DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

ÖZEL BÜRO NOTU : SERVİS,
AMERİKALI BADEM BIYIKLILARIN VE HAMİSİ CIA’NİN ETKİSİNDEN KURTULDUKÇA ÖNEMLİ
İŞLER YAPMAYA DEVAM EDİYOR. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU YURTSEVERLERİ OLARAK
SERVİSİMİZ İLE GURUR DUYUYOR VE HER ZAMAN DAİMA EMİRLERİNDE OLDUĞUMUZU TEKRAR
EDİYORUZ. BU BAŞARILAR DAHA DA ARTACAKTIR, YETER Kİ HER SAKALLIYI MUHTEREM DİYE
ARALARINA ALMASINLAR. SONRA TESPİTİ VE ÇIKARMASI ZOR OLUYOR. ELEMAN SEÇERKEN
LİYAKATA GÖRE SEÇİP, DEĞERLİ OLANA DEĞER VERSİNLER. YALAN MAKİNESİNE DE
GÜVENMESİNLER. İYİ EĞİTİLMİŞ BİR AJANIN BU MAKİNEYİ ATLATACAĞINI BİZDEN İYİ
BİLİYOR OLMALILAR. BU NEDENLE GÜVENLİK SORUŞTURMASINDA DAHA VİZYONER TEKNİKLER
KULLANMALARINI ÖNERİYORUZ.

MİT’in yurt dışı operasyonlarda başarısının sırrı

2014 yılında 2937
sayılı MİT Kanunu’nda yapılan değişikliklerle Milli İstihbarat Teşkilatına yurt
dışında operasyon yapma yetkisi verildi.









15 Temmuz FETÖ’cü
hain darbe girişimi sonrası, yapılan bu düzelemenin önemi ortaya çıktı ve 19
ülkeden 83 FETÖ’cü terörist yakalanarak Türkiye’ye getirildi.


Bugün konuyla ilgili
çarpıcı bir köşe yazısı kaleme alan eski istihbaratçı, Yeni Şafak yazarı Bülent
Orakoğlu, “MİT’in yurt dışı operasyonlarda başarısının sırrı”
başlığını taşıyan yazısında bu konuya ışık tuttu.


Orakoğlu,
“MİT’in Cumhurbaşkanı’na bağlanmasını Türk istihbaratı açısından pozitif
anlamda bir milat kabul edebiliriz.” diye yazdı.


İşte o köşe yazısı;


– MİT’in yurt dışı
operasyonlarda başarısının sırrı


Başbakan Yardımcısı
ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün kilit ismi
Adil Öksüz ile ilgili yeni bilgilere ulaşıldığı açıklamasında “Şimdi nerededir,
hangi ülkededir buna dair bir bilgiyi bizden paylaşmamızı beklemeyin.


Çünkü bu doğru
olmaz. Bildiğiniz gibi bizim Milli İstihbarat Teşkilatımız yurtdışında
operasyon yapma yetkisi ile donatıldı. Bu çerçevede 19 ülkeden 83 FETÖ’cü
teröristi paketleyip Türkiye’ye getirdi. Başka ülkelerde de FETÖ’cü teröristler
var, onları da inşallah paketleyip paketleyip Türkiye getirecektir. Bunları
getirdikten sonra hangi ülkeden getirdiklerini o zaman açıklayacağız. Şimdi o
ülkeleri açıklamamız paketleme işini sıkıntıya sokar’’ demişti.


MİT 2010 yılı
sonlarından başlayarak, siyasi iradenin desteğiyle dışa açılmış, ülkesinde oyun
kurulan bir ülke statüsünden oyun kuran bir ülke statüsüne geçiş süreci
başlatılarak, küresel ve Batılı ülke gizli servisleri ile ilişki ve
diyaloglarda mütekabiliyet esasları çerçevesinde bağımsız ve aktif bir
istihbarat anlayışı ve yapılanmasına yönelik çalışmalara hız verilmişti. 2014
yılında 2937 sayılı MİT Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, ülkemizin ulusal
güvenliğine yönelik tehdit oluşturan, dış ülke gizli servisleri ve yerli
işbirlikçilerinin faaliyetlerinin engellenerek deşifre edilmesi ve yargı önüne
çıkarılmalarına yönelik İKK birimlerinin, Batılı ülke gizli servisleriyle boy
ölçüşebilecek şekilde hukuki alt yapısı, teknik donanım ve lojistik destekle güçlendirilmesi
cihetine gidilmişti. Ayrıca, MİT’e Bakanlar Kurulu kararı ile dış operasyon
yetkisi verilerek, Türkiye’nin sert güç kullanma stratejisi doğrultusunda
‘’caydırıcı gücünün ‘’ arttırılması da hedeflenmişti.


16 Nisan
referandumunda kabul edilen, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyumlu olarak
hazırlanan, ’’Türk İstihbaratı’nın tamamen yerli ve milli bir nosyon
kazanmasına neden olan’’ kanun hükmündeki kararnameyle MİT Cumhurbaşkanlığı’na
bağlanmıştı. Aslında Türk İstihbaratı’nın ülkemizin bekası için, iç ve dış
tehditlere karşı devrim niteliğindeki kanun tüzük ve talimatlarla donatılarak
güçlendirilmesi cumhuriyet tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyordu. Genel
olarak dış destekli kalkışma veya darbelere yönelik iç tehdidi önlemek, TSK
içindeki FETÖ ve darbeci unsurları deşifre ederek yargı önüne çıkarılmalarını
sağlama amacıyla, MSB ve TSK içinde MİT’e istihbarat yapma yetkisinin verilmesi
ülke güvenliği ve demokrasi açısından çok önemli bir tedbir ve ön alma girişimi
diyebiliriz.


Bu anlamda dönemin
MİT Müsteşarı Emre Taner’in 15 Temmuz Darbesi’ni araştıran komisyona TSK içinde
istihbarat yapılmasını engelleyen bir yönergeden dolayı 15 Temmuz’u önceden
haber alamadıklarını açıklaması ne kadar etkili olmuşsa, 17/25 Aralık polis ve
yargı darbesini başarısız 7 Şubat MİT’e darbe girişiminin rövanşı olarak
değerlendirip, MİT’in istihbarat zafiyetini ‘kurumlaşma’ eksikliğinden
kaynaklandığını iddia ediyor olması da tedbir ve ön alma açısından o derece
önemli sanırım.


MİT’in
Cumhurbaşkanı’na bağlanmasını Türk istihbaratı açısından pozitif anlamda bir
milat kabul edebiliriz. MİT’in, hukuki alt yapı teknik donanım, lojistik ve
mali yönden desteklenmesinin ülkenin genel güvenliği, toprak bütünlüğü
açılarından ne kadar önemli olduğunu Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonlarında
yaşayarak gördük. Bu durum bize MİT’in başarılarının sırrını da açık ediyor
zannımca.


MİT’in FETÖ ile
mücadelede bilhassa yurt dışına kaçan FETÖ’cü hainleri peyderpey derdest ederek
Türk yargısına teslim etmesi başta terörist başı Gülen ve örgütün drijan
kadrolarını psikolojik olarak rahatsız etmiş görünüyor. Terörist başının
Pensilvanya’da yakalanma veya bir şekilde öldürülme korkusu taşıdığı
röportajlara taşındı.


Devlet içindeki
koordinasyon ve işbirliği diplomatik ve askeri ataklar mükemmel istihbarat
operasyonlarını ve destanımsı zaferleri de beraberinde getirdi. Türkiye’nin
kaderini belirleyecek 24 Nisan erkene alınmış seçimler şüphesiz Türkiye’ye
kurulmuş birçok tuzak ve kumpasları engelledi. Ancak gene de bu şer güçlerin
Türkiye’ye yönelik yapması muhtemel operasyonları önleme açısından MİT’e çok
önemli sorumluluklar yüklendiği kanaatindeyim. FETÖ’nün firari üst düzey
yöneticilerinin yakalanarak Türkiye’ye getirilmeleri bu teröristleri koruyan
ülkelerin de deşifre edilerek uluslar arası kamuoyunda deşifre edilmeleri
sanırım FETÖ’yü koruyup kollayan ülkeleri de rahatsız edecek. FETÖ ile
mücadelede Türkiye içinde önemli mesafe alınmasına rağmen dış desteği kesmemiz
elzem görünüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir