KITALAR & BÖLGELER : BALKANLAR & KAFKASLAR & ORTADOĞU & KÖRFEZ

Orta Doğu’nun Dramının Şifresi !.

Ülkemizin
tüm dikkati ister istemez Orta Doğu’ya ve özellikle Kuzey Suriye de süren
askeri harekâta yoğunlaşmış bulunuyor.  
Önce Fırat Kalkanı askeri harekâtı yapılmış ve İdlip bölgesi
teröristlerden arındırılmış, özellikle DEAŞ örgütü ayıklanmıştı.   Şimdi de benzeri bir askeri harekât Afrin
bölgesinde yapılmaktadır ve burada da öne çıkanlar gene terör örgütleri olan
DEAŞ, El Nusra ve hatta El Kaide grupları ile PYD ve PKK yandaşlarıdır.

Ülkemiz
bu eylemleri ile güney sınırımıza konuşlanmak isteyen terör gruplarını dışlamak
ve sınırlarımızdan olabilecek militan gruplarının sızmasını önlemek
amacındadır.  Bu talebinde haklıdır ve
uluslararası yasalar bizi desteklemektedir.

Gelinen
nokta ise Suriye’nin kuzeyinde başka devletlerin etkinlikleri olduğunu da
bizlere göstermektedir.  Suriye’nin kuzey
bölgesi Fırat’ın doğusunda ABD’nin, Suriye’nin kıyıya yakın batı şeridinde ise
Rusya’nın etkin olduğu alanlar konuyu karmaşık hale getirmiştir.  Ki, İran’ın da bazı bölgelere etkin olduğu ve
özellikle Lübnan da güçlü olduğunu anlıyoruz.

Şimdi
ana sorun, Türkiye ile ABD’nin karşı karşıya gelmesi noktasına
evirilmektedir.  Soruna diplomatik bir
çözüm bulunması için karşılıklı görüşmeler yapılmaktadır.  Umarız ortak bir çözümde buluşulur.

Ancak
bu konuya müdahil olan ana aktörün aslında İsrail Devleti olduğu nedense
gölgede kalmaktadır.  Çünkü günümüzde
ortaya çıkan bu bölgesel dramın altında İsrail’in stratejik plânının olduğu
anlaşılmaktadır.  1980 yılında kaleme
alınmış olan Oded Yinon makalesi bize günümüzün tablosunu anlatmaktadır.  Ze’ev Schiff imzalı yazının ana fikri “Büyük
İsrail Projesi” olarak biliniyor.  Burada
vurgulanan ana nokta ise, İsrail’in genişlemesi ve büyümesi konusudur.

İsrail’in
genişlemesi ve büyümesi demekle düşünülen kısa ve orta vadeli proje, Orta Doğu
kökenli Arap ve Müslüman devletlerin, Balkan devletleri örneğinde olduğu gibi
küçük parçalara ayrılarak bölünmeleri stratejisine dayanmaktadır.  Bunun meşru yönteminin ise bölgede mezhepler
arası düşmanlık ve nefret yaratarak hedefteki ülkeleri bölmek olduğu karar
altına alınmıştır.   Arzu edilen
bölünmeler nerede ise eyaletler ve küçük federasyonlar düzeyinde olmalıdır ki,
elde edilmeleri kolay olabilsin!

İsrail’in
bu projesinin gerçekleşmesinde, enerji kaynaklarına sahip olmak niyetindeki
ABD’nin büyük gücüne gereksinim duyduğu açıktır.   Zaten ABD, Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ile
bölgeye girmek kararlılığındadır.  
İngiltere ise konuya müdahil olmak niyetindedir.

Seçilen
ilk hedef ülke, İran’la savaştığı için kısmen zayıflamış olan Irak
olmuştur.  Gerekçeler ise; ilk olarak
Saddam’ın katı yönetimi öne çıkarılarak Irak’a sözde demokrasi getirmek ve
ikinci olarak da Saddam’ın elinde nükleer silah vardır ve bölgeye tehdittir
bahanesi yaratılarak Baba Bush döneminde Irak saldırıya uğramıştır.  Bu ilk harekâtı izleyen diğer başkanlar
döneminde de senaryo aynen işlemiştir. 
Amaç, Irak’ta birer tane Şii ve Sünni devleti ile kuzeyde bir Kürt
federasyonu yaratmaktı.  Halen tablo
budur ve henüz sular durulmamıştır.

Suriye
ikinci hedeftir ve İsrail’in hemen doğusunda yer alan önemli bir topraktır.  Burada da aynı gerekçelerle mezhepsel
ayrımlar kamçılanmıştır.   Bu ayrılıkları
güdümlemek üzere araya terör grupları monte edilmiştir.   El Nusra, El Kaide ve DEAŞ halen etkin
güçler olarak sahnededirler.  Özellikle
DEAŞ denen grubun İsrail Gizli İstihbarat Servisi ve ABD destekli olduğu
anlaşılmaktadır.  Hepsi Müslüman kökenli
olan bu örgütler, ne ilginçtir ki çok uzun yıllar boyu Müslümanlarca düşman
kabul edilen Yahudilere bir kurşun dahi sıkmamışlar ve sadece Müslüman olan
Irak ve Suriyelilere saldırmışlardır. 
Maalesef ülkemizde hedefe girmiştir. 
DEAŞ grubu arasında batılı cani teröristlerin varlığı da
bilinmektedir.  Hatta bazı DEAŞ yaralılarının
İsrail de tedavi edildiği de saptanmıştır.

Suriye’nin
parçalanma planı ise şöyle düşünülmüştür; kıyı şeridi Şii, Halep ve civarı
Sünni, Şam’ın etrafı ise Halep grubuna hasım gene Sünni ve Golan tepeleri
civarı da Dürzi grupların yer aldığı küçük federatif devletçikler
olacaktır.   Halen sorun sayılan Esad’ın
gönderilmesi ile ortaya çıkacak boşluk, stratejik plana göre böylece
yapılandırılacaktır.

Ürdün,
küçük bir devlet olduğundan kısa vade için değil, orta ve uzun vade için
çözümlenecek bir lokma olarak kenarda bekleyecektir.  Mısır, daha önce İsrail ile kapıştığı ve
halen ABD tarafından kontrol altına alınmış olduğundan şimdilik Büyük İsrail
Projesi’nin bekleme odasındadır.

İşte
bu stratejinin ana fikri İsrail bayrağında özetlenmiştir.  Ana amaç Nil’den Fırat’a kadar tüm bölgeye
egemen olmak idealidir.  Bunun işareti,
İsrail bayrağının alt ve üst kenarlarında görülen mavi şeritlerdir ki, bu
şeritler Nil ve Fırat’ı simgelemektedir.  
Ki, bu kararın İncil de yazılı bir ayet uyarınca tarihsel geçmişi
olduğuna da inanılmaktadır.

Türkiye
ise mezhepsel yakınlık ve Neo Osmanlıcı bir taraf olmak yanlışına kapılarak
konuya dâhil olmuştur.   Şimdi ise bu
hatanın onarımı için TSK görevlendirilmiş bulunuyor.   Mübarek şehitlerimizin sayısı artmadan bu
sıkıntılı dönemi kısa sürede aşmayı diliyorum.

ABD,
Büyük İsrail Projesi’ne destek vererek hem Yahudi cemaatine katkı sağlamaktadır
ve hem de Suriye’nin kuzeyindeki petrol alanlarını elinde tutmak
niyetindedir.  Rusya ise uzun yılların
rüyası olarak sıcak denizlere açılmak planını gerçekleştirmek üzere Suriye’nin
kıyı şeridine yerleşmiştir.  Biz ise
Neo-Osmanlı rüyasının karabasanını yaşamak nedeni ile Suriye’nin kuzeyindeyiz
ve Orta Doğu dramının bir gariban oyuncusu rolündeyiz!

AK-ŞAKA
olarak Orta Doğu Dramından benim anladığım da işte budur!..
































































Erdal
Akalın (14.02.2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir