Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Türkiye’nin Nükleer Enerji Macerası
ve Akkuyu Nükleer Santrali : Bilinenler ve Bilinmeyenler


KAYNAK : http://bilimveaydinlanma.org/turkiyenin-nukleer-enerji-macerasi/


Ülkemizde pek çok sonuçsuz girişimin ardından
AKP iktidarı enerji alanında piyasacı bir çerçeve içinde nükleer enerji üretimi
düğmesine bastı. Berberinde birçok tartışmayı da başlatarak! Bu raporda kısaca
nükleer güvenlik yaklaşımlarına değinilerek, Akkuyu Nükleer Santral Projesi
özelinde Türkiye’nin nükleer macerası, nükleer alandaki kurumsal yapılanma ve
mevcut sorunlar incelenmiştir.


Kolektif Yaşamı Kurgulama Bilim Alanı Enerji
Komisyonu Raporu


Giriş


Halihazırda inşaatı sürmekte olan Akkuyu
Nükleer Santral Projesi AKP iktidarının tüm “mega” projeleri gibi kuralsız ve
denetimden azade bir şekilde ilerliyor. Ülkemizde İkinci Dünya Savaşı’nın
ardından gelen pek çok sonuçsuz girişimin ardından AKP iktidarının enerji
alanında piyasacı bir çerçeve ile birlikte nükleer enerjiden yana tavır
koyması, nükleer projelerin gerçekleştirilmesi için diğer enerji tesislerinden
ayrı bir düzenleme ihtiyacını beraberinde getirdi. Nükleer tesislerin
güvenliği, projelerin hassasiyeti ve emniyet gerekleri bahane edilerek yargı ve
Sayıştay denetimleri ile Kamu İhale Kanunu’nun getirdiği kısıtlardan
kurtulmanın yolu olarak nükleer santral projelerinin teknoloji sahibi ülkelerle
yapılan ikili anlaşmalar çerçevesinde yürütülmesi tercih edildi. Bu çalışmada
kısaca nükleer güvenlik yaklaşımlarına değinilerek, Akkuyu Nükleer Santral
Projesi özelinde Türkiye’nin nükleer macerası, nükleer alandaki kurumsal
yapılanma ve mevcut sorunlar incelenmiştir.


Nükleer güvenlik


Birleşmiş Milletler bünyesinde uluslararası
anlaşmalarla belirlenen çerçevede tüm dünyada nükleer tesisler yer seçiminden
söküm aşamasına kadar ortaya çıkabilecek risklere karşı düzenleyici denetim
altında tutulmaktadır. Bunun için ülkelerde “bağımsız” düzenleyici kurumların
bulunması gerekmektedir. Nükleer güvenliğin sağlanmasında hem ulusal nükleer
düzenleyici kurumların hem de uluslararası organizasyonların mevzuatları ve
dokümantasyonu dikkate alınmaktadır.


En genel anlamıyla nükleer güvenlik; tesis
sistemlerinin ve tesis personelinin kazaların oluşmasını önleme, kazanın olması
durumunda ise kaza sonuçlarını en aza indirgeme yeteneği olarak anlaşılmalıdır.
Nükleer Güvenlik Sözleşmesi uyarınca nükleer güvenliğin sağlanmasında birincil
sorumluluk nükleer düzenleyici kurumdan lisans almış tesis sahibine aittir [1].


Bu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı sonrasında
ABD dışındaki ülkelerde tesisler doğrudan devlet kurumları veya devlet
şirketleri tarafından kurulurken makul görünmüştür. Ancak günümüzde enerji
alanındaki piyasalaşma ile diğer enerji tesisleri gibi nükleer tesisler de
devlet kurumlarınca denetlenen ancak özel şirketler tarafından işletilen
tesisler haline dönüşmüştür. Düzenleyici kurumlar tarafından talep edilen
güvenlik önlemleri, maliyet artırdığı, enerjide kesintiye neden olabileceği ve
sosyal kabul açısından sorunlar yaratabileceği için siyasal iktidarlar
tarafından baskılanmakta veya çoğu zaman düzenleyici kurumların büyük enerji
şirketlerine verili piyasa ilişkileri nedeniyle yaptırım uygulayamadıkları için
gerekli tedbirler alınamamaktadır.


Bunun en acı örneğini insanlık Fukuşima
felaketi ile yaşamıştır. 2002 yılında işletici şirket TEPCO’nun 16 yıl boyunca
teknik raporları değiştirerek sistemlerdeki arıza ve kazaları düzmece raporlar
ile gizlediği ortaya çıkmış, TEPCO’nun işlettiği santraller işletmeden
çıkarılmıştır. Ancak 2003 yılında santrallerin kapanması ile oluşan enerji
açığının Japon ekonomisine getirdiği yük, TEPCO’nun siyasetçilere ve
siyasetçilerin de düzenleyici kuruma baskısıyla sonuçlanmıştır ve kimi yüzeysel
önlemlerden sonra santraller tekrar devreye alınmıştır. Düzenleyici kurumun,
kazanın hemen öncesinde kimi ekipmanların bakımının yapılmadığını ve nükleer
güvenlik zaaflarının olduğunu tespit etmesine karşın işletici şirket gerekli
önlemleri almamış ve felaket yaşanmıştır.


Türkiye’nin nükleer enerji macerası


Türkiye 1. Cenevre Konferansı sürecinde 1955
yılında “Barış İçin Atom Projesi” çerçevesindeki anlaşmayla bu alanda ABD ile
anlaşma imzalayan ilk ülke olmuştur. Anlaşmayı takiben 1956 yılında düzenleyici
kurum olarak Başbakanlığa bağlı Atom Enerjisi Kurumu (AEK) kurulmuş, 1957
yılında Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulan Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı (UAEA)’na üye olunmuştur. Türkiye bu ajansın kurucu üyelerindendir.


1961 yılında Çekmece Nükleer Araştırma ve
Eğitim Merkezi’nde (ÇNAEM) 1 MW gücünde bir araştırma reaktörü devreye
alınmıştır. 1964 yılındaki 3. Cenevre Konferansı’nı takiben dünyada nükleer
santrallerin inşasına hız verilmiş, büyük güçlü ticari nükleer santraller
1969-70 yıllarından sonra artan bir hızla işletmeye girmişlerdir. Türkiye’de de
ilk defa 1960’ların ortasından itibaren bir nükleer santral için fizibilite
çalışmaları yapılmış ancak 1970 – 1971 yıllarındaki ekonomik ve politik koşullar
nedeniyle bu plan hayata geçirilememiştir.


İkinci girişim 1970 yılında kalkınma
perspektifi ile bir kamu tekeli olarak kurulan Türkiye Elektrik Kurumu (TEK)
öncülüğünde nükleer santral kuruluşuyla ilgili çalışmaları yürütmek üzere
Nükleer Santraller Dairesi’nin kurulması ile başlamıştır. 1974 – 1975 yılları
arasında yapılan yer belirleme çalışmaları neticesinde özellikle nüfus
yoğunluğu ve deprem yönünden en uygun yer olarak Akkuyu sahası seçilmiştir.
1976 yılında AEK Akkuyu sahasının uygun olduğuna karar vermiştir.  Yer
belirlendikten sonra 1977 yılında yapılan ihale sonucunda Asea Atom – Stal
Laval – Spie Batignolles şirketler grubu ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK)
arasında müzakereler başlamıştır. Uzun süren sözleşme görüşmeleri karara bağlanamamış
ve 12 Eylül darbesinin ardından ihale sonuçlandırılamamış ve çalışmalar
sonuçsuz kalmıştır.


Üçüncü girişim 12 Eylül darbesinden sonra 1983
yılında zamanın Cumhurbaşkanı tarafından, Türkiye’nin üç adet nükleer santral
kurmaya karar verdiği ve tüm ihale, mühendislik, imalat, tesis, işletme, yakıt
temini ve kullanılmış yakıtların depolanmasını yürütmek üzere Nükleer Elektrik
Santralleri Kurumu’nun (NELSAK) kurulduğunun açıklanması ile başlatılmıştır.
İhale TEK tarafından düzenlenmiş ve santralin yap-işlet-devret modeli ile
yapılması öngörülmüştür ancak finansman sorunları yüzünden ihale
sonuçlandırılamamış ve görüşmelerin kesilmesini takiben Çernobil kazasının
gerçekleşmesi ihalenin iptal edilmesine ve çalışmaların sonuçsuz kalmasına yol
açmıştır.


Dördüncü kez nükleer santral kurma girişimi
yine Akkuyu sahası için 1996 yılında yapılan ihale ile gerçekleşmiştir.
Değerlendirme sürecinde ihalenin sonucunun açıklanması altı kez ertelenmiş ve
2000 yılında ihale Bakanlar Kurulu toplantısında nükleer santral yapımı için
elverişli koşullar oluşuncaya kadar Türkiye‘nin Nükleer Programı’nın
ertelenmesine karar verildiğinin açıklanması üzerine Bakanlar Kurulu Kararı ile
ihale iptal edilmiştir [2].


AKP iktidarında da nükleer enerji dönem dönem
gündeme gelmiş; 2006 yılında TBMM KİT komisyonunda TAEK tarafından 43 kritere
bakılarak nükleer santral kurulumu için 8 adet yerin incelendiği ve sonuçta
Sinop’ta nükleer teknoloji merkezi ve hemen yakınında nükleer reaktörlerin
kurulmasına karar verildiği belirtilmiştir. Bugün ÇED çalışmaları süren Sinop
sahası da bu şekilde belirlenmiştir [3].


Beşinci girişim ise “Nükleer Güç
Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun
Tasarısı”nın 8 Mayıs 2007 tarihinde mecliste kabul edilerek yasalaşmasını
takiben başlamıştır. 2008 yılında yapılan yarışma sonucunda Rusya menşeili VVER
tasarımının yarışma ölçütlerini sağladığı belirtilmiş ancak 2009 yılında
Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla nükleer santral kurmak üzere
yapılan bu girişim de başarısız olmuştur.


Yukarıda sıralanan pek çok sonuçsuz girişimin
ardından, projelerin sürekli yargı yoluyla iptal edilmesinin önüne geçmek,
Sayıştay denetimlerinden ve Kamu İhale Kanunu’ndan muaf tutabilmek adına
santral projesinin uluslararası ikili anlaşmalar ile yapılması yoluna
gidilmiştir. Bunun sonucunda 2010 yılında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Akkuyu Sahası’nda
Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin
Anlaşma” imzalanmıştır. Bugün Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşası 1976 yılında
karar verilen sahada bu anlaşma çerçevesinde yürütülmektedir [4].


Bu anlaşmanın ardından kurulması planlanan
ikinci nükleer santrale için, Japonya ile 2013 yılında Sinop’ta bir nükleer
santral kurulmasına ilişkin anlaşma imzalanmıştır [5].


Nükleer projeleri nasıl ilerliyor?


Nükleer enerji programı olan tüm ülkelerde bu
alanı düzenleyecek ve yer belirleme aşamasından söküm aşamasına kadar tüm
süreci denetim altında tutacak “sözde” bağımsız düzenleyici kurumlar
bulunmaktadır. Buna örnek olarak Rusya Federasyonu’nda Rostekhnadzor,
Japonya’da NRA, Fransa’da ASN, Amerika Birleşik Devletleri’nde NRC sayılabilir.


Türkiye’de bu görev Cumhurbaşkanlığı sistemine
geçişin ardından yapılan son düzenlemelere kadar Türkiye Atom Enerjisi Kurumu
(TAEK) tarafından ulusal mevzuat ve UAEA tavsiyeleri çerçevesinde
yürütülmüştür. Ancak 9 Temmuz 2017’de mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
702 sayılı “Nükleer Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Nükleer
Düzenleme Kurumu (NDK) ve Nükleer Teknik Anonim Şirketi (NÜTED) kurulmuş ve
TAEK’in kimi görevleri bu kurumlara devredilmiştir. Yeni dönemde bu kurumların
nasıl çalışacağı hâlâ belirsizliğini korumaktadır.


Ayrıca her nükleer tesisin düzenleyici
kurumdan lisans alan bir kurucusu / işleticisi olması gerekmektedir. Kurucu;
tesisin yapımından, işletmesinden ve bir kaza durumunda doğacak tüm zararlardan
sorumludur. Bu sorumluluk uluslararası anlaşmalarla belirlenmiştir. Bu
sorumluluğun taşınabilmesi için dünyada genel eğilim nükleer santrallerin
devlet tarafından doğrudan veya devlet şirketlerince kurulması yönündedir.
Ancak Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere kimi ülkelerde özel
şirketler nükleer santralleri kurmakta ve işletmektedir. Ülkemizde inşa
edilmekte olan Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurucusu da %100 Rus sermayesi ile
kurulan özel bir şirket olan Akkuyu Nükleer A.Ş.’dir. Dolayısıyla olası bir
kaza durumunda tüm sorumluluğun bir anonim şirketin sırtına bineceği, zamanla
anonimleşeceği ve zararın karşılanamaz hale geleceği düşünülebilir.


Mevcut sisteme göre şirket öncelikle kurucu
olabilmek için TAEK’e başvurur ve değerlendirme sonucunda “kuruculuğu” kabul
edilir. Ardından belirlenen yer için yer lisansı, kurulacak santral için inşaat
lisansı ve santral kurulduktan sonra işletme lisansı alınması gerekir. Nükleer
santraller dahil bütün nükleer tesislerin lisanslama süreci Nükleer Tesislere
Lisans Verilmesine İlişkin Tüzük’te tanımlanmaktadır.


Nükleer lisanslama sürecine paralel olarak her
proje için olduğu gibi nükleer santraller için de ÇED raporu hazırlanması ve
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca olumlu karar verilmesi gerekmektedir.


Bunlara ek olarak, santralin elektrik
üretebilmesi için Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) üretim lisansı
alması ve ürettiği elektriği devlete satabilmesi için ise Türkiye Elektrik
Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETAŞ)  ile anlaşma yapması gerekmektedir.
Akkuyu’da üretilecek elektriğin satışı için gerekli koşullar uluslararası
anlaşmada belirlenmiştir.


Projenin uygulanması için gerekli çerçeve ise
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye
Cumhuriyeti’nde Akkuyu Sahası’nda Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve
İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma” ile çizilmiştir. Varılan mutabakat
uyarınca anlaşmanın uygulanmasından Rus tarafı adına Rosatom, Türk tarafı adına
ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) sorumludur.


Santrali kim kuracak? Kim işletecek?


Rus sermayesi ile kurulan özel bir şirket olan
Akkuyu Nükleer A.Ş anlaşma uyarınca üretilen elektrik de dâhil olmak üzere
santralin sahibidir. Yani diğer bir değişle Akkuyu Nükleer Santrali Türk
topraklarında bir Rus santrali olacaktır.

Yine anlaşma uyarınca Rus tarafının şirketteki toplam payı hiçbir zaman %51’den
az olamaz. Şirketin geri kalan azınlık hisselerinin dağıtımı, her zaman, ulusal
güvenlik ve ekonomi konularında ulusal çıkarların korunması amacıyla her iki
tarafın rızasına bağlı olacak şekilde tarif edilmiştir. Santralin inşası için
yüklenici olarak, Rosatom’un yurtdışındaki nükleer santrallerin inşaatı ve
modernizasyonu alanında faaliyet gösteren Atomstroyexport şirketi
belirlenmiştir.


Santralin kurulacağı Akkuyu sahası 1976
yılında çıkarılan lisansı ve mevcut altyapısı ile birlikte bedelsiz olarak
santralin söküm sürecinin sonuna kadar şirkete tahsis edilmiştir. Yani şirket
arazi için de devlete herhangi bir kira ödemeyecektir.


Santral her biri 1200 MW gücünde 4 reaktörden
oluşacak ve Rusya’da inşaatı devam eden Novovoronejskaya-2 santralinin bir
benzeri olacaktır. Santralin işletme ömrü ise 60 yıl olarak öngörülmektedir.
Santral için gerekli ekipmanların çoğu Rusya’dan temin edilecek, Türkiye’den
esas olarak inşaat ve montaj işleri için tedarik yapılacaktır [6].


Santralin ekonomisi


Uluslararası anlaşma ile Türkiye Elektrik
Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ); ilk iki ünitenin üreteceği enerjinin
%70’ini, üçüncü ve dördüncü ünitenin üreteceği enerjinin %30’unu, 15 yıllık bir
satın alma anlaşması süresince, KDV hariç 12,35 ABD senti/ kWh ortalama
fiyattan satın almayı garanti etmiştir. Bir diğer deyişle şirket ilk iki
ünitenin işletmesinden kazanılacak garantili finansman ile diğer iki üniteyi
inşa edecektir.


Ülkemizde sürekli gündemde olan araç garantili
köprüler, hasta garantili hastaneler, yolcu garantili havalimanları gibi
nükleer santral de elektrik alım garantisi ile yapılmaktadır.


Anlaşmanın yapıldığı yıl itibarıyla satın alma
anlaşması ortalama fiyatı, 2009 yılı vergi hariç sanayi elektriği son kullanım
fiyatının (11,20 ABD senti/ kWh) çok az üzerindeyken, vergi hariç konut
elektriği son kullanım fiyatının (12,95 ABD senti/kWh) çok az altındadır [7].


Bugüne gelindiğinde ise; 2017 yılında
elektriğin Piyasa Takas Fiyatı (PTF) aritmetik ortalaması 2016 yılına göre
%16,53 artışla 163,84 TL/MWh olarak hesaplanmıştır. İçinde bulunduğumuz yılda
dövizdeki dalgalanma nedeniyle özellikle Temmuz ayından itibaren PTF 250-300
TL/MWh bandında seyretmektedir. Dolar sent cinsinden hesaplandığında 2017 yılı
ortalama PTF 3 ABD senti/ kWh, 2018 yılı Temmuz ayından itibaren ise 4,5-5,5
ABD senti/ kWh bandında seyretmektedir. Döviz kuru arttıkça anlaşma gereği
Akkuyu Nükleer Santrali oldukça pahalı bir santral haline gelmektedir [8].


Santralin alım garantisi bittiğinde
uluslararası anlaşma uyarınca, şirket santralin işletme ömrü boyunca yıllık
bazda net kârının %20’sini Türk tarafına verecektir. Diğer bir deyişle
santralin yatırım maliyetini kurtaracak yüksek fiyatlı alım garantisi
bittiğinde devlet, şirketin piyasa fiyatlarından yaptığı enerji satışından elde
ettiği kârın %20’sini alacaktır.


Proje hangi aşamada?


2010 yılında anlaşmanın imzalanmasının
ardından projeyi yürütecek Akkuyu Nükleer A.Ş. kurulmuş ve Akkuyu sahası
şirkete tahsis edilmiştir. 2012 yılında ÇED süreci başlamış ve Mart 2012’de
halkın katılımı toplantısı yapılmıştır. Yine aynı yıl 1976’da çıkarılan yer
lisansı güncellenmiş ve TAEK tarafından kabul edilmiştir.


Yaklaşık üç yıl süren ÇED süreci sonunda
Aralık 2014’te olumlu ÇED raporu alınmıştır. Kararı takiben Nisan 2015’te
Akkuyu’da bir temel atma töreni düzenlenmiş ancak atılan temelin santrale değil
“kıyı yapılarına” ait olduğu açıklanmıştır. Ardından Suriye’de Rus Hava
Kuvvetleri’ne ait bir uçağın düşürülmesi ile başlayan gerilim sürecinde proje
duraksamıştır. Siyasi krizin aşılmasının ardından Haziran 2017’de EPDK
tarafından üretim lisansı, Nisan 2018’de ise TAEK tarafından nükleer santralin
1. ünitesi için inşaat lisansı verilmiştir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre,
şu anda santralin 1. ünitesinin inşaatı devam etmektedir ve 2023 yılında bu
ünitenin işletmeye alınması planlanmaktadır.


Akkuyu’da yolunda gitmeyen ne?


Akkuyu Nükleer Santral Projesi iktidar tarafından
her fırsatta siyasi rant elde etmek amacıyla kullanılmaktadır. Örneğin Aralık
2014’te santralin ÇED raporu hakkında tam da Rusya Federasyonu Vladimir
Putin’in geleceği gün olumlu karar alınmış, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı
İdris Güllüce kendisine konu ile ilgili soru sorulunca kararı savunmuştur [9].
Benzer şekilde santralin temeli büyük bir siyasi törenle Nisan 2018’de yine
Putin’in ziyaretine denk gelecek şekilde atılmış, Haziran seçimleri öncesinde
bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Projenin siyasi rantının yüksek
olması nedeniyle proje üzerinde sürekli bir basınç oluşmaktadır.


Santralin işletmeye alınma tarihinin sürekli
olarak 2023 yılı olarak dillendirilmesi bu basıncın kanıtı olarak görülebilir.
Siyasi baskı sonucu “hızlandırılan” projelerin sonrasında felaketlere yol
açabildiğinin örnekleri tüm dünyada yaygındır.


Türkiye’de Pamukova Tren Kazası benzer bir
baskının sonucudur. Ankara-İstanbul arasındaki tren hattında yetersiz altyapıya
rağmen alelacele başlatılan hızlı tren uygulaması sonucunda onlarca yurttaş
yaşamını yitirmiştir. Benzer bir senaryo nükleer santral için düşünüldüğünde
daha büyük felaketlere yol açabileceği açıktır.


Diğer yandan düzenleyici kurum olan TAEK’in
bağımsızlığı ve gücü oldukça tartışmalıdır. Rusya Federasyonu ile Türkiye
Cumhuriyeti arasındaki uçak krizinde her fırsatta siyasetçilere Akkuyu Nükleer
Santrali’nin sorulması bu ve benzeri projelerin siyasi ilişkilerde koz olarak
kullanılabileceğini kanıtlamaktadır.


Dolayısıyla düzenleyici kurumun Rus tarafına
uygulayacağı her yaptırım siyasi kriz çıkarma potansiyeline sahip olacaktır.
Denetim kurumlarının neredeyse bütünüyle siyasi iktidar tarafından kontrol
edildiği günümüz Türkiyesi’nde, böylesine önemli bir projede düzenleyici
kurumun bağımsız ve tarafsız kalabilmesi imkânsız görünmektedir.


Benzer biçimde iktidarın önemli bir siyasi
argüman olarak kullandığı “yerli ve milli” tanımı çerçevesinde açıklanan Milli
Enerji ve Maden Politikası’na göre yerli ve yenilenebilir kaynaklardan
faydalanılması hedeflenmektedir. Ancak yukarıda belirtildiği üzere santral
hiçbir zaman Türk tarafına ait olmayacaktır. Benzer şekilde uluslararası
anlaşma ile santralde üretilecek elektriğin kaynağı olan uranyumun temini
şirketin tasarrufuna bırakılmıştır. Bu durumda yakıtın da Rusya Federasyonu’nda
temin edileceği açıktır. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında Akkuyu Nükleer
Santrali ne yerlidir ne de millidir. Santrali herhangi bir Rus santralinden
ayıran tek şey Türkiye topraklarında yer almasıdır.


Anlaşmada nükleer atıkların ve kullanılmış
yakıtların durumu netleştirilmemiştir. Kullanılmış yakıtlarla ilgili olarak
taraflarca mutabık kalınabilecek ayrı bir anlaşma ile Rus menşeli kullanılmış
nükleer yakıtın, Rusya Federasyonu’nda yeniden işlenebileceği belirtilmiştir.
Ancak bahsi geçen “anlaşma”nın akıbeti bilinmemektedir. Atıklarla ilgili olarak
anlaşmada sorumluluğun şirkete ait olduğu dışında bir ibare yer almamaktadır.
ÇED raporunda sahada bir atık depolama tesisinin de yer alacağı
belirtildiğinden atıkların sahada depolanacağı tahmin edilmektedir. Ancak
Türkiye’de şimdilik üç nükleer santral planlandığını düşünürsek, devletin
merkezi bir atık yönetimi politikasına ihtiyaç duyacağı açıktır. Ancak henüz
buna dair kamuoyuyla bir bilgi paylaşılmamıştır.


Santrallerin kurulacağı bölgelerde enerji
açığı bulunmadığı, ülke sanayisinin ekipman tedarik zincirinde yer alamadığı,
santralde çalışacak insan kaynağının bulunmadığı, kullanılmış yakıtlar ve
radyoaktif atıkların yönetimine dair bir plan olmadığı, olası bir nükleer
kazada uygulanacak acil durum önlemleri hakkında kamuoyunun
bilgilendirilmediği, teknoloji transferine ilişkin kayda değer hiçbir girişimin
olmadığı, yerli kaynak kullanımı ve yerli ekipman üretimi ile ilgili bir
tasarrufun bulunmadığı düşünüldüğünde, Türkiye’nin planlı bir nükleer enerji
programı olduğunu söylemek güçtür.


Son olarak; süratle piyasalaşan enerji
alanında kuralsızlık, plansızlık ve denetimsizlik hüküm sürerken ve tüm mevzuat
ve kurumsal mekanizmalar sermayenin önünü açmak üzere yeniden tasarlanırken,
nükleer enerji alanının bunun dışında kalması düşünülemez. Bu alanda atılan her
adıma ve yapılan her yeni düzenlemeye, sermayenin istediği gibi at
oynatabildiği, kuralsız ve göstermelik denetleme mekanizmaları ile bezenmiş bir
düzen kurguladığını bilerek yaklaşmak gerekir.


Kaynaklar


[1] Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Günümüzde
Nükleer Enerji (Rapor), http://www.taek.gov.tr/tr/2016-06-09-00-43-55/135-gunumuzde-nukleer-enerji-rapor/835-bolum-05-nukleer-guvenlik.html
(Son Erişim: 7 Kasım 2018)

[2] Kütükçüoğlu, A. (2007). Geçmişte Nükleer Alanda Yapılan Çalışmalar ve Son
Gelişmeler. Nükleer Enerji Sempozyumu. 2007: TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası.

[3] Türkiye Büyük Millet Meclisi Basın Açıklamaları, TBMM KİT Komisyonu, TAEK
Başkanı Çakıroğlu’nu Dinledi, https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=33590
(Son Erişim: 7 Kasım 2018)

[4] Resmi Gazete, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti
Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Akkuyu Sahası’nda Bir Nükleer Güç Santralinin
Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma, http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/10/20101006-6.htm
(Son Erişim: 7 Kasım 2018)

[5] Resmi Gazete, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında
Türkiye Cumhuriyetinde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin
Geliştirilmesi Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma, http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150523-1.htm
(Son Erişim: 7 Kasım 2018)

[6] Akkuyu Nükleer A.Ş., http://www.akkunpp.com/sirket-hakkinda
(Son Erişim: 7 Kasım 2018)

[7] Kumbaroğlu, G. (2011), Türkiye Açısından Nükleer Enerji Ekonomisi, Nükleer
Enerjiye Geçişte Türkiye Modeli, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi

[8] Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. https://www.epias.com.tr/
(Son Erişim: 7 Kasım 2018)

[9] Bakan, ‘nükleer’e onayı savundu: Tut ki Putin’e bir jest yaptık, mahsuru
yok, http://www.diken.com.tr/cevre-bakani-nukleer-santrale-tartismali-onayi-boyle-savundu-tut-ki-putine-bir-jest-yaptik-mahsuru-yok/
(Son Erişim: 7 Kasım 2018).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış