ELAZİZ
TİMARHANESİNDEN RABBİNE BİR DİLEKÇE YAZAN BİR DÂNE’NİN BİZ AKILLILARA HİKMETLİ
NASIHÂTIDIR. (Ortadaki)

 
İLETEN : Mehmet Şerif Akay

1965
yılında vefat eden bir “deli”nin son dilekçesi:

“Ben dünya Kürresi,
Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, (El-Aziz –Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh
Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve
kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik
üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:

Ben gam (dertlilik)
deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH
yapılmışım.

Meyvalardan
dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden,
yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci
Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

Ruhum aşık-ı Hüda
Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir
(gelgittir)

Bana gelen derdü
gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez,
cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir.

Aylar geçti, tek
temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani,
içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

Ol Resuli zişan ve
Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için
yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını;
Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar,
mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar,
inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber
vermiştir.

Peki acaba benim
gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana
çıkıp söylesin…

Allah sana iman
verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram
etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli
divane diye bühtan edersin!..

Bu söylediklerimin
hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu
manevralar sona erecektir.

Şimdi adresimi arz
ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki
ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz.
Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!

Ey zerrelerden
kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!..

Ey cemadi, nebati,
hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!…

Ey iman ve şuur
ehli kalplerin en yüce habibi!..

Ey dertli
bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!.

Ben biçare kulun
ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve
sahipsiz bir tımarhane delisi…

Ama kutsi muhabbet
ve hasretinin divanesi!…

Herkesi ve her
şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!.
Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama
onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali
görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

Yüceler yücesi
Rabbim, Efendim!

Hakk’tan saparak ve
haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha
menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve
temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi
Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?..

Hanif Dinin üstadı
ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat
ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi
istedim?..

Hz. Ebu Bekir
Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve
teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül
Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim?

Senden mülkü
hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve
afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar
için de bin kere tevbe ettim!

Çünkü Şeriatın
iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir
zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece
benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

Sultanım Efendim:

Ben Senden sadece
seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve
sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir.

Rabbim, elbet
vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa
itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin.

Aile efradımı, aklı
izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain
ve hilekâr olaydım…

Ya varlıklı kalıp
ama zalim ve sahtekâr olaydım…

Ya âlim ve saygın
kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım…

Ya arkalı etraflı
kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım…

Ya sağlıklı sefalı
kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

Derdü bela ki,
sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin
muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır.
Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır;
şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

Ey Rabbim, Efendim!

Malum-u aliniz ve
zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım
oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda
hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!..

Lezzet ne imiş,
izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu
fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum…

Beni yoktan var
ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp
kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!..

Şimdi son dileğim
beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun!

Umarım bu dilekçeyi
yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın
ŞİRK olduğunu buyurdun!






















































































Selam ve dua ile