TELEGRAM

Kahramanlar için bu son 28 şubat olsun !

28
Şubat döneminde bile FETÖ’nün ihanetini dillendiren araştırmacı-yazar Burak
Çileli, o dönemden bu yana mücadelesi boyunca yaşadığı hukuk macerasını
Haber7’ye anlattı. İhanetin ortaya çıktığı günümüzde bile FETÖ uzantılarının
etkisi neticesinde zindana atılan dostlarının adalete ulaşmasını istiyor.

28 Şubat döneminde FETÖ‘nün tekerine çomak sokan ve Türkiye’nin
bugün FETÖ ağından kurtulmasının önünü çeken kahramanlar, hala demir
parmaklıklar ardında adalet bekliyor. Bu kahramanlar için “Bu Son 28 Şubat Olsun!” diyen
araştırmacı-yazar Burak Çileli, FETÖ ihanetine direndiği için yaşadığı geçen
zulümleri Haber7’ye anlattı.

28 ŞUBAT MİLLETE YAPILAN DARBEDİR

30 yıla yakın gazeteci-yazar kimliğiyle faaliyette bulundunuz.
28 Şubat süreci sizi nasıl etkiledi? 

Ben o dönemde 3 aylık kültür-sanat dergisi
Akademya’yı çıkarıyordum. Ayrıca Beyoğlu Tarık Zafer Tunaya kültür merkezinde
Kültür A.Ş. bünyesinde aylık periyodlarla konferans ve panel organizasyonları
tertipliyordum. Yani yaptığım faaliyetin çerçevesi buydu. Bu bile, o süreçte
vesayetçi odakları rahatsız etmeye yetti. 28
Şubat’ın, önceki darbelerden farkı, asıl millete karşı yapılmış olması. O
günleri yaşayanlar, darbecilerin “irtica PKK’dan daha tehlikelidir” söylemini
hatırlarlar. Tabandan edindikleri tehdit algısının sembolü olarak görüyorlardı
Merhum Erbakan’ı. Onun şahsında Anadolu insanını bertaraf etmek istiyorlardı.

DARBE ÖNCESİ KATLİAM
HAZIRLIKLARI YAPILDI

Özel timin elindeki ağır silahların alınmak
istenmesi, pompalı tüfek satışına getirilen kısıtlama, hükümet darbesinden öte,
bir katliama hazırlandıklarının işaretleriydi. Benzer durum, dağılma
sürecindeki eski Yugoslavya’da da yaşanmıştı; ezici çoğunluğu Sırplardan oluşan
Yugoslav ordusu, sözde güvenlik gerekçesiyle ev ev silah araması yapıyordu
başlarda. Sonra Boşnakların başına gelenleri biliyorsunuz.

1998’de Salih Mirzabeyoğlu’nun tutuklanmasına
müteakip, şahsım aleyhinde takip-tarassut çemberinin daraldığını hissetmeye
başladım. 28 Şubat’ın yıl dönümündeyse, “28 Şubat Neyin Başlangıcı?” adıyla bir
panel düzenledim. Sene 1999… 28 Şubatçı zihniyetin gemi azıya aldığı sene
yani! O paneldeki değerlendirmelerim, onları fena hâlde rahatsız etmiş!
Bilhassa 28 Şubat’ın perde arkası beyin takımından Emekli Orgeneral Kemal Yavuzhakkında
söylediklerim… İlginçtir ki bu kişi daha sonra, Salih Mirzabeyoğlu’na Kartal Cezaevi’nden itibaren
uygulanmaya başlanan Telegram adı
verilen zihin kontrolü operasyonunun bir aşamasında, sevkedildiği Pendik
Adliye’sinde kurulan “askerî mahkeme” mizanseninde rol alacaktı. 

Panel gerekçesiyle mi tutuklandınız?  

TERÖRİST BAŞI VE
AVANESİ DARBECİLERİN GILMANI

Hayır. Bugün FETÖ’den cezaevinde bulunan, dönemin
Terörle Mücadele Şubesi’nde, sağ masanın başındaki komiser, başörtüsü yasağını
protesto gösterilerinde gözaltına aldığı Akademya okuyucuları
vasıtasıyla, “suyumun ısındığı” yolunda tehditler yolluyordu şahsıma! Salih
Mirzabeyoğlu’nun o süreçte terörist başı Fetullah ve avanesine “gılman”
tabirini yakıştırdığını bilenler bilir. Gılman, yani hizmetçi oğlan!.. Onlar o
süreçte 28 Şubatçılara düpedüz gılmanlık ediyorlardı!

28 Şubat ile ilgili panelin kasedinin bir kopyasını,
Bandırma Cezaevi’ni ziyarete gittiğimde tutuklu arkadaşlarıma götürmüştüm.
Cezaevinin dış güvenliğinden sorumlu Tugay Komutanı, görev alanına girmediği ve
hiç yetkisi olmadığı hâlde kasedi dinlemiş, ziyaret çıkışında beni gözaltına
aldırmaya kalkmıştı. O gün cezaevi idaresi, tutuklular ve asker arasında
yaşanan gerginlik neredeyse fiilî çatışmaya dönüşecekti. Sonra Tugay
Komutanının, yasa dışı Batı Çalışma
Grubu
 (BÇG)’den olduğunu öğrendim. Dediğim gibi, o süreçte
yaptığım faaliyetler ve bilhassa “28 Şubat Neyin Başlangıcı?” paneli,
birilerini fena rahatsız etmişti. Ancak elle tutulur bir gerekçe bulamadıkları,
diğer bir ifadeyle, yaptığım faaliyetlerin çerçevesi hiçbir komploya müsait
olmadığı için 1999 Ağustos’una kadar takip, tarassut ve tehdit çemberi altında
faaliyetlerime devam ettim. 17 Ağustos depremi sonrasında vatandaşların çoğu
gibi ben de dışarıda çadırda kalıyordum. Eyüp Gümüşsuyu sırtlarında, Kaşgarî
Camiî’nin bahçesinde, ailelerimizle beraber küçük bir çadır grubu kurmuştuk
arkadaşlarla.

Necip Fazıl’ın kitaplarında yer yer konu ettiği Kaşgarî Camiî
mi? 

Evet. Seyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri ile
tanışıp sohbetlerine devam ettiği, eskiden dergâh olan meşhur Kaşgârî Camiî.
Necip Fazıl’dan dolayı oranın mânâsı büyüktür bizler için. Deprem sonrası
ikinci haftaydı sanırım; polislerin gece sabaha karşı, ellerinde uzun namlulu
silahlarla, sanki silahlı çatışmaya gelmiş gibi zırhlı vaziyette cami avlusunu
bastıklarını dün gibi hatırlıyorum. Ne olduğunu anlamadan çadırlarında uykudan
fırlayan küçük çocukların ağlaşma sesleri hâlâ kulaklarımda! Gözaltına
alındığım 30 kişiyle beraber, Emniyet’e götürülürken bir tek bana arkadan ve
ters kelepçe takılmıştı! Emniyet’e vardığımızda, sağ masanın başındaki FETÖ’cü
komiserin bana ilk söylediği şu oldu: “Kimi gözaltına alsak, senin arkadaşın
çıkıyor. 83 tane adamın dosyasında senin ismin geçiyor. Bu iş buraya kadar.”
Yani ben dergi çıkararak ve kültür-sanat faaliyetleri organize ederek taban
çalışması yapıyormuşum! Darbecilerden emir alan “Gılman” komiserin muhakeme
metoduna bakar mısınız?

“MEHMET ALİ
BİRAND İLE BİRLİKTE İSLAMİ DAVADAN YARGILANDIM”

Neticede tutuklanıp cezaevine konuldunuz…

Metris Cezaevi’ne… Tutukluluk sürecindeyse,
cezaevinde bize, dışarıda ziyaretçilerimize yapılan baskı ve zulümleri saymakla
bitiremem. Hukuk tamamen rafa kaldırılmış, hukuku uygulama durumunda olanlar,
âdeta bir akıl tutulması girdabına kapılmışlardı. Cezaevindeyken bana bir de
Gazeteci Mehmet Ali Birand ile
beraber, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından, “İBDA-C
örgütüne, birlikte yardım ve yataklık”
 davası açılmıştı,
inanabiliyor musunuz? Bu kadar saçma bir iddiayı kendisi de fazla absürd bulmuş
olacak ki, aynı DGM, sonradan bu dosyadan beraat verdi ikimize de.

Sizin bir de ikinci kez tutuklanmanız söz konusu. Toplam 13
seneyi bulan hapis hayatınız…

İlk tutukluluğumdan tahliye edildikten sonra bu kez
önce Yeni Nizam, ardından Beklenen Nizam adında dergileri çıkararak gazetecilik
hayatıma devam ettim. Bu arada sağ masanın başındaki komiser değişmiş, yeni bir FETÖ’cü komiser gelmişti. 15 Temmuz’dan sonra tutuklandı.
Şimdiyse ev hapsinde. Ayrıca Salih Mirzabeyoğlu’na cihazla yapılan zihin
yönlendirme operasyonunda, cihazın başındaki etkin isimlerden biridir o
komiser.
Ben ilk tutukluluğumun Kartal Cezaevi safhasında,
Mirzabeyoğlu’na yapılan Telegram işkencesinin yakın şahidi olduğum için,
tahliye olur olmaz kendimi bu proje hakkında araştırmaya adadım.

O süreçte MirzabeyoğluTelegram adında bir kitap yayınladı. Kitapta
projenin başındaki bazı isimleri deşifre ediyordu. Bunlardan biri, içinde
şarkıcı Çelik Erişçi’nin
de yer aldığı“Dost Tarikatı” adı
verilen şamanist bir yapılanmaydı. Tarikatın başında, her fırsatta 28 Şubat’ın
perde arkasında bulunduğunu ima eden İhsan
Güven
 adında emekli bir binbaşı bulunuyordu. İhsan Güven,
27 Mayıs cuntasında Millî Birlik Komitesi raportörü olarak görev yapmış, sonra
kendi aralarındaki çekişmeler neticesinde emekliye sevk edilmiş, etkin bir
isim. Sonrasında “irtica” ile mücadelede, çevredaşlık ilişkileri üzerinden,
yasadışı faaliyetler yürüten biri. Mirzabeyoğlu’na yönelik zihin yönlendirme
operasyonu da yine bu cümleden bir iş!..

“TELEGRAM
DAVASINI ÜSTÜME ATTILAR”

Ben Telegram ile beraber “Dost Tarikatı”  adlı
yapılanma hakkında yazılar yazıyordum. İşin içinde yer alanlar açısından yine
rahatsızlık sebebi tabiî! Belli bir süre sonra İhsan Güven ve eşi öldürüldüler.
Bu olay, mevzuyu kurcalayan bana kumpas kurmak için fırsat kollayanlar yönünden
bulunmaz bir malzemeydi. Yanıma, birisi hariç hiç tanımadığım 3 kişi de
eklenip, yazılarım da “cinayet delili” olarak savcının önüne konulup, 5 kişiyle
beraber “cinayet failleri” suçlamasıyla tutuklandık. Bu kez kendilerince “altın
vuruş” yapmışlardı!

10 senelik tutukluluk sürecimizde, yargılandığımız 14. Ağır Ceza
Mahkemesi’nin başındaki Hakim, Ergenekon soruşturması kapsamında açığa alındı.

Hakimin emir-komuta zinciri içinde iş gördüğünü
anlamak için darbe heveslisi Orgeneral Şener Eruygur’un eşinin, bir telefon
konuşmasında, “14. Ağır Ceza Mahkemesi bizden” tarzındaki beyanına bakmak
yeter. Eruygur, aynı zamanda 1999 senesinde, Metris Cezaevi’nde Mirzabeyoğlu’na
yönelik suikast tezgâhının da başındaki isim. Hakimin görevden el
çektirilmesinden sonra değişen heyet, dava dosyamızda yer alan hukuksuzlukları
görmezden gelmeye devam etti ve 5 kişiye ömür boyu ağırlaştırılmış müebbed
hapis cezası verdi!

Sonra bu heyetin FETÖ’cü olduğu açığa çıktı! Şimdi eşleriyle beraber hepsi hapisteler! Nasıl bir seri kumpas
tezgahına düştüğümüzü görebiliyor musunuz?

YENİDEN YARGILAMA İLE
SUÇSUZLUĞU AÇIĞA ÇIKTI

Peki bunca vartayı atlattıktan sonra nasıl tahliye oldunuz?

Anayasa Mahkemesi, Avukatlarımızın başvurusu
neticesinde, skandal çapındaki hukuksuzluğu gördü ve yeniden yargılanmak üzere
dosyamızı 14. Ağır Ceza Mahkemesine iletti. Mahkeme, önce 28 Şubatçılardan,
sonra ise onların “gılmanları” olan FETÖ’cülerden temzilendiği için, yapılan
yeniden yargılama neticesinde suçsuzluğumuz açığa çıktı. Beraat ettik yani.

ONUN GİBİ BİR ÇOK
FETÖ MAĞDURU HALA ADALET BEKLİYOR

Kaç senedir dışarıdasınız?

İki buçuk sene oldu. 5 mağdur olarak dışarıdayız ama
geride bıraktıklarımızı düşündükçe burukluk yaşıyorum. Ziyaretine gidebildiğim
hapishane arkadaşlarımı hâlâ demir parmaklıklar arkasında görmek, yüreğimi
burkuyor. Gerek kendileri gerekse aileleri, her ne kadar sabır, metanet ve
tevekkül gösterseler de, içten içe nasıl bir dram yaşadıklarını, hayatının 13
senesi hapiste geçmiş biri olarak tahmin edebiliyorum. 23 senedir cezaevinde
olanlar var ve üzerine atılı suçlar, kargaları bile güldürecek cinsten!
































































28 Şubat mağdurlarının yaşadığı bu drama bir ân evvel son
verilmeli.
 Yeni Nizam
Yeni İnsan Derneği (YENİNDER)
 olarak bizler, elimizden
geleni yapmaya devam edeceğiz inşallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir