Türkiye ve Dünya Cezaevlerinde Zihin
Kontrolü : HZI VAKFI`NIN SABIKALARI




22 Haziran 1990 tarihli
gazetelerden akseden bir haberde, Dev-Sol’a mensub dört militanın Gayrettepe
Yıldız Posta Caddesi Akın Sitesi’nde bulunan Prof. Doktor Turan M. İtil’e ait
HZİ
 VAKFI’na
sabahın erken saatlerinde gelerek, içerideki çalışanları alt katta etkisiz hale
getirdikten sonra üst kattaki büroları harabeye çeviren bombalama olayını
gerçekleştirdikleri, olay yerini terketmeden önce de duvarlara bildiriler
bıraktıkları ifade ediliyordu. Devrimci Sol-Silahlı Devrim Birlikleri imzalı
bildirilerde “Amerikan ilaç tekellerinin hizmetinde çalışan ve CIA tarafından
finanse edilen HZİ Vakfı, örgütümüz tarafından basıldı ve tahrip edildi.”
deniyordu. [1]




Peki neydi bu HZİ Vakfı ve
bildiride bahsedilen cezalandırmayı hak edecek daha büyük çapta bir sürü başka
kurum ve kuruluş varken, adı sanı duyulmamış bu vakfı neden Dev-Sol hedef
almıştı?




HZİ, Hatice Zahit İtil’in baş
harfleriydi. Profesör Dr. Turan İtil’in ve bugün ismi ulusalcılarla sıklıkla
anılan ve “Başörtüsünü Sümerlerde fahişeler takardı”
 şeklinde bilimsel(!)
açıklamalarıyla meşhur Sümerolog(!) Muazzez İlmiye Çığ’ın annesinin ismi idi ve
Çığ vakfın yönetim kurulu başkanlığını üstlenmişti.




12 Eylül sonrası Mamak,
Metris, Erzurum gibi siyasi tutuklu ve mahkumların konulduğu cezaevlerinden
gelen haberlere göre, ağırlıklı olarak devrimci sol mahkumlarlar üzerinde
farmakolojik deneyler yapılıyordu. Deneyler sadece cezaevleri ile sınırlı
kalmıyor, seçilen bazı mahkumlar mezkur vakfa getiriliyor, burada da ilmî(!)
çalışmalara devam ediliyordu.




Daha sonra bu deneylerin
sadece farmakoloji değil; hipnoz, beyin fizyolojisi, elektromanyetizma gibi
Zihin Kontrolü ile alakalı unsurları da içine alacak çapta olduğu
anlaşılacaktı. Hatta vakfa yakın site sakinleri defalarca kafalarında tuhaf
başlıklar ve kablolar olan insanları gördüklerini söyleyeceklerdi.




İnsan haklarına aykırı bir
şekilde zorla kobay edildikleri bu çalışmalar içinde, devrimciler dışında
ülkücü tutuklu ve mahkumlar da bulunuyordu. Yanısıra, bu yasadışı, hukukdışı,
ancak devletin en üst organı (Milli Güvenlik Konseyi) emriyle yürütülen
çalışmaların faili olarak başka akademisyenlerin ismi de geçmekteydi. Bunlardan
en tanınmışı da artık hayatta olmayan Prof. Ayhan Songar’dı ve o da hem
müstakil olarak Cerrahpaşa’da ve hem de HZİ Vakfı bünyesinde Prof. Turan İtil
başkanlığında yapılan çalışmalara katılıyordu.




Prof. Turan İtil, bu
bombalama eylemi ve akabindeki gelişmelerden sonra vakfın kapısına kilidi vurup
ABD’ye gitti.




Buraya kadarki tuhaf
hikayeden pofesör İtil’i tam mânâsıyla tanımamız yeterli olmayacaktır. İtil,
sıradan bir farmakolog, alelade bir akademisyen degildi. Öyle olmadığını
anlamak için biyografisine kısaca bir göz atmak dahi yeterli olacak sanırız.
Biyografisini okudukça görüleceği gibi, dünya çapında araştırmalara, buluşlara,
patentlere imza atmış; ABD’de yabancıların ulaşamayacağı haklar elde etmiş;
Nobel sahibi statüsündekilere has muamele goren bir bilim adamıydi İtil.


İtil’in biyografisinden öne
çıkan birkaç kesit verelim ve onu biraz daha yakından tanımaya çalışalım o
halde:




– “Profesör İtil, 1962’de
Almanya’da Erlangen-Nürnberg Üniversitesi’nde doçent ve Noro-psikiyatri Bölümü
Başhekimliği görevini yürüttü. Bir yıl sonra St. Louis Missouri Üniversitesi’ne
davet edildi. 1974’e kadar profesör ve yardımcı başkan sıfatıyla
araştırmalarını sürdürdü. 1975 senesinde yine davet üzerine gittiği New York
Tıb Koleji’nde Biyolojik Psikiyatri Başkanı olarak 15 yıl görev yaptı. Prof.
İtil, bu dönemde Amerikan Hava Kuvvetleri ve Missouri Üniversitesi Psikiyatri
Enstitüsü bünyesinde LSD üzerine laboratuvar çalışmaları yapılan ünitedeki
araştırma biriminde
 lider kadroda olarak görev aldı.” [2]




2005-2012 yılları arasında
Amerikan Hava Kuvvetleri Araştırma Merkezi’nde NÖROFİZYOLOJİ ve
PSİKOFARMAKOLOJİ Araştırmaları Ünitesi 2. Başkanı. (Co-Principal) olarak Amerikan
Ordusu’na hizmet etti. İtil`in, bunun dışında, NATO ile de sıkı işbirliği
vardı. Mamak, Metris, Erzurum gibi cezaevlerinde yaptığı zihnî, nörolojik ve
farmakolojik deneylerin sonuçlarını hiçbir zaman detaylarıyla kamuoyu ile
paylaşmamasına karşılık, sonradan deney sonuçlarının bir kısmı 1983’te
İstanbul’da yapılan bir seminerde “özel davetliler”le paylaşılmıştı.




Bunun dışında, New York
Medical College’da yine kapalı seminer verdi İtil. Bu seminerin bazı notları 21
Mart 1984 tarihli Medical Tribune’de yayımlandı. Yazıdaki yorumlar, İtil’in
tutukluları “kobay” olarak kullandığını açıkça göstermekteydi. İtil’in
yürüttüğü beyin, noroloji ve farmakoloji temelli çalışmaları sadece ABD Ordusu
değil, bunun dışında NATO da takib etmekte, destek vermekteydi. Kamuoyundan
saklanan deneylere dair sonuçları NATO’nun 23 Ocak 1985 tarihinde yapılan
toplantısında yetkililere sunacaktı.




Kamuoyuna sızan araştırma
sonuçları ve tavsiyeler olarak, cezaevlerinde koğuş sisteminden hücre sistemine
dönüşümün sağlanması, Atatürk ilke ve inkılapları ekseninde sert disiplin
kuralları ile eğitim verilmesi gibi maddeler yer almakta idi. [3]


Sabah Gazetesi’nde Prof.
İtil’in 12 Eylül dönemi hapishanelerinde yaptığı yasadışı çalışmalarla ilgili
olarak Prof. Nevzat Tarhan’ın şöyle bir açıklaması yer alacaktı:




– “Psikiyatrist Prof. Nevzat
Tarhan, 1980 darbesinin ardından cezaevlerine konan solcu ve sağcı hükümlüler
üzerinde Prof. Turan İtil ile Prof. Ayhan Songar’ın gizli bir araştırma
yaptıklarını açıkladı. Prof. Tarhan, sonuçları kamuoyundan gizlenen bu
araştırmayla ilgili olarak Prof. Songar’ın dost sohbetlerinde “Araştırmanın
sonuçlarına göre sağcılar gerizekalı, solcularsa antisosyal ve psikopat çıktı”
dediğini aktardı. 12 Eylül döneminde Milli Güvenlik Konseyi’nin, hükümlülerin
neden suç işlediğinin belirlenmesi amacıyla bir araştırma yaptırdığını belirten
Prof. Tarhan, projede Prof. İtil ve Prof. Songar’ın yer aldığını söyledi.
Araştırma sonuçlarının Harbiye Orduevi’nde sunulduğunu anlatan Prof. Tarhan,
“Prof. Songar, araştırmayla ilgili birtakım sonuçlara Bursa’da yapılan bir
kongrede meydana gelen tartışmalarda gayri resmi olarak değindi. Fakat gizli
bir devlet projesi olarak yürütülen bu çalışma resmi olarak ancak devlet
tarafından yayınlayabilir” dedi. Kendisinin de bu çalışmanın sonuçlarını
görmediğini belirten Prof. Tarhan, “Ama Prof. Songar bazı sohbetlerinde bu
araştırmadan elde ettikleri bazı sonuçları söylemiş. Hatta araştırmayla ilgili
olarak ‘Sağcılar geri zekâlı, solcular antisosyal ve psikopat çıktı’ diye yorum
yapmış” dedi.” [4]




Medyada dönem dönem yer alan
bu türden haberlerde Mengele ile kıyaslanan Profesör İtil’in biyografisinde 13
ilacın patentli mucidi olduğunu görüyoruz. Sadece farmakolojik çalışmaları
değil, BEYİN ve ELEKTROMANYETİZMA konularında da uzman olan İtil, 25’in
üzerinde ülkede 100’den fazla Beyin Fonksiyon Laboratuvarının kurucusu olmuş.




Profesör Turan M. İtil,
buluşları ile de dünya çapında bir bilim adamı. Bunlar arasında patentli 13
ilaç ve patent almayı bekleyen daha başka birçok ilaç var.




İtil, aynı zamanda, beyin ve
nöroloji sahasında sayısız birçok METOD’un, yine beyindeki ELEKTROMANYETİK
DALGA alanlarının ölçüm ve haritalanmasında kullanılan gelişmiş bilgisayar
destekli CİHAZ ve SİSTEMLER’in de kaşifi. Nöroloji alanında çığır açan ve
EEG’nin (Electroencephalography) gelişmiş versiyonu olan CEEG’yi (Computer
Analized EEG) bulan kişidir.
 EEG: Beyin hücreleri arasında bulunan elektrikî
potansiyellerin elektroensefalograf cihazıyla kaydedilmesi işlemi.




CEEG, esas itibariyle bir EEG
cihazı ile 3 adet (biri merkezî, ikisi yardımcı olmak üzere) mikrobilgisayardan
oluşuyor. EEG cihazından alınan grafik, otomatik olarak kompüterlere verilip 8
EEG kanalı birlikte analiz ediliyor ve aynı zamanda renkli topografik beyin
şemaları da çiziliyor. Bu şemalarda, beynin çeşitli bölgelerindeki dalga
değerlerini net olarak görmek mümkün oluyor.




CEEG’nin geliştirilmesi
yanında, HİPNOZUN BEYİN FİZYOLOJİSİ, HALÜSİNASYONLARIN BEYİN FİZYOLOJİSİ,
RÜYALARIN BEYİN FİZYOLOJİSİ, UYKU DERİNLİĞİNİ OTOMATİK ÖLÇME gibi sahalardaki
çalışmalarıyla da tanınıyor.




12 Eylül cezaevlerinde kobay
olarak kullanılan tutuklu ve mahkumlar sadece devrimciler değildi demiştik. O
dönem Milliyetçi Hareket Davası’ndan iki kez ölüm cezasına çarptırılan ve
merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na yakın isimlerden Recep Küçükizsiz, yirmi yılı geçen
cezaevi ve sürgün döneminden sonra 2011 yılında Türkiye’ye döndüğünde o ana
kadar belleğinde sürekli yer bulan ve MAMAK’IN MENGELESİ olarak isimlendirdiği
“beyaz önlüklü”yü tevafuken televizyonda görünce, geçen onca yıla rağmen Prof.
Dr. Turan M. İtil’i hemen tanıdı ve soluğu mahkemede aldı.




İsmi darbeyle özdeşleşen
Prof. İtil böylece ilk kez resmi soruşturmaya girmiş oldu. İlk kez diyoruz,
çünkü 1985’te de bu yönde gelişmeler olmuş, İtil ve HZİ VAKFI ilaç ve
elektromanyetizma ile yasadışı deneylerle ilgili olarak anılmış, hatta Sağlık
Bakanlığı ve TBMM inceleme yapmıştı. Basında çıkan haberlere göre böyle bir suç
işlenmişti ancak bunu engellyen, yaptırım getiren, ilgili bir kanun yok
denilerek konu kapatıldı.




Mezkur haberde yaşananları
destekleyen uzman açıklamalarına da yer verilmiş. Bolu İzzet Baysal Tıp
Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Sercan, iki profesörün
ismine temasla yukarıda bahsettiğimiz deneylerin açık edildiği sonuçları ihtiva
eden sunumlarla ilgili açıklamasında şunları söylüyor:




– “Prof. İtil ve Prof.
Songar’ın araştırmasının sonuçlarına benim tanık olduğum ilk sunum 1984’te
Bursa’daki bir kongreydi. Songar konuşmasında araştırma sonuçlarına göre,
‘solcuların genetik olarak suçlu olduğunu’ söyledi. Bir de Erzurum
Cezaevi’ndeki tutukluların kendilerine sürekli iğne yapıldığına dair
tanıklıkları biliyorum. Bu ilaç 100 kişiye uygulanmış.”




İÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri
Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Doğan Şahin’in konuyla ilgili açıklaması da şöyle:




– “Yaptığım bir işkence
araştırması sırasında konuştuğum kişiler bana bu araştırmaların bir kısmına
Cerrahpaşa Psikiyatri Kliniği’nin de katkıda bulunduğunu, 1983 yılında bazı
mahkumların Cerrahpaşa’ya götürülerek üzerlerinde Prof. Dr. Ayhan Songar
tarafından araştırma yapıldığı bildirildi. Daha sonra aynı bilgilere çeşitli
yerlerde de rastladım.”




Mehmet Bekâroğlu (Psikiyatri
uzmanı):




– “Metris’te komutanlar
benden mahpusların direncini kırmamı istiyordu. Ben de ‘komünizmin tedavi
edilecek bir hastalık’ olmadığını anlatıyordum. Ama Prof. İtil’in araştırmasında
siyasi tutukluların sosyopat olduğunun anlaşıldığı iddia edilmişti.”


‘Tedavi için 40 yaşına kadar
cezaevinde kalmalılar’




Prof. Turan İtil,
araştırmasının sonucunda şu yorumda bulunuyordu:




– “Bunların elinde olmayan
bir şey var, içgüdüleri var, bunu anlayabilmek için iki tanesini görmeniz kafi,
üç taneye gerek yok. Öyle bir şey ki bunlar, buluttan nem kapan insanlar,
kontrol edilemeyen bir kızgınlıkları var. Terörist olmasalardı da katil
olurlardı. Bir araştırma yaptık, Türkiye’nin çeşitli hapishanelerindeki
teröristlerle görüştük, üstelik bu araştırmanın güvenilir yanı kim terörist kim
değil diye bir kuşkunun olmayışı. Bu teröristler için kesinlikle en iyi ilaç
yaştır. Kimse 40 yaşından sonra terörist olmaz. O halde kırka kadar beklemek
gerek. 40 yaşına kadar içeride hapishanelerde tutulmaları gerekir. Pahalı bir
yöntem ama idamdan daha iyi.” [5]




12 Eylül dönemi
Mengeleleri’nden olmakla itham edilenlerin kimisi artık hayatta değil. Kimisi
izini kaybettirmiş görünüyor. Profesör Dr. Turan M. İtil ise, bildiğimiz
kadarıyla sayısız kurum ve kuruluşta etkili bir isim olarak ve hepsinden
önemlisi hem NATO ve hem de ABD Ordusu gölgesinde çalışmalarına devam etmekte.
1990 yılından bugüne New York Üniversitesi’nde profesör ve New York Tıbbi
Araştırma Enstitüsü’nün başkanlığını yürütüyor.
 




Son olarak başında bulunduğu
New York’taki Beyin Merkezi’nin bir şubesini de 2009’da İstanbul’un lüks bir
semtinde faaliyete geçirdi. [6]




İtil ve Çığ kardeşler bir
asıra yaklaşan ömürlerinin son demlerinde de oldukça faaller. Çığ`ın kitabları
Perinçek`in Kaynak Yayınevi`den çıkıyor ve yine aynı meşrebteki televizyon
programlarında boy gösteriyor. Yine abla kardeş İşçi(!) Partisi öncülüğündeki
toplantılara hatta yürüyüşlere katılmalarıyla gündeme gelmekteler artık. Mengeleci
olmakla itham edilen bir doktor ve deneylerine sahne olan mekanın -vakfın-
başkanı bir Sümerolog(!), 12 Eylül`de rağbet gördükleri günlerin hasretiyle son
nefeslerine kadar “salyangoz satmaya” kararlı görünüyorlar.




Artık 12 Eylül gibi karanlık
dönemler geride kaldı, cezaevlerinde Mengeneler artık cirit atmıyor diye
düşünenler olabilir, ancak gerçek hiç de sanıldığı gibi değil. 12 Eylül
sonrasında yaşanan 28 Şubat gibi süreçler düşünüldüğünde, bitmediği, daha da
tahkim edildiği anlaşılıyor. Bugün dahi, yargılandıkları söylenen darbe
faillerinin daha ilk celselerde salıverildikleri de hepimizin malumu. Yanısıra,
sistem için tehlikeli addedilen uslanmaz Devrimci ve Ülkücülerin nesli
kesildiği zannıyla cezaevlerindeki Mengeleci tatbikatların artık olmadığını düşünenlere
ise Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nu ve O`nun 14 yıllık çilesini hatırlatırız.




NATO, AB-D, İsrail ve cümle
yerli avanesi nezdinde tehlike arzeden bir fikir ve aksiyon adamı için 14
yıldır saatler durmuş; farmakoloji ve ilkel elektromanyetizma yöntemlerinin çok
fevkinde teknolojinin adı olan TELEGRAM’la Bolu’da her gün, günde 24 saat
işkence görüyor. O fikir adamının başta Müslüman Anadolu olmak üzere tüm
insanlığa sunduğu ve “Külliyat” olmanın ötesinde tatbike, hayata
geçirilmeye “kol” bekleyen “Sistem”in yerli-yabancı mevcud
“irade”yi, Siyonist Elit ve peşkircilerini korkutmaması mümkün mü? Ve
bize, O çıkmadan, sundukları baştacı edilmeden kurtuluş görünüyor mu? Herşeye
rağmen ne mutlu ki bize ki, tam mânâsıyla layık olamasak da en azından böyle
bir sistemin, fikriyatın ve liderin tarafındayız, o liderin yaktığı ateşin
pervanesiyiz.




Prof. Dr. Turan M. İtil ve
onun farmakoloji, nöroloji ve gelişmiş bilgisayarlar ekseninde yürüttüğü
çalışmaları kısacık bir makaleye sığdırmak mümkün görünmüyor. İsminin, Pentagon
güdümünde Cihazlı Zihin Kontrolü’nün ilk temel projelerinden olan MK-ULTRA
Projesi ile olan alakasını; 1974-1989 yılları arasında GATA Nöroloji Anabilim
Dalı Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Şevket Akpınar’la birlikte yürüttüğü ve
HİPNOTİZMA’yı da içine alan projeleri; PLACEBO (plasebo) Etkisi –Farmakolojik
olarak etkisiz bir ilacın “telkin”e dayalı etki ortaya çıkarması- üzerine
çalışmaları; MK-ULTRA ve ARTICHOKE projelerinde yeraldığı bilinen ve hayatında
ilk “katatoni” hastasını 1962’de Bakırköy’de gördüğünü söyleyen,
“ELECTROSHOCK-Restoring The Mind-Healing Mental Illness” yazarı ve
psikiyatrinin yaşayan efsane ismi Max Fink’le olan bağlantısını ve daha birçok
konuyu da masaya yatırmak gerekiyor.




DİPNOTLAR 

1) http://i.imgur.com/orc42.jpg?4427


2) http://muarchives.missouri.edu/c-rg…


3) http://www.radikal.com.tr/turkiye/o…


4) http://www.nevzattarhan.com/prof-ta…


5) http://www.radikal.com.tr/türkiye/…


6) http://www.hurriyet.com.tr/cumartes…




KAYNAK: Reha Suvari, “Türkiye
ve Dünya Cezaevlerinde Zihin Kontrolü: HZİ VAKFI`NIN


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet