TELEGRAM

Toplumu Aydınlatma Hareketi
Başkanı Hakan Yılmaz Çebi’den gündeme bomba gibi düşecek açıklamalar…

Kozmik istihbarat nedir? Zihin kontrolü mümkün mü? Fitne gazı nedir? Komplo
teorisi üretim merkezleri nasıl çalışır?

Toplumu Aydınlatma Hareketi
başkanı Hakan Yılmaz Çebi, bu konularda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Akit’ten Amet Can’ın, Çebi ile gerçekleştirdiği ve bir kısmı bugünkü Akit’te yayınlanan
röportajın tamamı şöyle:

Toplumu Aydınlatma Hareketi
başkanı Hakan Yılmaz Çebi
kimseye eyvallahı olmayan
mütevazı, yiğit bir halkbilimci… Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Halk
Bilimi bölümünü bitirmiş bir araştırmacı… Onunla konuşurken heyecanını,
coşkusunu, etrafına yaydığı pozitif enerjiyi yoğun bir şekilde hissediyorsunuz…
Zeki ama lafcambazı değil… Heyecanlı ama ukala değil… Canayakın ama laubali
değil… Mistik ama derviş değil…



Çebi ile Kozmik istihbarat, Zihin Kontrolü, fitne gazı,komplo teorisi üretim
merkezleri başta olmak üzere bir çok metafizik konuyu konuştuk..

– Fitne gazı diye bir gazdan
bahsetmiştiniz. Ne tip etkileri var ve nedir bu gaz?

İnsanlar içindeki alınganlığı ve kindarlığı da artırıyorlar. Duru, net bir
bakış açısını kaybettirip meraklı, karmaşık, med cezir güzergahında kıvranan
bir toplum oluşturmak istiyorlar.



– Bu gazın bir makinesi mi var?

Türk hava sahasına giren bazı uçakların podlarıyla insanların yapılarına
göre kodlarla bir takım gazlar üretiyorlar. Bu konuda Türk hava kuvvetlerinde
çalışmış ilim adamları da bana zaman zaman mesaj gönderiyorlar. Hatta bunların
daha teknik isimleri var. Fitne gazı derken yani sinir gazı gibi bir şey bu.



– Ne tip rahatsızlıklar veriyor ?

İnsan aklını uyuşturan, insanların düşünsel mekanizmalarını yavaşlatan
gazlar bunlar. Bu gazların teknik isimleri de var. Toplum içinde sinir,
gerginlik, algıda yavaşlama gibi tesirler oluyor. Mesela kokular… Bazı
kokular insanda cinsel güdüleri harekete geçiriyor ve bazıları ise daha dingin
bir hale getiriyor. Yani parfümlerde bile şu hissi uyandırır diyor. Aynı bu
parfümler gibi bir takım kimyasallar da insanları panik atak yapıyor. İnsanlık
tarihin en büyük panik atak devrini yaşıyor. Bu şekilde giderse önümüzdeki
yıllarda bakkallarda bile antideprasan satılacak.



– Tahrik içerikli parfümlerin içinde
bir miktar fitne gazı da var mı?

Kozmetiklerin içinde var, bir de havaya salınanları var bunların…
Kimyagerlere sesleniyorum onların işi bu… Hangi parfümün içinde insanları
bulanıklığa sürükleyen maddeler, alınganlığı tetikleyen hangi kimyasallar var
bunları araştırsınlar. Mesela bir kahve var bu kahveyi içtiğinde kadının cinsel
dürtüleri artıyor ve sizi reddedemiyor diye reklam veriyorlar… Bakın tehdidi
çok tabii bir şekilde sunarsanız insanlar onu cazip bir şey sanırlar…



– Bu ne anlama geliyor?

Bir takım sapkın ruhlu adamlara mesaj veriyorlar bu reklâmlarla… “İşte
Türk filmlerinde gazozun içine atılan ilacı sana legal yoldan sunuyorum” mesajı
veriliyor… Şeytan “ben onların kulaklarına üflerim” diyor. Yani şehevi
duyguları tahrik ederim diyor… Şu anda şeytanı taklit ettiriyorlar onun
vazifesini yaptırıyorlar.



– Kozmetik dünyası şeytanla görev
paylaşımı mı yapıyor?

Evet, şeytan bir yandan metafizik olarak nasıl insanın içindeki öfke, hırs,
gazab gibi duyguları tetikliyorsa bu tip manyetik alanlarla şeytanın görevi
teknolojik olarak da yerine getiriliyor. Temiz havayı almak için temiz alanlara
gidiyorsunuz. Sizin bu alanlarınızı kuşatmaya çalışıyorlar… Bulunduğunuz
yerde manevî bir hava değil şehevi bir hava oluşturmak istiyorlar. Şehvet
ellerindeki en çok kullandıkları tüketim malzemeleri.



-Bu pazılın bir parçasını bile
kaybetseniz sonuçta o resim eksik kalacak…

Benim işim bulduğum parçaları yerli yerine koymak…

-Bu sorumluluğu size birileri
vermiyor ama siz kendi kendinize çok ağır sorumlulukların altına giriyorsunuz…

Hamama giren terler. Bakın daha önce Türkiye’nin fay hatlarının
tetikleneceği ve deprem silahlarının kullanılacağıyla ilgili olarak bir gemiden
bahsetmiştik. Şimdi bir bilgi daha veriyorum. Özellikle bu dönemde İngiliz ve
Britanya orijinli yaşlı İngiliz karı kocalara dikkat… “Almışını yetmişini
devirmiş bunlardan ne olur” diyip hafife alacağımız insanların Türkiye’deki
kritik noktalarda ve şehirlerdeki gezilerini Türk istihbaratı birimleri
dikkatle incelesin. Çünkü turist kılığında bir çok ajan ortalıkta geziyor.

-Dünyanın bir çok ülkesinde ezilen
halklar için direnen legal ve illegal yapılanmalar var. Sizce Türkiye’den bu
vahşi kapitalizme karşı direnişi başlatacak bir hareket çıkar mı? Yani klasik
sol mantığın dışında İslami duyarlılığa sahip devrimci bir hareket?

Anarşizme çok dikkat etmek lazım. Bu hareketlerin çoğu dolaylı veya
dolaysız bir şekilde anarşizme hizmet etmektedir.



-Öfkeli halkların hakkını savunan her
birey sizce anarşist midir? Ebuzer Gıffari’de halkların hakkını savunmuştu…

Haşa… Ebuzer Gıffari hazretleri Hz. Ali’nin en yakınlarındandı. Onun
yolunda paspas olmak bile büyük bir rütbedir. Lütfen söylediklerime dikkat edin
ben bu hareketlerin hepsi anarşizmdir demiyorum.

-Ne diyorsunuz?

Dolaylı yoldan bazen bu yapıların içindeki insanlar kendi kontrolleri
dışında farklı mihrakların yönlendirmeleriyle anarşizme kayıp şiddet
eylemlerinin dozunu yükselterek masum halka zarar veriyorlar. Bir yerde bir
hakkı savunurken anarşizmin kucağına düşmemek lazım. Hepimizin muzdarip olduğu
cemaatleşmelerin belli bir süre sonra holdingleşmesi ve siyasete karışmasının
olumlu ve olumsuz olduğu harbi yönler var. Bunları sosyalist bir dille
analizlerle verilerle raporlayıp tedavi edebiliriz. Yoksa bunlar anarşizm
dediğimiz sokak eylemleriyle ve mevzularla çözmeye kalkarsak başkalarının
kullanabileceği bir yapıya döner.

-Nasıl bir önlem almalıyız?

Dikkat etmemiz lazım. Şu an hükümetimize de çok temiz ehil ve manevi gözü
açık danışmanlar tarafından sürekli raporlar gidiyor. Yani yüzyüze birebir
görüşmelerde hakkaniyetle doğrular ve yanlışların karnesi çıkarılmış durumda.
Şu an başbakanımızda bu mahşeri hesaba değer verecek bir insan. Gördüğünüz bir
yanlışı müsbet yollarda ifade ettiğinizde kale alınıyor.

-Peki Hidroelektrik Santraller,
nükleer santraller, termik santraller ve baz istasyonlarını protesto eden
insanları neden kimse dikkate almıyor?

Bu tip manüplasyonlarda var. Daha nükleer santralin ne olduğunu bilmeyen
halka değişik birkaç tane kötü örnek verilip işte gerçekten uzmanların
anlattığı tarzda bilgilerde var. Bakın bu konular uzun mevzu.

-Yani o protestoları yapanların
hepsi cahil mi?

Hayır fakat dikkat edin işin ehli bir profesör çıkıp da konuyla ilgili
ciddi bir şeyler söylemiyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Tayyip beyin
söylediği gibi devleti yönetmek bakkal yönetmeye benzemez. Siz o insanların
bunları düşünmediğini mi zannediyorsunuz? Bu mevzuları gerçekten bilen ilmi
yeterliliği olan sağlıklı insanların konuşması gerekiyor. Bir şeye karşı
olduğumuzda sokaklarda bağırarak çağırarak hakaret ederek cam kırarak halkın
bindiği otobüsleri molotoflayarak değil yanlışları sebepleriyle birlikte
raporlayarak yetkili mercilere sunduğunuzda sizi dikkate alırlar.

-Siz uyarıyor musunuz?

Evet ben bizzat buna verdiğim raporlarla ve uyarılarla şahidim.

-Ne değişti halen Nato’dayız?

Sihirli değnekle dokunmuyorsunuz. İnanın bu yönde işin meyvelerini de
almaya başladım. Bence bu yöntemi kullansınlar. Zamanında Avrupa birliğinin bir
haçlı birliği olduğunu söylediğimizde, bizi almazlar dediğimizde şovenist
yaklaşıyorsunuz diyen yapı bir süre sonra bu verilerin sonucunu gördüğünde sizi
dinliyor. IMF’nin Dünya Bankası’nın Türkiye’ye ne gibi planlar hazırladığını
genetik olarak hibrit tohumunun nasıl oluşturulmaya çalışıldığını
anlattığınızda ilk başta sizi algılayamayan yapı bu verilerin sağlamlığını
ifade tarzınızın müspetliğini görünce dikkate alıyor. Ortak noktada insanlık
âleminin gelişimi için fikirlerinize değer veriyor. Birbirimize düşmeden ortak
veriler üzerinden Türkiye’ye faydalı olabilmenin yollarını bulmalıyız aksi
takdirde düşman sevindirmekten öteye gidemeyiz.

-Pasifist anarşistlerin kullandığı bir
yöntem olan boykota ne diyorsunuz ? Terör devleti İsrail’in son dönemdeki
krizden hareketle Fransa’nın ve emperyalist ABD’nin mallarının boykot edilmesi
tarzındaki bir reflekse ne diyorsunuz?

Bu tip boykotların her zaman yanındayım. Boykotları kesinlikle
destekliyorum. Boykotlar ekonomik savaşın en güçlü silahıdır ve halk olmanın
şuurudur. Halk nedir? Milli güvenlik dersinde halk “milletin otoriteleşmiş
hali” yani bir vücut gibi bir erdemli hali. Zararlısını faydalısını otomatik
olarak savunmasını taarruzunu ayarlayabilen nitelikli bir millet topluluğu
demektir halk. Nitelikli halk sivil toplum örgütleriyle olamıyorsa bile şahsi
olarak insanların saygı duyacağı bir metotla hizmet metoduyla düşüncesini
açıklar. Eski topluluklarda olduğu gibi yakarak yıkarak, Kadıköy meydanında
çiçek kopararak, dükkânlara zarar vererek hakikat anlatılmaz. Büyüklerin bir
sözü var “hayrın anlatımı şer metotlarla olmaz” Bizimde şahsi olarak bir boykot
tarzımız var. İlmi, ahlaki ve fikri bir zenginlikte olması lazım boykotun. Boykot
kültürü çok önemli bir kültürdür ama bir boykot kültürü olarak yaşatıldığı
sürece… Yoksa olay anarşizme gider.

-Ben sorularımda anarşizmi felsefi
manasıyla entelektüel bir başkaldırı disiplini şeklinde yöneltiyorum.

Hayır. Entelektüel anarşizm olmaz. Anarşistin de entelektüeli olmaz.
Anarşist maneviyatçı kutsal bir tarz değildir.

-Proudhon’un söylediği gibi
“Mülkiyet hırsızlık” mıdır?

Ben Proudhon’un ne dediğine bakmam Peygamber efendimizin ne dediğine
bakarım. Yığmacı, paylaşmayan, üretime sokulmayan her sermaye nitelikli veya
niteliksiz gasptır. Vakıf kültürü önemlidir. Yani malı elde tutmama infak etme
birleştirme, paylaştırma kültürünü yani vakıf kültürünü yaşatmak lazım. Biz bu
konuda gazeteci olduğum yıllarda o tehlikeyi düşündüğüm için bu yönde bir çok
haberim manşet oldu. Bunlardan biride “Türkiye vakıf kültürüne geri
dönmelidir”di.

-İhsan Eliaçık ne demek istiyor?

Lütfen ben şahıs üzerinden gitmem. Bana şahıslar üzerinden sormayın.

-Peki sizinde “bak bunlar çok
önemli fikirler” dediğiniz şeyler yok mu öteki tarafta?

Allah Resulu bize Müslümanca bakış açısını vermiş zaten. Onu niye ötede
beride arayacağım ben. Ehli sünnet, Ehli beyt ve müctehid imamların çizgisinde
bir bakış açımız var bizim. Hayatın iktisadi, ferdi ve hatta rüyalarımıza bile
baktığımızda bir mizanımız vardır. Bu mizan nedir. Kuran, sünnet, icma ve
kıyas…

-Prens Sabattin, Nurettin Topçu
tarzı milliyetçi sosyalist bir yaklaşıma ne diyorsunuz ?

Müslüman zaten sosyal olan insandır. Bunu birilerinin dünyevi izimlerle
terimleri ağdalaştırmasına gerek yok. En büyük sosyal adaletçi peygamber
efendimiz. Hangi sosyalizme inandığını söyleyen kişi efendimiz gibi kuru bir
hasırda yatmış. Sosyalistler bu işin edebiyatını iyi yapıyor. Kisra’lar Onu
ziyarete geldikleri zaman kendilerini tabiri caizse hizmetçi zannetmişler. İşte
en büyük sosyal adaletçi efendimizdir.

-Telegram konusuna gelelim.
Ünlü düşünürlere de dünyanın her tarafında telegram işkencesi uygulanıyor.
Türkiye’de de avukatları Salih Mirzabeyoğlu’na bu işkencenin uygulandığını
söylüyor…

Evet bazısını hücreye sokarsınız rahat uygularsınız bazısına ise uzaktan
uygularsınız.

-Telegram nedir ve ne şekilde
uygulanır?

Dogmatik, büyüye ritüele dayalı eserlerde gram bir şeytanın adıdır. Demon
dediğimiz 72 tane şeytan isimlerinden biri de paradır. ATM şeytanın
oğullarından birinin ismidir. Sizin ekonomik ve sosyal hayatınıza onlar kendi
kelimelerini koyarak bir telegram uyguluyorlar.

-Bonus ne anlama geliyor?

Bonus 1800’lerin sonunda yaşamış bir Amerikalıdır ve Santoloji tarikatına
mensuptur. Kıvırcık saçlı bir adamdır. Bunlar sosyal ekonomik hayatımıza
tesirleri, tılsımları, hipnozları etkili olsun diye kendi isimlerini
veriyorlar.

-Tekrar Telegrama dönersek…

Evet Tele ne demek irtibat bir elektriksel akım gram ne peki şeytan. Ne
yapmışlar şeytanın elektriksel akımı. Şuasal akım…

-Nasıl kullanıyorlar bu akımı?

Üç türlü kullanıyorlar. Metafiziksel olarak resim ve büyüyle… Resminizi
karşılarına alırlar ya da bir heykelinizi yaparlar. Ya da bir bebek tasvirinizi
yaparlar onun üzerine çeşitli teknikler uygularlar. Aslında manyetik bir
işkence metodudur bu uygulama.

-Bu işkenceye maruz kalanların
tepkileri nasıl?

Zihin kontrolünde vücudun bazı bölgelerinde ağrılar, farklı halüsinasyonlar
ve bir takım varsayımlar, vehimler gördürtebilirler. Bunun yanında Lizerjik
asit dietilamidi kısaca LSD dediğimiz kimyasalın gösterdiği etkilerle Telegram
işkencesinin etkilerini birbirine çok benzer.

-LSD nasıl bir etki yapıyor?

Bilinçte aşırı hareketlenme, algı bozukluğu gibi durumlar Telegram’ın LSD
kanalıdır. Bakın h… (ilacın ismi bizim tarafımızdan sansürlenmiştir) diye bir
ilaç kullanılıyor. Bu ilaç hipnozda zihin kanallarını uygun hale getiren bir
uyuşturucu. Prof Dr. Nurullah Genç’in de bu konuda harika bir makalesi var.
Orada bir takım insanların yiyeceklerine içeceklerine bu ilaçlarla tesir edilip
zihnini savunmasız bırakıp telkine açık hale getirdikleri şeklinde… Telegram
sinir sistemini oluşturan nöronların düzenli çalışmasını bozar. Üzerinizde
şefaf bulutumsu bir tesir bırakır. Manyetik sinyallerin ve üfürmelerin sizi
yönlendirdiği bir tesis sahası var. Birde radyo frekansları ve cep
telefonlarıyla gönderilen negatif algı oluşturan kozmik sinyaller var. Etrafta
bir cemır olsa ne olur? sizin şu anki kayıt cihazınızı keser, cep telefonunuzun
sinyalini bozar.

-Var mı sizde de cemır?

Benim ihtiyacım yok cemıra… Söylediklerimi her ortamda hiçbir şekilde ezip
büzmeden söylerim.

-Bir şey ne kadar ortadaysa o
kadar dikkatten kaçar değil mi…

Eyvallah… Dikkatten kaçar, çünkü dikkat kaçana yöneltilir göz önündekine
değil…

-Telegramla cemırın
ilişkisinden bahsediyordunuz…

Cemır nasıl kayıt cihazlarını kesiyorsa Telegram da beyninizin irtibat
sinyallerini kesen bir teknolojidir. Radyo dalgaları gibi beyin frekanslarını
tespit etmeye çalışıyorlar. Ünlü ve zeki bir takım adamların beyin sinyallerini
tespit edip bunları inceliyorlar.

-Bir sonraki aşamada ne
yapacaklar bu adamların beyin sinyallerini?

Bu sinyalleri kendi yetiştirdikleri özel kişilere kopyalayacaklar… Bakın
TÜBİTAK’taki intihar olaylarını dikkat edin… Geçende Erzurum’da bir rektör
intihar etti. Yine bir emniyet mensubu intihar etti. Fark ediyor musunuz
Telegramı artık ne kadar yoğun kullanmaya başladılar. Telegram geleceğin
işkence metodudur ve şu anda test yayınını bitirmiş durumda… Aselsan’dan biri daha
öldü geçenlerde… Yani Türkiye’nin kriptolarına sahip olan herkes eğer bu ilmi
bilmiyorsa bu koruma kalkanı içerisinde değilse bakın belli bir süre sonra
intiharların huzursuzlukların ve cinayetlerin pençesinde kalıyor. Genelde
müsbet olanlar toplumu yönlendiriyorlar. Yanlışları deşifre ediyorlar. Bilim
adamları, yazarlar çizerlerin içinde hakka çalışanları tercih ediyorlar. Bin
tane asker elinize geçireceğinize bir tane kumandan ele geçirmeniz lazım. Çünkü
bir asker bir komutan demektir. O insanı telef ettiğiniz ve sistem dışı
bıraktığınız zaman arkadan gelecek yapıyı da dağıtmış olursunuz. Bunun yanında
gelecek olanı da bozmuş olursunuz.

-Yani bunu öldüremedikleri
için mi yapıyorlar?

Öldürebilseler öldürecekler. Bu yüzden maksimum zarar vermeye çalışıyorlar.

-Abdullah Öcalan’ında
cezaevinde zehirlendiği iddia edildi sizce Öcalan’a da telegram uygulandı mı?

Öcalan’ın bakışlarına ifadelerine gözlerine baktığınız zaman CIA’nın
MOSSAD’ın telegramında olduğunu hemen görüyorsunuz. Net olarak söylüyorum
yakından bakıldığında Öcalan külliyen rahatsız olduğu her halinden belli. Yani
kendi varlığı aslında orada değil…

-Devrimci
sosyalist İslamcılar gibi kavramları uygun buluyor musunuz?

Hayır, ben metodlarını incelediğim kadarıyla
uygun bulmuyorum. Müslüman bu tarz isimler kullanmadan, ayrıştırmadan,
gruplaştırmadan İslami ahlak ve yaşantısıyla cevap verir. Kapitalist sermaye
ile birleşmeden, yedi yıldızlı otellerde fantastik “karşı tarafla mücadele
ediyorum, benim de bir eğlence tarzım var” diyerek onlara cevap verme
basitliğine düşmeden bir yapı modeliyle cevap verilmesi gerekir.

-Tesettürlü
bayanların bir fukaranın ömür boyu göremeyeceği kadar büyük paralarla ve
Afrika’daki açlıktan ölen binlerce çocuğu kurtaracak paralarla aldıkları
jiplerle gezmeleri -ki buna İslamcı erkekler de dahil- sizi rahatsız etmiyor
mu?

Allah ayet-i kerimede buyuruyor; “yiyiniz
içiniz ama israf etmeyiniz”. Bir yandan da Efendimizin mütevazı yaşamını örnek
alıyoruz. Yaptığınız işlere göre belli bir giyim tarzınız olabilir. Kısaca
özetlersek mülkiyet eğer insanın nefsi arzularını körüklemeye başladıysa
tehlikelidir.

-Bir
milletvekili maaşı 12 bin lira… Öte yandan milletvekillerine 50 bin liraya
kadar şahsi bütçe verilmesine çalışılırken bugün bir maden işçisinin maaşı 700
TL. En fazla alanınki de 1100 TL…

Milletvekili 12 bin lira maaş alabilir, çünkü
milletin derdiyle uğraşıyor. Ama sen işçini, memurunu, emekçinin alması gereken
ücreti oradan kesip kendine yamarsan veya bakanlıklardaki müsteşar kadrolarına
verirsen sorun orada başlar. Yani milletvekili 12 bin lira alıyorsa o işçinin
de en az 6 bin lira alması gerekir. Memleketin gelir kaynakları tarımından,
madeninden, hayvancılıktan gelir. Demek ki senin için üreten yer, seni ayakta
tutacak en önemli yerdir. Yani besleyeceğin yer burası… Ama sen üreten, emek
veren insanı beslemiyorsun, tam tersine bunun üzerine edebiyat yapan, siyaset
yapan merkezi genişletiyorsun. O zaman kim üretim yapar?…

-Fikri
alanda da bu sıkıntıyı yaşamıyor muyuz? Mesela bir profesör bugün 3,500 lira
maaş alıyor, bir sanatçı(!) bir saat bir yere gittiğinde 10 bin-20 bin lira
alıyor. Peki ülkenin ilim adamına verilen değer bu mu? Bir yanda bütün ömrünü
ilme adamış, profesör olmuş biri, öte yanda bacaklarından başka sermayesi
olmayan bir şarkıcı…

Dünyada şu anda ilme, irfana, kültüre, müsbet
akla değer vermeyeceksin ki malayani üretsinler. Şeytan diyor ki; ben insanı
malayani tarafa çekeceğim. İnsanlara boş, gereksiz ya da gereklilik kaleminde
en sonda yer alacak işleri gündeme getireceksin ki, ilim adına ismimizi dünyaya
duyuracak ilim adamlarımız duyulmasın, onlar ortaya çıkmasın.

-Kozmik
istihbarat nedir?

Kafası çalışan, keşfeden insanlar sürekli
takip ediliyor. Buna kozmik istihbarat diyoruz.

-Bir
mülakatınızda Komplo Teorisi Üretim Merkezleri’nden bahsetmiştiniz… Nerededir
bu merkez ve ne işler yapılır bu tip merkezlerde?

Bu merkezlerin en büyüğü Yeni Zelanda’da…
Dünyanın birçok yerindeki ünlü bilim adamlarını bu merkez ikna ederek yerin
altında büyük şeytani güce hizmet ettiriyor.

-Bu
merkezler gücünü nereden alıyor?

Geçmiş uygarlıklarla gelecek uygarlıkların
nabzını tutan bir güç var. Zaman zaman dünyanın para trafiğini takip eden,
yönlendiren bu tarz şeytani güçlerin parayı tekellerinde tuttukları gibi
zihinleri de tekelde tuttukları merkezler var.

-Zihni
tekelde tutarak ne yapacaklar?

Dünyaya bir hafıza aklı vermeye çalışıyorlar.
Yani bu komplo teorilerini hazırlayanların tek derdi ortak bir akıl oluşturmak.
“Neyi veriyorsak onu düşünsünler” mantığı… Müziklerin içindeki ritimlerde
okuduğunuz ve çok basit sandığınız bir haberde, farkına varmadığınız reklam
filmlerinde, binlerce subliminal veri bilinçaltına gönderiliyor.

-Bu
bir psikolojik savaş mı?

Evet, bu merkezler bir anlamda bilinçaltımızı
kundaklıyorlar. Ve bunlar zaman zaman newage dediğimiz tarikat isimleriyle de
insanlara şekil veriyorlar.

-Bu
merkezlerin ürettiği birkaç komplo teorisinden örnek verir misiniz?

Mesela CERN dediğimiz tekniklerle boyutsal
paralel evrenler adı altındaki araştırmalar, kâinatın Big Bang’le yaratılış
sırrı gibi şeyler bu tip komplo teorisi üretim merkezlerinde üretiliyor.

-Bu
merkezler neden Yeni Zelanda’yı seçiyorlar, dünyada başka yer yok mu?

Yeni Zelanda’yı seçmelerinin sebebi şu…
Tanzimat artığı bir takım ilim adamlarına bile o dönemlerde ‘sizin fikrinize
göre kuracağınız en verimli ütopya ülkesi Yeni Zelanda’ diye İngiliz sefiri
tarafından bilgi veriliyor. Yani Yeni Zelanda tanzimattan beri komplo
teorisinin en çok üretildiği yer… Mesela Tevfik Fikret ve yandaşlarına o
dönemlerde bir hedef gösterilmiş, ‘dünyanın gözünün önünde olmayan bu tip
ülkelerde komplo teorisi merkezleri kurabilirsiniz’ diye… Yeni Zelanda zaten
dünyanın yukarısından bir şiş soksanız tabiri caizse altından çıkacak bir ülke…
Son iki yüz yıldır yerlilerinden alınmış bir ülke… Bu ülkede uzun zamandan beri
modern İngiliz dili ve yaşantısı lanse ediliyor. Gaye Yeni Zelanda’yı geleceğin
ülkesi yapmak… Netice itibariyle bu ülkeyi İngiltere kraliyeti yönetiyor.

-Bu
kraliyet ailesinin yaptığı başka işler var mı?

1948 de İsrail’i kuran ülke de bu kraliyet
ailesidir. Bu siyonist yapının kurulmasında İngilizlerin büyük payı vardır.
Buna eskilerin tabiriyle şeytan imparatorluğu da denilir.

-Nasıl
gizleniyor bu merkezler ülkenin yerlilerinden?

Yeni Zelanda da koyun çiftlikleri diye
görülen yerlerin altında CERN laboratuvarları var. Avustralya ve İsviçre’de de
var aynısı… Çünkü Avustralya ve Yeni Zelanda birbirine çok yakındır. Fakat Yeni
Zelanda daha gözden ırak olduğu için buradaki gizli merkezler daha yoğundur.
Yeni Zelanda çok pahalı ve iyi takip edilen bir ülke, kolay vize alamıyorsunuz.
Ve nüfusu da çok az… Yeni Zelanda aslında tüm dünya istihbaratlarının karar
aldıkları, manipüle edildiği, bilgi aktarımında bulunulduğu, deniz kıyısına
yakın bir gizli üstür.

-Bu
komplo teorilerinin üretildiği bölgenin ismini verebilir misiniz?

Ormanlık bir alanda, ismini vermeyeceğim
çalışmalar orada yapılıyor. Fiziki ve metafizik laboratuarlar burada… Dünyayı
yönlendiren şeytani kraliyet burada her türlü komplo teorisini yapmaktan
çekinmiyor.

-Manyetik
enerji nasıl kullanılıyor?

Kâinattaki manyetik enerjiyi ve ley hatlarını
kullanmanın bir ilmi var. Elif noktaları diyelim. Cebeli Tarık hattında gezen
ve o bölgelerdeki hareketli fay hatlarını, iyonosferdeki yapıyı kullanarak
tetikleyen bir gemi var.

-İstanbul’daki
son depremlerin sebebi de o gemiler mi?

Hepsi diyemeyiz, çünkü her şey Cenab-ı
Hakk’ın izniyle olur. Cenab-ı Hakk yeryüzünde maddi ve manevi bir ilim ve
cihadi bir mücadele metodu yarattığı için tabiatın kanunlarını insan irad
ederse, Cenab-ı Hakk da murad ederse kullanabilir.

-Nerelerde
kullanılıyor bu Elif noktaları?

Yeryüzünde fizik ve metafizik bir imtihana
muhatabız. Neticede bu alanda manyetik silahları kullanan Alaska’da olduğu gibi
çeşitli merkezler var. Bakın İran, Amerika, Pakistan gibi yerlerde
göreceksiniz, yakında depremler artacak demiştim bir tv kanalında… Bu
açıklamamızdan on gün sonra İran’da bir deprem oldu ve ardından Ege, Akdeniz ve
Çanakkale hattında sallanmalar oldu.

-İsrail
Baharı’nda Türkiye siyonistlere karşı fırsattan istifade bir savaş politikası
geliştirir mi?

Hak yolda herkesin ortak fikri aynı…
Hıristiyan olsun, Musevi olsun, Müslüman olsun hepimiz dünyaya bir düzen
sağlamakla mükellefiz. Yani bozgunculuk yapan unsurlara Müslüman da, Hıristiyan
da, Musevi de karşı çıkmak zorundadır. Fakat bu durum birilerinin işine
gelmeyeceği için muhakkak araya tefrikalar girecektir. Bir takım insanları,
devletleri birbirine düşürecek sabotajlar, eylemler, suikastlar bu düzenli
yapının bir araya gelmemesi için sürekli devam edecektir.

-Türkiye
ne zaman müdahale eder?

Yani Türkiye bir anda Suriye mevzusunda
olduğu gibi müdahale etmez. Bölge bir cadı kazanına çevrilip inançlı insanların
birbirine düşürüldüğü bir döneme girersek işte o zaman Türkiye müdahale eder.
Gayrı nizami harp metotlarıyla İsrail’e kimse müdahale etmez. Türkiye-İsrail
savaşı tabiri caizse İslam âleminin de toparlanmasına vesile olur. Yani aklının
toparlanmasına, kimin ne olduğunun da ortaya çıkmasına vesile olacaktır. Çünkü bir
nevi kan bir şeyleri test edecek.

-Türkiye
İsrail’e müdahale ederse ABD’de Türkiye’ye müdahale eder mi?

Artık Amerika’nın yönetimini tek olarak
düşünmeyelim. Amerika belki kısa bir süre sonra kendi derdine düşecek. Bugün
parça parça gördüğümüz sosyal sıkıntılar, depremler birkaç sene içerisinde çok
ciddi boyutlara gelecek ve Amerika ‘ben artık bu savaşta yokum. Ben artık
İsrail’in savaşını vermek istemiyorum’ diye havlu atacak.’ Bakın bunları
bilerek söylüyorum. Belki de şu anda Amerika’da bazı bölgelerin valileri,
başkanları bu duruma hazır da olabilir. Amerika eyalet sistemine geçecek ve
Amerika’nın başına 19 eyalet devleti bela olacak.

-Amerika
zaten eyalet devleti değil mi?

Yani eyaletler devlet haline gelecek, o
manada söylüyorum. Eyalet olmaktan çıkacak, hepsi bağımsızlıklarını ilan
edecekler. Yani Ortadoğu coğrafyasında emperyalizm ve siyonizm işbirlikçileri
yalnız kalacaklar.

-Gizli
propaganda yöntemleri üzerine de araştırmalar yapıyorsunuz. Bunlara bir örnek
verir misiniz?

Bakın beyinde sağ ve sol loblar var.
Özellikle Amerika menşeli, farklı çeviri kitaplarını inceledim. Beyninizin sağ
lobunu çalıştırın diye adeta yalvarırcasına bir propaganda yapıyorlar.

-Neden
sağ lob?

Beynimizin sağ lobu hayallere dayalı olan
duygusal bir alanı, seksüaliteyi, güzel sanatları yorumluyor. Sol lob ise
matematiksel işlemlerde mantığı kurmanıza yardım ediyor. Analiz yeteneğinizle
ilgili bir alan sol lob… Yani siz hayal görme alanınızı çalıştırın,
araştırmayın üretmeyin deniliyor. Bu çok sinsi bir şekilde gerçekleştiriliyor.
Yanlış anlaşılmasın, sağ lob işe yaramaz demiyorum. Sol lobla olan ilişkisini
biliyorum. Fakat benim dikkat çektiğim özellikle sağ loba ağırlık verilmesi…
Bu konu hakkında ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Sağ lobu körükleyerek romantik, duygusal, içe
kapalı bir gençlik yetiştirmek istiyorlar.

-Yani
içimizdeki devrimci İslam anlayışını yıkmak istiyorlar öyle mi?

Dikkat ederseniz Türkiye’de analiz,
araştırma, tarihi kitap satışlarına bir bakın, bir de İslami duyarlılığı, maden
mevzusunu, tarım mevzusunu, şehircilik ve mimari mevzusuna değinen kitaplara
bakın. CIA’nın bir raporu var. “Biz bir yere gireceğimiz zaman oraya bir
sayfayla, bir kitapla, bir gazeteyle gireriz” diyor. Bir yerde bir zihin
kontrol yönetilecekse bir kitap üzerinden birine servis ettirirler. Ya
kendileri yazarlar, ismini attırırlar ya da ona bir kitap yazdırırlar.

-Son
yıllarda Türk toplumunu yönlendirmek için seçilmiş bir alan olan tasavvuf
konusunda ne diyeceksiniz?

Evet, en fazla Kabbalistik özelliklerin
alttan alta insanlara fark ettirilmeden zerk edilmesinde de bu yolu
kullanıyorlar. En çok sızdıkları alan burası… Bu yüzden büyükler ‘şeriatsız
marifet olmaz’ demişlerdir.

-Gayeleri
ne?

Bazı şiirler ve edebi cümleleri alıp, onları
yorumlayıp size tasavvuf adı altında şapla şekerin karıştırıldığı, işin
edebiyatının yapıldığı, işin künhüne vakıf olunmadan, tasavvuf ahlakı yaşama
geçirilmeden, sadece duygusal manada yaşayıp içinizdeki vicdan sızısını
sakinleştirecekler. Yani Müslümanları ılımlılaştıracak, melankolikleştirecek,
cihad kültüründen uzaklaştıracak aşk temalı konular bunlar…

-Hepsi
kötü niyetli değildir.

Elbette değil… Bu konuda, yani Mevlana, Şems
gibi konularda iyi niyetli olan bazı insanları da kullanarak ‘gençlik bunu
okumalı buraya yönlendirilmeli’ derken gençliğin cihad ruhu nötralize edildi.
“Aşk dergâh, tekke dünyasına gir” deniliyor. Caminin etrafından çıkmayan ve
hayata aşki gözlerle bakan, fakat memleketinin madenlerini, yeraltı
kaynaklarını, tarımını, yükselmesini yücelmesini ve siyasetini düşünmeyen,
bunlara kafa yormayan, kendi iç dünyasında gezen bir gençlik oluşturulmak
isteniyor.

-Bu
konuda en çok yayını yapan çevreler kimler?

Kartel Medyası… Dikkat edin, yıllarca kartel
medyası tarafından aşağılanan, hor görülen tasavvufi konular bir anda geniş yer
bulmaya başladı. Bu konuda yazan yazarlarla röportajlar ve haberler yapıldı.
“Sen suya sabuna dokunma, dünyanın gidişatı tarihi hakkında düşünme, gel bu
tasavvufi konularda felsefe yap, konuş. Ben sana milyonlar da sattırırım, rahat
da edersin önünde açılır.” dediler.

-Tasavvuf
cihada engel mi demek istiyorsunuz?

Asla… İmam Gazali gibi Muhyiddin ibn Arabî ve
Mevlana gibi değerli zatların vermiş oldukları marifet ilimleri cihad için
vardır. Önce sen adam ol, sonra Bediüzzaman’ın dediği gibi iman-ı kâmil olan
adam dünyaya meydan okur. Şeytani düzene meydan okunması için yazılmış bu
kitaplar aslında, fakat bu insanlar tabiri caizse olayın bu bölümünü retorik
manada alıyorlar.

-Kitaplarınızdan
birinde deli suyu içmekten bahsediyorsunuz. Siz bu deli suyunu içtiniz mi?

Ziya Paşa’nın bir sözü vardır ‘Ayinesi iştir
kişinin, lafa bakılmaz. Görünür kişinin rütbe-i aklı eserinde’ Şimdiye kadar
yazdığımız 30 esere baktığınızda, yaptığımız gazetecilik ve televizyondaki
programlarımıza baktığınızda akıllı adamın işleri mi bunlar… Karşınıza
aldığınız güç bugün Türkiye’nin kurumlarının karşılarına alamadıkları güç… Biz
deli suyu içtik derken bunu kripto olarak kullanıyoruz, mütevazı olmaya
çalışıyoruz.

-Bahsettiğiniz
konular çok cüretkâr ama…

Üveysilik dediğimiz bir şey vardır. Bizi
kitaplarımızdan tanıyanlar bu kavramı hangi manada kullandığımızı bilir. Yani
kitaplarımız bir bütün olarak okunduğunda bizim deli suyu derken neyi
kastettiğimiz daha iyi anlaşılır. Deli suyu kavramı orada bir remizdir.

-Türkiye’deki
derin yapılanma hakkında ne diyorsunuz?

Türkiye’deki derin yapılanmadan önce ben
bizim derin yapımızdan, Salihler Ordusu’ndan bahsedeyim. Eğer bir devlet bu
salihler yapısının gönlünü alırsa, -çünkü onlar talep etmezler talep edilirler-
o zaman Türkiye emperyalizme kucak açmayacak.

-Salihler
Ordusu konusunu açar mısınız?

İlham makamının pazarlıksız komutanları
onlar… Eğer devletin içinden arz edilirse bu yapı inşallah harekete geçecek.

-Hareket
anında ülkede büyük bir devrim mi olacak?

Dünyevi kavramlar onlar… Birazcık yaşayanlar
bunların kıymetini bilirse devletin tepesine gelmiş kırklardan, yedilerden
birileri gelmeye başlarsa, devletin bakanlığına ya da cumhurbaşkanlığına o
toprakların ve çevresindeki her yerin yeşillendiğini göreceksiniz. Çünkü Allah’ın
rahmeti onlarladır.

-Minarelerden
daha uzun gökdelenler size neyi çağrıştırıyor?

Ben tuhaf olan bir şeyi ilk gördüğümde bu
konuyla ilgili ayet varsa ayetlere, yoksa hadislere bakarım. Bununla ilgili
ayetlere ilk baktığımda Babil Kuleleri aklıma geliyor. Çünkü bir şey hak adına
Allah’ın rızasıyla mı yükseliyor, yoksa ego şişmesi, dünyevileşme,
sekülerleşmeyle mi yükseliyor? Şimdi bu plazalardan hangisi bir sosyal
paylaşım, bir vakıf gayesi güdüyor. Bir sohbet, kardeşlik merkezi, bir
kütüphane, bilimsel konuların tartışıldığı, parlak zekâlı gençlerin
yetiştirildiği plaza neden göremiyoruz? İrfanla ve kültürle mi yükseliyor bu
binalar, yoksa zevkle sefayla mı? Rezidanslara baktığınızda ikinci katında
bilim adamı, beşinci katında dünyanın önemli el yazmalarının olduğu, altıncı
katında hoş sohbet insanların bir arada konuştukları bir yer gördünüz mü?

-Stüdyo
evler yapılıyor, sanki tek yaşamayı özendirmek için?

Kesinlikle çok doğru… İnsanlar yalnız ve
kendilerine stüdyo daireler bulup o dairelerle evleniyorlar. Yani eş yerini
daire alıyor.

-Heyecanlı
gençlere ne tavsiye ediyorsunuz, bu heyecanlarını nereye kanalize etsinler?

Kendilerine dönsünler.

-Bir
anda ışınlanarak mı kendilerine dönecekler?

Hayır. İnsanlar bugün kendilerini
heyecanlandıracak ve model olacak insanlar arıyorlar. Fakat bu bilgi çarpıtma
çağında farklı farklı düşüncelerin içinde birçok heyecanlı genç heder oluyor.
Bir model kimlik olsa, dört dörtlük bir yaşantısı olsa, biz de ondan
etkilensek, ona benzemeye çalışsak… Peygamberler devri bitti. Ondan sonra da
insanlar kendilerine bir saltanat, bir Mehdi bekliyorlar. Ama kimse kendi iç
temizliğini yapma peşinde değil. Kendilerine dönsünler derken ben bunu
kastediyorum. Hep birileri onları heyecanlandıracak, duygusallaştıracak, yani
sürükleyecek. Ama hüzünlü bir adam bir gün tebessüm etse hemen kalpler
bozuluyor. “Bu adam da mı onlara benzedi” tarzında fitneler oluyor. İkinci gün
yurt dışından birkaç dostu gelse “CIA ajanlarıyla mı görüşüyor” deniliyor.
Efendimizin ahir zaman için söylediği çok güzel bir söz var “Ya Rabbi! Kalbimi
dinin üzere sabit kıl” Bu şeytani güçlerin şaha kalktığı çağ kendi gibi
adamları arayanların çağı… Birçok tarikat ve cemaat liderlerini bile harcadığın
bir dönemde adamın ömrünün yüzde doksanı hayır ve hasenatla geçmiş, cemaat veya
tarikatında ufak bir yanlış görüp bir gecede sildiğinde bir gecede o insanları
dünyanın nemrutu, firavunu yaptığında kim neyin modeli olmak için ortaya
çıkacak ve kime neyi beğendireceksin? Kısaca kendine dönmek demek herkesin
kendine çeki düzen vermesi demek…

-Bu
sorumluluğu size birileri vermiyor, ama siz kendi kendinize çok ağır
sorumlulukların altına giriyorsunuz…

Hamama giren terler. Bakın daha önce
Türkiye’nin fay hatlarının tetikleneceği ve deprem silahlarının
kullanılacağıyla ilgili olarak bir gemiden bahsetmiştik. Şimdi bir bilgi daha
veriyorum. Özellikle bu dönemde İngiliz ve Britanya orijinli yaşlı İngiliz karı
kocalara dikkat… “Altmışını yetmişini devirmiş, bunlardan ne olur” deyip hafife
alacağımız insanların Türkiye’deki kritik noktalarda ve şehirlerdeki gezilerini
Türk istihbaratı birimleri dikkatle incelesin. Çünkü turist kılığında birçok
ajan ortalıkta geziyor.

-Bu
farklı sohbet için size çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim.










































































































































































































































































































KAYNAK : Ahmet Can / Akit

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir