Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


İnsanoğlu nasıl görür? Evrene attığımız her şey beynimize nasıl
yansır? İki farklı kişi aynı yere baktığında aynı şeyi mi görür? Bu soruların
cevabı tek bir kelimede gizli aslında. Bu kelime ise dünya üzerindeki her
bireyin kendi çabasıyla zihninde inşa ettiği büyük bir yapı aynı zamanda;
bilgi. Fakat biz bu inşaat sürecinde dış etkenlere son derece açığız. Yani
bazen kendi koyduğumuzu sandığımız bir tuğla aslında başkası tarafından oraya
konmuş olabilir. Yapıştırıcı harcın içerisine bizden habersiz yabancı unsurlar
eklenebilir.


Dünyadaki
reel fizik kurallarını zihinsel yasalara yani psikolojiye veya her toplumun
kendi iç dinamiklerini ortaya koyma çabasındaki, labaratuvar ortamında test
edilemeyecek toplumsal nazariyeler ortaya atan sosyoloji gibi sosyal bir bilime
uyarlamak mümkün olabilir mi? Bu noktada ‘izler’ üzerinden giderek bazı ilginç
çıkarımlara ulaşılabilir. Fizik yasalarına göre evrende her şey ardında bir iz
bırakır. Bir yere dokunduğumuzda parmak izi bırakırız, yemek yediğimizde
kanımızda ve idrarımızda değişiklikler olur, bir yere oturduğumuzda ardımızda
sıcaklık kalır, yeni bir elbisenin daha önce giyilmiş olup olmadığını dokunarak
anlayabiliriz, klavyenin fazla kullanılan tuşlarındaki harfler zamanla
silinebilir, pantolonlarda diz yerleri oluşur. Bu örnekler sonsuza dek
uzatılabilir. En basit devinimlerimiz bile arkasında bir iz bırakır. Peki ya
daha karmaşık olanlar? Mesela bir cinayet mahalli. Olay yeri inceleme uzmanı
ile ayakkabı ustasının cinayet mahallinde gördükleri, onların yaşamları
süresince inşa ettikleri bilgi birikimine endekslidir. Yani gerçek anlamda
görmek için gözler yeterli olmaz. Bilgi ve analiz yeteneği görmemiz için
gerekli iki ayrı destekçidir.


Bir
domatese parmağımızla hafifçe bastırdığımızda üzerinde küçük bir çukur oluşur.
Sonra o çukur kendi kendine yavaşça düzelir. Peki zihnimizde de bu tür geçici
izler bırakılabilir mi? Fizik kuralları mental dünyamız için de geçerli mi?
Sabahın erken saatlerinde dinlediğimiz bir şarkı, akşama kadar dilimize
dolanabilir. Bu durum zihnimizin dış etkenlere kendi irademiz dışında
fazlasıyla açık olabileceğinin bir ipucu aslında. İnsan kendi beyninden geçen
düşünceleri kontrol edemez, nerede durması gerektiğine hükmedemez. Yani beyni
tetikleyen bir dış güç sayesinde düşüncelerimiz de kontrol edilebilir. Hoşumuza
giden bir filmin sahneleri bir kaç gün boyunca zihnimizde dolaşır. Okuduğumuz
bir kitapta kendi hayal dünyamıza göre tasvir ettiğimiz evrenin etkisinde
kalırız. Zihnimizde tasarladığımız sahneler, gün içerisinde istemimiz dışında
aklımıza gelir. Tüm bunlar şunu gösteriyor, beynimiz tamamıyla bize ait değil,
onu korumak, kontrolümüz dahilinde çalışmasını sağlamak için ayrıca bir efor
sarf etmemiz gerekiyor.


Programlama


İnsan
beyninin bu zaaflarını bilen ve bu sayede zihni kontrol etmeye çalışan bir
takım odaklar olabilir mi? Bize gösterilenlerle gerçekte varolanların birbiriyle
örtüşmediğini, modern medya ve habercilik sisteminin zihni kontrol etmede
kullanılan en önemli araçlar olduğunu savlamakla başlasak, hatta ileri gidip
son 60 yıldır yapılan olimpiyat ve dünya kupaları açılış gösterilerinin satanik
ayinler olduğunu, Hollywood sinemasının çok özel bütçelerle hazırlanmış bir
beyin programlama stratejisinin en hayati parçası haline geldiğini, Eurovision,
Avrupa ve Dünya futbol organizasyonlarının küresel zihin kontrolünün diğer
önemli ayaklarını oluşturduğunu, CIA’nın çocuk pornosunu teşvik ettiğini iddia
etsek bize deli diyen çıkar mı? Peki bunları delillendirmeye çalışırsak
perdenin arkasına keskin bir bakış atmış olur muyuz?


Gerçeği
görebilmek için ‘bilgi’nin ne kadar gerekli olduğunu dile getirmiştik. Hatta
enformasyonun 21. Yüzyılın en değerli öğesi olduğunu söylesek bile hata yapmış
olmayız. Soğuk savaş dönemindeki süper güçlerin bilgi avcılığı odaklı
istihbarat yapılanmaları içinde bulunduğumuz yüzyılın şekillenmesine de etki
etti. Bilgi çağı yakıştırmasındaki bilgiyi sadece pozitif bilimler olarak
alırsak yanılırız. Buradaki bilgi, tümden dünyada olup biten her şeyin anlık ve
derin bilgisidir aslında. Ve basitten karmaşığa doğru giden bilgi skalasında
bize gösterilenler, gizlenenlere kıyasla dev bir balinanın yuttuğu istavrit
kadardır.


Rabbit Hole (Tavşan Deliği)


Peki
bize gösterilmeyen ‘dark side’a, ayın karanlık yüzüne ulaşabilmenin bir yolu
var mı? Gerçek bilgiyi bizden gizlemeye çalışan, elimize bilgi parçacıklarından
oluşan birer elma şekeri tutuşturup bizi uzaktan izleyenler kimler? İnsanların
gizemlere olan merakının yansımalarını hatırı sayılır ölçüde gişe yapan
filmlerde ve aylarca çok satan listelerinden inmeyen kitaplarda görebiliyoruz.
Gizeme duyulan merakın yanı sıra gizem oluşturma ihtirası da insanlık tarihi
kadar eski bir yöneliş. Ezoterik yapılanmalar, gizli örgütler, gül-haç,
hermetik öğretiler, Atlantis kültü, paganizm, antik Mısır inanışı, gizemli
semboller, kutsal kase, Atbash, Adam Kadmon, heykeller, lahitler, kabalizm,
onomastik, nümeroloji, paranormal olaylar, metafizik ve sayısız gizem,
insanoğlunun tarih serüveninde, kuşakları sırtına bağlanmış bir şekilde
ardından sürüklediği ve günden güne büyüttüğü dev bir yığın biçiminde takibini
sürdürüyor. Bu yığın her geçtiği yerde bir ‘iz’ bırakıyor. Bu izler ise
kültürel etkileşimler şeklinde, inançları ve gelenekleri etkiliyor. Sayısız
gizem beraberinde sayısız teoriyi de getiriyor. Bu teoriler de birbirlerini
etkiliyor ve ortaya öyle bir şey çıkıyor ki, ‘bilinen’ kısım üzerinde yapılan
spekülasyonlar, bilinmeyen ve saklanan devasa kısım kadar büyük boyutlara
ulaşıyor.


İşte
tam da burada karşımıza rabbit hole kavramı çıkıyor; yani tavşan delikleri. Her
türlü gizemli bilgi ortalığa saçılamayacak kadar değerli. Yerin altında öyle
geniş ve derin bir bilgi katmanı var ki, sadece ona giden delikler bile popüler
kültürü esir almaya yetiyor. Harry Potter, Da Vinci’nin Şifresi, A Clockwork
Orange, Star Wars, Matrix serisi, Lost, Heroes, Yüzüklerin Efendisi,
Transformers, Alice Harikalar Diyarında gibi metafizik gizemler içeren pek çok
eser ve yapım tavşan deliği başta olmak üzere, neredeyse bilinen her türlü
ezoterik sembole göndermeler yapıyor. Derin bilgi katmanına giden tüneller
açıp, insanların bu tünellerde boğulmalarını isteyenler, her gün yeni bir kurgu
ile karşımıza çıkıyor. Peki gerçek dünyadan kopup tavşan deliğinde bize
sunulduğu kadar bilgi kırıntısıyla debelenmemizi isteyenler kimler?


1999
yapımı The Matrix filminin meşhur follow the white rabbit / beyaz tavşanı izle
repliği bir labirent girişinin anahtar cümlesi aslında. Aynı cümle Alice
Harikalar Diyarında adlı filmde de karşımıza çıkmıştı. Magic Mushroom yani
sihirli mantarları yiyen Alice, tavşan deliğinden geçerek harikalar dünyasına
adımını atıyordu. Matrix’teki Neo ise bu dünyaya girebilmek için bir hap yuttu.
Sihirli mantarlar ve haplar, gerçek dünyadan derin dünyaya geçişte kullanılan
anahtarlardı. Bunu uyuşturucu bağımlılığının kaynak kodları olarak yorumlarsak
ortaya bambaşka bir tablo çıkar. Yani bize masumca ‘gösterilen’leri tefsir
ettiğimizde gördüklerimiz korkutucu olabilir.


Transformers
üçlemesinin son filmi olan Dark of the Moon’un bir sahnesini burada anmak
istiyorum. Yıl 1969. Apollo 11 uzaya gönderilir, John F. Kennedy insanlık
tarihinin önemli adımlarından biri esnasında konuşma yapıyordur. Haber
ajanslarının kamuoyuna duyurduğu ‘aya ilk adım’ tek manşet konusuyken, NASA’nın
aslında bambaşka bir projenin peşinde olduğu, yolculuğun aya sadece ayak basmak
değil, uzaylılardan kaldığı düşünülen bir aracın içerisinde keşif yapmak ve
ondan bazı parçalar almak için planlandığı görülür. Gösterilen ile görünen –
bilinen ile bilinmeyen taraf, bir yandan ay metaforunun aydınlık/karanlık
ilişkisi ile birleştirilirken, diğer taraftan kamuoyunun dikkati başka bir
tarafa çekilir. Bunu takip eden sahne ise hayli enteresandır, koca bir dolgu
tavşan oyuncak baş gösterir, görünen ve görünmeyen taraf tavşan deliği
göndermesi ile kombine edilir. Bu küçümseyici sahne, gerçek bilgiye ulaşmanın
imkânsızlığı karşısında duyulan özgüvenin alaycılığını yansıtır. Biz tüm
bunları nasıl yorumlamalıyız? Derin bilgi katmanının gizliliğine atıf
yapılırken, filme adını veren dark of the moon diğer bir deyişle black moon
aynı zamanda ezoterik bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Kara büyünün en
etkili olduğu, karanlık güçlerin harekete geçtiği ve senede sadece 13 kez
yaşanan black moon gecesi Amerikan gençliğini peşinden sürükleyen The Twilight
serisinin ana unsurlarından biri. Gösterilenler ve sembolik göndermeler hayli
ilginç. Perdenin arkası ise sandığımızdan daha karmaşık.


Zihni kontrol eden dünyayı kontrol eder


En
başa dönecek olursak, birileri beynimizde kalıcı izler bırakmaya çalışıyor
olabilir mi? Bizi programlamaya, onların istediği gibi düşünmeye sevk etmek
istiyorlarsa bunu başarıyorlar. Günde ortalama 5 saat TV izleyen Türk toplumu,
dayatılan diziler, eğlence programları, yarışmalar, tartışma ve müzik
programları sayesinde açık bir zihne sahip olma lüksünü yitiriyor. Yüzlerce
imaj kafamızda dans ediyor. Kafa dağıtmak için TV izlediğimizi söylüyoruz
bazen, evet öyle bir dağılıyor ki, toparlamak mümkün olmuyor.


En
kritik nokta ise habercilik anlayışı. Küresel haber kaynakları Reuters, Fox TV,
ABC, Associated Press ve BBC dünyadaki tüm haber akış ağını kontrol ediyor.
Şimdi şöyle düşünelim, önümüzde bir haber var, bu haber çok hızlı bir şekilde,
belki de 15 dakika içerisinde tüm dünyaya yayılmış durumda. Haberin kaynağını
doğrulayacak ve sağlamasını yapacak bir imkânımız yok. Bize sunulan ve
‘yorumsuz’ olarak önümüze getirilen haberlere inanmamız bekleniyor ve pek çok
kimse haberin doğruluğunu sorgulamayı aklından bile geçirmiyor. Dünya kamuoyu,
11 Eylül 2001 yılında küresel zihin kontrolü testine tabi tutuldu. Ne kadar
kısa sürede, ne kadar insan bir tiyatroya inanacak bu ölçüldü. Plan başarılı
oldu, tiyatroyu kurgulayanlar istediğini aldı. Sadece haber ajansları
kullanılarak insanların zihnine bazı imajlar kazındı. Bunlardan biri de
Müslüman terörist imajıydı. Artık biz bile herhangi bir Hollywood filminde,
sakallı ve Ortadoğu orijinli birini gördüğümüzde, ilerleyen sahnelerde
‘terörist’ bir saldırı sahnesinin gelebileceğini düşünüyoruz. Hipnotizma’daki
trigger kavramı burada karşımıza bambaşka bir şekilde çıkıyor ve
koşullanıyoruz. Zihnimize bir fikir ekiliyor ve hasat ediliyor. Buna engel
olacak gücümüz var mı? Küresel zihin kontrolünün gerçek amacı nedir?


Tüm
sorduğumuz soruların cevaplarını bulmak için, İkinci Dünya Savaşı sonrasına
gideceğiz, ABD tarafından kaçırılan Alman bilim insanlarının top secret
seviyesinde yürüttüğü projeleri derinlemesine inceleyeceğiz. Dünyayı kontrol
etme yolunun artık zihinleri ele geçirmek olduğunu fark edenlerin planlarını
deşifre etmeye çalışacağız. Yine de bazı sorular yanıt bulamayacak, bu sefer de
Antik Mısır uygarlığına, Göktürk Devleti’ne, Ortaçağ Avrupa’sının gizemli
örgütlenmelerine seyahat edeceğiz. Aradığımız yanıtlara ulaşmak için tüm
verileri birleştirip kapsayıcı bir teori ortaya atacağız. Bu teori gözlüğüyle
her şey göründüğünden farklı bir forma kavuşacak, yeniden yorumlanacak ve en
sonunda gerçekten görüyor olacağız.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış