DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Daha önce de söz
etmiştim; İsrail Devletini kurulması Türk istihbaratının projesiydi. Çünkü
İsrail devleti kurulduğunda o topraklar İngiliz mandasıydı ve İngiliz koloni
valisince yönetiliyordu. Birleşik Krallık Filistin Mandası’ndaki Yahudi
yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve 1920-1948 yılları arasında faaliyeti
gösteren Yahudi paramiliter örgütü Haganah, İngiliz ordusunu hedef alan
eylemlerde bulundu. Yüzlerce İngiliz askeri öldürüldü. İkinci Dünya savaşı
sonunda İngiliz Hükümetinin Siyonist karşıtı tavrını değiştirmeyeceği
kesinlikle anlaşılınca, Haganah Filistin’deki İngiliz Manda yönetimine karşı
çıkmaya karar verdi. İngilizlere karşı her alanda direnişler düzenlenmeye
başladı. Avrupa’dan ve Kuzey Afrika’dan Filistin’e yasa dışı yollardan yapılan
toplu Yahudi göçlerini örgütledi. 1940 yılı sonlarına doğru Haganah terör
örgütü 45 bin elemana ulaşmıştı. İngilizler Yahudilerin saldırılarını bertaraf
etmek için Araplara yanaştı. Arap Yahudi anlaşmazlığını körükledi. Arthur
Koestler’in “Eğer İngiliz diplomasisi, bir hayalet gibi Filistin meselesine
Mısır, Suriye ve diğer Arap ülkelerini dahil etmemiş olsaydı; Yahudiler ve
Ürdün Nehrinin her iki tarafında bulunan Filistinli Araplar arasında, ülkede iç
savaş çıkmadan on yıl önce ülke barışçıl bir şekilde taksim edilmiş olacaktı.”
belirlemesi aslında yaşanılan süreci çok net özetlediği gibi bugünkü
anlaşmazlığın temelinde hangi devletin olduğunu da gösterir.

II. Dünya Savaşı’nın
sonunda Avrupa’daki Holokost katliamından kurtulan Yahudilerin Filistin’e
alınmamasının nedeni için İngiltere Başbakanı Bevin’e danışan bir arkadaşına
Bevin şu cevabı vermişti: “Sevgili arkadaşım; ya biz, ya onlar” Biz, İngiliz
Milletler Birliği (Common Wealth); onlar da, Filistin Yahudileri anlamındaydı.
Aslında, Haganah muzaffer oldukça, tüm Filistin’in Yahudi eline geçmesi işten
bile değildi. Fakat İngiltere on yıl kadar öncesine dayanan Birleşmiş
Milletler’in taksim kararına dahi itibar etmedi. İngiltere 1917’de Balfour
Deklârasyonunda temellerini attığı ‘Yahudi Devleti’ni hatırlamak bile
istemiyordu. Hâlbuki ilginçtir, ne Mısır, ne Suriye ve Lübnan, Filistin’in
komşuları olmakla beraber, onun sorunlarıyla ilgilenmiyorlardı. Üstelik Ürdün
Emiri ve daha sonraları kral olan Abdullah, Yahudiler ile olumlu ilişkilere
sahipti; Filistinli Arapları kendi krallığına dahil etmek ve Yahudilere de
ayrılan bölümün verilmesini istiyordu. Abdullah, Yahudilerin Ürdün’ü
modernleştirmesini de istiyordu; Yahudiler Amman’da bir elektrik santrali
kurdu. Kral, çöllerinin yeşertilmesini de istiyordu. Arap ülkelerinin tüm
protestolarına rağmen, İsrail ile barış görüşmelerine giren de İngilizlerin
adamı Kral Abdullah idi. Türkiye; Yahudilerin İngilizlere karşı eylemlilik
kararlarını okuduğunda her türlü desteği sundu. Öncelikle Türkiye
topraklarından Filistin’e Yahudi göçünü teşvik etti.

‘Vatandaş Türkçe
Konuş’ kampanyalarından rahatsız olan binlerce Türk Yahudi’si soluğu
Filistin’de aldı ve demografik dengeyi Yahudiler lehine değiştirdi. İsrail’e
gönderilen Yahudilerin birçoğu Hazar Türklerinin bakiyesiydi. Türkiye;
Avrupa’da popülerleşen Hıristiyan geleneği antisemitizm karşıtı projeler
gerçekleştirdi. Örneğin Hitler zulmünden kaçan Alman Yahudi bilim insanlarını
üniversitelerde istihdam etti. Savaşın devam ettiği yıllara Türk diplomatları
görev yaptıkları ülkelerde binlerce Yahudi’nin hayatını onlara Türk pasaportu
vererek kurtardılar. Yahudileri soykırımdan kurtaran bu diplomatlar “Türk
Schindlerler” olarak anılıyorlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında görev yapmış
olan, Türkiye’nin Marsilya Büyükelçisi Necdet Kent ve Rodos Konsolosu
Selahattin Ülkümen’in kahramanca çabaları sayesinde birçok Yahudi soykırımdan
kurtulmuştu.

Vatandaşları arasında
dine bağlı ayırım yapmayan Türk hükümetinin diplomatları, büyük tehlikeleri
göze alarak çok cesaret isteyen kurtarma operasyonları düzenlemiş ve pek çok
Yahudi’nin hayatını kurtarmışlardı. Türk konsoloslukları, Yahudi sığınmacıların
çocuklarına da Türk vatandaşı kimliği vererek onları Nazi kamplarına
gönderilmekten alıkoymuştu. Türk istihbaratı; Türkiye’den göç ettirilen
Yahudiler ile Türk diplomatların Avrupa’da toplama kamplarında imha edilmekten
kurtardıkları Yahudiler aracılığıyla Filistin’de bağımsız İsrail devletinin
kurulması için İngilizlere karşı savaşan Haganah benzeri örgütlere sızdı.
İngilizler tersinden karşılık verdi. Araplar üzerinden Filistin davasını
uluslararası krize dönüştürdüler. Kim ne derse desin İsrail devletinin kuruluşu
Türkiye’nin projesidir.(1) Peki MOSSAD kimin projesi acaba?

Hayfa Üniversitesi
Profesörlerinden Benjamin Beit-Hallahmi,1987’de New York’ta Pantheon
Yayınlarında çıkan, ‘İsrail Kimleri Neden Silahlandırıyor?’ isimli kitabında
“Türkiye’yle İsrail istihbarat ve güvenlik hizmetleri alanında sürekli
işbirliği içinde olmuştur” diye yazar. Yukarıda aktardığım bilgilerin ışığında
Benjamin Beit-Hallahmi’nin bu iddiasının doğru olduğu söylenebilir. Nitekim
1958’de Türkiye-İsrail-ABD arasında üçlü imzalanan, çok gizli bir anlaşmayla
şifre adı Paslanmaz Demir olarak fısıldanan Mossad üssü Türkiye’de İstanbul
Emirgan’da kuruldu, Türk istihbaratçılar burada özel eğitim verdiler ve
aldılar. Bu anlaşmadan önce İsrail Gizli Servisi MOSSAD, İstiklal Caddesi’ndeki
Mısır Apartmanı’nda bir dairede kuruldu. Türk İstihbaratı İstanbul’un
göbeğindeki operasyona Shiloah ve Gurion imza attı. Dairenin kiracısı, 1909
Kudüs doğumlu, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nda görevli bir memur olan Reuven
Shiloah’dı.

Ancak kiracı kadar dairenin
sahibi de dikkat çeken birisiydi. Sultan Abdülhamit, Sultan Vahdettin, Atatürk,
İsmet İnönü, Celal Bayar ve Adnan Menderes’in dişçiliğini yapan ve bu isimlerle
yakın dostluklar kurmayı başaran Sami Günzberg’di. doğumlu Günzberg 1876
İstanbul’ doğumlu, bir rivayete göre ailesi Rus, bir rivayete göre ise Macar
Yahudisi’ydi. Dişçilik eğitimini yurt dışında alarak Bahriye nezaretinde
dişçilik yapmaya başlayan Günzberg’in sarayla olan ilişkisini Polonyalı bir
Yahudi olan annesinin bohçacılık yaparken kurduğu söylenir. Saraya gidip gelen
Madam Günzberg, kadınefendilere nüfuz eder ve oğlunu saraya dişçibaşı yaptırır.
Tanıklara göre Sami Günzberg hem Türk, hem de yabancı ülke siyasetçileriyle
ilişkide olup, fazla göze batmayan bir nevi diplomatik kariyer sürdürmüştü.
Sami’nin dişçi dükkânı, İstanbul yüksek sosyetesinin Abdülhamit günlerinden
beri randevulaştığı, nice aile ve politika sırlarının toplandığı bir santraldi.
Atatürk’ün biyografyacısı Lord Kinross’a göre Günzberg, Sultan Abdülhamid ve
Sultan Vahidettin’in sırdaşı konumundaydı. Sultan Vahidettin “Diş Paşa” dediği
Günzberg’le siyasi konuları konuşmayı adet haline getirmişti.(2)

Mossad’ın ilk
direktörü Reuven Shiloah, 1946’da o yıllarda “Casuslar Kenti” olarak bilinen,
birçok filme konu olan İstanbul’a, İsrail’in kurucusu David Ben Gurion’un
emriyle 1946’da geldi. David Ben Gurion İstanbul’u iyi biliyordu, 1912-1914
yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi öğrencisiyken Beyoğlu’nda
kalmıştı. Gurion’un Reuven Shiloah’ı İstanbul’a göndermesinin nedeni; siyasi ve
ekonomik güce sahip Yahudi cemaatinin desteğiyle Türk yetkilerle yakın
ilişkiler kurmasını sağlamaktı. Reuven Shiloah; kısa bir süre otellerde
kaldıktan sonra 1947’de ta 1910 yılından bu yana İstanbul’un en güzel
yapılarından biri olarak bilinen, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nın üçüncü
katına yerleşti. “İstiklal Caddesi’nin göz bebeği olarak da bilinen, birçok
ünlünün sık sık gittiği Mısır Apartmanı Mossad’ın kuruluşuna da ev sahipliği
yaptı.

Bu tarihi mekânda;
İstiklal Marşı şairimiz, Mehmet Akif Ersoy 63 yaşında, İstanbul’un Beyoğlu
Semti’ndeki İstiklal Caddesi’nde bulunan Mısır Apartmanı’nda ruhunu teslim
etmişti. İhvanü’l-Müslimin teşkilatının kurulmasında Mehmet Akif’in katkısı çok
büyük. Teşkilat resmi olarak Hasan el-Benna tarafından 1928’de Mısır’ın
İsmailiye kentinde kuruldu. Teşkilat Halifeliğin ihyasından yanaydı ve İngiliz
karşıtı bir söylemi vardı. Teşkilat kurulmadan önce Hasan el Benna’nın istişare
ettiği, sohbetlerine katıldığı, ilminden istifade ettikleri isimler, Akif’in Teşkilat-ı
Mahsusa’da yakın çalışma arkadaşlarıdır. Akif İhvanla ilişkilerini Mısırlı
dostları üzerinden gerçekleşmiş, İngiliz istihbaratının radarına yakalanmamaya
dikkat etmiş ve bunda da başarılı olmuştu. Bu dostları 1929’da vefat eden
Abdülaziz Çaviş ile 1954’te vefat eden Muhammed Ferit Vecdi’dir.(3)

Kaderin cilvesine
bakın ki Akif’in vefat ettiği apartmanda, İsrail devletinin gizli servisi
MOSSAD’ın temelleri atılmıştı. Ben Gurion’da Mısır Apartmanına gelir
yardımcılarıyla birlikte İsrail’in kuruluş çalışmalarını yürütürdü. 18 Eylül
1947 tarihinde, İbranice adı ‘Ha-Mossad le-modi’in u-le-tafkidim meyuhadim’
yani İstihbarat ve Özel Harekât Enstitüsü, MOSSAD, işte resmen İstanbul’da
Mısır Apartmanında kuruldu. Sadece dış istihbaratla ilgilenecekti, iç istihbarat
göreviyse Shin-Bat adlı kuruluşa verilmişti. İsrail’i resmen tanıyan ülkeler
arasında Türkiye de vardır. Eğer doğruysa İsmet İnönü İsrailli yetkililerle bir
başına, kuruluşundan hemen sonra Türkiye’de görüşmüştü. Tek görüşen İnönü
değildi. Ben Gurion’un 1958’de Türkiye’de Başbakan Adnan Menderes’le görüştüğü
biliniyor. Uçağı Türkiye hava sahasında arızalanır, Ankara’ya zorunlu iniş
yapar ve görüşme bu sırada gerçekleşir. Bu buluşmayı hazırlayan da Reuven
Shiloah’dan başkası değildir. Mossad’la bir Türk Başbakanı ilk kez 1964 yılında
Paris’te görüşür.

İsmet İnönü, İsrail
Başbakanı Levi Eskol ve Mossad Başkanı Meir Amit’le bir araya gelir. Kıbrıs’ta
katliamların yapıldığı bir süreçte gerçekleştirilen bu görüşmede de nelerin
konuşulduğu hiçbir zaman dile getirilmemiştir. Bu görüşmeden neredeyse otuz yıl
sonra 14 Kasım 1993’te Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin İsrail’i ziyaret eder,
Şimon Perez’le bir dizi anlaşma imzalar. Bunların arasında Mossad’la MİT’in
işbirliğini çerçeveleyen 12 maddelik bir anlaşma da vardır. Ortadoğu’lu
kaynaklara göre bu anlaşmayla Mossad’ın Suriye ve İran’a sızarak bazı
çalışmalar yapması kolaylaştırılıyor, İsrail savaş uçaklarına Konya’da üs
verilmesinin de yolu açılıyordu. Hikmet Çetin’le yapılan bu anlaşmadan sonra
1994 Kasım’ında Başbakan Tansu Çiller, İsrail’i ziyaret etti. İran, Irak,
İsrail’e su satışı gibi konuların yanı sıra yine çeşitli kaynaklar, Mossad/MİT
işbirliğinin gözden geçirildiği de belirtiyor. Aslına bakarsanız 1958’de
Mossad’a üs verilmesiyle başlayan, Başbakan İnönü ve Çiller’le gelişen
Türkiye-Mossad ilişkileri hep gizli kalmış, kimse çıkıp da sır perdesini
aralayamamıştır.(4)

Sami Günzberg’in;
Milli Amale Hizmet kısaca MAH adıyla bilinen Milli İstihbarat Teşkilatında
çalıştığına dair bazı söylentiler mevcut. Hatta Günzberg’e İstiklal madalyası
verilmesinin gündeme geldiği ve İsmet Paşa’nın Günzberg’i adalet yerini buldu
diye şahsen kutladığı biliniyor.(5) Sami’nin ofisi politik kulislerin
merkeziydi. Menderes döneminin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un Sami’nin
desteğiyle o koltuğa oturduğu iddia edilmişti. Sami Günzberg Mısır
Apartmanı’ndaki dairenin gerçek sahibi değildi. Dairenin gerçek sahibi, Sultan
V. Mehmet Reşad’ın torunu Cömert Baykent’ti. Dişçi Sami daireyi, kendi adına
Sultan V. Mehmet Reşad’ın torunundan kiralamış, David Ben Gurion’un
referansıyla kendisine gönderilen Reuven Shiloah’a tahsis etmişti.

Shiloah, İsrail
Dışişleri Bakanlığı’nda görevli bir memurdu. İsrail’in bölgedeki Müslüman
ülkelerle kuracağı ittifakları o belirliyordu. Gizlilik temel esastı. İşte
bütün bu yarı diplomatik yarı istihbarat çalışmaları Mısır Apartmanı’ndan
yürütüldü. İsrail’in dış güvenlik konseptini ülkenin kurucusu Ben Gurion’la
beraber hazırladı. İsrail Gizli Servisi MOSSAD da bu çalışmaların ürünü olarak
Shiloah tarafından İstiklal Caddesi’ndeki Mısır Apartmanı’nda kuruldu.
Gurion’dan tam destek alan Shiloah, servisin ilk başkanı oldu.(6)
























MOSSAD da bu
çalışmaların ürünü olarak Shiloah tarafından İstiklal Caddesi’ndeki Mısır
Apartmanı’nın üçüncü katında kuruldu. 18 Eylül 1947 tarihinde Mısır
Apartmanı’nda imzalanan belgelerle, kanlı eylemlere imza atacak örgüt artık
resmi hale geldi. Shiloah, yaklaşık 1 yıl daha aynı apartmanda yaşadı ve birçok
önemli görüşmeye imza attı. Türkiye’de rahat çalışması için bazı iş
faaliyetlerinde de bulunan Shiloah, (1951-1952) 10 Mayıs 1959’da (Suikast
olduğuna kesin gözüyle bakılıyor) bir trafik kazasında ölmeden önce İstanbul’da
yaşadığı günlerde çok mutlu olduğunu açıkladı. 1952’de istifa ettikten sonra,
Shiloah Washington DC’deki İsrail büyükelçiliğinde temsilci ve Dışişleri
Bakanı’na siyasi danışman olarak görev yaptı.(7) İsrailliler, İstanbul’daki
Mısır Apartmanı’yla bağlantılarının olduğu hiçbir açıklamayı yalanlamadı.
Uluslarası istihbarat uzmanları da, İsrail’in kuruluş döneminde İstanbul’da ne
kadar güçlü olduğunu defalarca kaleme aldı. Apartman, 1960’lı yıllardan
itibaren teknolojik olarak da güvenli hale getirildi. Mısır Apartmanı’nın her
dairesinin önüne bir kamera konuldu.(8)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir