Ercan Caner : Erdoğan’ın Türkiye’sini NATO’dan
Atma Zamanı Geldi


E-POSTA : ercancaner@sunsavunma.net




Elektrik ve Elektronik
Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye
Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in
İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu
makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine
sahiptir.


20 Temmuz 2016


Erdoğan’ın Türkiye’sini NATO’dan Atma
Zamanı Geldi


Yazar: Stanley A. Weiss


Çeviren: Ercan Caner


NATO’nun kurulmasında büyük katkıları olan
Amerikalı diplomatlardan bir tanesinin adının Achilles (Türkçesi- Aşil) olması
günümüze kadar bir merak konusu olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında
Dışişleri Bakanlığı Ofisi Batı Avrupa İlişkileri Başkanı ve Kuzey Atlantik
Konseyi ABD Başkan Yardımcısı olan Theodore Achilles, yayılmacı bir
politika yürüten Sovyetler Birliğini Batı Avrupa’da silahlı bir çatışmaya girme
fikrinden caydırmak için tasarlanan antlaşma metninin yazılmasında liderlik
görevini yürütmüştür. 1949 yılında kurucu üye olarak ABD’nin yanında yer alan
11 ülkeye, 1952 yılında Türkiye ve Yunanistan katılmış, NATO’nun üye sayısı
günümüzde ise 28’e ulaşmıştır.


Bugüne kadar, organizasyonun herhangi bir
üyesinin ittifakın geri kalanına ihanet edebileceğini hayal etmenin ne kadar
zor olduğunun bir yansıması olarak, NATO’nun kötü davranan bir üyeyi ittifaktan
uzaklaştırma veya kötü davranışın içeriğini tanımlama yönünde resmi bir
mekanizması yoktur. Sovyetler Birliğinin çöküşünden günümüze kadar yaklaşık
olarak 30 yıl geçmesine rağmen NATO üyesi ülkeler, Madde 5 
[1] ‘’Taraflardan birine yapılmış bir
saldırı bütün üyelere yapılmış sayılacaktır’’
kapsamında, 04 Nisan 1949
tarihinde birbirlerine verdikleri söze hala bağlı kalmayı sürdürmektedirler.
Yaklaşık olarak 70 yıl boyunca, gelecekte bir gün içlerinden yaramaz ve
ittifakın değerlerini artık paylaşmayan, fakat davranışları müttefiklerini
tehlikeye sokan ve küresel düzen için bir kâbus senaryosu
olan bir üyenin
faaliyetlerini savunmak gibi faktörler NATO’nun aşil tendonu
[2] olmuştur.


67 yıl sonra o gün artık gelmiştir: yarım
asırdır Orta Doğuda güvenilir bir müttefik olan ve Müslüman bir ülkenin laik
ve demokratik
olabileceğinin ispatı olan Türkiye, NATO müttefiklerinden
öylesine uzaklaşmıştır ki, herkes tarafından Suriye’deki İslami Devleti, batıya
karşı sürdürdüğü savaşta açıkça desteklediği bilinir hale gelmiştir. 2003
yılında, İslami güçlü adam Erdoğan iktidara geldiği andan itibaren Türkiye,
İslami teröristlerin her türlüsünü kucaklarken, bütün bölge çapında IŞİD’e
[3] karşı savaşan 25 milyon Kürt ile savaşı
tırmandırma ve 24 Kasım 2015 tarihinde uçağı düşüncesizce vurularak
düşürülen
[4] Rusya Federasyonu ile olan soğuk savaşı sıcak savaşa
dönüştürme dâhil, sonlandıramayacağı savaşların içinde olmayı tercih ederek
otoriter bir rejime doğru sert bir dönüş yapmıştır. Şehirlerinde bombalar
patlarken ve düşman kapısına gelmiş durumda iken Türk liderleri
, Başbakan
Ahmet Davutoğlu’nun da geçtiğimiz Cumartesi ‘’müttefikimiz ABD’nin kayıtsız
şartsız desteğini umduklarını’’ ifadesinde olduğu gibi NATO’nun ne olur ise
olsun bütün şartlar altında desteğini talep etmektedirler.


Fakat artık çok geç. NATO Türkiye’yi
savunmak için bu ülkeye gitmemelidir
, bunun yerine Türkiye’nin Batıya karşı
yaptığı uzun ve gittikçe büyüyen, İslami teröristleri desteklemeyi de içeren
ihlaller listesini derhal soruşturmaya ve incelemeye başlamalıdır. Ve eğer
yaparlar ise – büyük bir olasılıkla yapacaklardır, ittifakın en üst karar verme
organı olan Kuzey Atlantik Konseyi
[5] Türkiye’yi, saldırgan ve uzlaşmaz tutumu
uluslararası topluluğu 3’üncü Dünya Savaşına sürüklemeden harekete geçerek
sonsuza kadar NATO’dan uzaklaştırmalıdır.


Bu çok önceden yapılması gereken bir
faaliyettir. 5 yıl önce savunduğum gibi: Bir zamanlar bir şiirinde ‘minareler
süngü kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker’ 
diyebilecek
kadar iliklerine kadar İslamcı olan Erdoğan, kendisini Arap Baharı sonrası
Müslüman dünyanın lideri olarak görmektedir. Son 13 yılını Türk toplumunu, laik
ve demokratik yapan her şeyi paramparça ederken, Center for Security Policy’den
Caroline Glick’in bir zamanlar ifade ettiği gibi ‘Putin otokrasisi ve İran
teokrasisi’
karışımı yeni bir modele dönüştürmekle geçirmiştir. Geçtiğimiz
sonbaharda öylesine ileri gitmiştir ki, bir zamanlar Hitler’e verilen yetkileri
övme noktasına ulaşmıştır.


Erdoğan’ın liderliği altındaki
müttefikimiz, Çin’den daha fazla sayıda gazeteciyi tutuklamış, düşüncelerini
serbestçe ifade eden binlerce öğrenciyi cezaevlerine doldurmuş ve laik okulları
İslam merkezli medreselere çevirmiştir. Hamas ve Müslüman Kardeşler örgütlerine
olan desteğini aleni bir şekilde ve övünerek açıklarken uzun yıllar müttefiki
olan İsrail’i ‘insanlığa karşı işlenmiş’ suçlar ile itham etmiştir.
Gaza’ya olan silah yasağını ihlal etmiş, NATO’yu hiçe sayarak Çin’den bir hava
savunma sistemi (neredeyse füzeler dâhil) satın almış ve ABD’nin Irak Savaşı ve
sonrasında Suriye’deki İslami teröristlere karşı yürüttüğü hava saldırılarında
bir hava üssünü kullanmasına izin vermemiştir. Batılı müttefikler, Batı
Suriyede’ki Kobani’de
[6] İŞİD savaşçılarını geri püskürtmek için
savaşırken Türk tankları sınırın öte tarafında sessizce beklemişlerdir.


Aslında Columbia University tarafından
derlenen ve Türkiye’nin gizli bir şekilde İŞİD savaş makinesini beslediğine yönelik
kuvvetli deliller mevcuttur. Near East Outlook (NEO) dergisinde geçenlerde
yayımlanan bir makalede belirtildiği gibi, Türkiye’nin, dünyanın her yerinden
gelen cihatçılara Türk Bölgesinden Suriye’ye sürü halinde geçmelerine izin
verdiğine,  gazeteci Ted Galen Carpenter’in yazdığı gibi İŞİD’in kuzey
Suriye petrolünün Türkiye üzerinden küresel pazara sunulduğuna, Erdoğan’ın
oğlunun ölüm taciri İŞİD’in can damarı olan petrol satışıyla ilgili İŞİD’le
işbirliği yaptığına
ve petrol tankerlerinin Türkiye’den İŞİD savaşçılarına
gitmek üzere Suriye’ye serbestçe geçtiklerine dair kanıtlar mevcuttur. Forbes
Dergisinin belirttiği gibi, donanım sağlama, pasaport verme, eğitim, tıbbi
bakım ve belki de özellikle İslami radikallere olmak üzere, çok daha direkt
olarak yapılan yardım ve destekler ile ilgili kanıtlar da mevcuttur. Eski bir
ABD büyükelçisine göre Erdoğan Hükümeti, El Kaide örgütünün Suriye’deki
uzantısı olan El Nusra Cephesi ile direkt olarak birlikte çalışmıştır.


Ankara İŞİD’e karşı askeri operasyonlar
içerisinde yer alıyor görünürken, Kürtlere karşı olan sabit fikirli yaklaşımı
nedeniyle kuzey Suriye’de İŞİD birliklerini önüne katıp kovalayan Suriye
Kürt Toplumunu Koruma Birliklerine
(YPG)
[7] acımasızca topçu atışlarını
sürdürmektedir. Kürtler, 25 milyonluk bir Sünni Müslüman topluluk olarak,
Suriye,  Irak, İran ve Türkiye sınırlarının birleştiği bölgede yaşayan, anayurdu
olmayan yeryüzündeki en büyük etnik gruptur
. Türkiye, Kürdistan İşçi
Partisi (PKK) olarak bilinen 14 milyon Kürde karşı kanlı ve 30 yıldır süren,
40.000’den fazla insanın yaşamına
[8] mal olan bir savaşı sürdürmektedir. En
son barış çabası, Türkiye’nin ülkenin güney batısına savaşmak için geri dönen
ve Erdoğan’ın Türkiye ve Suriye’deki Kürtlerin hemen Türkiye sınırı ötesinde
birleşebileceği yönündeki endişeleri nedeni ile PKK’ye saldırması sonucu
başarısızlığa uğramıştır.


Kürtlere de Türklere olduğu gibi bazen,
bugün ne oldukları değil de geçmişte ne oldukları penceresinden bakılmaktadır.
1997 yılında Türkiye ABD’yi, PKK’yi terörist örgütler listesine dâhil ettirme
yönünde ikna etmiştir ve Erdoğan, Suriye Kürtlerinin de benzer şekilde terörist
bir örgüt olduğunu iddia etmektedir. Fakat gerçekte YPG, ABD yönetimi ile birlikte,
İslami teröristlere karşı mücadele etmek için öylesine yakın işbirliği
içerisinde çalışmaktadır ki Washington Post geçenlerde YPG’yi, ABD’nin
bölgedeki uzantısı olarak tanımlamıştır. Suriye, Irak ve Türkiye, nerede
olurlarsa olsun Kürtler, herkesin söz birliği ettiği gibi, Irak ve Suriye’deki
İslami Devlete karşı kara savaşını yürüten en sert ve cesur
savaşçılardır. Bunun da ötesinde YPG, bölgede çok nadir görülen cinsiyet eşitliği,
laiklik ve azınlıkların haklarına saygı, modern, ılımlı ve evrensel İslam
konsepti ile bölgeyi felakete sürükleyen İslami cihatçılar karşısında çok güçlü
bir alternatif olarak görülmektedir.


Türk Hükümeti Ankara’da meydana gelen son
intihar saldırısı olayını ABD’nin Kürtlere karşı cephe alması için YPG’nin
üzerine yıkmayı denemiştir. Öfkeden deliye dönen Erdoğan, Batının sadakatini
sorgulamış ve ABD’yi Kürtleri destekleyerek bölgeyi bir kan gölüne döndürmekle
suçlamış ve bir ültimatom
[9] vererek Amerika’nın Türkiye ve Kürtler
arasında bir seçim yapma zamanının geldiğini ifade etmiştir.


Tamamen aynı fikirdeyim: ABD için
Kürtlerle, Erdoğan Türkiye’si arasında bir seçim yapma zamanı gelmiştir.


Eleştirmenler, Kürtlerin sınırları dışında
İŞİD ile savaşma arzusunda olmadıklarını ileri sürmektedirler, fakat aslında
Kürtlerin bu yaklaşımı ABD’ye bir fırsat sunmaktadır. Bütün bölgede İŞİD ile
savaşmaya karşılık uluslararası koalisyon Kürtlere, kendi devletlerini kurma
hakkını vermeyi önerebilir. Bir Kürt Devleti, ABD’nin bölgedeki kritik bölgesel
müttefiki olabilir ve Orta Doğuda ortaya çıkan güç boşluğunu doldurmada çok
değerli bir rol oynayabilir. ABD’nin yardımı ile kurulacak olan Kürt Devleti,
Suriyeli mültecilere barınma imkânı sağlayarak Türkiye ve Avrupa’daki bunalan
göçmen sistemini de rahatlatabilir. Uzun vadede bölgenin istikrarlı hale
getirilmesinde çok değerli bir müttefik olarak hizmet edebilir ve başarılı bir
demokrasinin çok kuvvetli bir örneği olabilir. Diğer bir ifade ile Kürdistan
Türkiye’nin bir zamanlar oynadığı rolü oynayabilir.


Aşil olmak ile neredeyse Aşil olmak
arasındaki farkın yaşamak ile ölmek arasındaki fark gibi olduğu söylenir. NATO
aşil tendonu olmadan da yoluna devam edebilir: Türkiye’yi sonsuza dek
NATO’dan atmanın şimdi tam zamanıdır.


Yazının orijinaline aşağıdaki linkten
ulaşılabilir.


LİNK : http://www.huffingtonpost.com/stanley-weiss/its-time-to-kick-erdogans_b_9300670.html

Yazıda ifade edilen düşünceler Yazar Stanley A.
Weiss’e aittir. Çeviren yazarın ifadelerini aslına sadık kalarak kelimesi
kelimesine çevirmiştir.


[1] Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da
içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine
yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın
olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma
hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak
için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da
dâhil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf
ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi
bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik
Konseyi’ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği
sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son
verilecektir.


[2] Aşil Tendonu: Bacağın baldır kaslarının
büyük tendonu, ayak bileğinin arkasında topuğa tutunur. Baldırın arka
bölümündeki kas grubunun topuk kemiğine birleşmesini sağlayan yapıya
Achilleus’un öyküsünden esinlenilerek aşil tendonu adı verilmiştir.
Metin içinde en zayıf ve hassas anlamında kullanılmıştır.


[3] Organizasyonun ismi Arapça al-Dawlah
al-Islamiyah fi al- ‘Iraq wa al-Sham (Kısaltması Da’ish veya DAESH) ‘den
gelmektedir. Batıda yaygın olarak İslami Irak ve Levant (Toros Dağlarının
güneyindeki Orta Doğuda geniş alan, sınırları kesin olarak belli değildir)
Devleti, İslami Irak ve Suriye Devleti ve Şam (her ikisi de ISIS olarak
kısaltılır), veya basitçe İslami Devlet (IS-Islamic State) olarak
kullanılmaktadır.


[4] Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri‘ne
ait Sukhoi Su-24M tipi uçağın sınır ihlali
gerçekleştirmesinden dolayı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi
olayıdır. Aynı zamanda 1950’li yıllardan beri ve Soğuk Savaş süreci sonrası ilk kez bir NATO üyesi ülke tarafından doğrudan Rus
uçağı düşürülmüştür. Rusya, Suriye İç Savaşı’na müdahil olduğundan beri
ilk ciddi kaybını bu olay neticesinde yaşamıştır.


[5] Kuzey Atlantik Konseyi örgüt içindeki en
önemli siyasi karar mekanizmasıdır. Konsey değişik düzeylerde toplanır.
Üyelerin önemli konularda bir anlaşmaya varmalarına yardımcı olan NATO Genel
Sekreteri Konsey’in başkanıdır. NATO’nun kendisine ait pek az daimi kuvveti
vardır. Kuzey Atlantik Konseyi bir operasyon yapılmasına karar verdiğinde üye
ülkeler bu operasyona isteğe bağlı olarak katkıda bulunurlar. Bu kuvvetler
operasyon tamamlandığında kendi ülkelerine dönerler.


[6] Kobani veya Ayn el-Arap – Türkiye’nin
Şanlıurfa, Suruç ilçesinin güneyinde yer alan sınır kenti. 54.681 kişilik bir
nüfusa sahiptir.


[7] YPG – Yekitiya Parastina Gel (Halk
Savunma Birliği) Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de irili ufaklı onlarca Kürt
gurubu vardır. Bunlardan en kanlı eylemleri gerçekleştiren ise Türkiye’ye karşı
silahlanan PKK dır. PKK’nın İran’daki silahlı koluna PEJAK, Suriye’deki silahlı
koluna ise YPG denir. Yani YPG, PKK ile aynı işlevi gören fakat
faaliyetlerini Suriye’de sürdüren yapılanmadır. PYD ise YPG’nin siyasi
kanadıdır. Tıpkı Türkiye’deki PKK’nın siyasi kanadının bugünkü HDP olması gibi.


[8] TBMM İnsan Haklarını İnceleme
Komisyonu’nun bünyesinde kurulan Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam
Hakkı İhlallerinin İncelenmesine Yönelik Alt Komisyon raporuna göre son 30
yılda (1984-2012): 7918 kamu görevlisi, 22101 PKK’lı, 5557 sivil vatandaş olmak
üzere toplam 30576 kişi hayatını kaybetmiştir.


[9] Ültimatom – Türk Dil Kurumu (TDK)
sözlüğüne göre: Bir devletin başka bir devlete verdiği ve hiçbir tartışma veya
karşı koymaya yer bırakmaksızın, tanıdığı sürede isteklerinin yerine
getirilmesini istediği nota.


Stanley A. Weiss

Bir maden, kimyasal ve mineral işleme şirketi olan American Premier Firmasında
geçmişte başkanlık görevini yürütmüştür.  Ulusal güvenliği artırmak için
en iyi iş uygulamalarını üst düzey insanlardan oluşan tarafsız bir kurum olan Business
Executives for National Security (BENS’in) kurucu başkanıdır. Bay Weiss genel
olarak kamu politikası üzerine yazılar yazmaktadır, sayısız makalesi
International Herald Tribune, The New York Times, The Wall Street Journal, The
Washington Post ve The Washington Times’de yayımlanmıştır. Manganese (Manganez)
isimli kitabında manganezin metalurji harici diğer alanlardaki kullanımlarını
açık bir şekilde anlatmıştır.


Harvard’s Center for International Affairs’de
geçmişte görev yapan Mr. Weiss, Humane Letters from Point Park College in
Pittsburgh, Pennsylvania’dan
onursal doktora derecesine sahiptir. Halen
Premier Chemicals’da görev yapan Mr. Weiss, Council on Foreign Relations, the
American Ditchley Foundation, the International Institute for Strategic
Studies, ve İngilte’de bulunan Royal Institute üyesidir. Board of Directors of
Harman International Industries; the Board of Visitors of Georgetown University
School of Foreign Service ve the Advisory Boards of RAND’s Center for Middle
East Public Policy ve the International Crisis Group’da görev yapmıştır.


Evli ve iki çocuk babasıdır, zamanını
Londra’da bulunan evi ile Washington’da bulunan ofisi arasında geçirmektedir.


Çeviren: Ercan Caner

Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdürmektedir. İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015)
konulu makaleleri yayımlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Birleşmiş
Milletler (BM), Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve savunma sanayinde
toplam 30 yıllık çalışma deneyimine sahiptir. Ercan Caner evli ve iki çocuk
babasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet