“Bölgesel
Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi


Türkiye’nin
bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu
zamana kadar tartışılagelen mevzulardan biridir. Türkiye, Osmanlının varisi
olması sebebiyle bölgesel güç olma potansiyeline sahip bir ülke, üstelik 1934
Balkan Atlantı ve 1937 Sadabat Paktı ile bölgesel güç olduğunu tescillemiş bir
devlettir. Daha henüz yeni kurulan bu devletin bölgesinde etkin ve sözünün
muteber olması her Türk vatandaşı için gurur kaynağıdır. Türkiye Cumhuriyet’i
Devletinin mazisi hususiyetle dış politikadaki omurgalı duruşu ve pragmatik
yaklaşımları misalleri ile mevcuttur.


İkinci
Cihan Harbi’nin ayak seslerinin duyulduğu 1933’ten (Hitler’in iktidara gelmesi)
itibaren Türkiye, adımlarını daha dikkatli atmaya çalışmış ve Avrupa’da yaşanan
kargaşadan faydalanarak Boğazlar’ın statüsünün değişmesini talep etmiş ve
1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır. Krizi fırsata çeviren Türkiye
ilerleyen yıllarda SSCB’nin Boğazlardan üs talep etmesi ve ülke
topraklarına göz dikmesi Türkiye’yi taraf olmaya itmiştir. Türkiye’nin tarafı
Batı Bloku olmuştur. Türkiye’deki karar alıcıların Batı Blokuna kayıtsız
şartsız teslim oluşları Türkiye’nin bölgesel güç değil Bölgesel
Kukla
olmasını ve 1950’lerde NATO’ya üye
olmamız ile birlikte SSCB için Bölgesel Düşman statüsüne gelmemiz sağlanmıştır.


1962
Küba Krizi sonrası ABD, Sovyetlerin Küba’da Füze yerleştirmekten vaz
geçmelerine mukabil Türkiye’deki Jüpiter Füzelerini sökmesi Türkiye’deki Amerikan
karşıtlığının başlangıcı olmuştur. Daha sonraları Kıbrıs
Meselesi
hususunda 1964 Johnson Mektubu ve 1974 Kıbrıs Barış
Harekâtı
, 1 Mart Tezkeresi, Çuval hadisesi ve 15 Temmuz darbe
girişimi takip etmiştir. Ankara, yaşanan her menfi hadise sonrası yönünü
Moskova’ya çevirmesi sonrasında ise Batılı müttefikleri ile tekrar yakın
ilişkiler kurması Türkiye’nin politikasını sorgulatır hale getirmiştir. En son
yaşadığımız 15 Temmuz hadisesi sonrası Batı’nın Türkiye’ye destek vereceği
yerde sessiz kalması ve bunun mazereti olarak ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
despotik tavırlarının gösterilmesi yakışıksız ve mesnetsizdir. Batı’nın sessiz
kalmasının asıl sebebi, istedikleri planın Türkiye’de tutmaması sonucu
yaşadıkları hayal kırıklığıdır.


Cumhurbaşkan’ı
Erdoğan’ın 15 Temmuz Darbe teşebbüsü sonrası ilk yurtdışı ziyaretini Moskova’ya
yapması Türkiye’nin, Batı’ya ve ABD’ye karşı yeni oyuncular ile yola devam
edeceğinin işaretini vermiştir. Türkiye kuruluşunun ilk yıllarında
gerçekleştirdiği bölgesel güvenlik paktlarının yeniden tesisi için harekete
geçmelidir. Türkiye Bölgesel Güvenliğini,  Batı’nın veya okyanus ötesinin
telkinleriyle değil sıkıntı yaşanan coğrafyalardaki yerel güçler ve o
coğrafyada etkin olan unsurlar ile hareket ederek çözüm yolları aramalıdır.


Türkiye,
bölgesinde yaşanan gelişmelere tam manasıyla hâkim olup ve bunları
yönlendirdiği takdirde Bölgesel Güç olmanın hakkını vermiş olacaktır.
Aksi halde bölge gerçeklerini bilmeden, anlamadan, olası senaryoları dikkate
almadan fevri hareketlerde bulunmak başta Türkiye olmak üzere bölge için
felakettir. Türkiye’nin, Mısır’da iktidara gelen Sisi’nin darbeci olması
sebebiyle ilişkilerini kesmesi, Suriye’de iktidarda olan Esad’ın Rusya’ya yakın
olması ve İran ile yakın ilişkilerine rağmen Türkiye’nin okyanus ötesinin
telkinleriyle Esad’ı devirmeye çalışması, Irak’ta yaşanan gelişmeler ve yanlış
tutumlar, Kafkasya’daki meselelere Rusya merkezli değil Amerikan merkezli
yaklaşımlar ve bölgede etkin güç olan İran ve Rusya’nın dikkate alınmadan
yapılan tüm hamleler Türkiye için maliyetli olmuştur.


15
Temmuz sonrası Türkiye’nin dış politikada yeni bir sürece başladığını söylemek
gerekir. Ancak bu sürecin daha fazla fayda sağlaması ve bölgesel güvenliliğin
tesisi için karşılıklı güven oluşturulmalıdır. Moskova Deklarasyonu bu
açıdan büyük önem arz etmektedir. Rusya, İran ve Türkiye’nin Suriye’de yaşanan
krize çözüm yolu sağlamak için toplanmış olmaları ve sonuç olarak 8 maddelik
bir deklarasyon ilan edilmiş olması bölge barışı için müspet bir gelişme
olmuştur. Deklarasyonun ilk maddesi “ İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok
dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap
Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne
saygılarını bir kez daha ifade ederler.”
Maddesi Türkiye’nin Suriye
politikasının değiştiğini geçte olsa bölgesel gerçeklerin farkına varıldığının
beyan edilmiş halidir. Ancak bu veya bu tarz deklarasyonların üç ülke
tarafından daha önceki zamanlarda beyan edilmiş olsaydı Suriye’de yaşanan
insani kriz bu boyutlara ulaşmayabilirdi.


Bölgede
huzurun, güvenliğin, refahın ve selametin tesisi için hiçbir bloka mensup
olunmaması gereklidir. Aksi halde ülkeler arasında yaşanan gelişmeler
güvensizlik üzerine kurulamayacağından sarsıntılar yaşanacaktır. Türkiye’nin NATO
üyesi olması bölgede İran ve Rusya başta olmak üzere birçok ülkeyi tedirgin
ettiği gerçektir. Türkiye’nin soğuk savaş döneminde üye olduğu NATO
artık amacını gerçekleştirmiştir. Türkiye, NATO’dan
ayrılmalı ve bölgesel paktlar kurmalıdır. Ne Rusya’nın ne de ABD’nin
başını çektiği ittifaklara üye olmak Türkiye için tehlike arz etmektedir. Yanı
başında bulunan Suriye meselesini ABD’nin telkinleriyle politika üreten Türkiye’nin
daha sonraları fevri davranması ve Suriye bataklığına hayaller ile dalması
Türkiye’yi zorlamıştır.


Türkiye’nin
sahip olduğu Bölgesel
Güç
potansiyelini keyfi politikalar ve maceralar ile heba
etmesi Bölgesel
Hiç
olmasını sağlayacağından ötürü, devleti yöneten karar
alıcıların daha dikkatli olması gerekmektedir. Aksi halde bin yıllık devlet
geleneği tecrübesi olan Türkiye’nin, basit oyunlara kurban gitmesi kaçınılmaz
olacaktır. Türkiye’nin İran ve Rusya ile birlikte Moskova Deklarasyonuna imza
atarak Esad gerçeğini kabul etmeleri ilk kertede müspet bir gelişme olmuştur.
Aynı deklarasyonun bu sefer Türkiye’nin teşebbüsleri ile Irak, Mısır,
Ermenistan, Yunanistan ve Bulgaristan ile de ayrı ayrı deklare edilmesi
bölgesel huzur ve refahın tesisi için önem arz etmektedir. Türkiye’nin, yapacak
olduğu bu olası girişimler ile uzun süredir kaybetmiş olduğu Bölgesel Güç
statüsünü yeniden elde etmesi kuvvetle muhtemeldir.


Selçuk ÖZÇELİK, Giresun Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet