TÜRKİYE EVANJELİZM İSRAİL ÜÇGENİNDE : DÜNYA SAVAŞI MI ?
YENİ DÜNYA İTTİFAKI MI ?


KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/03/turkiye-evanjelizm-israil-ucgeninde.html?m=1


Onur Dikmeci

İstihbarat ve Strateji Uzmanı



16. Yüzyılda Papalığa karşı bayrak açanlar Protestanlığı kurdular. Aslında
dinler yönetsel eylemlerin yönlendiricisiydi öyleki zamanla bazı hristiyan
hükümdarlar Konsil Teorisi olarak adlandırılmış bir yöntemle kimi zaman Papa’dan
farklı bir kararı konsillerden çıkartma yoluna gidiyorlardı. Bu durum daha
sonradan Papalık tarafından kontrol altına alınmıştır. Yani protestanlık
gerçekten bir ihtiyaçtan mı doğmuştur yoksa bir takım çıkar gruplarının
Katolizme karşı geliştirdikleri kaotik komplo mudur? bu husus halen tartışma
konusudur. Protestanlık katolizme göre daha liberal tonlu görünsede
protestanlık içerisinden doğan evanjelis ekol oldukça muhafazakârdır. Fakat bu
tutucu bir tassubi akım olmaktan çok farklıdır. Kutsal kitap temel olduğundan
okumak ve yazmak mecburidir. Bu sebeple evanjelisler okuma yazma öğretiminde
kurslar açmışlar, dersler vermişlerdir. Dini eğitimin yanında felsefi ve fenni
müspet ilimlerede oldukça önem vermişlerdir. Çünkü Amerikan halkının kurtuluşu
kendilerine bağlıdır bunun için ise imani olduğu kadar entellektüel birikiminde
oldukça kuvvetli olması gerekir. Amerika’nın kurtuluşu kadar dünyaya nizam
vermeside Belirlenmiş Yazgı teorisi olarak evanjelis sistemde yer bulur . Bu
teori Kuzey Amerika kıyımlarının ve Küba, Filipinler, Meksika çıkarmalarının
dayanağını oluşturmuştur. Yine 1840 pasifik yayılmacılığına meşruiyet
“Belirlenmiş Yazgı” teorisinin neticesiyle sağlanır. Tamamiyle Tevrat
esinlenmeli teori seçilmiş İsrailoğulları ve Arzı Mevud’un Protestanlığın bir
kolu olarak Amerikan siyasetine uyarlanmasından başa birşey değildir. Burada
belirtmek gerekirki İsrailoğulları teolojik literatürleri gereği
seçilmişliklerine iman ederler. Bu seçilmişliğin sebebi Tanrı’nın
İsrailoğullarına sevgisi ve atalarına verdiği sözün gereğidir. Ahitleşme
İbrahim Peygamber ile başlar fakat bu basit neredeyse tek taraflı bir
sözleşmedir. Ahitleşme Musa Peygamber ile daha detaylı bir hal alır çünkü bu
sefer On Emir ile Musevi şeriatı benimsenmiş ve İsrailoğullarının uyması istenmiştir.
Zaten Musa öncülüğünde Mısır’dan çıkış artık seçilmişliğin tescili olmuş ve
kabul edilen kutsal soy Yakup Peygamber aracılığıyla günümüze değin intikal
etmiştir .


Evanjelisler kutsal ruhun çabasıyla gönüllerinin döndürüldüğü imanı ikinci doğum
olarak görürler bunun gereğide eğlence ve boş zevkler yerine ihtiyatlı bir
hayatı tercih etmişlerdir. Evanjelisler Amerikan halkının seçilmiş olduğuna
iman ederlerken bu sebeple askeri, politik ve ekonomik yayılmayı hak telakki
ederler. Onlara göre Amerika’nın kuruluşuda İsrail’in kuruluşu misali Tanrısal
buyruğun gereğidir. Burada bir parantez açmak gerekiyor. Abd’nin kuruluşu 18.
Yüzyıl iken İsrail’in kuruluşu 1948’dir. Nasıl olurda 18. Yüzyılda kurulan bir
devlet 1948’de kurulan devletten feyiz almış diye sorulabilir. Fakat şimdiki
İsrail tarihte kurulmuş olan üçüncü İsrail’dir. İlk İsrail Babil Kralı
Nebukadzender tarafından yıkılmış ve 430 yıllık Mısır sürgünü yaşanmıştır.
İkinci İsrail Devleti M.S. 70’de Romalı Titus tarafından yıkılmış ve 70 yıllık Babil
sürgünü yaşanmıştır. İşte Amerika’nın kuruluşunu örnek aldığı İsrail bu
devletlere tekabül etmektedir. İsrailoğullarının sürgüne tabi tutulmalarıda
unutulmamış Amerikan Mühürü tasarlanırken, Franklin ve Jefferson tarafından
Nil’den geçen İsrailoğullarını temsil eden figürler tavsiye edilmişti. Abd’nin
kuruluşu ile İsrail arasında paralellik kuran evanjelislerin bu inancı aslında
tamamiyle Tevrat esinlenmesidir. Yayılmak istediği toprağı Vaad Edilmiş olarak
gördüğünden Küba, Filipinler, Kuzey Amerika istila ve yayılma hareketleri meşru
telakki edilmiştir. Evanjelislerin dış politika argümanı siyonizm ile bazı
ölçülerde örtüşür. Onlarda Ortadoğu merkezli dünya savaşına ve Büyük İsrail’in
hayata geçirilmesinde hemfikirdirler. Fakat filmin koptuğu nokta Mesih’in
kimliği ve kurtuluşa ereceklerin kategorisidir. Siyonist görüş Mesih’i Kral
Davud soyundan beklemektedir. Çünkü onlar İsa Peygamber zamanında büyük acılar
çektiklerini öne sürerler. İsa Peygamber bekledikleri manada asla bir
birleştirici olamamış uysal bir öğretmenlik vazifesi görmüştür. Oysa Mesih
savaşçı, hükümdar ve İsrailoğullarının düşmanlarını ezecek nitelikte olmalıdır.
Yine evanjelisler kendileriyle beraber ancak tevbe edecek 144 bin Yahudinin
Tanrı Krallığına ereceğine inanırlar. Bu da siyonist bakış açısı ile uyuşmayan
durumdur.




Evanjelis ekol kıyamet savaşları evvelinde Yeni Ahit kaynaklı bazı
kehanetlerin gerçekleşeceğine iman ederler. Onlara göre Fırat nehri kurumalı
Kuzey’den gelen ordular Ortadoğu’da kan dökmeli, Paneas nehri kızıl renkte
akmalı Süleyman Tapınağı yıkılmalı ve Armageddon savaşı yaşanmalıdır. Bu
kehanetler aslında gerçekleştirilme zemini bulmuştur. Kuzey orduları Rusya
olarak işaret edilmektedir bugüne baktığımızda ise Rusya Ortadoğu’ya
yerleşmektedir. Paneas Ürdün civarında bulunmaktadır yani bu Ortadoğu
coğrafyasında sınırsal değişilikleri ifade eder. Yine Babil denilen bugünki
Irak’ın önemi Tevrat’ta pekçok kez bildirilir. Bu önemli ülke bu sebeple işgal
edildi ve bölündü. Bağdat’ta açılan Evanjelis kiliselerin sayısı sekizi buldu.
..Kutsal Metinler Ortadoğu ile bu denli alâkadarken hegomanik işgalin sadece
Irak ile sınırlı kalması beklenemez. Ortadoğu denilen coğrafyada hemen her ülke
bundan nasibini alacaktır. Kitlelerin özgürleşmesi gibi oldukça popüler bir
propaganist söylem üzerinden her ülkenin hassas etniki ve mezhebi yapıları
itinayla gündeme getirilmiştir ve getirilecektir. Aslında geçmişte
İmparatorlukların parçalanıp Ulus Devletlere dönme evreleri ve bugünün merkezi
devletlerinin parçalanıp küçük yapılı serbest ticaret ve güç savaşları yapılan
ülkeleri haline gelmeleri benzer süreçler teşkil etmektedir. Aslında amaç
kutsal kehanet ve semavi kitaplarda aktarılanların nasıl gerçekleştiğini
anlatmaktan ziyade mit, mitoloji ve dini referans kullanılmak koşuyla tasarlanan
düzene bir meşruiyet sağlamaktan başka birşey değildir. Kimseyi ulus ötesi
şirketlere ait bir proje için kolay kolay harekete geçiremezsiniz fakat
özellikle dini argümanlardan faydalanarak oluşturulan bir sistemi ilahi düzenin
gereği olarak kolayca benimsetebilirsiniz.  Bu benimsetmenin oldukça cazip
yöntemlerinden biride film sinema endüstrisidir.




Özellikle Hollywood merkezli endüstri son yıllardaki  filmlerinde
işlediği konularda beşeri fıtrat dışı bilimsel ilerlemeyi ve teknolojiyi
yakalamış insanlığın adeta yaratıcı hüviyetine soyunduğunu vurgulamaya başladı.
Bununla birlikte kıyamet savaşları, istila senaryoları ve beklenen kurtarıcı
konulu yapımlar oldukça öne çıkartıldı. Bunlara en önemli örneklerden bir
tanesi Geride Kalanlar filmiydi. Bu yapıt oldukça önemliydi çünkü evanjelis
ekolün beklediği Mesih’in ikinci kez gelişini ve kendisine iman edenleri göğe
yükseltişini bu kadar açık ve net ifade eden bir yapım olmamıştı. Arınma Gecesi
serileri ise ilk kez Günahta Arınma prensibini bu denli net ifade eden günah
işleme özgürlüğünü dini itikat gibi sunmanın yanında güçlü ve zengin olanların
hakim olacağı bir düzen tahayyülü belkide Ortadoğu işgallerinin meşruiyetine
mesaj gönderecek bir çalışma olmuştu. Evanjelizm, protestanlık, din çekişmeleri
ve bunları anlatan eserlerden müteşekkil bir dünya Türkiye’nin hazırlık
katsayısını yükseltmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü er ya da geç her inancın
kesişim noktası Türkiye olarak beliriyor.


Türk siyasi mekanizması geçmişte protestanlığa oldukça hoş görülü yaklaşmıştı.
Protestanlığın kurucusu Martin Luther’in Türkler hakkındaki olumsuzluk ve
hakaret içeren ifadelerine rağmen Türk devlet sistemi asla duygusal davranmamış
ve katolizme karşı protestanlığı devamlı kollamıştır. Katolizim şii ittifakıda
bu yıllarda bu mecburiyetten doğmuştur. Yahudiler ile de tarihsel olarak
herhangi bir sorunu bulunmamasına karşın modern Türk siyasi tarihi genelde
yahudi karşıtlığı üzerinden kurgulanarak adeta katolizmin tezlerini destekledi.
Buna karşın son zamanlarda Hollanda ve Almanya merkezli protestan lobilerin
Türkiye karşıtı tutumları teolojik siyasetin hangi noktasına gelindiği
hususunda düşündürmeye başladı. Evet protestan kiliseler boşalmıştı fakat
Vatikan’ın prestij ve otoriteside artık sorgulanmaktaydı. İlk defa bir Papa istifa
ettirildi ve şimdiki Papa’dan sonra Aziz Malaki kehanetlerine vurgu yapılarak
başka bir ruhani önder gelmeyeceği dillendirilmeye başlandı. Anlaşılan artık
kiliselerin ve kutsal kitapların pek bir önemi yok önemi olan yalnızca bir avuç
dini kehanetten ibaret.  Ve ortadoğu merkezli kıyamet savaşının bir an
önce başlatılması gerekiyor. Bu yüzden protestan kaynaklı evanjelisler giderek
hızlandılar. Çünkü daha Suriye bile tasfiye edilemedi. Oysa en geç 2018’e kadar
istenilen bütün sınır değişiklikleri gerçekleştirilmeli ve bu yüzyıl bitmeden
dünya nüfusu yarım milyar kişiye indirilmeliydi. Protestan lobi ısrarla bir
ortadoğu komutanlığı fikri üzerinde duruyor çünkü ancak bu şekilde sünnilik
belirli bir derecede sistemli bir orduya kavuşabilir. Bunun neticesinde de Kabe
savaşları ile dünyanın yeni yönü tayin edilmeye çalışılacak. Kanımızca
ülkelerin istikrarsızlaştırılması projesinde İran, Çin Rusya Hindistan
güzergahı izlenecek. Parçalı devletlere hamilik edecek bölgesel yedi veya on
federasyonun yeni tehdit algısıda dünya dışı gelişmelere çevrilecek. Çünkü
lobiler her daim bir tehdit kurgulamak zorundalar.

Ortadoğu’da ki mühim değişiklikleri bir anlamda İsrail ekolüde istiyor fakat
Mesih’in kimliği, hüküm süresi, somut dünya soyut dünya tanımlamaları protestanlardan
ya da evanjelislerden farklılık arz ediyor.  Türkiye ise hala teolojik
çalışmalar sürdürmüyor. Kimin papa olması gerektiği ile ilgilenmiyor, ibrani
kaynakları incelemiyor, evanjelislerin propaganda merkezlerini deşifre
edemiyor.




Türkiye’nin son yıllarda bir dönüşüm yaşadığı ve gelişme gösterdiği
muhakkak olmakla birlikte inanç savaşları ve yaklaşan yeni dünya savaşına
hazırlıksız yakalanma ihtimali oldukça ürkütücü bir gerçeğide göstermiş oluyor.
Türkiye yalnızca İslam ya da sünni dünyanın değil bütün inançların merkezi ve
kaynağı olduğunu bilerek güven ve farkındalıkla hareket etmelidir. Paganist
inançlarda, semavi dinlerde ya bu topraklarda hayat buldular ya da bu topraklar
üzerinden tanımlanıp yayıldılar. Dolayısıyla teolojik bir birikimide edinmek
şart. Bunun dışında Türkiye her bölge ile temasını sürdürmeli. Ancak bir
parçada oyuna dahil olarak diğer dinlerin ve mezheplerin çekişmesinden
yararlanmalı. Sünnilik ve alevilik arasında pek fark yoktur buna karşın
katolizm evanjelizm ve yeni dönemim museviliği ciddi ayrılıklar içerir. Ancak
bu farklılıklar yansıtılmıyor ve yumuşak güç savaşları biçiminde kendisini
gösteriyor. Dolayısıyla derin ayrılıkları bulunmayan iki mezhep üzerinden
yıllarca oyalanan Türkiye, ciddi ayrılıkları bulunan diğer inançlardan neden
yararlanmasın ya da yeni bir yorumda bulunmasın ?


Türkiye için ortadoğu ve avrupa vaz geçilmezdir. Yeni dünya savaşının
ahantarını ve belkide hologramik Mesih planının tarihini kendi atacağı
adımlarda aramalıdır. Abd bugün evanjelizmin kalesidir fakat Türkiye’nin de
müttefikidir. Abd ile ilişkilerin kopartılması mümkün değildir o halde
yapılması gereken yahudi lobileriyle ilişki geliştirmek ve bu mekanizmaları
gerektiğinde birbirleri yerine ikame etmektir. Yahudi lobisi ile evanjelizm
aynı şey değildir ve aralarında ihtilaf vardır. İki grubun öncelik sıralamaları
farklıdır. İsrail’i var eden protestan siyaset zamanı gelince onu ortadan
kaldırmayıda bilecektir. Çünkü petrol misyonunu tamamladığında artık İsrail’in
güvenliği söylemi bir kenara bırakılacak belki İsrailoğullarının seçilmişliği
sorgulanacak ve İsrail’in kendi ayakları üzerinde durması beklenecektir. Fakat
evanjelis ekol ile İsrailyat bakışının örtüştüğü husus ise ortadoğunun küçük ve
istikrarsız devletlerden oluşmasıdır.  Bu devletlerin akıbeti kimin
hamiliğinde çizilecek sorusunun yanıtı olarak Türkiye cevabı verilebilir.
Parçalı bir ortadoğu federasyonuna kanat gerecek Türkiye İsrail ikilisi
katolikler tarafından desteklenmeyecektir. Evanjelisler ise bunu bir yere kadar
destekleyeceklerdir. Netice itibariyle ana merkezden yönetilecek dünya devleti
planına yaklaşılmaktadır. Lobilerin çekişmeleri merkezin kumandasının kimlerde
olacağıdır.


Donald Trump’ın Kudüs merkezli İsrail projesi yahudilere bırakılmış bir
İsrail’den ziyade Beyaz Amerikalıların yöneteceği bir yapı olarak
tasarlanmıştır. Aynı zamanda Trump nezdinde devletçiler küreselciler çatışması
başlamıştır.  Bu kadar çok çatışmanın yaşandığı bir dünyada çiçek
edebiyatı gerçekçi durmaz. Bu planlarda ne şekilde söz sahibi olunacağı
iktisat, ordu ve bilim üçlüsünün milli ideal belleneceği Türkiye’ce tahlil
edilmelidir. Yalnız çok önemli bir detay var. İktisat aynı zamanda
protestanlığı doğuran bir durumdu. Unutulmamalı ki protestanların
manifestosunda faiz serbestisi ilk sıralarda yer almaktaydı. Muhafazakar
değerlere yönelmiş ve iktisadi atılımlar yapmış Türkiye’de bazı çevreler İslami
Protestanlık icad etme gayretine girişebilirler. İşte bu durum ortadoğu
merkezli dünya savaşını hızlandıran bir etmen olabilir. Çünkü İslami Protestanlarda
Mesih’i beklemeye koyulacaklardır. Hal böyleyken inançların şekil itibariyle
birbirlerine benzetilmeye çalışıldığı gözden kaçmamalı. Zaten yeni dünyanın
klasik argümanlarından bir taneside tek dindi.  Türkiye herkesçe merakla
izlenmekte ve en şaşırtıcı ülke olmaya devam etmektedir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet