“MİT TIR’ları görüntülerinin yayınlanması”na
ilişkin davada CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi.

Mahkeme
Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verdi.

Berberoğlu,
MİT TIR’ları görüntü ve belgelerini Can Dündar’a sızdırmak iddiasıyla
suçlanıyordu.

Mahkeme
Beberoğlu’nun “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve
askeri casusluk maksadiyla açıklamak” suçundan müebbet hapis cezasına
çarptırılmasına hükmetti ve cezayı 25 yıla indirdi.

BERBEROĞLU “KAÇAR” DİYE TUTUKLANMIŞ

Mahkeme,
MİT TIR’ları davasında eski gazeteci CHP İstanbul Milletvekili Enis
Berberoğlu’nun tutuklanma kararını ‘kaçma şüphesi’ gerekçesiyle verdi.

MİT TIR’ları davasından hakkında 25 yıl hapis cezası
verilen CHP Milletvekili Enis Berberoğlu kimdir?

Kadri
Enis Berberoğlu, 5 Haziran 1956 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Eğitim
hayatını Avusturya lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı, ardından da
ekonometride yüksek lisans eğitimi aldı.

1981
yılında Dünya gazetesinde çalışmaya başlayarak gazeteciliğe adım atan Enis
Berberoğlu, CNN Türk, Hürriyet ve Radikal gibi kuruluşlarda çalıştı. 29 Aralık
2009’da Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni oldu ve 5 yıl boyunca
görevini sürdürdü.

10
Ağustos 2014 tarihinde Hürriyet Gazetesi’ndeki Genel Yayın Yönetmenlik
görevinden istifa etti ve 2014’ün Ekim ayında Sözcü Gazetesi’nin yazar
kadrosuna katıldı.

Cumhuriyet
Halk Partisi’nin 5-6 Eylül 2014 tarihinde yapılan Olağanüstü Kurultayı’nda,
aldığı oylar ile Parti Meclisi’ne seçildi ve böylece siyasi hayatı başlamış
oldu. 14 Eylül 2014 tarihinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından
İletişim ve Medya ile İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine
getirildi.

İŞTE BERBEROĞLU’NUN SAVUNMASININ TAM METNİ

Sayın başkan ve mahkeme heyeti,

Esas hakkındaki savunmamı yapmak üzere huzurdayım.

Bana yöneltilen üç suçlama var malumunuz.

Benim açımdan aykırılığına göre sıralıyorum:

 

I.
Gizli kalması gereken bilgileri açıklama:


 

İddianamede malumunuz üzere TCK 328 söz konusuydu.

 

Siyasal veya askerî casusluk

(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal
yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri,
siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi
yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil;

a) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse,

b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş
etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuşsa,

Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Daha sonra, Savcılık mütaalasında suç maddesi daha da ağırlaştırıldı.


 

Gizli kalması gereken bilgileri açıklama MADDE 330. – (1) Devletin güvenliği
veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması
gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklayan kimseye
müebbet hapis cezası verilir.(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin
savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini
tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası verilir

Sayın Başkan, mahkeme heyeti,

33 yıl aktif gazetecilik yaptım.
Bu süre içinde bırakınız beni, çalıştığım veya yönettiğim hiçbir kurum böyle
bir suçlamaya muhatap kalmadı. Sözünü ettiğim gazete ve TV kanalları devlet
sırrının ve kamu yararının ne demek olduğunu bilen ve mesleki itibarları tarihi
tanıklıkla tasdikli adreslerdir.  Yanlışlıkla dahi olsa devlete zeval
vermezler. Kamu yararını her türlü çıkarın üstünde tutarlar.

 

Ben de o kurumların her basamağında çalışmış ve sınanmış bir haberciyim adeta o
kurumsal yapının eseriyim.

 

Ama Savcılık bu kadar rahat şekilde “gizli belge temini” iddiasında bulunduğu
ve buradan yola çıkarak casusluk suçu ürettiğine göre….

 

Gelin bu iddiayı hukuk çerçevesinde tartışmayı bir an için bırakalım, eski
mesleğimin en kadim ve evrensel metoduyla imtihan edelim.

 

Haberciliğin günlük işleyişine dönük 5N1K kuralını belki duyanınız vardır. Bir
haberde olmazsa olmaz şartlar bellidir. Önce 5 N… Yani Ne?, Nerede, Ne zaman?,
Nasıl?, Neden/Niçin? Ve son olarak bir K yani Kim?…

 

Bir haber örneği vermek gerekirse Enis Berberoğlu (yani kim) dün gece (yani ne
zaman) tartıştığı filanca kişiyi evinin kapısında (yani nerede) alacak meselesi
yüzünden (yani neden/niçin) tabanca ile vurarak (yani nasıl) öldürdü (Yani
haber nedir derseniz, bir cinayet vakasıdır).  

 

Şimdi gelelim Savcılığın benim temin ettiğimi ve Can Dündar’a verdiğimi iddia
ettiği habere… Tecrübeli bir gazeteci olarak Savcılığın bu iddiasını kendi
gazetem veya kanalım için haberleştirmeye kalksam 5N1K kuralının önce hangi
maddesine takılırım biliyor musunuz? Daha haberin gjrişini yazarken, “Ne
Zaman?” sorusunun yanıtını bulamam ve bu durumda haber içi boş bir iddianame
gibi düşer.  Bu teşbihle anlatmaya çalıştığım üzere bana yöneltilen “gizli
bilgi temin” suçlamasının içi tamamen boştur. Çünkü Can Dündar’ın imzasını
taşıyan haberin gizli hiçbir yanı yoktu. Tekrar ediyorum, sır ve gizli olması
mümkün değildi, çünkü aynı bilgi daha önce defalarca ifşaa oldu ve çeşitli
tarihlerde yayınlandı. Üstelik bu gerçek sadece dikkatli gazete okurlarının
değil mahkemelerin de malumuydu. Resmi evrakla kayıt altındaydı.

 

Örneğin Anayasa Mahkemesi’nin mahkemenize yolladığı Can Dündar ve Erdem Gül’ün
serbest bırakılmasına ilişkin kararında Aydınlık Gazetesi’nin MİT TIR’ları
haberini Cumhuriyet’ten 1 yıl dört ay önce yayımladığı tespiti vardı.

 

Can ve Erdem tutuklandı, serbest kaldı, hüküm giydi, bir mahkeme daha açıldı,
ben de sanık oldum… Ve nihayet Savcılığın aklına Aydınlık Gazetesi geldi. Aydınlık
Gazetesi’nin 21 Ocak 2014 tarihli haberinin yayımlandığı dönemde de Genel Yayın
Yönetmeni olan İlker Yücel 29 Eylül 2016 günü ifadeye çağrıldı. Yücel
ifadesinden sonra Adliye önünde medyaya şu açıklamayı yaptı:

 

– Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kurumunu, değil Suriye politikasını eleştirdik.
Haber değeri taşıdığı için yayımladık.

 

Ertesi günkü Aydınlık Gazetesi’nin birinci sayfasında İlker Yücel imzalı ve
daha ayrıntıya giren bir başyazı vardı:

 

“MİT
TIR’ları haberini neden yayımladık?

MİT TIR’ları haberimiz nedeniyle ‘şüpheli’ olarak dün
ifade verdik. Kamu yaran varsa bedelini göze alıp ‘şüpheli’ olmak
görevimizdir. Bu yüzden ABD’yle iş birliği halinde Suriye’yi bölme planlarını
ilk günden itibaren teşhir ettik. Aydınlık arşivi, kışkırtma günlerinde ‘CIA
cihadı’ haberleriyle doludur. Nasıl ABD’nin PKK’ya silah vermesine
karşıysak; Türkiye’nin Suriye’yi bölmek isteyen çetelere silah vermesine de
karşıyız. (…) MİT TIR’larını durdurulduktan iki gün sonra haber yaptık. Can
Dündar ise olaydan 15 ay sonra ‘ilk defa kendilerinin yayımladığını’ iddia
ederek görüntüleri haberleştirdi. …

M. İlker Yücel”

 

Demek ki gerçek neymiş?

 

1.
MİT TIR’ları haberi ve görüntüleri ilk kez Cumhuriyet’in yayınından bir yıl 4
ay önce Aydınlık Gazetesi’nde çıktı.

 

2. Aydınlık arşivleri bu gerçeği sergiliyor, Anayasa Mahkemesi aynı gerçeği
teyid ediyor, kayıt altına alıyor

 

3. Yetmiyor, bu mahkemeden Can ve Erdem’e ceza çıktıktan 4 ay kadar sonra
ifadeye çağrılan gazeteci haberi ilk basanın Aydınlık Gazetesi olduğunu
Savcılık ifadesinde kabul ediyor, ertesi günkü başyazısında “MİT TlR’larını
durdurulduktan iki gün sonra haber yaptık. Can Dündar ise olaydan 15 ay sonra
‘ilk defa kendilerinin yayımladığını’ iddia ederek görüntüleri haberleştirdi”
diyor.

 

4. Bu kronolojik delillendirme ile yetinmedim. Medya Takip Merkezi isimli
kuruluşun web sitesinde yaptığım rastgele bir aramada MİT TIR’ları ile ilgili
21 Temmuz 2014 tarihli bir basın toplantısı haberine rastladım.

 

Bir muhalefet milletvekilinin açıkladığı MİT TIR’ları görüntülerinin ertesi gün
yani 22 Temmuz 2014 tarihinde 11 ayrı gazetenin sayfalarında çıkmış olduğunu
kanıt olarak sundum.

 

Cumhuriyet’in haberinden bir yıl öncesine dayanan bu yayınlara ilave olarak
Star Gazetesi’in 24 Ocak 2015 tarihli haberini örnek verdim.

 

5. Ama bu dava sanki bütün bunlar yaşanmamış, yazılmamış, duyulmamış gibi hala
“gizli belge temini” iddiasıyla devam ediyor, savcılık hakkımda müebbed
istiyor.


 

Bence bu işte çok ciddi bir yanlışlık var! Böyle diyorum ve yanlışlığı izaha
başlıyorum.

 

Bu dava her ne kadar gizli belge ve terör örgütü gerekçesiyle açılmış olsa da,
maalesef aslında yargılanan demokratik siyasi muhalefettir.

 

Daha da özeline inersek, bu dava 2015 tarihinde yürürlükte olan ve bugün
mecburen terk edilmiş, hatta tamamen U dönüşü yapılmış olan Suriye
politikasının o tarihteki yarattığı, başa çıkılamayan sorunları örtmeye yönelik
panik atak kaynaklı tepkidir.

 

Yaşananların ulusal çıkarlarla kesinlikle hiçbir alakası yoktur. Aksine bu dava
tıpkı FETÖ operasyonları gibi gerçekler karşısında çökmeye mahkumdur.

 

Sayın Başkan ve mahkeme heyeti,

 

Ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor. En az Savcılık kadar ağır ithamlarda
bulunduğumun bilincindeyim. Müsaade ederseniz bu iddialarımı tamamen açık
kaynaklardan derlediğim bilgi ve hatırlatmalarla sizlere kanıtlamak
arzusundayım.

 

Diyorum ki bu davada siyaset yargılanıyor. Bu cümleyi sadece huzurunuzda bir
milletvekili ve sanık olarak bulunmamdan dolayı kuracak kadar abartılı bir egom
yok.

 

“Siyaset yargılanıyor” diyorsam benim gibi düşünenlerden, yani yargılanan
haberin Türkiye’nin o tarihteki Suriye politikasının yanlışlığına ışık
tuttuğuna inanan politikacılardan örnek vereceğim içindir…

 

Can Dündar’ın MİT TIR’ları haberi yayınlandıktan sonra, hangi siyasetçi ve
lider neler demiş, birlikte hatırlayalım.

 

Örneğin MHP lideri Devlet Bahçeli 30 Mayıs 2015 günü Bayburt’ta diyor ki:

 

– 19 Ocak 2014 tarihinde alınan bir ihbar üzerine Adana’da MİT TIR’ları
Cumhuriyet Savcılığı tarafından durdurulmuştu. Erdoğan aylarca buna ‘ihanet’
dedi. Aylarca savcının ve askerin meşru ve hukuki tutumunu düşmanlık olarak gösterdi.
Davutoğlu da Erdoğan’dan aldığı talimat ve buyruklar doğrultusunda aynı tavır
içinde oldu. AKP hükümetinin tüm mensupları ağız birliği ederek TIR’larda ilaç
olduğunu söylediler. Milli güvenliği ve devlet sırrını bahane gösterdiler.
Türkmenlere yardım götürüldüğü yalanını söylediler. TIR’larda silah olduğu
iddialarını sürekli reddettiler. Şimdi tüm gerçekler fotoğraflı bir şekilde
ortaya çıkmıştır. MİT TIR’larının içinde bir şehri tümden havaya uçuracak silah
ve mühimmat olduğu açıklığa kavuşmuştur. AKP’li bir genel başkan yardımcısının
bu silahların Özgür Suriye Ordusuna gönderildiğini itiraf etmesine rağmen,
üzerinde kimseler durmamıştır.

 

Bu arada MHP liderinin ismini vermeden işaret ettiği AKP’li Genel Başkan
Yardımcısı’nın bu konudaki ifadesinin yer aldığı videosu halen Youtube’ta
bulunan Yasin Aktay olduğunu kayıtlar için vurgulayayım.

 

Kastım şudur; Bahçeli’nin de doğru tespit ettiği gibi MİT TIR’larının yükü
Cumhuriyet’in haberinden çok daha önce siyaset sahnesinde ve hatta AKP yönetimi
nezdinde bile tartışılıyordu.

 

Bugün AKP hükümetinin başbakan yardımcılığı görevinde bulunan Tuğrul Türkeş de
malum haberden üç gün sonra tartışmaya katıldı. Ve dedi ki:

 

– Burada bizi izleyenlerin huzurunda yemin ediyorum. Vallahi ve billahi o
silahlar Türkmenlere gitmiyordu. Bilerek söylüyorum. İddia ederek söylüyorum.
Bizim o bölgeyle irtibatımız var. Bayır-Bucak Türkmenleriyle, Halep’tekilerle
irtibatımız var.  

 

Bu açıklamasından birkaç ay sonra AKP’ye katılan ve Başbakan Yardımcılığı’na
getirilen Türkeş bildiğim kadarıyla bugün de bu cümlesinden geri dönmedi.

 

Milliyetçi mazileri ve devlete sadakatleri tartışma götürmeyen bu iki isme CHP,
HDP ve diğer partilerin tepkilerini eklemek ve anlatmak lüzumsuz zaman kaybı
olacaktır diye düşünüyorum.

 

Şimdi gelelim iddia makamının ikinci yanıltıcı tezine… İkinci diyorum; siyaseti
gizli belge ve casusluk bahanesi ile yargı önüne taşıma gayretini yeterince
izah edebildiğimi düşünüyorum.

 

İddianamedeki ikinci yanıltıcı unsur tıpkı gizli belge olayındaki gibi zaman
çelişkisi nedeniyle açık seçik ortadadır.

 

Savcılığın önünüzde bulunan fezleke ve iddianamede tekrar ettiği süreci
biliyorsunuz. Sözde Ben hedef seçilmemişim ismime sözde bir delilden gelinmiş… Nasıl
mı? Savcılık diyor ki… Can Dündar kitabında, haber kaynağı ile ilgili şu tarifi
yaptı:

– “Nihayet 27 Mayıs Çarşamba günü öğleden sonra solcu bir
milletvekili getirdi görüntüleri. ‘Merak ettiğin şey bu flaş diskin içinde’
dedi.”

 

Bu kitaptaki tarifi inceleyen Savcılık,  Can Dündar’ın telefon
kayıtlarından o tarihte konuştuğu kişiler arasından beni şüpheli olarak
seçti…Soruşturma ve kovuşturma böyle başladı.

Savcılık böyle diyor!

 

O tarihte milletvekili olmadığım gerçeğini şimdilik bir yana bırakalım. Öncelikle
kitabın yayın tarihine dikkatinizi çekmek istiyorum.

 

Can Dündar’ın kitabı 2016 nisan ayı başında piyasaya çıktı.

 

Ama Savcılık,  kitabın çıkmasından tam dört ay önce 3 Aralık 2015 tarihli
Akşam Gazetesi’nde aralarında benim de bulunduğum 6 CHP’li milletvekilini haber
kaynağı sıfatıyla şüpheli ilan ettiğini unutmuşa benziyor. Fark etmez Savcılık
unutsa da ben unutmam.

 

Mahkemenize daha önce kanıt olarak sunduğum Akşam Gazetesi haberini bir daha
hatırlatmak istiyorum.

 

Haberin birinci sayfa başlığı ve spotu şöyle:

”TIR KUMPASI CHP’YE UZANDI

 

Can Dündar ve Erdem Gül’ün MİT TIR’ları kumpasına yönelik görüntüleri, Zaman
gazetesi muhabiri B.K’ dan aldığı tespit edilmişti. Savcılık, şimdi sızmanın
CHP’li bir vekil tarafından gerçekleştirdiği ihtimali üzerinde de duruyor.
İkiliye destek için adliyeye gelen CHP’liler arasında bulunan vekil her an
soruşturmaya dahil edilebilir.”

 

Devamını da birlikte okuyalım, zaten kısa:

 

”MİT TIR’ları kumpasında CHP parmağı mı var?  MİT TIR’larıyla ilgili
haber ve görüntülerin sızdırılmasında CHP’li bir vekilin de parmağı olduğu
iddia edildi.  Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, casuslukla
suçlanmış ve tutuklanmıştı ADLİ kaynaklardan edinilen bilgiye göre görüntülerin
Zaman muhabiri B.K. tarafından servis edildiği iddiasının dışında CHP
milletvekillerinden biri tarafından sızdırıldığı ihtimali üzerinde de
duruluyor. Savcılık o milletvekilinin peşine düştü. Geçtiğimiz günlerde
tutuklanan Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi
Erdem Gül nöbetçi mahkemece ‘silahlı terör örgütüne yardım, devletin gizli
kalması gereken bilgileri açıklama, siyasal ve askeri casusluk’ suçlarından
tutuklanmıştı. Dündar’a destek olmak için adliyeye gelen isimler arasında CHP
Genel Başkan Yardımcıları Sezgin Tanrıkulu, Enis Berberoğlu, CHP Genel
Sekreteri Gürsel Tekin, CHP’li vekiller Mahmut Tanal ve Onursal Adıgüzel de
vardı”

 

Savcılığın Can Dündar’ın kitabını bahane ettiği ortadadır. Bu davaya bir CHP’li
vekilin yani ana muhalefetin dahil edilmesi düşüncesi daha ilk günden itibaren
yürürlüktedir. Savcılık kaynak gösterilerek yapılan Akşam Gazetesi haberinin ne
anlama geldiğini 16 Kasım 2016 tarihli duruşmada açıkça sordum. Hala bir yanıt
alabilmiş değilim. Bu sükutun ikrardan yani suçu kabullenmeden geldiği
kanaatindeyim.

 

Sayın Başkan ve mahkeme heyeti,

Gizli belge iddiasını huzurunuzda çürüttüğüm inancındayım. Can
Dündar’ın bahse konu haberi gizli bir belgeye dayanmıyor. Bunu 33 yıllık
habercilik ve yayıncılık kariyeri ile neredeyse bilirkişi sayılabilecek konuma
gelmiş emekli bir haberci olarak ben söylüyorum. Anayasa Mahkemesi zaten kabul
ediyor, haberi ilk yayınlayan gazetenin teyidi ve ifadesi Savcılığın önünde
duruyor. Zaten yeri gelmişken şunu da ifade edeyim:

Hiçbir şerefli Türk gazetecisi devletin güvenliğini zaafa
uğratacak sırları temin etmez, haber yapmaz, basmaz. Böyle bir girişime hiçbir
gazete veya TV kanalı izin vermez. Habercilik mesleği Savcılığın sandığı kadar
ucuz ve denetimsiz değildir.

Türk basın şehitleri ve gazilerinin sayısı bu iddiama kanıttır. Nitekim o
meslek yani habercilik ve yarattığı kamuoyu sayesinde Türkiye’nin dünya
kamuoyunda ağır itibar kaybına uğradığı, yüzlerce terör şehidine mal olan
Suriye politikası değişebildi.

Eğer bugün hepimizin gurur duyduğu İŞİD ve PKK terörü ile eşzamanlı mücadele
gecikmeli de olsa başladıysa burada yargılanan türdeki haberlerin katkısı
unutulmamalıdır…

 

II.
Terör örgütüne yardım:

Savcılık mütalaasında tarafıma yöneltilen bir diğer suçlama
terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettiğim iddiasıdır. İlgili yasa
maddelerini hatırlatayım:

TCK 220/7: Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla
birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak
cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın
niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

TCK 314/2: (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara,
beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

 

Sayın Başkan ve mahkeme heyeti,

Size neden ve nasıl FETÖ’cü olmadığımı anlatarak vaktinizi
harcamayacağım. Çünkü bu suçlama akla ziyandır.

Ben FETÖ üyesi veya bu örgüte yardım eden bir kişi olsam;

1. FETÖ’nün en büyük kumpas davaları olan Ergenekon ve
Balyoz’a ilk günden itibaren köşemde, gazetemde muhalefet eder miydim?

2. Bu sebeple o tarihte Adliye’nin Süper Savcısı ilan edilen Zekeriya Öz tarafından
uydurma Ergenekon şemasına konulur muydum?

3. FETÖ iddiasıyla kapatılan bir gazetenin manşetine “Ergenekon lobicisi”
iftirası ile haber olur muydum?

4. Savcı Zekeriya Öz’ü 2008’de dava eder miydim? AKP’nin yasa değişikliği ile
durdurulan bu davanın esas no’su 2008’e 1965’tir.

5. Yılların emeği neticesinde geldiğim genel yayın yönetmenliğinde FETÖ’nün
kestiği vergi cezası baskısı altında yaşar mıydım?

6. 17-25 Aralık sürecinde kimilerinin yaptığı gibi her türlü yasadışı dinlemeyi
satır satır yayınlamaz mıydım?

7. Bugün Hükümet adına ahkam kesen, kılıç sallayan havuz medyasının yıllarca
yaptığı gibi  FETÖ’cülerle aynı başlığı atmaz mıydım?



Haydi bunları geçtim…

Terörist olsam, benden iki önceki genel yayın yönetmeni terör
şehidi olan Hürriyet Gazetesi’ni beş yıl müddetle sorunsuz yönetebilir miydim? Şemdinli’de
terör örgütüne meydan okuyan o fotoğrafı verebilir miydim? Teröristlerin
hedefindeki devletin çözüm süreci projesine vesile olan söyleşi ve haberlere
imza atabilir miydim? Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan, Genelkurmay’a kadar
devletin en hassas kurumlarında güvenilir bir muhatap konumumu koruyabilir
miydim?

 

Mahkeme heyetinize nazikçe hatırlatmak isterim ki, benim konumumdaki kişilerin
isimleri ile terör örgütleri aynı cümlede kullanıldığında, istisnasız olarak
hedef diye anılırız, üye ve yardımcı suçlaması ile değil… Dolayısıyla terörist
olduğum iddiası karşısındaki isyanımı dile getirmek isterim. Enis Berberoğlu
ismi ve terörist sıfatları yan yana durmaz.

 

Sayın başkan ve mahkeme heyeti,

Siyasete bildiğiniz üzere Cumhuriyet Halk Partisi saflarında
atıldım.

Ve medyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na seçildim.

Hem gazeteci üst kimliğim hem de hükümetin medyaya orantısız
baskısı nedeniyle siyasi mesaimin neredeyse tamamı bu alana kaydı. Defalarca
izah ettiğim ve CHP Basın Birimi’nden 1 Ekim 2015 tarihinde kamuoyuna
açıklandığı üzere “CHP Medyaya Baskıları İnceleme Komisyonu” kuruldu ve ben de
koordinasyonu üstlendim. Bu komisyon Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın
Konseyi gibi çatı kurumlarla eşgüdümlü çalıştı, medyaya baskıları kamuoyuna
duyurdu, yeri geldiğinde direnişlerine ortak oldu. Bu komisyon Hürriyet
Gazetesi’nin Hükümet kışkırtması üzerine iki kez basılması sırasında olay
yerindeydi. Birgün ve Yurt Gazeteleri’ne yapılan baskıya tanıktı, Cumhuriyet’e
ve Sözcü’ye yapılan eziyete de karşı çıktı.

Bu sebeple, CHP’nin medya özgürlüğüne verdiği koşulsuz desteği karalamak
amacıyla çalışmalarımızın sadece FETÖ suçlamasına muhatap kalan medya ile
sınırlı gösterilmek istenmesi abesle iştigaldir. Çok yakın mazide FETÖ ile
siyasi ve mali ortaklık kuranların şimdi kalkıp bana ve partime çamur atmaları
karşısında sessiz kalmayacağımı ve yasal haklarımı kullanacağımı yeri gelmişken
ifade etmek isterim.

 

Sayın Başkan ve mahkeme heyeti,

Siyaset ve medya dünyasındaki kesişme alanındaki faaliyetlerimin
her saniyesi şeffaftır ve hesap sorulmaya açıktır. Nitekim, Savcılığın bu
davanın sanıklarından Can Dündar ile 27 Mayıs 2015 günü yaptığım 21 saniyelik
bir telefon konuşmasına dayarak iddianame hazırladığını görünce, mahkemenizden
benim telefon kayıtlarımın, üstelik tek günlük değil üç aylık olarak
incelenmesi talebinde bulundum. Ve Mahkemeniz tarafından uygun görüldü.

Bu talebim tamamen ilişki ağıma ve siyasi şeffaflığıma güvenimin
eseridir. Ama aynı zamanda en güçlü savunma kanıtımdır. Avukatım Murat Ergün,
daha ayrıntılı anlatacağı için sadece kısaca özetleyeyim: Telefonumdaki
trafikte sıra dışılık varsa anlaşılsın diye sadece 27 Mayıs tarihini değil, bir
gün önce (26 Mayıs) ve bir gün sonrasını (28 Mayıs) taradım. HTS kayıtlarındaki
6 bin 662 sıra numaradan, 6 bin 380 numaraya kadarki toplam 118 arama ve
mesajın kimlere ait olduğunu buldum çıkardım. Üç günlük telefon trafiğimin
36’sı medya mensupları ile, 52’si CHP yöneticileri ve Genel Merkez’deki
ofisimle geçtiğini anladım. (Kalanı da eşim ve kızımladır.)

 

Bu telefon kayıtlarının da gösterdiği üzere, Can Dündar ile yaptığım telefon
görüşmesi onlarca, yüzlerce benzeri gibi o tarihteki parti görevimle ilgilidir.

Hayatın doğal akışına uygundur.

 

Zaten o tarihte Cumhuriyet Gazetesi yöneticisi olan Can Dündar’ın da
siyasetçilerle görüşmesi doğaldır. Nitekim Can Dündar’ın o gün biri eski diğeri
aktif görevde iki milletvekili ile daha görüştüğü de ortadadır. Ve her ne
hikmetse Savcılık tarafından görmezden gelinmektedir.

III. Siyasal ve askeri casusluk

Madde 328 – (1) Devletin
güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla,
gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin
eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. 

(2) Fiil;

a) Türkiye ile savaş hâlinde
bulunan bir devletin yararına işlenmişse,

b) Savaş sırasında işlenmiş veya
Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini
tehlikeye sokmuşsa,

Fail, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası ile cezalandırılır.

 

Sayın Başkan ve mahkeme heyeti,

 

Savcılığın casusluk suçlamasını anlamakta ve yorumlamakta zorlanıyorum.

Çünkü nasıl bir casussam, iddianameden aynen okuyorum;

“….27/05/2015 günü Milletvekili Kadri Enis BERBEROĞLU’nun henüz
nereden ve kimden temin ettiği bilinmemekle birlikte, flash disk halinde
yargılanan Can DÜNDAR’a teslim edildiği;29/05/2015 tarihinde Cumhuriyet
Gazetesinde de yayınlandığı anlaşılmaktadır” deniliyor.

O tarihte vekil olmadığımı ve basılan haberin gizli olmadığını
geçelim…

“Nasıl bir casussam” vurgusuna dönelim…

 

Çünkü Savcı’ya göre kaynağım belli değil. Hatta gizli dedikleri bilgiyi kimden
aldığım konusunda Savcılığın hiçbir bilgisi yok…Ama maşallah fikri ve zikri
bol.

 

Haydi diyelim ki, casusluğun kaynağını bulamadı Savcılık. Bari Can Dündar’a
bilgiyi ve belgeyi kimin ulaştırdığı konusunda kararını verebilse…Çünkü
malumunuz;

• Can Dündar ile Erdem Gül tutuklanmak üzere mahkemeye sevk
edilirken denildi ki, “kaynakları gazeteci B.K”

• Birkaç ay sonra iki avukat tutuklandı, medyaya yansıyan gerekçeyi hatırlayın:
Can Dündar’a MİT TIR’ları görüntülerini temin etmek ve mali çıkar karşılığında
yayınlatmak.

• Son olarak ve yine birkaç ay sonra ben de aynı suç iddiası ile mahkemenizde
yargılanmaya başlandım.

 

Hukukçu değilim ama aynı suçla önüne geleni itham etmenin gayri ciddi bir iş
olduğunu görecek kadar bilgi ve görgüm mevcut.

 

İddianameler bilgiye dayanmayınca maalesef ileri sürülen fikirler de temelsiz,
çürük gülünç kalıyor. Mesela hangi casus elde ettiği bilgiyi gazeteye manşet
atar ki?

 

Tıpkı rahmetli üstat Uğur Mumcu’nun söylediği gibi, “Bilgi sahibi olmadan fikir
sahibi olunmamalı” …Önüne gelene suç atılmamalı.

 

 Sayın Başkan ve mahkeme heyeti,

Saydığım gerekçelerle beraatımı
istemekle kalmıyorum. Bu dava vesilesi ile bir önerimi kayıtlara geçirmek
istiyorum.

Zaten bence yargısız infaz ile
Adliye’de yargılanmanın farkı budur. Ben bu dava ile ilgili fezlekem yolda iken
dokunulmazlığımın kaldırılmasına karşı çıkmadım…Yargısız infaz yerine Türkiye
Cumhuriyeti’nin Adliyesi’nde hâkim önüne çıkmayı seçtiğimi kamuoyu önündeki her
açıklamamda belirttim. Sadece iddiaların değil savunmamın da kayıt altına
alınmasını, tarihe dipnot düşülmesini istedim. Ve bu amacıma ulaştım.

Savunmamı tamamlarken kayıtlar
için önerimi dikkatinize sunuyorum.

Demokrasilerde malumunuz üç erk
vardır.

Yürütme, yasama ve yargı…

Bir de medya dördüncü kuvvet olarak tanımlanır.

Ben bildiğiniz gibi medyadan geldim ve yasama organının üyesiyim.  

Her iki görevim sırasında da “güçler ayrılığına” itiraz eden tek bir yazımı-
manşetimi veya milletvekili olarak bu yönde tek cümlemi gösteremezsiniz.

 

Aksine her zaman güçler ayrılığının savunucusu oldum, demokrasi kriterlerinde
bu ölçüyü ilk sıraya yerleştirdim. Ve fakat bugün bu davada geldiğimiz karar
aşamasında;

 

1. Yargılanan belge veya terör örgütü değil mevcut siyasi iktidarın muhalefeti,
özelinde bir dönemin yanlış Suriye politikasına itirazdır. Bu açıdan
bakıldığında her mahkeme neyi ve nasıl yargıladığına karar vermeli, yetki
sınırları içinde kalmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Adliyesi’nde siyasi muhalefetin-örneğin Suriye politikası
üzerinden-yargılanması ihtimalinin güçler ayrılığına, demokratik düzene aykırı
düştüğü ortadadır.

 

2. Malumunuz üzere Yargıç ve Savcıların atamasını yapan Hâkim Savcılar Kurulu,
yakın geçmişte, tek bir kişi eliyle AKP Genel Başkanı tarafından
şekillendirildi.

Bu tek seçici, önce Başbakan’dı, şimdi Cumhurbaşkanı.

Üstelik bu davaya da müdahil.

Bu aktif siyasetçi ve yargının sicil amirinin davaya müdahilliğinin muhalif bir
siyasetçi hakkındaki karara gölge düşürme riski aşikardır.

 

3. Dosyada elle tutulur tek bir kanıt ve tanık olmamasına karşın müebbetle
yargılanıyor olmamın muhalif siyasete açık gözdağı diye algılanması doğaldır.








































































































Bu kadar çürük bir iddianame ile ceza almamın sadece seçilme
hakkı gibi hukuki değil kişisel ve kurumsal siyasi sonuçları da olacaktır. Hiçbir
mahkemenin muhalefete karşı gövde gösterisine iştirak veya ceza verme gibi bir
işlevi kabul etmeyeceğine inancımı yineliyorum.    

 

Teşekkür
ederim, heyetinizi saygıyla selamlarım.

Enis Berberoğlu

Emekli gazeteci, CHP milletvekili

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet