Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


YAZAR
:
DOÇ. DR. ÜMİT SAYIN (İstanbul
Üniversitesi 
Adli Tıp Enstitüsü’nde öğretim üyesi Ergenekon Sanığı)


BU YAZI AYNI ZAMANDA FETÖ/PDY ve
FETHULLAHÇI YAPILANMA HAKKINDA BİR SUÇ DUYURUSUDUR
!


FETÖ/PDY ve FETHULLAHÇI KATİL
YAPILANMALARIN ERGENEKON/BALYOZ SANIKLARINA KARA BİLİM OPERASYONLARI


Tarihteki en büyük düzmece ve Sahte Bayrak (False Flag)
Operasyonlarından ya da KUMPASLARINDAN biri olan ERGENEKON, BALYOZ ve
Paralelindeki diğer operasyonlar, Türk Devletine, Türk halkına, Türk
hükümetine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk Yargısına karşı yapılmış en büyük
sahtekârlıklardan ve entrikalardan birisidir.


Ergenekon sanıklarının pek çok çoğunda bazı hastalıklar ortaya
çıkmıştır ve bazıları da hayatlarını kaybetmişlerdir. Fethullah Terör Örgütüne
üye katil-haşhaşin insanların ne kadar hasta ve manyak olduklarını 15 Temmuz
2016 tarihindeki Cunta Darbesi sırasında anlamış bulunuyoruz. Bu gizli masonik
örgüte üye Fethullahçı polisler ve bu gizli yapılanmanın diğer üyeleri (ki
cezaevlerinde pek çok FETÖ’cu müdür, gardiyan mevcuttur) kumpasla zindana
attıkları insanlar üzerinde, yabancı istihbarat örgütlerinin de yardımıyla bazı
öldürme veya sakat bırakma operasyonları düzenlemiş olabilirler. Nitekim Tuncay
Özkan’ın karaciğerini nasıl 4 farklı madde vererek (2’si normalde bulunması
imkânsız radyoaktif bileşik, Silivri Zindanında bu radyoaktif bileşikler ve DDT
ne aramaktadır?) mahvettikleri son aylarda ortaya çıkmıştır. Suçsuz insanları
zindanlara atarak, orada işkence edip öldürmek, bu kumpası planlayanlar açısından
çok tercih edilebilecek bir durumdur. Çünkü ÖLÜLER KONUŞMAZ ve HAKKINI
ARAYAMAZ! ÖLMÜŞ SANIKLARA DA HER TÜRLÜ SUÇU ATABİLİRSİNİZ DAHA SONRA! Birsürü
insana sahte suçlar atan bu alçak FETÖ/PDY çetesi, bazı insanları
entoksikasyonla zehirleyerek ortadan kaldırmak istemiş olabilirler. Bu konunun
detaylı olarak araştırılması ve bu KİTLESEL KATLİAMIN ortaya çıkarılması
gerekmektedir. Ortaya çıkan pek çok kanser, kalp krizi gibi hastalıkları
cezaevi stresi ile açıklamaya kalkmak olayı çok hafife almaya yönelik ve
FETÖ/PDY Haşhaşin Çetesini aklamaya yönelik bir tutum olur.


KARA BİLİM NEDİR?


Bakınız:
Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler, 2006, Neden
Kitap (sayfa: 181-203)


Kara
Bilim
(Black Science) veya Kara Tıp (Black
Medicine) bilimin ve tıbbın insanların kötülüğü mutsuzluğu ve zararı için
kullanılması anlamına gelmektedir. Gerçekten de bugün emperyalist devletler,
Batılı Derin Devletler, bilimin gücünü kendi çıkarları ve hedefleri için
kullanmaktadırlar.  Son yıllarda bu konudaki bulgular CIA’de çalışan eski
görevliler tarafından herkesin okuyabileceği kitaplar haline de
dönüştürülmüştür:


  • Kara Bilim, bir
    toplum üzerinde hakimiyet kurmanın geliştirilmesi için bilimin
    kullanılmasıdır. Buna ekonomik hakimiyet, ekolojik veya tarımın
    hakimiyeti, tüm üretim malzemelerini hakimiyeti de girmektedir.
  • Kara Bilim,
    toplumların, insan gruplarının ve  doğanın  yok edilmesi için
    bilimin kullanılmasıdır. Bu konuda özellikle gizli örgütlerin ve Round
    Table, Skulls and Bones Society gibi faşist kurumların çok büyük etkinliği
    vardır.
  • Kara Bilim,
    insanlara veya doğaya biyolojik-kimyasal vb. savaş  yapılması için
    bilimin kullanılmasıdır. Savaş teknolojisi, insanları yok etme, sakat
    bırakma, işkence yapma, onlara zarar verme teknolojisi bugün Derin
    Devletlerin gizli birer projesi olarak kullanılmaktadır.
  • Kara Bilim, insanların
    beyinlerinin, hafızalarının, iradelerinin denetilmesini de öngörmektedir;
    temel hedef sosyal sistemleri eğitim, propaganda, psikolojik savaş ve
    sosyal şartlama ile istenildiği şekilde kanalize, istenildiği ideolojiye
    doğru yöneltebilmektir.  Bu nedenle emperyalist Batılı Derin
    Devletler, yaptıkları gizli projelerle Zihin Kontrolü, Psikolojik Savaş,
    Beyin Yıkama metodlarını çok detaylı olarak geliştirmişlerdir. 


Ergenekon
davası sürecinde benzer şekilde pek çok kişi ağır hastalıklar, kanser, kalp
krizi geçirerek vefat etmiştir. Gerekli istatistikler yapılırsa, Ergenekon
Zindanlarındaki sanıklarda görülebilecek bu toksik tablolar ve tıbbı
patolojiler normal popülasyon’daki sıklığının ve insidansın çok üzerindedir. Bu
operasyon büyük olasılıkla FETÖ/PDY tarafından yapılmıştır.


Bunlardan hatırlayabildiğimiz bazıları
şunlardır; bu konuda Ergenekon davası süresince hastalanan, vefat eden
kişilerin araştırılması ve listelerinin yapılması, ölüm nedenlerinin ve
epikrizlerinin, tekrar, akademik skorları yüksek, bilimsel geçmişe sahip ve
uluslararası üne sahip öğretim üyelerinden oluşan bir komisyon tarafından elden
geçirilmesi gereklidir:


  • Eski MİT Müsteşarı, Em. Korg.Teoman Koman (kalp
    sorunu, öldü)
  • Tuncay Özkan  (Karaciğer
    yetmezliği, karaciğerinde Almanya’da yapılan araştırmada DDT bulundu; kök
    hücre nakli yapıldı, belki karaciğer nakli geçirecek; ağır hasarlı
    karaciğer; ne kadar yaşayabileceği belli değil)
  • MİT bölge başkanı Kaşif Kozinoğlu (MIT’in
    kara kutusu hakim karşısına çıkıp bildiklerini anlatamadan kalp krizi veya
    zehirlenme ile öldü. Aşağıdaki habere bakınız, öldü)
  • Em. Yüzb. Muzaffer Tekin (Pankreas
    kanseri, öldü)
  • İmam Hüseyin-Hüseyin Görüm (Pankreas
    kanseri, öldü)
  • Sami Hoştan (Pankreas
    kanseri, öldü)
  • Erkut Ersoy (İstihbarat Uzmanı-ÖZEL BÜRO) 2001 Şubat
    ayında Fetullahçı İstihbaratçılar tarafından hassas takibe alındı. Şubat
    ayı içinde Fetullahçı istihbaratçılar tarafından kaçırılarak 3 gün boyunca
    işkence edildi. Tüm işkenceye rağmen tetikçi olmayı kabul etmedi. 2001 –
    2008 tarihleri arasında İstanbul’da hassas kontrole alındı. 2003 – 2008
    (Tutuklandığı tarihe kadar) arası ise Düzce’de hassas kontrol devam
    ettirildi. Yoğun işkencelere ve baskılara maruz kaldı.
  • Prof. Dr. Emin Gürses (cezaevinden
    çıktıktan sonra kolon kanaması sorunları yaşadı; kolon kanseri şüphesi
    var, yaşıyor)
  • Doç. Dr. Ümit Sayın  (Aralık-2015’te
    ağır bir toksik tablo sonucunda gelişen mide ülserine bağlı ölümcül bir
    kanama ile ölmek üzereydi;  Çapa Dahiliye Acilinde garip bir biçimde
    tedavi edilmedi; Çapa’da ve Marmara Acilde kan transfüzyonu yapılmadı;
    kanaması 3 gün sürdü, ölmek üzereyken Cerrahpaşa’da Acil’de ve Cerrahi
    Gastroenteroloji’de  kurtarıldı) detaylı bilgi için:  http://www.drumitsayin.com/tr/acil-servis
  • Avukat Yusuf Erikel (Solunum
    yolları ve boğaz kanseri, öldü)
  • Kuddusi Okkır (Karaciğer
    ve Pankreas kanseri, öldü)
  • Eski Rektör Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu (Kanser,
    yaşıyor)
  • Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal (kanser,
    yaşıyor)
  • Ergenekon
    davası hâkimi Köksal
    Şengün
     (Akciğer kanseri-Köksal Şengün Ergenekon
    davasında diğer hâkimler ve savcılarla ters düşen bir hâkimdi, yaşıyor)
  • Prof. Dr. Erol Manisalı (Kanser,
    yaşıyor)
  • Tuğamiral Cem Aziz Çakmak (Balyoz
    sanığı, Kanser, öldü)
  • Metin Kaplan (Kanser,
    öldü)
  • Albay Birol Atakan (Deniz
    kuvvetleri komutanı Yener Karahanoğlu’nun emir subayı-Trafik kazası, öldü)
  • Emekli Albay Begütay Varımlı (Kadıköydeki
    evinde balkonundan düşerek öldü)
  • Yüzbaşı Olgun Ural 
    (24 Mart, 209 da evinde ölü bulundu)
  • Hâkim Albay Tanju Ünal (Makam
    odasında ölü bulundu)
  • Deniz Tabib Yarbay Nursal Gedik (
    Ergenekon davası bağlantılı- görevi başında ölü bulundu)
  • JİTEMCİ olduğu iddia edilen Em. Albay Abdulkerim Kırca (10
    Ocak 2009 da evinde ölü bulundu)
  • Emniyet Özel Harekat Dairesi başkanı Behçet Oktay (25
    Şubat 2009’da arabasında ölü bulundu)
  • Em. Albay Tarık Akça (Balyoz,
    Kasım 2012 de Ankara’daki işyerinde ölü bulundu)
  • Deniz yüzbaşı Doğan İlhan (21
    Eylül 2010’da evinde ölü bulundu)
  • Aydın Engin (Ergenekon-kalp
    krizi, öldü)
  • Ergenekon sanığı avukatı Ahmet Ülger (evininin
    önünde ölü bulundu; kalp krizi dendi)
  • Görevden alınan Ergenekon Savcısı Ercan Şafak Özel (Kalp
    krizi, yaşıyor)
  • BBP başkanı Muhsin Yazıcıoğlu (helikopter
    kazası)
  • Bir
    ihtimalle Sayın Cumhurbaşkanımız R.
    Tayyip Erdoğan’ın
    da basında çıkmış olan kolon kanseri
    dedikoduları öncesinde FETÖ/PDY kendisine de KARA BİLİM Tekniklerini
    kullanmaya çalışmış olabilir. Ayrıca FETÖ/PDY’nin kendisini zehirlemeye
    çalıştığı basında da yazılmış bir olgudur.


Liste
daha uzayıp gitmektedir.  Ergenekon sanıkları içindeki yoğunluklu olarak
kanser ve kalp krizi olguları düşünüldüğünde, gerçek verilerle bir istatistik
yapılırsa, sonucun normal popülasyondaki kanser veya kalp krizi veya kaza
biçimindeki ölümlerden, hedef grubunun (Ergenekon sanıkları)
karşılaştırmasında, istatistiksel olarak normal olmadığı ve normal popülasyondaki
kanser-kalp krizi-kaza tipi ölümlerden, istatistiksel anlamlı olarak,  çok
daha fazla çıkacağı aşikârdır.


KAŞİF
KOZUNOĞLU HAKKINDA ÇIKMIŞ OLAN BİR BASIN HABERİ


Link : http://www.haberturk.com/gundem/haber/712638-olum-sebebi-kalp-krizi-degil


MİT’çi Kaşif Kozinoğlu, Oda TV
soruşturmasının en dikkat çekici isimlerinden biriydi. Devletin ‘gizli’
belgelerini Oda TV’ye sızdırmakla suçlanan Kozinoğlu, 10 Mart 2011’de Silivri
Cezaevi’ne gönderildi. Hâkim karşısına çıkmasına 13 gün kala hayatını kaybetti.


Zaman gazetesinin haberine göre,
Kozinoğlu’nun iddia edildiği gibi kalp krizinden ölmediği ortaya çıktı. Alınan
bilgilere göre, otopside doku örneklerini inceleyen Adlî Tıp uzmanları ‘kalp
krizi’ vakalarında rastlanan temel verileri tespit edemedi. Damarlarda darlık
olduğu fakat bunun kriz geçirtecek kadar ciddi olmadığı belirlendi. Herhangi
bir kan pıhtısının damarları tıkamadığı görüldü. Kriz vakalarının en önemli
sonucu sayılan kalp dokusu ölümü de tespit edilemedi. İkinci aşamada, alınan
örnekler üzerinde zehir taraması yapılacak.


ERGENEKON
DAVASINDA GİZLİ TANIK OLDUĞU İDDİA EDİLMİŞTİ


Ergenekon
soruşturması kapsamında yürütülen Oda TV operasyonuyla gündeme gelen isimlerden
en dikkat çekici olanı şüphesiz eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’ydu. Ankara,
Çayyolu’ndaki evine operasyon düzenlendi. Bazı belgelere el konuldu. Devlete
ait ‘gizli’ içerikli belgeleri Oda TV’ye sızdırmakla suçlanıyordu. Soruşturma
kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Kozinoğlu, 10 Mart 2011’de ‘terör
örgütü üyesi olmak’ ve ‘devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin
etmek, açıklamak’ suçlarından tutuklanarak, Silivri Cezaevi’ne gönderildi.
Kendisi de emekli bir asker olan Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları ise Ergenekon
davasının tutuklu sanıkları emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman
Yıldırım’dı. Ergenekon davasında ‘gizli tanık’ olduğu ileri sürülen Kozinoğlu,
12 Kasım 2011’de, hakim karşısına çıkmasına 13 gün kala şüpheli bir şekilde
hayatını kaybetti.


OĞLU
‘BABAMIN KALP RAHATSIZLIĞI YOKTU’ DEMİŞTİ


Adalet Bakanlığı, ölümünün hemen ardından
bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Doktor tarafından ceset üzerinde elle
yapılan yoklamada herhangi bir kırık, darp veya cebir izine rastlanmadığı
belirlenmiştir. Oda arkadaşının beyanına göre; Kozinoğlu’nun uzun süreli ve
ağır spor yaptıktan sonra duş alıp odasına geldiğinde yatağında fenalaştığı ve
tansiyonunun yükselmesi nedeniyle kendisine dilaltı hapı verildiği ve bu
sebeple acil butonuna basarak görevlileri durumdan haberdar ettikleri
anlaşılmıştır.” denildi. İddialara göre Kozinoğlu, yaptığı ağır spor
sebebiyle fenalaşmış ve geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Ancak
ailesi ve Kozinoğlu’nu tanıyanlar bu iddiaların doğru olamayacağını savundu.
Zira Kozinoğlu, yıllardır ağır spor yapıyordu ve bugüne kadar da kalp
rahatsızlığı yaşamamıştı.


Oğlu Özel Kozinoğlu, “Babamın kalp
rahatsızlığı yoktu.” derken, Kozinoğlu’nun ablası Fügen Bıçakçıoğlu,
“Sporunu küçüklüğünden beri ihmal etmezdi. Değişik spor dallarında dünya
birincilikleri vardı. Onca ağır spor yapan bir insanın, cezaevinde spor yaptığı
için öldüğünün söylenmesi ise inandırıcı değil.” ifadelerini kullanmıştı.
MİT’in karakutusu olarak bilinen Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü üzerine Silivri
Cumhuriyet Savcılığı da soruşturma başlatmıştı. Kozinoğlu ile aynı koğuşta
kalan Hasan Ataman Yıldırım ve Atilla Uğur’un ifadelerine başvuruldu.
Kozinoğlu’nun kaldığı koğuşun görüntüleri de kaydedildi.


ZEHİR
İHTİMALİ ÜZERİNDE DURULUYOR


Adli Tıp Kurumu’nun Kozioğlu’yla ilgili
ilk inceleme sonuçlarına göre, ilk tespitler Kozinoğlu’nun kalp krizinden
öldüğü iddialarını çürütüyor. Kozinoğlu’ndan alınan doku örneklerini inceleyen
Adli Tıp Kurumu uzmanları, ‘kalp krizi’ vakalarında rastlanan temel verileri
tespit edemedi. Kalp damarlarında darlık olduğu fakat bunun kriz geçirecek
kadar ciddi olmadığı belirlendi. İncelemelerde herhangi bir kan pıhtısının
damarları tıkamadığı da görüldü. Daha da önemlisi kalp krizi vakalarının en
önemli sonucu olan kalp dokusu ölümleri de Kozinoğlu’nun incelemelerinde
görülmedi.


Uzmanlar kalp krizinin yeterince oksijen
alamayan, beslenemeyen ve bunun sonucunda kalp dokusu ölen hastalarda meydana
geldiğini ifade ediyor. Son incelemeler sonucunda Kozinoğlu’nun üzerinde
durulan ölüm sebebi ise ‘ani tehlikeli ritim bozukluğu’. Kozinoğlu’nun bu
zamana kadar ciddi ritim bozukluğu rahatsızlığı bulunmaması ise kafalardaki
şüpheleri iyice artırdı.



Hareketli bir meslekte çalışan ve yıllardır ağır spor yaptığı belirtilen Kozinoğlu’nun
böyle bir rahatsızlığı var ise, bunun geçmişte mutlaka kendini hissettirmesi
gerektiği vurgulanıyor. Kozinoğlu’nun dışarıdan verilen toksikolojik (zehir)
bir maddeyle ‘ani öldürücü ritim bozukluğu’ yaşadığı yönünde iddialar da
araştırılıyor. Adli Tıp şu anda incelemelerde ikinci aşamada. Alınan örnekler
üzerinde zehir taraması yapılıyor.



LİNK : http://odatv.com/tuncay-ozkanin-zehir-raporunda-neler-yaziyor-2005161200.html


“Zamanların
en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç
devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut
baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz
yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana…”


Böyle başlıyor Dickens, İki Şehrin
Hikayesi’ne…


“Giyotinin
açlığını durdurmak mümkün değildi. Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik veya Ölüm: Bu
dördünün içinde ölüm, en bilindik olanı ve en kolay elde edilebileniydi”
 diye sürüyor roman.


Bazen bir tanıklığı anlatmak yaşamaktan
daha zor.


Hele hapishanede bir hücrede, ölümün bir
adım gerisindeyse…


Yani özgürlük ile giyotin arasında bir
yerde yaşanmışsa…


12
Mart 2012 günü Silivri 4 No’lu Cezaevi’nde yeni hücre arkadaşım Tuncay Özkan
olmuştu
. Birlikte 6 ay
geçirdik. 


Ne yana dönsen duvarın dibiydi. Küfü, nemi
tepedeki bıçağın gölgesiydi.


Tuncay Özkan hastaydı. Teni sararıyordu. Vücudunda lekeler
çıkmıştı.


Bu sararma hali öyle dikkat çekiciydi ki,
ziyaretçilerin gördükleri sayesinde konu bir süre sonra dışarıda da
tartışıldı. 


Kitabında da durumunu şöyle anlatmıştı: “Aniden sararmaya, yaralar
dökmeye başladım. Revire kaldırıldım, kimi zehirlendiğimi, kimi siroz olduğumu,
kimi portakalı fazla kaçırdığımı o yüzden sarardığımı, kimi de psikolojik
olduğunu söyledi. Hastaneye sevk edildim, tetkik üstüne tetkik, teşhis konulamadı.”


Tuncay Özkan bunlarla boğuşurken bir akşam
hayatımın en ağır sırrını omzuma bıraktı:


“Beni
burada zehirlediler. O yüzden sararıyorum.”


Nereden bildiğini, emin olup olmadığını
sordum. 


Hikayesini anlattı.


Ergenekon
Davası’nın tutuksuz sanığı olan doktor dostu duruşma arasında kanını almıştı.
Dışarıya incelemeye götürmüştü. Tahlillerin sonucunda
vücudunda yüksek miktarda DDT D-6 bulunmuştu. Yine dışarıdan getirdiği
ilaçlarla tedavi olmaya çalışıyordu.


Hep dalga geçtiği refleksimle yerimden
sıçrayıp “hemen
yazalım”
  dedim; “ortalığı ayağa kaldıralım.”


İzin vermedi. Bunu sır olarak
tutmamı, eğer
içerde ölürse o vakit anlatmamı istedi. 


Şüphelendiği ismi de söyledi.


Ben çıktım, Tuncay Özkan çıktı, hastalığı
sürdü. Sır da olduğu yerde duruyordu.


Bir türlü iyileşemedi. Almanya’ya gitti.
Yakınları vücudunda zehir bulduklarını söylediler.


Geçen
hafta İzmir’e, evine gittim.
 İyi
görünüyordu. Hastalanmamak için maskeyle geziyordu. Önemli bölümü zarar gören
karaciğerine kök hücre tedavisi yapılmıştı. Daha iyi olacağını
anlatıyordu. Tedavi
ömrünü uzatmıştı.


Almanya’dan aldığı raporları gösterdi.
Vücudunda bir dizi zehirli madde vardı. Doktorlarından öğrendiğine göre; 3
tanesi vücudunun dengesini bozmuştu. DDT D6’dan daha büyük zararı veren 2 radyoaktif madde
vardı: Strontium carbonicum D8 ve caesium chioratum D8.


Bu maddeler karaciğerinden başlayarak
vücuduna yayılmıştı. Dişlerine kadar sirayet etmişti. 


Hapishanedeyken bile onu bu kadar öfkeli
görmemiştim. “Ölene
kadar peşlerini bırakmayacağım”
 diyordu. Şüphelendiği ismi
tekrarladı. “Bu
Cemaat’ten bunun hesabını sormazsak, yarın gelip çocuklarımızı gözümüzün önünde
keser”
 diyerek meselenin kendi ciğeri olmadığını anlattı.


Öfkeli olduğu kadar umutluydu da…


Bir seferberlik başlatacağını ve
kesinlikle sonuç alacağını söylüyordu. Bir süredir tanık olduğum sükûnetin yerini, valizini
hazırlamış da yola çıkacak insanın heyecanı almıştı. “Güzel günler göreceğiz”
diyordu.


CHP yönetiminin, hastalığına yönelik
bulgulara tepkisini merak ettim.


Tuncay Özkan, Almanya’dan döndükten bir
süre sonra doktoruyla birlikte CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etmiş
ve ona da elindeki raporu sunmuştu. Kendisine bunları yapanlarla mücadele
edeceğini söylemişti.


Kemal Kılıçdaroğlu’nun tepkisini sordum.


“Sonuna
kadar gidin” demişti.


Vedalaşıp ayrılıyordum ki, evden çıkarken
kapının yanında Bedri Baykam’ın yaptığı Tuncay Özkan portresi dikkatimi çekti.
Portreye cam kırıkları karışmıştı. İzmir’in
batan güneşi, cam kırıklarından yansıyordu.
 Renklerin
karmaşasının arasından geleceği aydınlatan ışık görülüyordu.


Oğuz Atay  “kafam cam kırıklarıyla dolu
doktor, beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?”
 diyordu
ya…


Anlıyor musun?


Barış
Terkoğlu


Odatv.com


LİNK : http://odatv.com/tuncay-ozkanin-zehir-raporunda-neler-yaziyor-2005161200.html


FETHULLAHIN TÜM RAKİBİ NURCU ŞEHLER 2013’DEN SONRA KALP KRİZİ İLE
ŞÜPHELİ ÖLÜMLERLE ÖLMÜŞLER




LİNK :
http://www.yenisafak.com/gundem/fetonun-komplo-planlari-c-subesinden-2505250


FETÖ’nün tehdit ettiği alimlerin şüpheli
ölümü


FETÖ’cülerin ‘hayatlarıyla öderler’
sözleriyle tehdit etmiş olduğu Bediüzzaman Said Nursi’nin vekili beş din
aliminin kalp krizinden ölümü şüphe uyandırdı. Örgütü elebaşı Gülen’in
kafasındaki menfur hedefe ulaşmak için o isimleri engel görmüş olabileceği
konuşuluyor


LİNK : http://www.yenisafak.com/dunya/fetonun-tehdit-ettigi-alimlerin-supheli-olumu-2505294


Terör örgütü
FETÖ’nün İslamiyet’i kullanarak Türkiye’de taban kazanmaya çalıştığı ve bunun
önünde engel gördüğü diğer dini cemaatler ile birlikte Said Nursi’nin yaşayan 6
vekilini ölümle tehdit ettiği, ardından beş din aliminin şüpheli kalp
krizleriyle öldüğü ortaya çıktı.



Star’ın haberine göre; FETÖ’cülerin “Hayatlarıyla öderler” şeklindeki ölüm
tehditlerine bizzat tanıklık ettiğini belirten AK Parti Isparta Milletvekili
Sait Yüce, “Fetullah Gülen, kafasındaki menfur hedefe ulaşmak için Bediüzzaman
Hazretleri’ni ve talebelerini engel gördü” dedi.



ÖLÜM
MAKİNESİ




Yücel, terörist başı Fetullah Gülen’in başarısız darbe girişimi sonrasında
yaptığı açıklamada, “Beyin kanaması balyoz gibi inebilir alır götürür”
sözleriyle, FETÖ ile mücadele edenleri ölümle tehdit ettiğine dikkat çekti. AK
Parti Milletvekili Sait Yüce, “Örgüt, Türkiye’de genişlemelerine engel gördükleri
siyasetçi, gazeteci veya dini cemaatlere karşı, içlerine soktukları adamların
sebep oldukları ihtilaflar ve hadiselerle gözü dönmüş bir ölüm makinesi
olduklarını gösterdi” diye konuştu. Teröristbaşı Fetullah Gülen’in başta
Kur’an-ı Kerim ve İslamiyet’i istismar etmeye çalıştığının altını çizen Sait
Yüce, FETÖ’nün Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Risale-i Nur’unu tahrip
ederek yayınlamaya çalışması ve 17-25 Aralık sonrasında kendilerine tepki
gösteren din alimlerine ölümle tehdit etmesine ve ardından beş alimin şüpheli
ölümüne dikkat çekti.



SADECE BİRİ
KALDI




FETÖ tarafından Said Nursi’nin beş talebesinin öldürüldüğüne ilişkin şüphesini
anlatan Yüce, şunları söyledi: “Talebeleri, Gülen hareketinin yanlışlıklarını
ve Nurculuk hareketiyle ilgisi olamayacak sapkın yönelimlerinden bahsetmeye
başlamış, 17-25 Aralık sonrasında da bu girişimin yanlışlığını ortak bir
açıklamayla kınamışlardı. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin ”manevi
evladım, varis ve vekilim’ dediği Mustafa Sungur, FETÖ’nün ve mensuplarının
İslamiyet’e zarar veren uygulamalarından vazgeçmelerini istemiş, ‘Elleri
ayakları kırılsın’ diye beddua etmişti. Nursi’nin o gün hayatta olan
talebeleri Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Abdülkadir Badıllı, Mehmet Fırıncı,
Hüsnü Bayram, Salih Özcan, 17-25 Aralık’tan yedi gün sonra gazete ilanları ve
açıklamayla FETÖ’yü açık bir şekilde kınadı. O açıklamadan sonra,
Bediüzzaman Hazretleri’nin yaşayan altı talebesinden merhum Mustafa Sungur,
Abdülkadir Badıllı, Sait Özdemir, Abdullah Yeğin ve Salih Özcan, gelen
tehditlere rağmen örgüt sempatizanı aile fertleri tarafından tedavi için
götürüldükleri FETÖ’ye ait hastanelerde ya da başka sağlık kuruluşlarındaki
Paralel Yapı’ya mensup doktorların kontrolü altındayken şüpheli şekilde kalp
krizinden öldüler.”
 AK Parti Isparta
Milletvekili Yüce, FETÖ’nün altı din alimini ölümle tehdit etmesine ve örgüt
hastanelerinde şüpheli ölümlerine bizzat tanık olduğunu anlattı:



HAYATLARIYLA
ÖDERLER




“Mehmet Fırıncı’ya ABD’den kimliği belirsiz telefonlarla “Biz karşımıza
çıkanları yok ederiz. Konuşmalarınıza dikkat edin” tehditleri geldi.
Bizzat şahit oldum. Şu an yurtdışında olan FETÖ’nün üst düzey adamlarından
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı eski Başkanı Harun Tokat’a, Gülen’e ulaştırması
üzerine merhum Sungur’un mektubunu götürdüm. Risaleleri tahrip etmemelerini
istedik. Harun Tokat, tam kapıdan çıkarken bana ‘Latif Erdoğan ve Kemalettin
Özdemir’e de söyle fazla konuşmasınlar, hayatlarıyla öderler’ dedi, dondum
kaldım.”


ORUÇ, SEZEN VE ALTINDAL’IN ÖLÜMÜ
DE ŞAİBELİ


  1. Tarihçi Prof. Dr. Ahmet
    Şimşirgil, “Asrın ihanetinin analizi” isimli yazısında, teröristbaşı
    Fetullah Gülen’in Erzurumlu bir vaiz iken Türkiye Cumhuriyeti’nin
    egemenlik ve bağımsızlığına kastedecek bir güce nasıl ulaştığını
    anlatırken, örgütle bağlantılı şüpheli ölümlere de dikkati çekti.
    Şimşirgil, “Bu örgütün iç yüzünü anlatanlar bir anda herhangi bir suçla
    içeri alınıyor veya itibarsızlaştırılıyordu. Kıymetli dostum rahmetli
    Mehmet Oruç Bey, Yümni Sezen ve yine rahmetli Aytunç Altındal bunlardandır”
    dedi.

LİNK : http://www.timeturk.com/muezzinoglu-feto-erdogan-i-zehirlemeye-calisti/haber-111212
Müezzinoğlu: FETÖ Erdoğan’ı zehirlemeye çalıştı

Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, ‘FETÖ’nün Erdoğan’ın makamı ve
özel hayatını yakından takip ederek zehirleme girişiminde bulunduğunu söyledi.


Sağlık Bakanı Mehmet
Müezzinoğlu, ‘Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ)’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan’ı zehirleme girişiminde bulunduğunu belirtti. Müezzinoğlu, Bugün
gazetesine çarpıcı açıklamalarda bulundu.




Bugün
Gazetesi’nden Müjgan Özyurt’a
 konuşan
Müezzinoğlu, örgütün Türkiye’yi içeriden çökertmek için strateji geliştirdiğini
söyledi. Müezzinoğlu, örgütün, Erdoğan’ın makamını ve özel hayatını yakından
takip etmesinin bu zehirleme girişimi ve çökertme stratejisinin göstergesi
olduğunu ifade etti.




Bakan Müezzinoğlu, “İyi işler yapmak isteyenlere karşı bu
girişimler her dönem yapıldı. Bunu Cumhurbaşkanımız fark edince ‘Haşhaşi’ benzetmesi
yapmıştı. Devleti içeriden çökertmek için stratejiler geliştirdiler. Sinsice
başardılar. Koyun postuna bürünmüş kurt gibiler”
 dedi.




Fethullah Gülen’in sağlık sorunlarını bahane ederek
ABD’den Türkiye’ye dönmediğini hatırlatan Müezzinoğlu, “Bu, Türkiye’ye yapmış olduğu
ihanete kılıf uydurmaktan başka bir şey değil. Gelsin biz ona bütün tedavileri
uygularız. Ama ülkeye ihanet ettiyse bunun bedelini de ödemeye hazır olmalı.
Burası senin vatanınsa gel vatanında öl. Vatan hasretiyle ilgili birçok vaaz
veriyor. Vatan hasretiyse buyursun gelsin
” diye konuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış