi bir Müslüman ülkenin mezhep olduğu tam olarak ifade edilemeyen
Vahhabiliği ülkenin dini olarak kabul edip Müslümanlar arasında yayma isteği ve
diğer bazı meseleler, İslam’ı
bir mezhebe göre Cennet gidebilirsin, diğer bir mezhebe göre de Cehenneme
gideceksin noktasına getirmiştir.
  Sözde TANRI’nın varlığına
inananların İslam’ı böylesine çığırından çıkarmaları İslam adına utanç
vericidir.  İslam’ın mukaddes saydığı değerleri hiçe saymak, terör
orduları kurmak, insanlığa karşı suç işlemek, adam öldürmek, şehirleri yakıp
yıkmak ve de Hıristiyan dünyasından savaş makineleri almak İslam bu mudur?


Hıristiyan
dünyasında neler oluyor? Aslında Ortadoğu konusunda yazılanlar, çizilenler,
konferanslar, siyasi söylemlerin Hıritiyan’ların dünyaya bakış açılarından
değerlendirilmesi doğru olur kanaatindeyim… Bu Hıristiyan ve Yahudi alem ne
yapmak istiyor? Nereye nasıl gitmek istiyorlar? Müslümanları içinden çıkılamaz
bir hale getirdikten sonra amaçlarını gerçekleştrmek için önlerinde kalan engel
nedir? Neye inananarak dünyayı değiştirmek istiyorlar? Eski Ahit, Yeni Ahit, Kitab-ı
Mukaddes, Vadedilmiş Topraklar, Ahit Sandığı, Kutsal Kâse, Armageddon,
Metodistler, Neoconlar, Evanjelistler ve Mesih…


‘’Rab’bin Yeşu’ya buyruğudur:1.RAB, kulu Musa’nın
ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu’ya şöyle
seslendi:2. “Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün bu halkla birlikte
Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye
girin.3. Musa’ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size
veriyorum.4. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, büyük Fırat Irmağı’ndan – bütün
Hitit ülkesi de içinde olmak üzere – batıdaki Akdeniz’e kadar uzanacak’’.


ABD ve Batılı
müteffiklerinin tek gayesi kendilerine yol gösterdikleri sandıkları Tevrat ve
İncil’den esinlenerek Ortadoğu’da bulunan ülkeleri ve Türkiye’yi parçalamak,
bölmek, yok etmek ve de Türk’leri geldikleri yere Orta Asya’ya göndermek için
ayak oyunları dâhil her türlü desiseyi politika sahnesine sürmüşlerdir. ABD ve
geleneklerine sadakatla bağlı olan batılı devletlerin dini konularda ciddi
yaklaşımları olduğu bilinen bir gerçektir. Katolikler, Ortodokslar,
Protestanlar, Püritenler, Metodistler, Mormonlar, Neoconlar, Evanjelistler
ABD’de ve de Hıristiyan dünyasında siyasetin şekillenmesinde ve yönetimde
papazlarla başlayan halkı bıktıran yönetim biçimlerinden günümüze dek güçlerini
kullanarak gelmişlerdir. A. de Tocqueville 1850’li yıllarda ABD demokrasisinin
şekillenmesi ve demokratik rejimin gelişiminde dinin ve dini grupların önemine
dile getirmiştir. Püritenler ve onların devamı olan Evanjelistler Tanrı ile Hz.
İbrahim (MÖ.2000?-MÖ.3000?) arasında yapılan sözleşmenin önemini dikkate alarak
din anlayışlarına katı bir çerçeve çizmişlerdir. Peki, ABD Başkanlarından
Carter, Nixon, baba-oğul Bush’lar ve Trump’ı destekleyen evanjelizm nedir?
Evanjelizm, kesin bir ifadeyle dünyayı Hıristiyanlaştırma hareketi olarak
tanımlanmaktadır. Evanjelizm’de İsa Mesih önemli bir figür olup, Yeni Ahit’te
var olduğuna inanılan İsa Mesih’in söylediği ’’ Yeryüzünde ve gökte bütün
yetkiler bana verildi. Gidiniz tüm dünyada İncil’i, Hıristiyanlığı yayınız.’’
ifadesiyle ve de benzeri söylemlere dayanarak uzun süredir ABD’deki güçlerin
fikir birliği, bütünlüğü içinde dünyayı yeniden kurma yolundaki bir kalkışmadır. Siyonist Hıristiyan hareketi olarak
kabul edilen Evanjelizm’e göre İsa Mesih dünyaya ikinci kez geldiğinde
Yahudiler ve Evanjelistler kendilerine karşı olanlarla yani Yecüc ve Mecüc
ordusuyla savaşacaklar -Armageddon Savaşı, Kudüs’ün 55 Km. kuzeyinde Megiddo
Ovası-ve zafer onların olacak ve neticede Büyük İsrail kurulacak devamında da
Irak, Suriye başta olmak üzere tüm Arap ülkeleri Büyük İsrail’in hâkimiyetine
girecektir.
ABD’deki bu yapılar dikkatle izlendiğinde BOP’un, Arap
Baharı’nın, K.Afrika’daki isyanların, Ortadoğu’ya terör örgütlerinin
yerleştirilmesinin sebebi kolayca anlaşılmaktadır. 27 Kasım 1947’de Kudüs’ün
milletlerarası statüde bir şehir olarak kabul edilmesine rağmen, 1187’de
S.Eyyubi tarafından Haçlılardan alınan bu kutsal ve kadim şehir İsrail’e adeta
hediye edilmek istenmektedir. Niçin?


Ne kadar
doğrudur bilemem ama New York’taki Özgürlük Anıtı’nın ABD için kutsal
görsellerle dolu bir anıt olduğunu biliyor muydunuz? Bu heykelin başında
bulunan yedi tacın yedi kıtayı, sağ elindeki meşalenin barış ve huzuru, sol
elinde kitap ki, üzerinde 4 Temmuz 1776 ABD bağımsızlık bildirgesinin tarihi
yazılıdır ama aslında Kitab-ı Mukaddes’i temsil ettiği ileri sürülmektedir.
Sayın A.R.Bayzan’ın Türkiye’de Amerikan Misyonerleri adlı çalışmasının
başlangıç bölümünü tüm okurların dikkatine sunuyorum: “ABCFM’ye (The American Board of Commissioners for
Foreign Missions-Amerikan Protestan Misyoner Kuruluşu)  göre Türkiye
Türklerin değildir. Bir misyonerin ifadesiyle; ‘Biz Türkiye’de Hıristiyanlar ve
Hıristiyanlık için okul, hastane açıyoruz, ilaç götürüyoruz, modern tıbbı ve
eğitimi kuruyoruz. Türkler bizi istemeyebilir; ama oranın sahibi Türkler değil
ki…’ Bu güç oyuncularının hiç de acelelerinin olmadığını ve ölümü bile göze
aldıklarını belirtmek gerek. Protestan bir misyoner şöyle yazıyor:
Hıristiyanlığın en büyük ve en muntazam rakibi İslamiyet’tir. Türkiye en güçlü
Müslüman ülkedir. Gerekirse bu amaca ulaşmak için beş yüz sene bekleyeceğiz,
nihayet buna muvaffak olacağız. Ve unutmayalım ki, mukaddes hizmetimiz sona
erinceye kadar pek çok şehit kanı akıtacağız’’


Bir yanda
İslam’ın yüceliğini bir tarafa bırakıp teröristleşen Müslümanlar, bir tarafta
krallıklarında aç yatan halkına rağmen sefa içinde yaşayan Müslüman krallar,
başkanlar, yöneticiler, diğer taraftan İslam’ı yok etmek için emperyalist
ülkelerle işbirliği içinde olan hükümetler. Ne oluyoruz? Dünya zevkleri ve nimetleri sanırım
ahirettekilerden daha hoş geliyor? Başka bir cevabı var mıdır?

Diğer yandan Tanrı’nın Hz. İbrahim ile yaptığı anlaşma sonucu Arz-ı
Mev’ud-Eretz İsrail- için dünyayı yok etme pahasına savaşmak… Şayet dünyayı
yönetenler akıl, bilim ve tarihi geçeklerden uzaklaşarak efsanelerle ülkelerini
ve dünyayı yöneteceklerse vay halimize… Türkiye’de yönetimde söz sahibi olsun
olmasın tüm siyasilerin, yöneticilerin, yazarçizerlerin, din adamlarının,
komutanların ve aydınların bu meseleleri iyi öğrenmeleri geleceğimiz açısından
önemlidir. Hele benim dinim kutsaldır diyenler, milliyetçilik konusunda beka
ile yatıp beka ile kalkanlar ve halkçılık adına sokaklara dökülenler sizler
okuyunuz, okutunuz ki gerçekleri görebilesiniz. Güçlü olamazsanız gelecek
kuşakları bir kara deliğin içine atmış olursunuz…


Petrol,
doğalgaz yok, Türkiye’ye uluslararası arenada destek yok, Doğu Akdeniz’de
birlikte çalışma isteği yok, Adalar Denizi’nde Yunan’a ses çıkarma yok,
Türkiye’nin güney sınırlarındaki teröre şiddetle karşı çıkma aklılarına bile
gelmiyor. Ama ülkeye sığınmacı ithalatına destek var. Kimdir Türkiye’nin
yanında yer almayan bu ülkeler? Müslüman kardeşlerimiz! Yani ÜMMET!.


Artık bu ümmet
sevdasını bir yana bırakarak, bilim adamlarının, vatanseverlerin, monşerlerin,
inananların, tarihi gerçekleriyle anlatanların, Türkiye’nin geleceğini doğru
tanımlayan insanların sözlerine kulak veriniz. Halk aç, bitap, güvenliğinden ve
geleceğinden emin olmadan ne kadar dayanabilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış