ORTADOĞU DOSYASI /// Hüseyin Kuloğlu : Ortadoğu’da savaşlar, BOP ve dinlerarası diyalog


<www.yenimesaj.com.tr/ortadoguda-savaslar-bop-ve-dinlerarasi-diyalog -H1380638.htm> Hüseyin Kuloğlu : Ortadoğu’da savaşlar, BOP ve dinlerarası diyalog
Günümüzün uluslararası siyasetinde diğer ülkelere müdahale için kullanılan argümanların en başta gelenleri barışı ve istikrarı tesis etmek, demokrasiyi hâkim kılmak, insan haklarını hayata geçirmektir.
Barış ve istikrarı tesis etmekten kasıt, ya ülkeler arasında olan bir savaş var ise buna son vermek veya bir ülkede iç savaş ya da terör varsa bunu bitirip tekrar düzeni sağlamak.
Gelin görün ki, barış adına her iki türden müdahaleyi gerektiren olayları tetikleyen, tırmandıran, ülkeleri ve toplulukları birbirine düşürenlerle sonradan barışı sağlamak adına plan yapan perde arkasındaki güçler aynı. Önce devletler arası savaşı veya iç savaşı başlatıyorlar, sonra da kuzu postuna bürünüp barış için, insanlık için geldik diyorlar.
Tarih boyunca savaşların ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel vb. sebepleri hep söz konusu edilmiş, incelenmiştir. Barışın sağlanabilmesi için öncelikle savaşa neden olan anlaşmazlık konusunun adil bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekir. Adaletsiz bir anlaşmanın devamına imkân yoktur. Anlaşmazlık konusu maddi bir meseleden kaynaklanıyorsa çözüme ulaşmak daha kolaydır. Ama taraflar inançları sebebiyle bir kavgaya tutuşmuşlarsa kalıcı çözüm çok daha zor olur.
Savaşan taraflar arasındaki mücadele iki tarafın medeniyetlerinin topyekûn mücadelesidir. Maddi güç unsurları savaş öncesinde caydırıcı olabilir. Savaşın başlarında da maddi gücü üstün olan taraf lehine hemen etkisini gösterebilir.Ancak savaşın sonunu belirleyen, bir noktadan sonra tarafların savaşma azim ve kararlılığı olur. Maddi unsurlar yerini git gide manevi unsurlara bırakır. Savaş meydanında bir taraf üstün gelip karşısındakini kendi şartlarıyla bir barışa zorlasa da eğer savaşma azmi kırılamamışsa, manevi direnci yıkılamamışsa, kısa sürede barış bozulur, savaş tekrar başlar. İnanç sebebiyle yapılan savaşlar bu nedenle çok daha şiddetli ve uzun süreli olur. İnsanın en güçlü duyguları dinî duyguları olduğu için, bu duygulardan beslenen insanların savaşma azmini kırmak çok ama çok zordur. Bu nedenledir ki, inanç merkezli mücadeleler asla bitmiyor, bitmez. Hak ile batıl mücadelesi kıyamete dek sürecek. Bu mücadele bazen askerî güçlerin kullanıldığı açıktan yürütülen bir savaş olur, bazen başka vasıtalarla gizli gizli sürer. Daha tehlikeli olan da bu gizliden gizliye, asıl sebep açıkça söylenmeden yürütülendir. Karşı taraf meselenin aslından uzaklaştırılır, soğutulur, yumuşatılır, barış havası estirilir. Psikolojik savaş taktikleri devreye girer. Sonunda bir de bakmışsınız, zor kullanarak karşı tarafa yaptırılamayan her ne ise, karşı taraf bunu yapmaya gönüllü olmuş. El ele, kol kola her isteneni yapmayı görev bilir hale gelmiş. Kendi isteğiyle yaptığı için de ne düşmanlık var, ne savaş. Bu anlattığım tam da “dinlerarası diyalog” adı altında yürütülen bir tür psikolojik savaş. Din menşeli, sonucu ise dinî, siyasi ve ekonomik olarak Hristiyan dünyanın İslam alemi üzerinde kesin bir zaferi olarak hedeflenmiş sinsi bir savaş.
İnancından şüphe eden, onda bazı yanlışlıklar olduğunu düşünen insanın inancı uğruna savaş vereceği düşünülebilir mi? Ya da düşmanının da inancının hak olduğunu düşünürse, onunla inanç adına savaşabilir mi? Bu fitne tohumları dinlerarası diyalog ile insanımızın gönül dünyasına serpildi. Yahudi ve Hristiyan’ın birlikte hareket etti. Bu süreçte hep Müslüman halklar üzerinde çalışıldı. Bizim tarafta üç semavi din, İbrahimî dinler, Hristiyan ve Yahudilerin de cennete gideceği, dinler bahçesi, Hz. Muhammed’siz bir İslam dini gibi safsatalar anlatıldı durdu. Hep Müslüman yanlışta, aşırılıkta. Hep düzeltmeler, düzenlemeler Müslüman’a yönelik. Erkekseniz bunların benzerini dinlerarası diyalog diye Hristiyan veya Yahudi’ye bir söyleyin bakalım. Onların memleketlerinde böyle bir söylemle bir program icra etmeye kalkın bakalım.
Bu diyalog, papalık misyonunun, yani misyonerliğin 3’üncü bin yıldaki şekli. Ben veya biz Müslümanlar demiyoruz, bizzat papa söylüyor. Tıpkı haçlı seferleri gibi, papaların projesi. Tıpkı haçlı seferleri gibi bu da bir savaş. Peygamberimiz “harp hiledir” buyurmuş ya, tam öyle bir savaş. Baştan sona hile, yalan, aldatmacadan ibaret. Müslüman’a düşen akıllı olmak. Kur’an ve sünnet ışığıyla oyunu görmek. İş Müslüman ile mücadele noktasına gelince, Hristiyan ve Yahudi’nin beraber iş tutması kadar doğal ne olabilir ki. Bilmiyor muyuz ki “küfür tek millettir.”
Ortadoğu’da son yaşananlara bu açıdan bakınca taşlar yerine oturmuyor mu? Bu coğrafyaya müdahale etmek için, yerleşmek için bahane lazım. Önce İran-Irak savaşını başlat. Halklar arasında düşmanlık oluştur, devletleri savaş ile zayıflat; sen bu savaştan zengin ol, gücüne güç kat. Aman dikkat, sonunda bir barış olmasın ha! Sonra, işgal etmeyi düşündüğün devleti üçüncü bir ülkenin üstüne sal. Uluslararası kamuoyunu bu haksızlığa karşı birlikte harekete kolayca ikna et. Senin öncülüğünde ona sınırlı seviyede bir askeri müdahale ile yönetimi değiştir, ülkeyi üçe böl. Öyle böl ki, kendiliklerinden bir araya gelemeyecek kadar birbirlerine düşman, her sorunlarına çare olacak kadar seni dost bilsinler. Sonraki aşamada üçe bölünerek merkezî otoritesi zayıflatılan bu ülkede ülke içinde oluşturduğun ve dışardan getirdiğin terör örgütleriyle, İslamî terör örgütleriyle istediğin altyapıyı daha da uygun hale getir. Şimdi her şey hazır. Daha büyük bir askerî güçle ülkeye gir. Seni çiçeklerle karşıladılar değil mi? Senin gemi pupa yelken, tam yol ileri! Bir türlü getiremediğin insan hakları ve demokrasi için sürekli yeni bahaneler üret, bu bahanelerle varlığını daha da güçlendir. İlle de herkes bu oyunları yemez. Ama sen çok akıllısın. Çok daha öncelerden beri yürüttüğün dinlerarası diyalog, nihayet meyvelerini verecek. Onların manevi direnci kırılmış, gönül dünyaları karmakarışık, neye inandıklarını bilemez haldeler. Beyaz güvercin kılığına girmiş işbirlikçinin devreye girme zamanı. Davet, işgal edilmiş devletten, hem de devlet başkanından gelsin. Çok sıcak ve ısrarla davet edilsin. Gittiği yerlerde taşlar önceden döşenmiş, ayağına hiç çamur bulaşmayacak. Her yerde izzet-i ikram. Dilinden barışı, kardeşliği düşürmesin. Size kardeş olduğunuzu hatırlatmaya geldim desin. Hiç tasalanma, böldüğün her parçanın başındaki onun isteklerini emir kabul edecek. Geldiği gün bayram ilan edilecek. O günün anısına pullar basılacak.
Ne idi Büyük Ortadoğu Projesi? 22 İslam ülkesinin sınırları değişecek, yönetimleri değişecek. Ne adına? Sözüm ona Ortadoğu’da barış ve istikrar adına. Sakın sonunda bu 22 ülkenin kaynaklarının da el değiştireceğinden bahsedilmesin, o ülkelerdeki insanlar uyanmasın.
Irak Savaşı için ne diyordu seçim propagandasında Bush? Haçlı seferi. Ne işleri varmış Irak’ta? Barış ve istikrar getiriyorlarmış. Amman ha, ABD yeni bir vatan arıyor, esas niyeti bu coğrafyaya yerleşmek. Sorunu çözüp gitmek değil, burada kalmak.
Esas gaye bu coğrafyada sınırlar yeniden çizilirken kendilerine yeni vatan, asıl stratejik müttefikine de arz-ı mevutu vermek ama hepsini değil. Bunca yükün altına girmesine karşılık, bu coğrafyada barınacağı yeni yurdu için biraz da o stratejik müttefik fedakârlık edecek elbet.
BOP, Haçlı seferi ve dinlerarası diyalog. Üçü birden, eşgüdüm içerisinde hareket ediyor. Aynıgayenin araçları. Din, siyaset, terör, ekonomi, savaş; hep içe, hep beraber aynı planın içinde. Bölgeyi kendi menfaatleri için bu hale getirenlerden de barış ve istikrar bekleniyor.
Bizi ayıktıran, daha Körfez krizinde esas hedefin Türkiye olduğunu söyleyen; Irak’ın işgalinin Türkiye’nin işgali anlamına geldiğini haykıran, bütün yapılanların ABD’ye yeni vatan ve İsrail’e arz-ı mevutun verilmesi için olduğunu anlatan, dinlerarası diyaloğun esas hedefinin yapılacak işgallere Müslümanların ses çıkarmaması, bilakis yardımcı olması için onu Hristiyan ve Yahudilerin uygun gördüğü şekilde inandırmak olduğunu delilleriyle ispat eden Haydar Hoca. İnsanlık alemi sana minnettardır!..