Mehmet Başkak,
günümüzde yaygın olarak kullanılan 10 zihin kontrolü tekniğini açıkladı.


İnsanoğlunun
kitleler üzerinde güç sahibi olma isteği var olduğundan beri insan davranışları
üzerine çalışmalar yapan kişiler tarafından büyük kalabalıklar küçük, elit bir grubun
isteklerine boyun eğsin diye kitlelerin zihinlerini kontrol altına almaya dönük
çalışmalar yapılagelmiştir.


Zihin
kontrolünün fiziki ve bilimsel bir boyut kazanmasıyla, bugün tehlikeli bir
aşamaya girmiş bulunmaktayız. Çünkü teknokratik diktatörlüklerin kullanımına
hazır ve bütün dünyayı etkileyecek araçların farkına varmazsak, bu tehlikeli
aşama daimi bir durum olma riskini taşıyor.


Modern çağda
yapılan zihin kontrolünün hem teknolojik hem de psikolojik bir boyutu
bulunduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak,
günümüzde yaygın olarak kullanılan 10 zihin kontrolü tekniğini açıkladı.


EĞİTİM: Uzun
zamana yayılan fakat kalıcı etkiye sahip olmazsa olmaz bir yöntemdir. Bu
nedenle liderler, diktatörler, rejimler eğitim sistemleriyle oynar ve körpe
zihinleri kendilerine bağlayan ve yıllar süren bir eğitime mecbur ederler.
Eğitim, kitlesel hipnoz için kullanılan en belirgin ve açık yöntem olmanın
yanında aynı zamanda en sinsi yöntemdir. Gücü elinde tutma ve kitlelere tek
başına bir ömür hükmetme niyetinde olan her yöneticinin en büyük hayali zaten
doğal olarak zihinleri etkiye açık çocukları eğitmektir. Bu nedenle, tarih
boyunca eğitim dikta rejimlerin kullandığı en önemli zihin kontrolü
araçlarından biri olmuştur. Ülkemizde sürekli değişen, sürekli vazgeçilen
eğitim uygulamaları gençliğin zihinsel gelişimini olumsuz etkilemiş ve
etkilenen nesillerde ciddi bir değer kaybı yaşanmasına neden olmuştur.
Ülkemizin bağımsızlığı ve menfaatleri için eğitim istikrarlı bir yapıya
oturtulmalıdır.


REKLAM VE
PROPAGANDA: 
1930’lardan beri ABD kitlelerin zihnini kendi amaçları
doğrultusunda etkilemek ve yönlendirmek üzere ciddi yatırımlar ve çalışmalar
yapmaktadır. Sigmund Freud’un bilinçdışı bağlamında, insan davranışlarına özgü
keşiflerini kitle hipnozu bilgisine dönüştüren yeğeni Edward Bernays kitle
hipnozunun kurumsal başlatıcısı olup ABD’nin bir devlet politikası olarak
“propaganda yahut halkla ilişkiler” adı altında kitle hipnozuyla zihin
kontrolünü sistematize etmesinin de öncülerindendir. Modern propagandanın
öncüsü olarak anılan, kitle psikolojisi ve ikna yöntemlerini kurumlar ve
siyasal organizasyonların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmış halkla
ilişkiler uzmanı Edward Bernays, bir istek ve arzuyu ihtiyaca çevirmek amacıyla
kişinin benliğiyle ilgili algısını hedef almak için tasarlanmış tüketim
kültürünün mucidi olarak kabul edilir. Burada öncelikli amaç bazı ürünleri
insanların ihtiyacı haline getirmekti, mesela sigara gibi. Ama Bernays 1928
yılında yayımlanan “Propaganda” isimli kitabında, “propaganda hükümetin
görünmeyen yürütme organıdır” demişti. Bu çok açık bir şekilde modern polis
devletlerinde ve sözde terörle mücadele kapsamında giderek artan vatandaşların
birbirlerini ispiyonlaması vakalarında görülebilir. Medyanın artan gücüyle birlikte
hükümetler, medyayı bir propaganda/ zihinleri kontrol etme aracı olarak
kullanmaya başladılar.


Medya kitle
hipnozuyla zihinleri manipüle etmenin en önemli sistemidir bugün. Şimdi görsel
medya, yazılı medya, sosyal medyada, sinema sektörü ve kablolu TV kanallarının
hepsi aynı anda farklı kaynaklardan geldiği için gerçeğin sesi olduğu düşünülen
bütüncül bir mesajı izleyiciye aktarmak için sorunsuz bir şekilde çalışıyorlar.
Hipnoz bilimi açısından ifade edecek olursak ‘mesaj’dan anlaşılması gereken ‘telkin’dir.
Birisi o ana ‘mesajı’ okumaya alıştığında, o mesajın aslında her yerde
olduğunun farkına varacak ve ciddi bir olasılıkla ister istemez belirli bir
süre içerisinde bu, kabule dönüşebilecektir. Burada subliminal mesajlardan
bahsetmiyoruz bile.


ÖNGÖRÜCÜ
PROGRAMLAMA: 
Görsel ya da basılı yayınlarla çok önceden insanları
belirli olaylara hazırlama projelerinden bahsediyorum. 11 Eylül saldırılarının,
çok daha önceleri İkiz Kuleler’in infilakını gösteren görsellerin sinemada,
afişlerde, çizgi filmlerde tesadüfen(!) yer alması gibi… Birçok kişi hala
öngörücü programlamanın gerçekte olmadığını iddia etmektedir. Öngörücü
planlamanın kökleri aslında, o koca ekranın toplumun nereye gittiğine dair
insana iyi bir fikir verdiği ağırlıklı olarak elitist olan Hollywood’a
dayanıyor. Sadece ihtimal dışı ya da bilim kurgu olduğunu düşündüğünüz kitaplar
ve filmlere şöyle bir dönüp bakın ve sonra da bugünkü topluma bir bakın.
Küresel elit güçler, üçüncü dünya ülkeleri için planladıkları sömürü
planlarının aşamalarını önceden romanlarla, filmlerle parça parça belirli bir
düzende yayarak kitlelerin bilinçaltına ön telkinler gönderebiliyor. Bu sebeple
yayınların, filmlerin bu bakış açısıyla da iyi taranması ve okunması gerekiyor.
Devlete ilgili birimleri oluşturmaları anlamında çok iş düşüyor.


SPOR, SİYASET
VE DİN: 
Bazıları dinin hatta siyasetin bir zihin kontrol
yöntemi olarak sporla yan yana zikredilmesinden rahatsız olabilirler. Bu üç
alan, algı yönetimi için altın madeni gibidir. Kitle hipnozu ile kalabalıklar
üzerinde uygulanan algı yönetimi için yüzlerce insan görevlendirebilir,
milyarlarca dolar yatırım yapabilir. Bu üç alanda da ana tema aynıdır: böl ve
fethet. Kullanılan teknikler oldukça basittir: İnsanlardaki hayatta kalmak için
doğal olarak var olan karşısındakiyle işbirliği yapma eğilimine ket vurmak ve
onlara üstün gelme ve kazanmaya dayalı takımlar ya da gruplar oluşturmalarını
öğretmek. Spor her zaman için insanlardaki kabilesel eğilimleri önemsiz bir
olay içinde toplayan temel bir dikkat dağıtma aracı oldu. Öyle ki, modern
Amerika’da spor taraftarlığı öyle gülünç boyutlara ulaştı ki mesela insanlar
şehirlerini terk eden ünlü bir sporcuyla ilgili protesto düzenleyebiliyorlar
ama buna karşılık mesela özgürlük gibi insani konular önemsiz görülüp kulak
arkası edilebiliyor. Siyaset kolay kontrol altına alınabilen muhalefet ve
tamamen sağ-sol paradigmasından oluşan bir şey, dinse neredeyse tarihteki bütün
savaşların perde arkasındaki ortaya çıkış sebebi. Ülkemiz üzerine yürütülen
psikolojik savaş operasyonlarında küresel güçler, ideolojik ayrımları, mezhep
çatışmalarını, çok defa kullanmışlar ve kullanmaya da devam etmektedirler. Bir
psikolojik savaş yöntemi olarak yıllara yayılan algı yönetimiyle,
saydıklarımıza ek olarak cemaatlerin manipüle edilmesi de eklenmiştir. Cemaatlerin,
bir süredir batılı güçlerin ülkemiz üzerinde yürüttüğü kitle hipnozunun nesnesi
durumuna getirildiği artık açıkça bilinmektedir. Bu tehdit hala devam etmekte
ve cemaatler mevcut durumlarıyla küresel algı yönetiminin oyuncağı haline
getirilmeye çalışılmakta ve toplumda bu yolla yarılma, güvensizlik, korku
kültürü, düşmanlık ve ihanet tohumları ekilmeye çalışılmaktadır.


YİCEKLER, SU
VE HAVA:
 Yiyeceklerdeki katkı maddeleri, toksinler ve gıdalardaki diğer
sağlığa zararlı maddeler beynin kimyasını öyle bir değiştiriyor ki, kişide
hissizlik ve çevresinde olup bitenlere karşı ilgisizlik başlıyor. İçme
suyundaki floridin IQ’yu düşürdüğü bilimsel olarak kanıtlandı. Aspartam ve Mono
Sodyum Glutamat (MSG)’taki beyin hücreleri ölene kadar onları uyaran ekstoksinler…
Bu sağlığa zararlı maddeleri içeren fast food türü gıdalara insanların erişimi
artık kolaylaştığı için, bu gıdalar aktif bir yaşam tarzı sürmek için herhangi
bir motivasyonu olmayan ve dikkat eksikliği yaşayan bir toplum meydana getirdi.


UYUŞTURUCULAR,
İLAÇLAR: 
İllegal uyuşturucular zaten beyni kör ediyor, bunlar
bir tarafa; nerdeyse her insanın biraz farklı bir huyu için ilaç içirecekler.
Küresel güç odağı elitlerin hizmetindeki ilaç sektörü insanların beynine boca
edercesine kullanılmak üzere beyin kimyasalları üretip duruyor. Bunlar
bağımlılık yapan herhangi bir madde olabilir, zihin kontrolcülerinin görevi
sizin bir şeye bağımlı olmanızı sağlamaktır. Modern zihin kontrol yöntemlerinin
önemli bir kolu da psikiyatri üzerinden çalışıyor. Batıdan sorgulanmadan ithal
edilen psikiyatri yaklaşımları tüm insanları, potansiyellerine göre değil,
hastalıklarına göre tanımlamayı ve doğru-yanlış hastalıklarla etiketlemeyi
hedefler. Tıp alanındaki, ilaç sektörü tiranlığının güç kazanmasıyla şimdi bu
durum öyle aşırı boyutlara vardı ki, neredeyse herkesin bir çeşit rahatsızlığı
var, ve nerdeyse herkese verilecek bir ilaç var, özellikle de herhangi bir
otoriteyi sorgulayan kişilerin. Ülkemizde de ilaç kullanımı maalesef alınan
tedbirlere rağmen kontrolsüz. Antidepresanlar reçetesiz satın alınabiliyor…
Beyin kimyasıyla oynamak ve gereksiz ilaç kullanımına mahkum etmek, bu yönüyle
küresel güç odaklarına hizmet eden kar amaçlı ilaç sektörünün yürüttüğü bir
yasal uyuşturucu faaliyeti denilse yerdir. Kitlesel zihin kontrolüne hizmet
eder, tepkisiz, uyuşturulmuş ve kimyasala bağımlı kalabalıklar…


ASKERİ
DÜZEN: 
Askeriyenin zihin kontrolünün test alanı olarak uzun
bir geçmişi var. Belki de askerler zihni en kolay şekle girebilen ve etkiye
açık olan kişiler çünkü bu kişiler belli bir hiyerarşi ve kontrol içinde
hareket ediyorlar ve kendilerine bir görev verildiğinde onu hiç sorgulamadan,
tam bir itaat duygusu içinde yerine getirmeleri gerekiyor. Otorite altındaki
her kişi emre koşulsuz itaat eder. Yani sorgulamadan direkt kabul eder, tam bir
hipnoz halidir aslında bu. 15 Temmuz darbe girişiminde hiçbir şeyden haberi
olmayan erlerin televizyonlardaki görüntülerini hatırlayın: Karşılarında halkı
gördükleri halde hala kendini tatbikatta sananlar, sırf üstü emir verdiği için
kendi halkına ateş açanlar, komutanın emrine uyduğunu sanarken ihanetin içine
düşenler… Askeri ortamlar sorgulamadan itaatin en keskin yaşandığı ortamlardır.
Bu anlamda askeri düzen bir nevi kurumsal zihin kontrolü, kurumsal hipnoz
sistemiyle çalışır. Bu yüzden askeriye gibi, güvenlikle ilgili hiyerarşik
yapılar çok hassas. ve Devletin bu yapıları ciddi bir stratejiyle oluşturması
ve kontrol mekanizmalarını çok çevik hale getirmesi olmazsa olmaz bir durumdur.


ELEKTROMANYETİK
SPEKTRUM: 
Tv izleyen, bilgisayar karşısında oturan, elinde cep
telefonu olan herkes elektromanyetik şiddete ve işgale maruz kalıyor. Hepimiz
günlük hayatta işimize yarayan modern cihazların kullanımı nedeniyle
elektromanyetik dalgalar tarafından kuşatılmış durumdayız ve bu dalgaların da
direkt olarak beyin fonksiyonları üzerinde bir etkisi olduğu bilimsel
araştırmalarca kanıtlanmış durumda. Saatlerce elektronik cihazlardan yayılan
elektromanyetik dalgalara maruz kalanların zihinsel işleyişi hayatın akışı
içinden çıkıp sanal bir zemine oturuyor, küntleşen zombi beyinlere dönüşüyor
uzunca süreler elektronik şiddete maruz kalanlar. Günlük hayattaki bu durumun
dışında; neler olabileceğinin dolaylı bir işareti olarak, bir araştırmacı,
beyne bağladığı kablolarla beynin elektromanyetik alanını değiştirerek beyinde
bazı görüntülerin canlanmasını sağlayabiliyor. İçinde yaşadığımız modern
dünyada zihne sirayet eden birçok yönteme ek olarak, cihazlar üzerinden
zihin-değiştirici dalgalarla da kuşatılmış durumdayız. Mesela baz istasyonları
gelecekte insanların zihinlerine direkt etki etmek amacıyla da kullanılabilir.


TELEVİZYON VE
BİLGİSAYAR: 
Uzaktan kumandayla erişebildiğiniz TV’de programlanan
her şeyin belli bir mühendislik hesabı içinde hazırlanmış olması bile yeterince
kötü. Televizyon tam bir hipnoz kutusudur ve kitleleri programlarıyla,
reklamlarıyla bir tüketim nesnesine ve evcil sürülere dönüştürür. Kitle
hipnozunun en önemli araçlarındandır. TV öyle bir şey ki sizi gerçek manada
uyutuyor ve böylelikle psiko-sosyal bir silah haline geliyor. Evet televizyon
psiko-sosyal bir silahtır ve programları oluşturanlara hizmet eder.
Bilgisayarların video oyunları ve sosyal ağlar yoluyla insan beynini sürekli
bilgi bombardımanına tutması kişilerde bir nevi dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğuna sebep oluyor. Video oyunları üzerine yapılan bir
araştırma uzun saatler bu oyunları oynamanın beyne giden kan akışını azalttığı
ve duygusal kontrolü zor hale getirdiğini gösteriyor. Dahası, gerçek hayattaki
savaşa benzeyen oyunlar ya da polislik oyunları kişinin gerçeklikle bağının
kopmasına sebep oluyor.


NANOBOTLAR: Bilim
kurgu filmlerindeki nanobotlar yolda. Beyne direkt müdahaleyi amaçlayan bu
sistemler, zaten noro-mühendislik adı altında pazarlanıyor. Bu yolla direkt
beyin kontrolü biraz karmaşık ve henüz kanıtlanmamış olsa da bu bir kere
başarıldığında, mesela mutsuz bir insanı bir düğmeye basarak anında mutlu etmek
mümkün olacak. Nanobotlar bu süreci beyindeki molekülleri tek tek sararak
otomatik bir düzleme taşıyorlar. Daha da kötüsü, bu minik akıllı robotlar kendi
kendilerini kopyalayabiliyor. İnsan sormadan edemiyor bu cin bir kez lambadan
çıktığında tekrar oraya nasıl konabilecek? Nanobotların muhtemel kullanıma
girme tarihi, 2020’nin ilk yılları olarak öngörülüyor.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet