Haşhaşiler


Jön Masonlara[1] isimli kitabımda,
Hasan Sabbah (1034-1124)’ın “Haşhaşi” olarak bilinen fedâilerinin tarihçesini
anlatmıştım. Batılılar’ın Assassins-Suikastçılar katiller”dedikleri,
kendilerinin ise dinin esaslarını Esasiyunu” koruduklarına  ve Sır Bekçileri” olduklarına inanan bu adamlar,
tarihin en eski suikast örgütlerindendi. Derviş, dilenci veya tüccar kılığında
cinayet işleyecekleri yere gönderilir, burada halkın arasına karışarak, uzun
süre kendilerini farkettirmeden kamufle olurlardı. Bir yandan kurbanlarını
izlerken, diğer yandan işlerini bitirinceye kadar dikkat çekmemeye
çalışırlardı. Suikast öncesi hazırlıkları çok gizli yürütseler de cinayet
sonrasında, herkesin gözü önünde, kalabalıkların ortasında neredeyse törenle
işlerini tamamlıyorlardı. Câmiler gibi halkın en fazla bulunduğu yerler onlar için
en uygun mekânlardı. Neredeyse gösteriye dönüşen bu kan dökme eyleminde,
kurbanın öldürülmesi yetmiyor bir de ibret-i âlem için öldürülenin  neden bunu hakettiğine dair ayaküstü vaaz
bile veriyorlardı. Amaç yüreklere korku salmak, düşmanları sindirmekti ki, bunu
da başarıyorlardı.


Hasan Sabbah’ın fedâilerini afyonla
kendine bağladığı, onları uyuşturduğu ve 
bu köle askerlerden kendisine çok tehlikeli bir ordu kurduğuna
inanılıyordu. Tabii bu sadece afyonun etkisi ile olacak iş değildi.
“Haşhaşilerin”, Alamut Kalesi’ndeki Yaşlı Adam”a imânları tamdı, onun Seçilmiş
kişi”olduğuna iknâ olmuşlardı. Cennete gidebilmek için onun kurallarına
uyulması ve her dediğine sorgusuz itaat edilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu
yüzden onun için gözlerini kırpmadan ölüme gidiyorlardı… Hasan Sabbah’ın
Haşhaşileri’nden günümüze, suikast örgütlerinde kullanılan teknikler kuşkusuz
çok değişti. En önemli değişiklik kanımca bu işleyişte kullanılan fedâilerde”
artık gönüllülük esasına bile ihtiyaç duyulmaması. Dünyanın belli başlı güçleri
halktan gizledikleri pek çok teknolojiyi sonuna kadar kullanmaktalar. Zihni
yönlendirilebilen insanlar, hatta ülkeler kozmik savaşların oyuncağı haline
gelebiliyor artık.


*Beyni Yıkanmış Katiller*


Beyin yıkama tekniklerinin 1930’lu
yıllarda KGB tarafından Rusya’da, 1949’da Çin’de uygulandığı biliniyor. 1950’li
yıllara girilirken Kore’de, savaş esirlerinde beyin yıkama ve zihin yönlendirme
çalışmalarının yapıldığının saptanması üzerine CIA (Amerikan Merkezi İstihbarat
Teşkilatı), bu yarışta geri kalmamak adına 1953 yılında MK- Ultra projesini
başlattı. CIA, gizli zihin denetim programını, soğuk savaş döneminde ele
geçirdikleri Rus casusları sorgulamakta da kullanacaktı. Manufacturing Killers
Utilizing Lethal Tradecraft Requiring Assasination”, özetle, kitlesel
suikastlar düzenleyebilecek ölümcül katil yetiştirme programı diyebileceğimiz MK-Ultra
beyni yıkanmış köle katillerin yetiştirilmesini hedefliyordu.Çoğunlukla,
cinayet işleyeceklerinin farkında bile olmayan bu insanlar, özel çipler,
ilaçlar ve maruz kaldıkları beyin yıkama seansları neticesinde, gözünü bile
kırpmadan adam öldüren suikastçilere dönüşüyorlardı.


Peki bu iş nasıl yapılıyordu? Farklı
frekanslarla beyin dalgalarına etki etme gayreti Tesla’dan beri deneniyordu.
Tesla ses dalgalarını havada ışık hızıyla giden elektromanyetik radyasyona
dönüştüren bir aygıt tasarlamıştı. Çok daha geliştirilerek CIA tarafından bu
tekniklerin yalnızca savaş esirleri üzerinde değil, yabancı liderlerin
zihinlerini kontrol etmek üzere de kullanılmaya çalışılacaktı. (“Project
Mkultra, The CIA’s Program of Research in Behavioral Modification” isimli Amerikan
Senato belgesinde, Fidel Castro başta olmak üzere pek çok liderin zihninin
kontrolünün ele geçirilmeye çalışıldığı rapor edilmiştir. Zamanın CIA Başkanı
Proje açığa çıktığında bunu yalanlayamamış ve hükümet yaşayan mağdurlarına
yüklü tazminatlar ödemiştir. Anlayacağınız 
Jacob’s Ladder ve Manchurian Candidate gibi filmler sadece hayal ürünü
değil aksine doğrudan bu projeden ilham alınarak senaryolarla çekilmişlerdir.)


60’lı yıllara gelindiğinde  projenin adı MKSearch” olmuş ve bu alanda kullanılacak
ilaçlar üzerinde çalışılmaya başlanmıştır. New York Times, 1973’de CIA ve
Pentagon’un sürdürdüğü bu projeyi kamuoyuna aktardığı zaman yer yerinden oynasa
da, zaten Watergate skandalı sırasında, deneye dair pek çok belge hızlıca imha
edilmiş, geriye pek bir şey kalmamıştı.Resmi açıklamalar tüm projenin 1974’te
dondurulduğunu ifade edecek ancak kitleler üzerinde bunun aksini ispatlayacak
değişimler, gözlenecekti. Hiç vakit geçirmeden, aynı alanda çalışmalara devam
etmek üzere, 1977’de Amerikan Psikotronik Derneği (USPA) kuruldu. Dernek, Zihin-beden-çevre  ilişkileri bilimi; madde-enerji ve bilinç etkileşimleriyle
ilgili disiplinler arası çalışmalarla ilgilenmek üzere kurulmuştur.
İnsanlarındavranışlar ve hareketlerini etkilemeyi amaçlayan kognitifzihinsel
çalışmalar üzerinde çalışmaktaydılar.Bu çalışmalar beyin gücüne etki
edebildiğiniz her organizmayı harekete geçirme, hatta kitlesel bir imha
silahına bile dönüştürebileceği esasına dayandırılıyordu.


CIA 1970-1995 yılları arasında yine
boş durmayacak, Muammer Kaddafi’yi aramak için Blue Bird, Manuel Noriega için
ise 1983 yılında Land Broker projesi başlatacaktı. Kuşkusuz Psikotronik
Savaşlar” konusunda sürdürülen çalışmalarda Amerika yalnız değildi; Rusya, Çin,
İngiltere İsrail gibi pek çok ülke de bu alanda at koşturmaktadır. Teknoloji
Büyücüsü” diye tanınan ve yirmiyıldan fazla 
bir süre ABD Yale Nöropsikoloji Başkanlığı yapan, Prof. Jose Delgado
(1915-2011) Beynin Elektrikle Uyarılması” konusunda 1946’da çalışmalara
başlamış, 1952’de ilk sonuçları rapor etmişti. Delgado, beynin ilgili
merkezlerine elektrik sinyalleri göndererek kobay” olarak kullanılan insan ve hayvanlarda  davranışları ve duyguları değiştirerek zihinlerini
kontrol edebiliyordu.“Zihin Kontrolü -Telegram”’ın babası” diye anılan Prof.
Jose Delgado, niçin Telegram?” sorusuna, Amerikan Kongresi’nde 24 Şubat 1974
tarihinde açık açık şu cevabı verrecekti; Toplumumuzun siyasî kontrolü için bir
psikocerrahî programına ihtiyacımız var. Amaç, zihnin fizikî kontrolüdür.
Kendisine sunulan normdan sapan ferd, cerrahî olarak kesilip atılabilir. Ferd,
en önemli gerçeğin kendi varoluşu olduğunu düşünebilir, fakat bu yalnızca onun
bakış açısıdır. Bu bakışta, tarihî yaklaşım eksiktir. Oysa insanoğlunun kendi
zihnini geliştirme hakkı yoktur. Bu tarz liberal bir yaklaşım kulağa hoş
geliyor tabiî. Ancak, beyni elektrikî olarak kontrol etmeliyiz. Bir gün ordular
ve generaller, beynin elektrikî uyarımıyla kontrol edilecektir.”  1975’e gelindiğinde Delgado beyin araştırmalarını,
bilgisayara ayarlamayı başarmıştı bile.


Biliyoruz ki günümüzde bu alanda,
bilinen elektromanyetik silahlardan, radyohipnotik sistemlerden, elektronik
harp, nöro-elektromanyetik frekans saldırıları, subliminal mesajlar,
HAARP,  Monarch Projesi gibi pek çok
farklı teknik kullanılmaya devam ediyor.


Bütün bunları anlatma niyetim, gerçek
dışı komplo teorileri aktararak insanları korkutmak değil. Tam tersine son
derece önemli teknolojik gelişmelere dayandırılarak sürdürülen bu modern
dünyanın yeni savaş yöntemleri konusunda belge ve bilgilerle insanları uyanık
tutmayı hedefliyoruz. Benzer ilgi ve kaygılarımız nedeniyle bir süredir Arda Eşberk’le
birlikte, bilimsel verilere dayanan ortak bir projede çalışıyoruz. Hindistan’da
seslerin, enerjinin insan bedeni üzerindeki etkileri üzerine eğitim alan,
ezoterik ve mistik konularda seminerler veren Arda Eşberk, sinema yüksek
lisansı ve aldığı hipnoz eğitimini harmanlayarak beyin yıkamanın ezoterizm, ses
ve görüntü boyutu ile ilgili araştırmaları bizlerle paylaşacak.


Birkaç cilt olarak yayınlayacağımız
kitaplarla, ülke olarak içinden geçtiğimiz 
bu olağanüstü zor günlerde, beynimizin ayarları ile nasıl oynanmış
olabileceğine dikkat çekmeyi amaçlıyoruz. Uyduların, radyo televizyon
vericilerinin, GSM istasyonlarının, hatta Pokemon gibi bilgisayar oyunlarının
bile istenildiğinde sıradan beyin kontrol araçları haline geldiği günümüzde,
gerek coğrafi, gerek siyasi önemi açısından ülkemizin, Yeni Dünya Düzeni‘ne hizmet
eden güçler tarafından savaş üssü olarak görüldüğü de tecrübe ile sabit..
Şimdilik kısmen gizli sürdürülen kozmik savaşların ve elektromanyetik
silahların sonuçlarına karşı korumak için ülke olarak önlemimizi almak
zorundayız. Kimsenin artık, “görmedim, bilmedim, duymadım” deme lüksü yok.  Çalışmalarımızla, konunun ne kadar önemli olduğunu
bir kere daha gözler önüne sererek, siper savaşlar ve zihin kontrolü konusunda
rfarkındalıkların arttırılarak, halkı bilinçlendirici kampanyaların
başlatılmasını, teknolojik kalkanların konuşulmasını hatta konu ile ilgili
bağımsız bir Bakanlık”ın kurulmasını umuyoruz. Yoksa Bad’el harab-ül Basara”,
yani Basra harap olduktan sonra yapacak bir şey kalmayacak.Sahi, Basra’da zaten
harap edildi değil mi?


Son olarak, projeyi yürüten kişiler
olarak Eşberk de ben de çok tehlikeli sularda yol aldığımızın farkındayız.
Okuduğunuz bu birkaç sayfalık not, konu ile ilgili çalışmalarımız devam ederken
olağandışıbir durum yaşarsak, bir kenarda bulunsun diye tarihe düştüğümüz
küçücük bir nottur da…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet