TELEGRAM

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, 28 Şubat darbe sürecinin en vahşi
dönemlerinden olan 1998 yılında, çocuğunun devam ettiği okul bahçesinin önünde,
vahşice gözaltına alınmıştı.

Hakkındaki düzmece ve akla ziyan suçlamalar ve iftiralar bir yana,
o dönem kimse şu soruyu sormamıştı:

“Yasadışı silahlı bir örgüt liderinin(!) her gün okula çocuk
götürüp getirmesi mantıklı mı?”

Kimse sormadı.

O dönemin adalet dağıtmakla mükellef mahkemeleri, sözde
gazetecileri, basın yayın kuruluşları, politikacıları vb.

Hiç kimse sormadı.

Sonra tutuklandı ve Metris Cezaevi’ne hapsedildi.

Hakkında, yasadışı silahlı eylemler organize ettiğine veya emir
verdiğine dair bir tane bile delil olmadığı halde hem de.

Daha sonrasında, bu haydutluğu protesto etmek için mahkemelere
çıkmadı. Bu protestosu yaklaşık bir yıl sürdü.

Darbeciler onun iradesini kıramayıp, protestosunu
engelleyemeyince, yaklaşık 1500 kişilik askerlik vazifesini yapan Anadolu
çocuklarından müteşekkil bir silahlı birliğin arkasına sığınarak, onu zorla,
linç ederek, suratını parçalayarak mahkemeye(!) çıkardılar.

Zafer(!) kazanmışlardı.

Yüzü gözü yaralı, saçları ve sakalları zorla üç numaraya vurulmuş
halde mahkemeye(!) çıkarılmasına rağmen, ne mahkeme heyeti ne de resmi bir
yetkili umursamadı.

Çünkü hepsi, Allah’tan çok darbecilerden korkuyordu.

Bu vahşi sürecin neticesinde önce idam cezası ile cezalandırıldı;
idam cezası kaldırılınca da hüküm, insanoğlunun keşfettiği en vahşi
işkencelerden biri olan ağırlaştırılmış müebbed hapis cezasına çevrildi.

Kumandan yaklaşık 17 yıl bu işkenceler altında yaşadı.

Kartal ve Bolu cezaevlerinde tabutluk hücrelerinde kalırken,
kendisine uygulanan bir işkence türünden bahsetmeye başladı.

“Önceleri ne olduğunu anlamıyordum ama şu an tamamen farkındayım,
bir tür zihin kontrol işkencesi görüyorum” dedi.

Bu vahşi işkencenin adını Telegram koydu.

Anlatımlarına göre, iradesi dışında hareketler yapmaya zorlanıyor,
teknolojik ve uzaktan bir tür cebri iletişim yoluyla zihninindeki dengeleri
bozup onu bir mankurta dönüştürmeye çalışıyorlardı.

Bir yandan bu işkenceleri
yaşarken, bir yandan da yaşadığı vahşetin kitabını yazıyordu: Telegram.

Yakın çevresi hariç kimse inanmıyordu ona. Delirdi, çıldırdı, işi
psikopatlığa vurdu gibi alçak yakıştırmalar yapılıyordu. Ama Adli Tıp raporlarında
ve muayenelerinde “hiç bir psikolojik sorun yok” deniliyordu.

Bu işkencelerle 17 yıl yaşadı Mirzabeyoğlu.

Beraat ederek özgürlüğüne kavuştu ama Telegram adını verdiği
işkence bitmedi. Evinde, tatilde, gezerken, çay içerken… Hep bu işkenceyi
yaşadı.

Kimse Telegram isimli zihin kontrol işkencesine inanmazken,
vefatından bir süre önce Davos’ta konuşuldu zihin kontrolü.

Davos’ta bile konuşuldu ama bizim politik, askeri, tarihi,
teknolojik vb. her işin uzmanı(!) yerli sığırlarımız, oralı bile olmadı.

Sonra Prof. Nevzat Tarhan “zihin kontrolü, bilimsel bir konudur”
anlamında açıklamalar yaptı.

Yerli sığırlarımız yine oralı olmadı.

Örnekleri artırmak anlamsız; konuyu dağıtmayacağız.

Derken, Kumandan Mirzabeyoğlu, şehadetinden çok kısa bir süre önce
sesini kayda aldırdı:

“Hiç
bir sağlık sorunum yok bunu bilin, ama eğer bana bir şey olursa bunun sebebi
Telegram’dır”
 dedi.

O, aslında böyle diyerek bir suikasti önceden haber veriyordu.

Kısa süre sonra da suikast gerçekleşti.

O’nu bir mankurta dönüştürmekte başarısız olanlar; şehit ettiler.

Şimdi, kendisinin yıllarca anlattığı ve Telegram adını verdiği bu
alçak ve vahşi işkence türünü ortaya çıkacak namuslu bir yetkilinin adım
atmasını bekliyoruz.

Zor belki ama imkansız değil.

Bu memlekette namuslu ve cesur insanlar da yaşıyor çünkü.








































































Şamil İGDE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir