TÜRKİYE’DE
UYUŞTURUCU SORUNU NEDEN BÜYÜYOR ? NASIL ÖNLENECEK ?

Sinirsel Mekanizmalar ve Beyin, Toplum Sağlığını Geliştirme ve
Koruma,


Kolektif Yaşamı Kurgulama Bilim Alanları Raporu


Uyuşturucu madde kullanımı dönem dönem kamuoyunun gündemine
yeniden giriyor. Esrar, eroin, ekstazi, bali gibi maddelerin toplumda,
özellikle de gençler arasında kullanımının artıp artmadığı tartışılıyor. Geçtiğimiz
yıllarda ise Türkiye, “Bonzai, Jamaika” gibi adlarla bilinen 
sentetik
kannabinoid
salgını ile karşı karşıya kaldı.
Bu sentetik maddelerin kullanımına bağlı ortaya çıkan dramatik tablolar ise
gerek medyanın gerekse geniş toplumsal kesimlerin konuya olan ilgisini artırdı.


Sağlık Bakanlığı verileri son 15 yıl içinde madde bağımlılığı ile
ilgili tıbbi yardım arayışında bir artış olduğuna, özellikle 20-35 yaş arası
genç nüfusta kullanımın dikkat çekici boyutlarda arttığına işaret ediyor.
Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen denetimli serbestlik uygulaması gibi
uygulamalarda ise dosya sayısı azalmak bir yana sürekli artıyor.


Tüm bu tartışmalar ve açıklamalar toplumda uyuşturucu madde
kullanımının arttığına mı işaret ediyor? Eğer bir artış varsa tüm toplum eşit
olarak mı etkileniyor yoksa Türkiye’de madde kullanımı sınıfsal bir görünüm mü
sergiliyor? Kapitalizm ve kapitalist devletler neden uyuşturucu sorununu
çözemiyor? 
Bilim ve Aydınlanma Akademisiçatısı
altında faaliyet yürütenüç bilim alanı olarak konuyu Türkiye özelinde
incelediğimiz ve güncel durumu ele aldığımız raporu kamuoyunun
değerlendirmesine sunuyoruz. 


İnsanlık tarihi boyunca madde kullanımı


Uyuşturucu madde kullanımı edebiyattan müziğe, siyasetten spora
birçok alanda tartışılıyor. Ancak bu tartışmalar çoğunlukla tek boyutta,
maddelerin “keyif verici” ya da “dramatik yıkıcı” etkilerine odaklanılarak
yürütülüyor. Madde kullanımı ve ilişkili sorunlar, toplumsal koşullardan
bağımsız, bireysel deneyimler olarak ele alınıyor. Oysa uyuşturucu madde
kullanımı ve bugünkü anlamıyla bir sorun haline gelmesi, üretim biçimlerinin ve
toplumların geçirdiği dönüşümlerle yakından ilişkili. Bu nedenle madde
bağımlılığı sorununu anlamak için tarihsel materyalist bir perspektif
gerekiyor.


Uyarıcı, yatıştırıcı ve keyif verici maddeler bin yıllardır
insanlığın yaşamının kıyısında durmaktadır [1].Bu maddelerin üretilmesi ve
kullanılması insanlık tarihinde sınıflı toplumların ortaya çıkışına kadar
gitmektedir: Mezopotamya’nın kadim uygarlıklarında,Antik Yunan’dave Eski
Mısır’da izleri sürülebilir. Antik dönemleringizemli ilaçlarından biri
olan 
afyon,
kralın amansız bir hastalığa yakalanmış kızını kurtaran şifacının eliyle
tarlalardan saraylara taşınmış, takip eden çağlarda ise az sayıda imtiyazlının
elinde bir keyif aracına dönüşmüştür. Bu zamanlarda bağımlılık yaygın bir
hastalık, bir toplumsal sorun olarak kodlanmamıştır. 
Uyuşturucu
madde bağımlılığı açık bir şekilde son yüzyıllara aittir.


Zira bu miras, yani krallara layık olan “keyif
verici ot, bitki
” kapitalizmle birlikteözenle
ayrıştırılmış, yeniden üretilmiş ve tüketimi de kitleselleşmiştir. Gizemli ot,
halkları uyuşturan bir silaha dönüşmüştür: Sömürgecilik döneminde halklara
boyun eğdirmenin bir yolu bu “keyif verici, uyuşturucu” maddelerden geçmiştir.
İngiltere’nin Çin’e karşı 19. yüzyılın ilk yarısında başlattığı 
Afyon
Savaşları
ya da geçtiğimiz yüzyılda Latin
Amerika’nın kokain, Afganistan’ın ise eroin üretim merkezine dönüştürülmesi
hatırlanabilir[2].


Madde kullanımında kapitalizmle birlikte ortaya çıkan değişim
çarpıcıdır: Madde kullanımı toplumun ayrıcalıklı kesimlerinden emekçi
sınıflarayer değiştirmiş, saraylardaki afyon sokaklara inmiştir.


Alelade bir bitki olan ve 19. yüzyılsonunakadar özütü emekçi halk
arasında ağrı kesici, bulantı giderici, sakinleştirici olarak kullanılan 
Papaver
somniferum Linnaeus
içinden psikoaktif kısmı elde
edilmiştir [2, 3]. Morfin, yani bu doğal opiyat hızlıca ilaç sanayisinin eline
geçmiş ve erken kapitalizm içinde en yaygın kullanılan ilaçlardan biri haline
gelmiştir. İşçi ailelerinin ağır çalışma koşulları altında yaşadıkları ağrılar,
açlık, bitkinlik, çocuk hastalıkları afyon bitkisi yerine morfin ile
giderilmeye çalışılan sorunlara dönüşmüştür [2]. Soylular, yöneticiler,
zenginler için keyif baki kalırken kapitalizmin tam da ihtiyaç duyduğu şey,
geniş emekçi sınıfları uyuşturacak, yatıştıracak yeni bir kalem daha ortaya
çıkmıştır.


Kimyadaki gelişmeler uyarıcı, yatıştırıcı ve keyif verici
maddelereyönelik ilginin artmasını da beraberinde getirmiştir. Kapitalist
devletler sentetik maddelerin üretimi için dev laboratuarlar kurmuş,
morfindenyarı-sentetik ve sentetik opiyatlar, kokadan da kokain üretilmiştir
[2]. Bugün en büyük gazlı içecek tekeli olan Coca-Cola’nın kuruluş öyküsü
bağımlılık yapıcı maddelerin ticari başarısının kapitalist sınıfın gözünü nasıl
açtığına çarpıcı bir örnektir: başlangıçtaki kokain içeriği daha sonra kafeinle
değiştirilmiştir [4]. Tüm dünyada uyuşturucu madde kullanımı arttığı Birinci
Dünya Savaşı sonunda imzalanan Versailles Anlaşması emperyalist sistemde
maddelerin oynayacağı yerin bir diğeripucudur: ABD tarafı, Alman
laboratuvarlarındamadde üretimine yönelik çalışmaların durdurulması şartının
eklenmesini sağlar [5]. 1900’lerin başında Bayer firması tarafından dünya ilaç
pazarına sunulan eroinin ticari hakları anlaşma ile birlikte elinden alınmış ve
pazarın kontrolü ABD’ye geçmiştir [6].


İlerleyen yıllarda, yeni geliştirilen maddelerin bağımlılık yapıcı
etkisi ortaya çıkmıştır ve ilaç olarak üretilmelerine çeşitli sınırlamalar
getirilmiştir. 1924’te ABD’de eroinin yasaklanması bunun bir örneğidir [6].
Eşzamanlı olarak“
yasadışı uyuşturucu ticareti”
dünyasının temelleri
atılmıştır. Yasadışı uyuşturucu
madde ticareti zaman zaman kapitalist ekonomiyi zorlayacak kadar büyümüştür.
Latin Amerika örneğinde ise burjuvazinin birincil yatırım alanlarından birisi
haline gelmiştir.


Bağımlılığın yaygın bir sorun olarak tanımlanması ile birlikte
madde kullanımına karşı ABD öncülüğünde başlatılan ve yüzyılı aşkın zamandır
polisiye yöntemlerle süren kirli “savaş” ise esasen paradoksaldır: Sorunun
çözümü söz konusu olduğunda göstermelik olan bu savaş, ezilenlere, “siyah”lara,
komünistlere ve her türden toplumsal muhalefete karşı yürütülen sınıfsal
baskının araçlarından biri haline gelmiştir. Emekçi sınıfların düzene ideolojik
olarak bağlanmasında uyuşturucu maddelerin etkili ve yaygın birer silah olarak
kullanılması ise sürmektedir. Keza madde kullanımının son üç yüzyıllık
tarihi, burjuvazi ve işçi sınıfı arasında her alanda süre giden mücadelenin
tarihidir.


Bir tarihin başlangıcı: Afyon Savaşları


Afyon Savaşları 19. yüzyılın ortalarına, burjuvazinin
gericileşmeye başladığı döneme denk gelir. 1840’ta İngiltere’nin Çin’e karşı
yürüttüğü, 1856-60 arasında ise İngiltere ve Fransa ile Çin arasında
gerçekleşen iki büyük savaş, afyon ticaretinin burjuvazi için önemine dair
önemli örnekledir. Dünya çapında nüfuzu genişleyen İngiltere, sömürgesi
Hindistan’da üretilen afyonu 19. yüzyılın başından itibaren yoğun olarak Çin’e
ihraç etmeye başlamış, bu sayede ithal ettiği Çin çayı ve diğer ürünler
karşısında ticaret dengesini kendi lehine çevirmeye çalışmıştır. Kısa sürede
İngiltere’nin Çin’e afyon ihracı onlarca kat artmıştır. Afyon bağımlılığının
Çin toplumunda yarattığı yıkıcı etkiye karşı ithalatı yasaklanmaya çalışılmış,
ancak kârından vazgeçmek istemeyen İngiltere bunu “serbest ticaret”e ve
uluslararası ilişkilere aykırı bularak Çin’e karşı savaş açmıştır. Her iki
savaşı da Çin kaybetmiş, Çin aleyhinde pek çok hüküm içeren anlaşmalar
imzalanmış ve bunun sonucunda Hong-Kong İngiliz kontrolüne geçmiş, İngiltere
“serbest ticaret” adı altında Çin’e büyük miktarlarda afyon ihraç etmeye devam
etmiştir [7].


Madde kullanımı ve bağımlılık


Uyuşturucu her madde bağımlılık potansiyeline sahiptir [8]. Ancak
maddelerin bağımlılık potansiyelleri birbirinden farklıdır. Bağımlılık, bazen
tek bir kullanım bazen de uzun yıllar süren kullanım sonucu gelişir.
Davranışlarda, duygu ve düşüncelerde, beden işlevlerinde, kişinin sosyal
ilişkilerinde veüstlendiği sorumluluklarda bozulmalarla kendini gösterir. Madde
kullanımı hayata dair bir repertuar daralmasıdır. Keyif verici diğer
etkinliklere ayrılan zaman ve enerjinin giderek azalması, maddenin hayatın
merkezine yerleşmesi, sorumlulukların ihmal edilmesi, tüm bunların sonucu
olarak yalnızlaşma ve tekdüzeliğin yine maddeye başvurularak giderilmesi,
bağımlılık hastalığının kısır döngüsüdür [8].


Öte yandanbağımlılık madde kullanımının yol açtığı tek
sorundeğildir. Bağımlılığın yanı sıra yoksunluk,psikotik bozukluk, depresyon,
anksiyete bozukluğu, dikkat, bellek gibi bilişsel işlevlerde bozulma ve
deliryum gibi farklı psikiyatrik tablolar da ortaya çıkabilir. Her bir madde
ayrıca kanserden astıma farklıbedensel hastalıklara da yol açar [8].


Uyuşturucu madde bağımlılığı bir beyin hastalığı mıdır?


Bağımlılık, maddelerin beyindeki etkilerinin bir sonucudur. Bu
nedenle günümüzde bağımlılık, olumsuz sonuçlarına rağmen madde arayışının ve
kullanımının sürdürüldüğü, alevlenme ve tekrarlamalarla
seyredebilen kronik bir beyin hastalığı olarak tanımlanmaktadır.


Tanımdaki anahtar sözcüklerden biri olan beyin
hastalığı
, bağımlılık yapıcı maddelerin
merkezi sinir sistemindeki, yani sinir hücrelerindeki (nöronlar) kalıcı ve
yapısal etkilerine dayanmaktadır. 
Uyuşturucu
maddeler beyinde kalıcı değişiklikler yaparak etkide bulunmakta
dır.


Maddeler özgül nörokimyasal motifleri üzerinden beyinde farklı
etkiler yaratmakla birlikte, madde kullanımının genel etkileri motivasyonel
süreçleri, belleği, duygudurum düzenleyici devreleri, irade, karar verme ve
davranış denetimi süreçlerini ilgilendirmektedir.


Klinikte bağımlılığı tanımlayabilmek için en önemli parametreler
ise 
madde üzerine kontrol kaybı, aşırı meşguliyet, olumsuz sonuçlara
rağmen devam etme
 olarak sıralanabilir.


Madde kullanımının bağımlılığa dönüşmesindebaşlangıç yaşı,
cinsiyet, kullanılan miktar, kullanım yöntemi gibi etkenler rol oynar.
Uyuşturucu kullanıcıları arasında çoklu uyuşturucu tüketiminin yaygın olduğu da
gözden kaçmamalıdır [9].


Merkezi sinir sistemindeki özgül etkilerinden bağımsız, genel bir
küme olarak ele alındığında uyuşturucuların psikolojik işlevleri keyif almak,
rahatlamak, daha iyi hissetmek, daha yüksek performans göstermek, kilo vermek,
uyuyabilmek gibi sıralanabilir [8]. Kaygı ve tedirginlik içindeki bireyler, bir
kaçış uğrağı olarak maddeye yönelebilir. Sorunların giderilmesi için “kendi
kendini tedavi (self-medikasyon)” amaçlı uyuşturucu ya da uyarıcı nitelikteki
maddeler kullanılabilir [8]. Maddelerin “kullanım değeri” sayılabilecek tüm bu
işlevler, varlığını bireyin toplumla etkileşiminde (dolayısıyla üretim
süreçlerinde) gösteren sorunlardır. Bu etkileşimin sağlıklılığı, bireyle ilgili
biyolojik belirleyiciler, mizaç ve kişilik gibi özelliklerden olduğu kadar,
egemen ideoloji ve onun şekillendirdiği genel toplumsal doku, kişilerarası
ilişkiler ve toplumsal bir norm olarak uyuşturucu kullanımından
etkilenmektedir.


Türkiye’de uyuşturucu madde kullanımı


Tarihsel arka plan


Yaşadığımız coğrafya tarih boyunca uyuşturucu maddelerin
üretildiği, kullanıldığı ve taşındığı bir coğrafya olmuştur. Türkiye’de “Afyon”
isimli bir ilin bulunması boşuna değildir: Ege’den İç Anadolu’ya açılan bu
yüksek rakımlı bölge, dünyanın opiyat içeriği en yüksek afyon tarımlarından
birine ev sahipliği yapmaktadır. Afyon tarımı yağıyla, tohumuyla, sapıyla,
samanıyla İç Anadolu tarım emekçilerinin bukıraç topraklara tutunmasını
sağlamıştır. 1970’li yıllara kadar geleneksel olarak sürdürülen afyon tarımının
akıbetini, ABD emperyalizmi ile Türkiye kapitalizmi arasındaki pazarlık
şekillendirmiştir [10]. 60’lı yılların sonu ve 70’li yılların başında ABD
toplumunda önemli bir sorun haline gelen eroin bağımlılığı, başkanlık
seçimlerinin temel konusu haline gelmiş, dönemin ABD Başkanı Nixon bu soruna
karşı geliştirdiği popülist ve yüzeysel yaklaşımla dünya afyon üretiminde ilk
sıralarda olan Türkiye’de afyon tarımının kısıtlanması talebinde bulunmuştur.
Yapılan baskılar sonucunda ekim alanları kısıtlanmış ve hatta afyon tarımı bir
süre yasaklanmıştır [10]. Daha sonra ise afyon üretimi, çiftçinin afyonu
çizmesine olanak vermeyen ve sadece fabrikalarda tıbbi amaçlı işlenmesini
öngören şekilde bir çerçeve ile yasallaştırılmıştır. Günümüzde halen afyon
tarımı devlet kontrolü altında aynı bölgede yürütülmektedir.


Öte yandan Türkiye bir geçiş bölgesidir: Afganistan ve İran’da
üretilen uyuşturucu maddelerin Avrupa’ya; Avrupa’da üretilen sentetik
uyuşturucuların da Ortadoğu’ya transferinde bir geçiş noktasıdır [9]. Ancak
uzun yıllar Türkiye’de uyuşturucu madde kullanım sorunu ve bu geçiş özelliği
yeterince önemsenmemiştir. 90’lı yıllarla birlikte tüm dünyada yaşanan
sosyopolitik değişimler ve neoliberal politikalar, Türkiye üzerinden
gerçekleşen uyuşturucu trafiğini ve bu trafiğin öznelerini ciddi biçimde
etkilemiştir. Kürt siyasi hareketi ile devlet arasında yaşanan ve zaman zaman
iç savaş boyutlarına varan çatışmalar uyuşturucu madde kullanım ve dağıtım
dinamiklerine ciddi biçimde yön vermiştir. Bu yıllarda basında sıklıkla yer almaya
başlayan “uyuşturucu madde tuzağındaki gençler” teması Türkiye’yehâkim olan
korku atmosferine yeni bir renk kattığından ve gericiliğin “manevi değerler
elden gidiyor” retoriğine can verdiğinden yaygın biçimde kullanılmıştır.Benzer
bir tema bugün sürdürülmeye çalışılmakta ancak günümüzün toplumsal gerçekleri
çerçevesinde karşılık bulmakta zorlanmaktadır.


Güncel durum


Türkiye, özellikle BatıAvrupa ülkelerine kıyasla maddekullanım
oranları açısından alt sıralarda bulunmaktadır [9]. Ancak bu durum Türkiye’de
uyuşturucu sorununu küçümsemek için bir gerekçe olarak görülmemelidir. Kullanım
oranları görecedüşük olsa da Türkiye’de uyuşturucu madde kullanımı son 30
yıldır artmaktadır ve bu artış son 10 yılda hızlanmıştır [9]. Ayrıca Türkiye
dünyada en fazla uyuşturucu yakalanan ülkelerin başında gelmektedir ve bu
trafiğin elbette toplumsal bir karşılığı da olmaktadır. Türkiye, üretim
bölgeleri ve pazarlara yakınlığı ile yalnızca bir geçiş hattı olmayıp aynı
zamanda bir tüketim bölgesidir [9].


2018 rakamlarına göre Türkiye’de en sık yakalanan madde türü esrar
ürünleridir. Öte yandan Türkiye, Afganistan’dan Avrupa’ya Balkanlar üzerinden
taşınan eroin ve diğer afyon türevleri için anahtar bir konumdabulunmaktadır.
Güney Amerika’dan çıkarılankokain ürünleri de Akdeniz’deki limanlardan
üzerinden Avrupa’ya, Azerbaycan ve Kuzey Irak’a Türkiye merkezli olarak
yayılmaktadır. Kara, hava ve deniz gibi geleneksel taşınma yolları dışında, son
yıllarda özellikle yeni psikoaktif maddeler için posta yolluyla gönderinin
kullandığı da dikkat çekmektedir. Metamfetamin türevleri de İran üzerinden
Türkiye’ye girerken, 2010’dan bu yana çok sayıda ani ölüm olgusunun nedeni
olansentetik esrar ürünleri Çin, ABD ve Avrupa üzerinden Türkiye’ye girmektedir
[9].


Türkiye’de madde kullanım yaygınlığı


Türkiye, madde kullanımı yaygınlığı açısından “Katolik” Avrupa ve
“Müslüman” Ortadoğu ile benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliğin en önemli
nedeni ise madde kullanımına dair var olan tarihsel, toplumsal ve kültürel
bariyerlerdir [11]. Yer yer koruyucu olabilen bu bariyerler diğer yandan madde
kullanımı ile ilişkili sorunların üstünün örtülmesine neden olmaktadır.


Türkiye’de yapılan farklı araştırmaların sonuçlarına göre toplumda
en fazla kullanılan uyuşturucu madde esrardır; esrarı ekstazi gibi uyarıcılar,
bali gibi uçucular, eroin gibi opiyatlar ve kokain izlemektedir [11]. Grafik
1’de görüleceği gibi esrar ve diğer maddelerin kullanımı genç yaş grubunda ve
erkeklerde daha yüksektir. Öte yandan on yıl aralıklarla büyükşehirlerde lise
öğrencileri arasında yapılan çalışmalar madde kullanımının artma eğilimi
gösterdiğine işaret etmektedir [11]. On yıl önce yaklaşık %5 olan uçucu
madde kullanımının hızla yükseldiği görülmektedir: EMCDDA 2017 Raporu’nda 15-16
yaş aralığında esrar kullanımı %4, ekstazi %2, amfetamin %2 ve diğer madde
kullanımı %1 olarak bildirilmektedir [9].


Grafik 1. Türkiye’de yaş ve cinsiyet gruplarına göre madde
kullanım yaygınlığı


Madde kullanımı ile ilgili bir diğer gösterge de maddeye bağlı
ölümlerdir (Grafik 2). Maddeye bağlı ölümler uzun yıllardır benzer bir düzeyde
kaldıktan sonra son 10 yıl içinde hızla tırmanmıştır. Maddeye bağlı ölüm
hızında neredeyse altı kat artışa yol açan en önemli uyuşturucu madde sentetik
esrar ve eroindir.


Grafik 2. Türkiye’de maddeye bağlı ölüm hızı (Türkiye Uyuşturucu
Raporu, 2014 ve 2018)


Grafik 3. Yatarak tedavi başvurusunda bulunan kişiler ve yataklı
tedavi merkezlerinin sayısı (Türkiye Uyuşturucu Raporu, 2014 ve 2018)


Toplumdaki madde kullanım sorunlarının artmasının dolaylı bir
göstergesi de sağlık kuruluşlarına yapılan başvurularda yaşanan artıştır
(Grafik 3). Bu artışın en önemli nedeni ayaktan ve yatarak tedavi merkezi
sayısının artması olsa da, Türkiye’de madde kullanımının artmakta olduğunun
dolaylı bir göstergesi olarak kabul edilebilir.


Madde ve işçi sınıfının “uyuşturulması”


Türkiye’deki tedavi kurumlarında ya da genel toplumda yapılan
araştırmaların tamamında uyuşturucu madde kullanan kişilerin kentlerde ve
kentlerin yoksul bölgelerinde yaşadıkları, sosyoekonomik düzeylerinin düşük
olduğu, eğitim düzeyleri ve gelir açısından kötü durumda oldukları ve
işsizliğin daha yüksek olduğu bildirilmektedir [12]. İşçi sınıfının yoğun
yaşadığı ve sınıf mücadelesinin de keskinleştiği toplumsal kesimlerde ve yaşam
alanlarında uyuşturucu maddelerin yoğun olarak kullanılması tesadüf değildir.
Üretim sürecinde özne olabilme olanağından uzaklaştırılan işçi sınıfı için uyuşturucu
maddeler ile kurduğu ilişki kapitalizmde ona sunulan tüketici rolünün mantıksal
uzantısıdır.


Bununla birlikte üretim sürecinden yayılan ve tüm emekçi sınıfları
sarmalayan toplumsal ortam insanları madde kullanımına ve madde ile ilgili
sorunlara yatkın hale getirmektedir. İşçi sınıfının geleneksel destekleyici
sistemlerden kopartılarak sürüleştirildiği, derme çatma yaşam alanlarında
güvencesiz ve sağlıksız biçimde yaşamak zorunda olduğu koşullarda uyuşturucu
maddeler bu yaşama katlanabilmesini kolaylaştırmaktadır.


Madde kullanımı işçi sınıfı arasında neden yaygın?


Piyasa toplumu ve bağımlılık alanındaki araştırmaları ile tanınan
Kanadalı psikoloji profesörü Bruce Alexander bu durumu yerinden edilme
(dislokasyon) ile ilişkilendirmektedir [13]. Buna göre serbest piyasa
ekonomisinin emeği “özgürleştirme” çabası ile tarihi bağlarından ve toplumsal
örgütlenme biçimlerinden kitlesel olarak kopan işçi sınıfı yenidünya düzenine
psikososyal açıdan entegre olamadığında -bağımlılık da dâhil olmak üzere- alternatif
yaşam biçimleri geliştirme eğilimindedir. Bu durumda serbest piyasa
ekonomisinin bağımlılık davranışının habercisi olduğu ve işçi sınıfının
yerinden edilme ediminin kurbanı olduğu söylenebilir.


Burjuvazi açısından uyuşturucu maddeler ne ifade ediyor?


Uyuşturucu maddeler, burjuvazinin Truva atıdır. Burjuvazi madde
kullanımına hem karşı çıkar görünmekte ve onu kriminalize etmekte, hem işçi
sınıfı arasında yaygınlaşmasını seyretmekte, hem de devasa bir ekonomiyi
yönetmektedir. Bugün burjuvazinin kirli işlerini yürütmek için ihtiyaç duyduğu
kayıt dışı ekonominin ana sektörü uyuşturucu madde ticaretidir. Uyuşturucu
tekelleri, kapitalist her tekelin sergilediği tipik eğilimleri sergilemektedir:
Etki alanlarını büyütmek, daha fazla ticaret yolunu kontrolü altına almak,
rakiplerini elemek ve birden çok sektörde varlığını sağlayacak ağlar kurmak.


Bununla birlikte uyuşturucu maddeler günümüzde uluslararası çapta
dolaşımı ve mübadelesi olan bir meta niteliğine sahiptir vemadde bağımlılığının
modern çağda artışı meta haline gelmesiyle bağlantılıdır. Sermaye bu metanın
arzını arttırmaktadır ve işçi sınıfı içindeki talebin ise buna paralel
yükseldiği görülmektedir. Bu metalaşma sürecinin yakın zamanlı ve çok hızlı bir
biçimi reel sosyalizm sonrası Sovyet coğrafyasında yaşanmıştır:
Ülkeekonomilerinin dünya piyasaları ile entegrasyonunun bir sonucu olarak
küresel uyuşturucu ticaretinden bu ülkelere düşen payın artması da madde kullanım
oranlarının yükselmesinde rol oynamıştır.


Uyuşturucu tekelleri tıpkı kapitalist dev şirketler gibi mal
dolaşımı sırasında önlerineçıkan engelleri rüşvet, şantaj ya da cinayet gibi
kriminal yöntemlerle aşmaktadır. Uyuşturucu tekellerininbaşındaki isimler en
zenginler listesine girmekte, büyük bir ulaşım ağını kontrollerinde
bulundurmaktadır. Buticaretin onlarca insanın canına mal olduğu, istihbarat
teşkilatlarının, kolluk ve yargı makamlarının buna göz yumduğu çok defa basına
yansımıştır. Burjuvazi açısından uyuşturucu maddeler yürüttükleri savaşların
finansörü ve aynı zamanda bu kirli savaşı yürüttürdükleri insanların ruhsal
gıdasıdır.


Kapitalizmde uyuşturucu sorununun çözümü var mı?


Kapitalist düzenin üstyapısal unsurlarının uyuşturucu sorununun
çözümüne yönelik ürettiği çözümlerde çok sayıda çelişki bulunmaktadır.
Özellikle yoksul ve toplum dışına itilmiş kesimlerde görülen bu sorunun çözümü,
günümüz kapitalist sağlık sisteminde koruma, bilinçlenme ve tedavi
olanaklarının bu kesimlerin aleyhine eşitsiz dağılımı nedeniyle iki kat
zorlaşmaktadır. İkinci bir çelişki kapitalist sistemin doğasına ilişkindir.
Kapitalist sınıfların kısa dönemde artan oranlarda kâr beklentisi ile
uyuşturucu pazarına yüklenmesi ile uzun vadede emek gücünün yeniden üretim
süreçlerinde uyuşturucu kullanımının sağlığa olumsuz etkileri nedeniyle artacak
maliyetler arasında bir çelişki bulunmaktadır. Toplum sağlığı perspektifini bir
kenara bırakarak varılan bu sonuç dahi kapitalist düzenin kaçınılmaz krizine,
çıkmazlarına başka bir işarettir.


Kapitalist sağlık sisteminde hemen tüm hastalıklarda olduğu gibi
bireysel tedaviyi merkeze alan yaklaşımı, sorunun ancak küçük bir bölümünü ve
geçici olarak çözebilmektedir. Kişilerarası bağların sürekli ve kuvvetli
olduğu, dayanışma ve paylaşmanın, aidiyet ve korunaklılık hissinin yaygın
olduğu bir toplumsal dokunun yokluğunda, uyuşturucunun doldurduğu boşluğun tek
boyutlu tedaviilişkileriyle ikame edilmesinin bir sınırı vardır.


Ayrıca madde kullanımının bireysel bir sorun olarak tanımlanması
beraberinde damgalama ve ayrımcılığı getirmektedir. Damgalanma ise sorunun
toplumsal nedenlerinin gizlenmesine yaramaktadır. Suçluluk ve engellenmişlik
hisleriyle dolan bireylerde madde kullanımına eğilim artmakta, kendini
gerçekleştiren bir kehanet olarak bu durum burjuvaziyi sorumluluğundan
kurtarmaktadır.


Madde kullanım sorununun bir de kapitalist hukuk yönünden ele
alınması gerekmektedir. Öyle ki hukuk, özellikle de ceza hukuku, uyuşturucu ile
mücadelenin temel araçlarından birisi olarak görülmektedir. Ceza hukuku,
belirli fiillerin suç olarak tanımlanması ve bu fiillerin failleri için belirli
yaptırımlar öngören kurallar bütünüdür. Bir fiilin suç olarak tanımlanıp
tanımlanmayacağı ise temelde bir suç politikası sorunudur. Daha açık bir
ifadeyle, bir fiilin suç olarak tanımlanmasında ve dolayısıyla suç
politikasının belirlenmesinde iktidar ile iktidarın temsil ettiği sınıfın
çıkarları etkindir. Günümüz toplumlarında iktidar tarafından temsil edilen
burjuvazidir ve suç politikasının belirlenmesinde de bu sınıfın çıkarlarından
hareket edilmektedir. Ne var ki, tüm gelişkinliğine, onca yasa ve kurumlarına
rağmen burjuva devletler uyuşturucu ile mücadelede beklenen başarıyı
sağlamaktan uzaktır. Madde kullanımının yasalarca yasaklanması görünürde
kullanımı sınırlama amacı taşımakta iken aynı zamanda çok geniş ve kontrolsüz
büyüyen bir kayıt dışı madde pazarı yaratmaya engel olamamıştır.


Tersinden bir örnek olarak, batı ülkelerinde rahatlıkla gözlenen
bir eğilim olarak esrar türü uyuşturucuların kullanımının yasallaştırılması ele
alınabilir. Bahse konu uyuşturucular, diğer uyuşturuculardan insan sağlığına
negatif etkilerinin görece daha sınırlı olmasıyla ayrılmaktadır. Bu örnek için,
suç politikasının belirlenmesinde, esas alınan hareket noktasının toplum
sağlığından ziyade, işgücüne yönelik somut tehditlerin bertaraf edilmesi olduğu
açıktır. Bir başka ifadeyle, bir işçiyi çalışamaz hale getirmeyen
uyuşturucuların ne kadar ve ne şekilde kullanıldığının bir önemi yoktur.


Kapitalist bir devletin ceza hukukunda uyuşturucu üretimi,
ticareti, kullanımı ve diğer benzeri fiilleri suç olarak tanımlaması, kendi
başına uyuşturucu ile etkin bir mücadele anlamına gelmemektedir. Tıpkı suç
politikasının belirlenmesi gibi, mevcut yasaların ne kadar ve nasıl
uygulanacağı da iktidar açısından bir tercih meselesidir. Örneğin bugün için
kolluk kuvvetlerinin uyuşturucu ile alakalı bir ihbardan ziyade,
Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin bir ihbarı daha büyük bir özenle
değerlendiriyor olması bir tercihin yansımasıdır. Tekil fakat sansasyonel
yakalama öyküleri yanında kilolarca, hatta tonlarca eroinle yakalandıktan sonra
serbest bırakılan uyuşturucu baronları öyküleri Türkiye kamuoyu için tanıdıktır
[14].


Ceza hukuku dışında uyuşturucu madde kullanımını önlemek için
gerekli bir diğer önlem seti de kent yaşamı ile ilgilidir. Tüm dünyada kentli
nüfus oranı yükselmekte ve Türkiye nüfusunun %80’i kentlerde yaşamaktadır. Bu
başlığa çevre düzenlemesi, kamusal alanlarda güvenliğin sağlanması, şiddet
kültürünün ortadan kaldırılması için etkin önlemler alınması dâhildir. Bu
perspektifle, okulların içinde ve çevresinde “güvenlik”sağlanamamışken, 
“uyuşturucu
satıcılarının bacaklarını kırmak” 
ne
yerlerine yeni satıcıların yerleşmesini ne de uyuşturucu ile ilişkili şiddet
kültürünün yayılmasını önler.


Sömürü düzeni sürdükçe, bunu kolaylaştıran araçların, yasal ya da
yasa dışı yollarla, işlevlendirilmesi de sürecektir. 
“Emekçi
sınıfların kurtuluşunun emekçi sınıfların kendileri tarafından elde edilmesi
gerektiği… Her çeşit köleliğin, tüm sosyal sefaletin, manevi alçalmanın ve
siyasal bağımlılığın temelinde, emekçinin, üretim araçlarını yani geçim
kaynaklarını tekelinde tutan kimseye olan ekonomik bağlılığının yattığı…”
150
yıldır bilinmektedir [15]. Toplumlarınuyuşturucu sorununa bugünün kapitalist
düzeninin sunacağı ancak “semptomatik tedaviler” olabilir.


Madde sorununun panzehiri: Sosyalist bir topluma doğru örgütlenmek


Marx’ın lümpenliğin bir biçimi olarak değerlendirdiği madde
bağımlılığı insanın emeğine yabancılaşmasının en uç örneklerinden ve yaşamını
değiştirme mücadelesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Kapitalist
toplum insanı üretim gücünü çok dar bir alana sıkıştırarak yaşamın tüm diğer
alanlarında salt bir tüketici kimliği inşa etmeye zorlar. Bu, insanın üretici
ve tüketici kimliklerini yararak bütünlüklü bir benlik ve dünya algısı
oluşturabilmesinin engellenmesine neden olur. Sömürü düzeninin sınırları içinde
başka bir çıkış yolu bulunmadığından, kapitalizm işçiyi kendine “bağımlı” hale
getirir.


Öznel yapıcılığından kopan insan, mikro alanda uyuşturucu madde
bağımlılığının, makro anlamda ise kapitalist ekonomik ilişkilerin belirlediği
toplumsal yaşantının nesnesi haline gelir. Nesneleşme süreci insanı yoğun bir
çaresizliğe, bunun sonucu olarak da boşvermişliğe itebilir ve bir kısır döngü
yaratır. Bu kısır döngünün kırılması kişinin kendisi ve sınıfı üzerindeki
tahakkümün farkına varması ve bunu ortadan kaldırmak üzere nesnel koşullara
müdahale etmesi ile mümkün olabilir. Özne kimliği dayanışmacı bir ortamda
yeniden inşa edilebilir.


Bu dayanışmacı ortam insan onuruna yakışır sağlıklı bağların
kurulduğu bir örgütlenmedir. Uyuşturucu maddeler ile günlük yaşamını ancak
sürdüren insanın yaşama yeniden ve bütün çeşitliliğiyle örgütlenmesi gerekir.
Kendi yaşamına ve onu hastalandıran ortama müdahale etmeye başlaması sonuçtan
bağımsız biçimde insanı yeniden ayakları üzerine dikebilir, kendi varlığını
savunma şansı sağlayabilir.


Sağlıklı bağlarla bir araya gelebilme yani örgütlenme insanoğlunun
çok eski zamanlardan beri geliştirdiği ve doğadaki tüm diğer yaşam formları
arasından sıyrılarak doğaya yön verebilme becerisine katkıda bulunan belki de
en önemli özelliğidir. Uyuşturucu madde bağımlılığı insanın bu yanını
yadsıması, toplumsal işbirliğinin her düzeyinden kendini soyutlaması olarak da
okunabilir. Bu aynı zamanda yaşama yön verme çabasından zımni bir vazgeçiştir.


Sosyalist toplum tanımı gereği örgütlü, gerçek anlamıyla
“katılımcı”, dayanışma içinde ve yüzü ileriye dönük bir işçi sınıfının
ürünüdür. Toplumsal yaşam tüketim ve kâra değil ihtiyaçlara göre üretim ve
planlama esasına dayalıdır. Eğitimin, sağlığın, bilimin ve hukukun insan
yaşamının iyileştirilmesinin hizmetine verilmesi, bunun için planlanması ve
geliştirilmesi söz konusudur.


Çözüm öfkeyi kendine yöneltmek yerine zihni ve bedeniyle barışık
yaşayan kuşakların yetişebileceği bir toplumsal hayatı örgütlemeye
çalışmaktadır.Dünyayı değiştirme iddiasından vazgeçmeyen bir sosyalist toplum
düzeni uyuşturucu madde bağımlılığının da panzehiridir. Bu açıdan insanlık
kendi emeği üzerinde kolektif olarak kontrol sağlayabildiğinde, maddeler
üzerinde de kontrolün sağlanması mümkün olacaktır.


Kaynaklar:


[1] Murray R, Morrison P, Henquet C, Di Forti M
(2007) Cannabis, the mind and society: the hash realities. 
Nat
Rev Neurosci, 
12: 885-895.


[2] Brook KA, Benne J, Desai SP (2017) The Chemical History
of Morphine: An 8000-year Journey, from Resin to de-novo Synthesis. 
J
Anesth Hist, 
3 (2): 50-55.


[3] Michael-Titus A, Revest P, Shortland P
(2010) Addcition, 
Nervous Systemiçinde.
Londo:, Churcwill Livingstone, ss. 301-313.


[4] Bellum S (2010) Coca-Cola’s Scandalous Past – National
Institute on Drug Abuse for Teens. https://teens.drugabuse.gov/blog/post/coca-colas-scandalous-past.[Erişim
tarihi: 21.4.2019].


[5] UNOCD (2008) Chronology: 100 Years of Drug Control -
United Nations Office on Drug Control.https://www.unodc.org/documents/wdr/WDR_2008/timeline_E_PRINT.pdf.
[Erişim tarihi: 21.4.2019].


[6] Smithfield B (2016) Heroin was a trademarked medicine by
the Bayer company in the early 1900s.https://www.thevintagenews.com/2016/10/10/heroin-was-a-trademarked-medicine-by-the-bayer-company-in-the-early-1900s/.
[Erişim tarihi: 21.4.2019].


[7] Hayes JP (2014) The Opium Wars in China – Asia Pasific
Curriculum. https://asiapacificcurriculum.ca/learning-module/opium-wars-china.
[Erişim tarihi: 21.4.2019]


[8] Volkow ND, Morales M (2015) The Brain on Drugs: From
Reward to Addiction.,» 
Cell, 162:
712-25.


[9] EMCDDA (2017) Avrupa Uyuşturucu Raporu 2017: Trendler ve
Gelişmeler | Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi.
Avrupa Toplulukları Resmi Yayınlar Bürosu, Lüksemburg.


[10] Robins P (2007) The Opium Crisis and the Iraq War:
Historical Parallels in Turkey-US Relations. 
Mediterranean
Politics, 
12: 17-38.


[11]


Binbay T, Direk N, Aker T, Akvardar Y, Alptekin K, Cimilli C, Çam
B, Deveci A, Gültekin BK, Şar V, Taycan O, Ulaş H (2014). Psychiatric
epidemiology in Turkey: main advances in recent studies and future
directions. 
Turk Psikiyatri Derg, 25:
264-81.


[12] Karriker-Jaffe KJ (2011) Areas of disadvantage: a
systematic review of effects of area-level socioeconomic status on substance
use outcomes.
Drug Alcohol Rev, 30:
84-95.


[13] Alexander B (2008) The Globalization of Addiction: A
Study in Poverty of the Spirit. Oxford University Press.


[14] soL Portal (2019) Zindaşti davasının firari sanığı
Kadıköy’de öldürüldü. http://haber.sol.org.tr/turkiye/zindasti-davasinin-firari-sanigi-kadikoyde-olduruldu-260345.
[Erişim tarihi: 21.4.2019]


[15] Marx K, Engels F (1975) Birinci Enternasyonal’de
Örgütlenme Meselesi. Çev.Cenap Öktener. Ankara: Ser Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet