Hayatı Hakikiye Sahneleri-59




“SİZ ONUN KİM OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUNUZ?




Zeki Sarıhan – zekisarihan@gmail.com




Türkiye’nin sandığa gidip oy
kullanan vatandaşların tercihine göre yönetildiğini sananlar büyük bir aldanış
içindedirler. Sandıktan çıkarılan iktidar ülke yönetiminde ufak tefek söz
sahibi ise de asıl karar sahipleri başkadır ve onları gizli bir anayasası vardır.
NATO içinde örgütlenmiş Gladio’yu bile hatırlamak bu gerçeği anlamamıza yeter.




Kökü ister dışarıda olsun,
ister içeride olsun, devlet işleri gizli anayasa doğrultusunda yönetilir.
Öğretmenlikten TRT programcılığına geçen Mehmet Koç anlatmıştı: MİT’ten gelen
her atama itirazsız kabul edilmek zorundaydı. MİT’in önüne kanun, tüzük
çıkarılamazdı. Bu anlatılması uzun bir konudur, en iyisi, benim gibi iddiasız
bir kişinin başına bu gizli örgütün neler açtığını anlatayım




Bu benim hikâyem 1960
başlarında Öğretmen Okulu öğrencisi olduğum zaman başlıyor.  6-7 yıl sonra karşılaştığım, o zaman benden
birkaç sınıf geride olan Mesut, okulda iken beni takiple görevlendirildiğini
söylemişti. Bu görevin kimin tarafından verildiğini sormamıştım.
Öğretmenlerimiz ve okul idaresi olamazdı çünkü onlarla zaten her gün
birlikteydik. Gözlerinin önündeydik.




1964’te mezun olup Karapınar
Akçayazı köyüne vardığımda, muhtarın odasına o gece iki yatak serildi.
Bunlardan biri Devlet Demiryollarında çalışan bir işçi olduğu söylendi.
Olabilirdi. Fakat ertesi akşam Karapınar’da kaldığım otelde aynı kişi ile iki
kişilik odada kalışım da belki bir rastlantıydı.




Fakat o yıl ilköğretim
müfettişi, neden benim stajyerliğimi kaldırmadı. Başarısız bir öğretmen miydim,
yoksa işin içinde başka bir iş mi vardı?




O yaz (1965) gittiğim
askerlikte 30 Ağustos törenlerinde erler adına konuşma yapmaya gönüllü olmuş ve
bu kabul edilmişken neden erler adına konuşma son anda programdan çıkarılmıştı?
Bunun da bir açıklaması olmak gerekir.




Öğretmenliğimin ikinci
yılında Fatsa’da ilköğretim müfettişi benim hakkımda övücü sözler söylemişken
somunda o da stajyerliğimi kaldırmamıştı? 
Ve neden köyde bazı insanlar hakkımda dedikodular çıkararak huzurumu
bozmuş, ilçe milli eğitim müdürü okullar arası kültür şenliğinin yönetimini bir
emirle üzerimden alarak bir başka öğretmene vermişti? Ve dahası, hakkımda bir
soruşturma yapmadan hakkımda Siirt’e sürme kararını almışlardı?




Sınavlarını kazandığım için
Siirt’e gitmeyip Gazi Eğitim’e gittiğim ilk günlerde bir iş için başmuavinin
odasına girdiğimde adımı öğrenince cüzdanının bir gözünde koruduğu bir kâğıda
bakıp “Hımmm” demesinin nedeni, adımın ona not ettirildiğini gösteriyordu ve
başmuavinin MİT’in elemanı olarak tanınıyordu. Bulgaristan göçmeni iki
öğrencinin de sık sık onun odasına girip çıkararak haber taşıdığını biliyorduk.




1968 sonbaharında yaptığımız
boykot ve öğrenci derneğinin çalışmalarından ötürü, okul disiplin kurulu (o da
bakanlığı tatmin için) hakkımda ihtar gibi bir ceza tayin ederken  Bakanlık neden beni okuldan temelli atmıştı?




Danıştay kararıyla dönüp
okulu bitirdiğim yıl, Cumhuriyet Bayramında yaptığım bir konuşma nedeniyle ta
Ankara’dan bir başmüfettiş gelip öğrenci defterlerine kadar didik didik etmiş
ve beni bakanlık emrine aldırmıştı? Ve o 1971 yılında, Gazi’deki dermen
başkanlığımın üzerinden iki yıl geçtiği halde neden tutuklanarak Dev-Genç
davasına dahil edilmiştim? Yargılama aşamasında aynı okuldan yargılanan
arkadaşların hepsi teker teker tahliye edildiği halde kimseye fiske vurmamış
olan ben sonuna kadar tutuklu kalmış ve grup içinde en ağır cezaya
çarptırılmıştım?




1974’te tahliye olup Fatsa
Ortaokulunda göreve başladığımın ertesinde durup dururken müdür neden dersime
girmiş ve Cahit Sıtkı’nın bir şiirinden soru sorduğum için bana soruşturma açmış,
o ders yılının sonunda da Boğazlıyan’a sürülmüştüm?


Burada göreve başlayalı
birkaç gün olmasına rağmen bir grup gencin, gece evimizin yakınında
“Komünistler Moskova’ya diye bağırtılma emrini nereden almış olabilirdi.




Oradan eş durumundan
nakledildiğimiz İnebolu’da Kastamonu Valisi bir gün aniden dersime giriyor,
beni tanımak istiyor ve ertesi gün Valilik emrine alıyordu? Onun üç aylık
görevden alma yetki süresi bitince bu kez Bakanlık emrine alınıyordum?




1980’de çıkarmaya
başladığımız Öğretmen Dünyası’nın 1982’de yazı işleri müdürlüğünü üstlendiğimde
Emniyet, derginin sahibine “Onu yazı işleri müdürlüğünden atacaksın” emrini
veriyordu? Bu kanunsuz emre uyulduğu halde bir yıl sonra ikimiz birden neden
1402’lik yasaya göre  meslekten temelli
çıkarılıyorduk?
 

Daha sonra da uğradığız
zulümler var. En sonuncusunu anlatarak bu konuda yargıyı okuyucuya bırakacağım:




1995’te hükümet paralı eğitim
ve eğitimde özelleştirme programını yürürlüğe koyacakken, buna karşı başta
eğitim kuruluşlarının, ardından 70’in üstünde dernek ve vakıfların oluşturduğu
Eğitim Hakkını Savunma Komitesini kurduk ve ben bu platformun başında idim.
Yabancı dille eğitime karşı kampanya yürüttüğümüz bir dönemde Ankara
Emniyetinden bir birim, komiteyi çökertmek için saldırıya geçti.  Dernek ve vakıfların yöneticilerini tek tek
sorguya çekerek platform oluşturmanın kanunsuz olduğunu ileri sürdü ve bir
takım cezalar kesti. Bu soruşturmanın nedenini İçişleri Bakanı Saadettin
Tantan’a sordurduk. Haberi olmadığı yanıtını verdi.




Bizim komitemizi çökerttikten
sonra ne oldu dersiniz? Dernekler Yasası’nda yapılan değişiklikler arasında
derneklerin kendi aralarında platformlar oluşturabilecekleri de vardı. Biz de
boş durmadık, 2003’te Ulusal Eğitim Derneği’ni kurduk.
 

 Bu soruşturmalar sırasında polisin bir dernek
yöneticilerine söylediği söz amaçlarını ele veriyordu:




“Siz Zeki Sarıhan’ın kim
olduğunun biliyor musunuz?”