Kaynak : http://intelturk.com/2016/09/14/mitte-tasfiye-yontemi-olarak-disiplin-sorusturmalari-ve-19-maddenin-isletilmesi/#comment-860

MİT’te Tasfiye Yöntemi Olarak
Disiplin Soruşturmaları ve 19.Maddenin İşletilmesi

Türkiye
Cumhuriyeti devleti, ülkesi ve milletiyle son yıllarda ciddi bir varoluş
tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Durum bir süredir tehlike boyutunu aşarak
modern Türkiye’nin kurucu temellerine yıkacak niteliğe büründü. 15 Temmuz Darbe
gecesi yaşananlar tehdidin nasıl aleni bir gerçeğe dönüştüğünü ortaya koydu.
Tehdidin böylesine yıkıcı boyuta ulaşmasında yetkililerin siyasi hataları kadar
bürokrasiyi ehliyetsiz ellere teslim etmeleri de önemli rol oynadı. Bu süreçte
tartışmaların merkezine Milli İstihbarat Teşkilatı yerleşmiştir. MİT’te Nisan
2010’dan itibaren uygulanan zoraki dönüştürme süreci bir taraftan kurumda
FETÖ/PDY yapılanmasının önünü açarken, kurumun istihbari reflekslerinin
zayıflamasına sebep olmuştur. İthal yöneticiler kurum içinde hızla
kadrolaşırken, mevcut personeli çeşitli yöntemlerle tasfiye ettiler. Kimi zaman
emekliliğini hak etmiş personeli ek gösterge iyileştirmeleriyle teşvik ederken,
kimi zaman pasif görevlere atayarak veya mobbing uygulayarak emekliliğe
zorladılar. Mesleki kariyerini sürdürmek isteyenleri  kurumdan
uzaklaştırmak için disiplin soruşturmalarını ve idari tedbirleri harekete
geçirdiler.  Bu yazının amacı MİT’in yeni yönetiminin kurumu dönüştürmek
amacıyla başvurduğu tasfiye yöntemlerinden disiplin soruşturmaları ve idari
tedbir kararlarının içeriğini örnek olaylarla ortaya koymak, yaşamını
devletine, milletine ve ülkesine adayan MİT mensuplarını kirli yöntemlerle
kurumdan nasıl tasfiye edildiklerine ışık tutarak kamuoyu, yasama, yürütme ve
özellikle yargı nezdinde farkındalık yaratmaktır.

Fidan’ın Müsteşarlığı’nda Tasfiye ve Kadrolaşma

Kurumun başına dışarıdan atanan müsteşarın kariyer istihbaratçı
olmaması, MİT’in milli güvenlik istihbaratı görevini özümsememesi ve MİT
personelini tanımaması başlıca handikapları arasındaydı. Yeni müsteşarla
birlikte Teşkilat hızla erozyona uğradı ve milli niteliğinden uzaklaştı.
Teşkilat, 2007 yılından itibaren giderek belirginleşen yeni Osmanlıcı ve
saldırgan dış politikanın hizmetine sokuldu. İslam dünyasında emperyalist
değişim ve dönüşüm projelerinde görevlendirildi. Sonuç ise hüsran oldu.Müsteşar
kurumu geleneksel rotasından çıkarırken artık klasikleşmiş iki hareket tarzını
benimsedi. Birincisi kuruma hakim olmak adına kilit noktalarına dışarıdan
(hangi referanslara göre alındıkları çok belirgin olmayan) çeşitli üst ve orta
düzey yönetici getirdi. Yeni memur alımlarında ya da diğer kurumlardan yatay
geçişlerde siyasi, cemaat ve tarikat referanslı kişilere yöneldi. İkincisi
ise kurumun kıdemli personelini yavaşça tasfiye etti.

Müsteşarlık, üst düzey personeli tasfiye etmek için bir taraftan
pasif görevlere ve müşavirlik kadrolarına atama yaparken, öte yandan mesnetsiz
iddialar ve iftiralarla haksız disiplin soruşturmaları açtırarak cezalar
yağdırdı. Böylece her iki yol aynı kapıya çıkmaktaydı. Devletin milli güvenlik
istihbaratının oluşmasında ve tehditlerle etkin şekilde mücadelede rol oynayan
üst ve orta düzeydeki yöneticiler, mobbing, pasif göreve atama ve haksız disiplin
cezalarının yol açtığı kırgınlıkla kurumdan uzaklaş(tırıl)ıyorlardı.  Öte
yandan emekliliğini hak etmekle birlikte daha uzun süre çalışma imkanı olan,
ideal sahibi personele ağır disiplin cezaları verilmesinin yanısıra, kurumdaki
geleceğinin önünü kesmek amacıyla iç sistematikte “idari tedbir” olarak
nitelendirilen 19.madde[1] hükümleri
uygulanıyordu.

19.maddeye dayanılarak alınan idari tedbir kararı, MİT
personelinde bulunması gereken vasıfları artık taşımadığı belirlenen personelin
Başbakanlığın onayı ile bir başka kurum veya kuruluşa atanmasını içermekteydi.
Memur, MİT içinde sahip olduğundan çok daha düşük derece, gösterge ve kadrolaya
atanıyor, eski maaşının 1/3’ü karşılığı çalışmak zorunda kalıyordu. Daha
önemlisi ise hakkında idari tedbir kararı alınan personel MİT’ten tecrit
ediliyor, kurumun bina, tesis ve lojmanlarına girmesi, sağlık tesislerinden
yararlanması, mesai arkadaşlarıyla görüşmesi yasaklanıyordu. Hakkında 19.madde
çerçevesinde tedbir kararı verilen personel, emekli olmayı tercih ettiğinde ise
hukuka aykırı şekilde hakkında kurum içi emir yayınlanıyor ve aynı yaptırımlara
tabi tutuluyordu. Bu personele emekli kimlik kartı, şilt ve berat verilmiyordu.
Dolayısıyla, MİT kanununun 19.maddesi hak, hukuk ve adalete aykırı, makamın
keyfi uygulamaları sonucunda kendini kurum hizmetlerine ve dolayısıyla ülkesine
adamış personeli “hain” ilan etmekle eş anlamlı hale geliyordu. İşin ilginç tarafı hayatının on, yirmi, hatta otuz yılını kuruma
vermiş bir personelin “uygun vasıf taşımadığı” kararını kurumsal geçmişi birkaç
yılı aşmayan, istihbaratı ve istihbaratçıyı tanımayan kişiler veriyordu.

Bugüne kadar yüzlerce MİT mensubu, Türk ceza kanununa göre suç
oluşturmayan fiilerden ötürü,  amirlerinin öznel tutumları, kariyer
hedeflerinin engellenmesi ve MİT’i devletin milli menfaatlerine uygun rotada
tutma iradesi gösterdikleri için tasfiye edilmişlerdir. Fidan yönetimi, 
son yıllarda Teftiş Kurulu eliyle çoğu nitelikli personel hakkında hukuka ve
gerçeğe aykırı isnatlarla soruşturma açtırıp disiplin cezası ve/veya idari
tedbir kararı (19.madde) vererek, personelin kariyerini zedelemiş ve emekliliğe
ayrılmak zorunda bırakmıştır. Fidan ve arkadaşlarını
uyguladığı bu yöntem FETÖ/PDY mensuplarının TSK’ya, yargıya ve bürokrasiye
hakim olmak için uyguladığı yöntemlerle birebir aynıdır.

MİT Yönetimi’nin Tarafgirliği

MİT Müsteşarları, kurum içerisinde personel alımı, ataması, terfi,
özlük hakları, disiplin işlemleri konularda son derece geniş yetkilere
sahiptir. Müsteşar, gerektiğinde bir personel hakkında memuriyetten çıkarma, üç
yıl kademe ilerlemesinin durdurulması ya da maaş kesilmesi gibi ağır disiplin
cezaları ile sonuçlanacak soruşturmaları başlatmak üzere Teftiş Kurulu
Başkanlığı’na emir verebilmektedir. Müsteşarın ya da Müsteşarlık Makamının
herhangi bir personel hakkında doğru ya da yanlış edindiği kanaat o personel
için son derece ağır disiplin sonuçları doğuracak bir soruşturmaya
dönüşmektedir.

Müsteşar memuriyetten çıkarma ya da üç yıl kademe ilerlemesi
cezası alabilecek suçu işleyen iki memurdan biri hakkında soruşturma açtırıp,
mesleki ya da memuriyet kariyerini sona erdirebilirken,  diğer memur
hakkında soruşturma açılmasına gerek görmeyebilmektedir. Örneğin geçmişte bir
MİT mensubu Ankara’nın göbeğinde tartıştığı polis memurlarına silah çekmesi
üzerine, muhatapları tarafından yakalanarak yere yatırılmış ve başına ayakla
bastırılmıştır. Bu olay memur hakkında disiplin soruşturması açılmasını ve
sonucuna göre ihracına sebep olacak ceza verilmesini gerektiriyordu.
 Ancak Müsteşar ahte vefa duygusuyla sözkonusu personel hakkında
soruşturma dahi açtırmamıştır. Aynı Müsteşar Karargah’ta görevli iki daire
başkanının bayan meslektaşlarıyla evlilik dışı, memuriyet etik ve kurallarına
uymayan ilişkileri ortaya çıkınca, soruşturma açtırmak bir yana daire
başkanlarının ortalıkta görünmemeleri için yurtdışına atanmalarını uygun
görmüştür. Sonuçta biri uzak bir ülkeye atanırken, diğeri görevini sürdürmeyi
başarmıştır.

Aynı Müsteşar, en önemli dış postlardan birine göndereceği
başarılı bir personeline, sözkonusu ülkeye gidemediği için hayıflanan birkaç
kursiyerin işbirliğinde bir emekli binbaşı ve bir emekli başçavuşun kurduğu komploya
istinaden  soruşturma açtırmış ve “kınama” cezası vermiştir. Müsteşar,
personelin cezaya itiraz etmesi halinde kendisini yurtdışına göndermeyeceği
yönünde dolaylı tehditte bulunmuş, ardından memurunu kendisini temsilen önemli
bir başkente dış göreve göndermiştir. Benzer çifte standartı Fidan da
uygulamıştır. FETÖ/PDY unsurlarının ve ahlaksız bir amirinin komplosuna maruz
kalan memurunu dinlemezken, maiyetindeki bayan memuru taciz eden bir daire
başkanını makamına kabul etmiş, ardından Yüksek Disiplin Kuruluna talimat
vererek şahsın maaştan kesme cezasını kaldırtmıştır. Devletin en kritik
kurumlarından birinin emanet edildiği yüksek bürokratın,  mesleki
yetersizliğin yanısıra, adalet, hak ve hukuk duygularından böylesine uzak
olması,  Türk halkının altı yıldır güvensiz yaşamasının başlıca sebebi
olsa gerek.

MİT Disiplin ve Yüksek Disiplin Kurulları’nın Tarafgirliği

MİT Disiplin Kurulu,  İKK Başkanı’nın başkanlığında, Teftiş
Kurulu, Hukuk Müşavirliği, Personel Başkanlığı ve GİB Başkanlığı’ndan birer
kıdemli yöneticinin (Başkan Yardımcısı veya Daire Başkanı düzeyinde)
katılımıyla oluşturulmaktadır. Müsteşarlık Makamı’nın emri doğrultusunda Teftiş
Kurulu’nca yürütülen soruşturma sonucunda personele maaştan kesme veya kademe
ilerlemesinin durdurulması gibi iki ağır disiplin cezasının verilmesi için
Disiplin Kurulu’nun, raportörün hazırladığı raporu onaması ve cezanın müsteşar
tarafından onaylanması gerekmektedir. Personel bu durumda Yüksek Disiplin
Kurulu’na itiraz hakkına sahiptir.

Yüksek Disiplin Kurulu ise Müsteşar’ın uygun gördüğü bir
yardımcısının başkanlığında (genellikle idari ve personel konularından sorumlu
müsteşar yardımcısı) Teftiş Kurulu Başkanı, Hukuk Müşaviri, Personel Başkanı,
İKK Başkanı ve benzeri üst düzey yöneticilerden oluşmaktadır. Yüksek Disiplin
Kurulu, Teftiş Kurulu bünyesindeki sekretarya tarafından müfettiş raporu,
savunmalar, tanık raporları ve sair bilgi ve belgelerin incelenmesinin ardından
sunulan görüşü oybirliği ile ya da oy çokluğu ile kabul etmekte, karar
Müsteşar’ın imzası ile onaylanmaktadır.

Bürokratik bir hastalığın sonucu olarak MİT Müsteşarlığı’nın üst
yönetimi de makamın iradesine aykırı davranamaktadır. Müsteşar soruşturma
açtırıp açtırmama ya da cezanın azaltılıp çoğaltılması konusunda belirleyici
olmaktadır.Öte yandan gerek Müsteşar gerekse kurul dışarıdan etkilere açıktır.
 MİT Disiplin Kurulu ve Müsteşar ne tür ceza verirlerse versinler, ceza
alan personel Müsteşar’a etkide bulunacak dışarıdan güçlü bir siyasi ya da
bürokratik torpil bulduğu takdirde, MİT Yüksek Disiplin Kurulu’nun saygıdeğer
üyelerinin boynu kıldan ince olmaktadır. Örneğin, 2012 yılında İstanbul Bölge
Başkanlığı’nda görevli iken bayan meslektaşına yönelik memuriyet ve etik
kurallara uygun olmayan davranışta bulunan bir Daire Başkanı kademe
ilerlemesinin durdurulması cezasını almış, ceza dönemin Müsteşarı Hakan Fidan
tarafından onaylanmıştır.Sözkonusu personel pasif bir göreve atanınca
siyasi çevrelerin tavassutuyla Müsteşar Hakan Fidan ile görüşmüştür. Fidan’ın
verdiği talimat üzerine, soruşturma ile ilgili hiçbir yeni delil ya da bulgu
olmadığı halde, Yüksek Disiplin Kurulu’nun büyük koltukları işgal eden saygıdeğer
üyeleri adıgeçen personelin cezasını kaldırmıştır.

Aynı Hakan Fidan, siyasi çevrelerle herhangi bir bağlantısı
olmayan, memuriyet kariyerini ahlak ve etik kurallara sıkıca bağlı şekilde
sürdüren, milli menfaatleri gözeten bakış açısına sahip  diğer personeline
ise randevu dahi vermemiştir. Fidan, tacizci memurun cezasını Yüksek Disiplin
Kurulu vasıtasıyla kaldırtırken, kumpasa düşürülen personelini ilk ve orta
öğrenim sürecindeki üç çocuğu ile kurumun dışına çıkmaya zorlamıştır. Yüksek
Disiplin Kurulu’nun saygıdeğer üyeleri ise memuriyet kariyerine haksız yere
zarar verilen personele, son derece yaşamsal bir durum olmasına karşın,
 huzurlarında sözlü savunma izni vermemiş, hak, hukuk, vicdan ve etik
kuralları bir tarafa bırakarak en ağır ceza ile cezalandırılmasını sağlamıştır.
Dolayısıyla MİT’in Teftiş Kurulu ve disiplin kurulları bir anlamda, hakkında
yönetim tarafından (haklı ya da haksız şekilde) oluşturulan karara uygun
şekilde infaz memurluğu görevi görmektedir.

MİT’in En Ağır İnfaz Yöntemi: 19 ncu Madde

2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat
Teşkilatı Kanunu’nun 19. Maddesinde; “MİT fiili kadrosuna dahil personelden
teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı şart ve vasıflar gözönüne
alınarak teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil edilenler, MİT
Müsteşarının teklifi ve Başbakanın uygun görmesi üzerine genel hükümlere göre
başka bir kurum veya kuruluşa naklen atanırlar” hükmüne yer
verilmektedir.  Yani, MİT’te çalışan personelin Teşkilat Şart ve Vasıflarına aykırı davrandıkları, genel disiplin
hükümlerine uymadıkları
 ve Teşkilata
alınma koşullarını kaybettikleri,
 dolayısıyla Teşkilata intibak edemedikleri belirlenenler
başka kurumlara atanmaktadır

Bu madde  Teşkilatın özelliğinden dolayı sağlık, güvenilirlik
ve diğer nedenlerle mesleki ehliyetini ve yeterliliğini yitiren personele
uygulanmaktadır.  Bu durumda Teşkilat personeli sahip olduğu “gösterge”,
“ek gösterge”, “kadro ve görev unvanları”na uygun olarak atanması
gerekmektedir. MİT’te özellikle meslek memuru statüsündeki personelin mesleki
görev ve sorumlulukları son derece ağır olduğu için temelde sözkonusu personele
uygulanan yüksek gösterge ve ek gösterge imkanı, ikramiye ve başarılı personeli
teşvik amacıyla koyulan ancak sonuçta disiplin cezası almayan ya da amirlerinin
rızası olmayan tüm personele verilen teşvik sebebiyle MİT mensupları
emsallerine göre yüksek gelire sahip olmaktadırlar.

Ancak MİT yönetimi bir şekilde gözden çıkardığı personelini çoğu
zaman emekli olmaya zorlamak için o personelin emekli olduğunda alacağı maaşa
denk aylık maaş alacağı bir pozisyonda bir kamu kurumuna atamaktadır.
Dolayısıyla yıllardır yaptığı zorlu ve stresli görev sebebiyle özlük hakları
göreceli olarak iyi durumdaki bir personel, haksız ve hukuksuz uygulamalarla
aylık maaş, ikramiye ve teşvik tutarı ortalamasının ¼’ü tutarındaki bir maaş
alacağı memuriyete atanmaktadır. Yani memurun hem unvanı hem de özlük hakları
elinden alınmaktadır. Bu uygulama bir ceza olarak değil İdari Tedbir olarak
sunulmaktadır. Dolayısıyla bir kişinin işlediği herhangi bir suçun idari ya da
adli açıdan soruşturulmasına ve kovuşturulmasına mani değildir. Ancak mesele,
herhangi bir adli cezayı gerektirmeyen, ünite amirlerinin kendi
usulsüzlüklerini, yolsuzluklarını ihbar eden astlarının karalamak ve kurum dışına
ihraç etmek için başlıca bir yöntem olarak kullanılmaktadır.

Gizli yönetmelik ve yönergelerde sıralanan “Teşkilat Şart ve
Vasıfları” son derece kapsamlı olup,  bunların bir ya da birkaçı hayatın
doğal akışı içerisinde fark edilmeden ya da gayrı ihtiyari olarak kolaylıkla
ihlal edilebilecek niteliktedir. Yine bu özellikler son derece sübjektif
ögeleri içermektedir.

MİT’in Gizli gizlilik dereceli Personel Yönetmeliği’nin 102 nci
maddesinde; “….personelden Teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı Şart
ve Vasıflar göz önüne alınarak, Teşkilata intibak edemedikleri üstlerince
tescil edilenler, 2937 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi uyarınca başka bir kurum
veya kuruluşa aşağıda belirtilen esas ve usullere göre naklen atanırlar.”
hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddede; “Muhakkikler veya Teftiş Kurulu
Başkanlığınca yürütülen soruşturma sonucunda; 6 ncı maddede sayılan,
(a)personelin uymak zorunda olduğu Teşkilat Şart ve Vasıflarına aykırı
davrandıklarının; (b)Genel disiplin hükümlerine uymadıklarının; (c)Teşkilata
alınma koşullarını kaybettiklerinin, tespit edilmesi nedeniyle, soruşturma
raporunda Teşkilata intibak edemedikleri belirtilen ve naklen atanmaları
önerilenler hakkında 2937 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi hükmü uygulanır.”
hükmüne de yer verilmiştir. Yani 2937 sayılı kanunun 19. maddesinin nasıl
uygulamaya geçirileceği, MİT Personel Yönetmeliği’nin 102. maddesinde açık bir
şekilde sıralanmıştır. Ancak bu herhangi bir bilimsel, hukuki ya da beşeri
temele dayanmayan Müsteşarlık Makamı’nın ve ara kademelerin keyfi, subjektif,
ön yargılı, haksız uygulamalarına zemin hazırlayan bir maddedir. Yani MİT
Müsteşarı, yardımcıları ya da Başkanlar herhangi bir personeli gözden
çıkardıklarında, o personelin başka zamanlarda ve başka personel hakkında
yapılmayan işlemlere maruz bırakılmakta, personel hakkında soruşturma açılması
önerisinde bulunulmakta, ardından tetikçi olarak kullanılan müfettiş soruşturma
raporuna şahsın 19.madde kapsamında bir başka kuruma gönderilmesini
önermektedir. Bu infaz sistemine karşı MİT içinde mağdur personeli koruyacak
bir mekanizma bulunmamaktadır. Zira MİT Hukuk Müşavirliği İdare ve Bölge İdare
ve Danıştay nezdinde girişimde bulunarak personeli karalamakta, çoğunlukla
hakimlerin idarenin kararını bozmamaları sağlanmaktadır.

19.Madde sebebiyle bir başka kuruma atanan ya da bu süreçte
emekliliği tercih eden kişilerin çoğu hayatlarının geri kalanını ciddi bir
travmayla mücadele ederek geçirmektedirler. Bu tür personel ile ilişkilerin
nasıl sürdürülmesi gerektiği “Emeklilik Dışında Ayrılan Kişiler ve Yakınlarıyla
Kurulacak İlişkiler Yönergesi” isimli bir yönerge ile düzenlenmektedir. Bu
yönergeye göre Müsteşarlık Makamı tarafından hakkında 19 maddede somutlaşan
idari tedbir uygulanan personel MİT binalarına, lojmanlarına, sağlık ve sosyal
tesislerine girememekte, MİT mensupları’nın kendisiyle görüşmesi
yasaklanmaktadır. Yani yıllarını kuruma veren, işin niteliği
itibariyle tüm arkadaş çevresini kurumdan karşılayan insanlar hayatlarının
ilerleyen dönemlerinde zorunlu olarak yalnız bırakılmaktadırlar.

Sonuç olarak MİT’te geçmişten beri uygulanan, Fidan döneminde ise
bir tasfiye aracına dönüştürülen disiplin soruşturmaları ve 19.madde idari
tedbir kararlarının ivedilikle gözden geçirilmesi gerekmektedir. 19.madde
sadece yüz kızartıcı suç işleyenlere ve ihanet boyutunda fiilde bulunanlara
uygulanmalıdır. Olağanüstü Hal Döneminden geçtiğimiz bugünlerde, haklarında
19.maddeye dayanılarak idari tedbir kararı alınan personelden bir başka kuruma
nakil olanlar, istifa edenler veya emekli olanların durumlarının yeniden ele
alınması, MİT Personel Yönetmeliği’nde bu tür personelin  “Affa uğrasalar
dahi yeniden MİT’te istihdam edilemeyeceği” yönündeki hukuka aykırı maddenin
kaldırılması, 15 Temmuz Darbesi sonrası devletin güvenlik ve istihbarat
alanında ihtiyaç duyduğu deneyimli personel eksikliğinin bu kanaldan
karşılanması önem arz etmektedir.




















































../.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet