Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Nereye Koşuyor ?

·      Bir istihbarat teşkilatı ne bir siyasi düşünce kuruluşu
ne de bir kolluk kuvvetidir. Hükümetin istediği verileri teyit etmek her zaman
cazip olsa da istihbaratçı doğru olanı söylemek ve yapmakla yükümlüdür.
İstihbarat analizcileri değerlendirmelerini her türlü siyasi önyargıdan
yapmalıdırlar. İstihbarat teşkilatı, politikacılara ve siyasi çıkarlara değil,
ulusal çıkarlara odaklanır. İstihbaratın her işi ve ürünü, siyasi ideolojik
tasarruflarının ötesindeki ulusal çıkarlar çerçevesinde oluşturulan politikaları
desteklemeye yöneliktir[1].

 

Ulusal çıkarlar, iktidarı partisinin ötesinde devleti oluşturan
tüm kurum ve kuruluşların, kuvvetler dengesinin tüm unsurlarının aktör olarak
yer aldığı bir karar verme sisteminde belirlenmiş olmalıdır. Böylece
istihbaratçı jargonu ile; istihbarat teşkilatı ıslanmadan yüzebilir. Hem devlet
politikasını destekler hem de tarafsız kalır ama bu kolay bir iş değildir. Öte
yandan, demokratik sistemlerde istihbarat servisleri siyasi iktidarların
bekçisi değildir. İktidarlar seçimle gelir ve gider, istihbarat servislerinin
onların yerini sağlamlaştırmak ya da siyasilerle özel ilişkilere girerek, onların
koruyucu meleği olmak gibi bir görevi yoktur. Politikacılara ve siyasi
yaklaşımlara karşı istihbaratçı temkinli ve kıvrak olmalı, içerideki mayın
tarlalarından uzak durmalıdır. Daha da ötesi istihbarat servisinin, siyasi
iktidarların anayasa ve kanunlar aleyhine ideolojik politikalarının aktörü
olmak gibi görevi de olamaz.

 

İstihbaratçının işi ülkenin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış
politikaların ihtiyacı olan istihbaratı üretmek ve işlevleri yerine
getirmektir. Bunun için öncelikle gerçekçi analitik istihbarat ürünleri
sunmalı, işlevlerini yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilmelidir. Bir
radyologun doktoruna sağladığı röntgen gibi, istihbaratçıda büyük resmi ve bu
resim içinde noktalı ve lekeli bölümleri politika üreticilerine vermeli ama değer
üretici olmamalıdır. İstihbarat ürünü siyasilere uygulayabilecekleri politika
seçenekleri kadar değişmez ulusal çıkarlar konusunda farkındalık da sağlamalı
ama onları önyargıya götürmemelidir. Burada asıl sorun ulusal çıkarların nasıl
belirleneceğidir. Ulusal çıkarlar demokratik ülkelerde pek çok siyasi, güvenlik
ve ekonomik kurumun rekabeti sonucunda belirlenir. Ulusal çıkarlar mutlak
değildir, uluslararası ortamın dinamiklerine ve politika tercihlerine göre
değişebilir ama bu gene ilgili tüm aktörlerin katılımı ile olur. İstihbarat, bu
değişime sağladığı yeni bilgilerle öncülük eder. İstihbarat analizcileri de
geleneksel olarak diğer ülkelerdeki gelişmeler ile ilgili raporlarının en son
bölümünde ülke çıkarlarına yer verirler. 21. yüzyıl güvenlik ortamındaki hızlı
değişimler hem belirli alanlarda daha çok uzmanlaşmayı, hem de ulusal
çıkarların belirlenmesi ve önceliklendirilmesini daha acil ve zor hale
getirmiştir. İstihbaratçılar bunun için gerekli veri tabanını sağlamak üzere
çok daha fazla çalışmalıdır.

 

Türkiye’deki bugünkü iktidar, “milli irade” kavramı adı altında
devletin tüm diğer aktörlerini dışlayarak, parti politikasına, parti içinde de
birkaç kişiye dayanan ideolojik politikalarına meşruiyet sağlamaya
çalışmaktadır. Ülke çıkarlarını bu işle sorumlu devletin en yüksek organı
belirler. Bu kurum da 2004 yılına kadar Milli Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği idi. Bu kurumun yayınladığı Milli Siyaset Belgeleri ise bu
çıkarların ve buna uygun politikaların belirlendiği resmi belgelerdi. Bu
hükümetin iktidara gelmesi ile sözde Avrupa Birliği ile uyum gerekçesi adı
altında önce MGK Genel Sekreterliği’nin içi boşaltıldı sonra da Milli Siyaset
Belgeleri yok edildi. Bunların hepsinin amacı hükümetin yaratılan kaos
ortamında tek başına kalarak, istediği gibi ülke çıkarlarını tespit etmek ve
politika belirlemek merakı idi. Bu da yetmezdi, işlenecek suçlar öyle büyüktü
ki MGK içinde ya da basın önünde ses çıkaracak askerlerin de sesi kısılmalı,
milli güçler tasfiye edilmelidi idi. 2007 yılına kadar Ergenekon, Balyoz vb.
operasyonların kumpası hazırlandı. Darbe komplosu yetmeyince casusluk ve fuhuş
operasyonları tezgâhlandı. Bugün Erdoğan’ın biz de aldatıldık şeklindeki sahte
masumiyet duruşu aslında o dönemde cemaat ile birlikte kendi deyimi ile ilmek
ilmek hazırladıkları ve dış güçlere dayanan bir projenin hayata geçirilmesi
idi. Bu çarpık sistem içinde MİT Müsteşarı, hükümetin ideolojik politikaların
manivelası olmuş, hükümet ile suç ortaklığında önemli bir rol üstlenmiştir.
Hâlbuki2002 yılına kadar, Türkiye’de Milli İstihbarat Teşkilatı, görev
sınırları içinde kalarak, saygın bir kurum olma niteliğini korumuştur.

 

AKP iktidarının dış politikasının geldiği aşama şudur;

 

– Ülke çıkarlarına göre Sünni
mezhepçilik anlayışı çerçevesinde bölgede lider olmayı ve bu yolla Osmanlı
ümmetçiliğini hedef alan ideolojik bir temele göre belirlenmektedir.

– Dış politika, bir devlet
politikası değil iktidar partisi için de kendine “milli irade” yakıştırması
yapan birkaç elitin kendi dünya anlayışlarının bir sonucudur. Bu politikanın
arkasında devletin tüm kurumları yoktur.

– Önce sıfır sorun, şimdi de
Osmanlıcı dış politika iflas etmiş, tüm komşu ülkelerin kuyusu kazıldığından
Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde Barzani ve Öcalan’dan başka dostu kalmamıştır.

– Yabancı ülkelerin güdümünde yürütülen
politikalar Ortadoğu’da Türkiye’nin etrafını terör bataklığına çevirirken,
Irak’ın kuzeyinde de facto Kürt devletinin kurulmasına ve Türkmenlerin asilime
edilmesine göz yumulmuştur.

– Yabancı güçlerin kurguladığı
demokratik çözüm maskesi altında PKK’nın Güneydoğu Anadolu bölgesini
devletleştirmesine müsaade edilmiş, eylemsizlik adı altında TSK ve diğer kolluk
güçlerinin elleri bağlanmıştır.

– Uluslararası hukuka ve
Anayasa’ya aykırı olarak Suriye’deki iç savaşın tarafı olunmuş, Suriye’nin
bölünmesi sonucu ortaya çıkan Kürt bölgelerinin PKK ve Irak’ın kuzeyi ile
bütünleşmesine aracı olunmuştur.

 

MİT, daha 2005 yılında terör örgütü ve Barzani ile müzakere
sürecinin manivelası olmaya başladı. Demokratik açılım diye Habur rezaleti ve
İngiliz istihbaratının tezgâhladığı Oslo görüşmelerinin de başoyuncusu MİT idi.
Büyük Kürdistan’ın omurgası olan içinde pek çok suça karışan MİT mensupları
deşifre olunca MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kurtarmak için Başbakan Temmuz
2012’de çıkardığı bir kanun çıkardı. Başbakanın kara kutusu olan Hakan Fidan,
sadece 2010 yılında Öcalan ile 56 görüşme yaptı. Suriye’deki iç savaşın içinde
aktif olarak yer alan Türkiye’nin elindeki yegâne aktör gene MİT’dir. MİT, hala
Suriye’ye silah taşımaya devam ediyor.

 

Yukarıda sayılan tüm icraatlar hem iç ve uluslararası hukuka hem
de Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Yanlış anlaşılmasın tabii ki MİT,
yurt içi ve dışında operasyon yapacak, Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak. Bizim
itirazımız Türkiye’yi her geçen gün bölünmeye ve daha çok bataklığa saplanmaya
götüren AKP politikalarının manivelası olması ve yapılanların hukuka aykırı
olmasıdır. MİT’in işlediği hukuksuzluklar şu şekilde sıralanabilir;

 

– Anayasayaya aykırı şekilde
terör örgütü ile görüşmeler yapmak, devletin toprak bütünlüğünü tartışmaya
açmak.

– KCK teşkilat yapısı içinde
Kürdistan’ın kurulmasına yardım etmek ve devlete karşı işlenen şiddet eylemleri
dâhil çeşitli kriminal faaliyetlere katılmak.

– Suriye’deki iç savaşın içinde
aktif olarak yer almak, terör örgütlerine silah ve malzeme aktarmak, muhalif
kanadın lojistik desteğini sağlamak.

– Ergenekon ve Balyoz
operasyonlarına katkılı bilgi sağlamak, silahlı kuvvetlerine yönelik
komplolarda etkin rol oynamak.

 

2937 Sayılı MİT Kanunu’nun 4. Maddesine göre MİT’in başlıca
görevi; “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne,
varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve milli gücünü
meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve
muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını devlet çapında
oluşturmak ve bu istihbaratı cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı,
milli güvenlik kurulu genel sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak

gelmektedir. 4.b. ile MİT’e “Devletin milli güvenlik
siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; … istihbarat istek
ve ihtiyaçlarını karşılamak
” görevi verilmiştir.4.g’de ise; “Milli
İstihbarat Teşkilatına görevleri dışında görev verilemez ve bu teşkilat
devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet
istikametlerine yöneltilemez
” ifadesi yer almaktadır. MİT’in tıpkı
Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) gibi başbakanlığa bağlı olması, rejim ile
sorunları olan siyasi partilerin iktidara gelmesi halinde bu kurumların
sınırlarının zorlanması ve içlerinde paralel yapıların ortaya çıkması sorununu
doğurmaktadır. Bu yüzden MİT ve EGM için de tıpkı Silahlı Kuvvetler’de olduğu
gibi şura sisteminin getirilmesi ve siyasi istismarların ve hukuki boşlukların
örtülmesi için iktidarlara göre değişmeyecek düzenlemeler yapılması gereklidir.

 

MİT’in bulaştığı ve yukarıda sıralanan tüm faaliyetler TCK Md. 302
(Türkiye’nin toprak bütünlüğünün görüşmeye açılamayacağı) ve Md. 306’ya (başka
bir ülkede silahlı çatışmaya destek vermek) göre ağır cezalıktır. Terör örgütü
ile yapılan görüşmelerde “Ülkenin bütünlüğünü tartışmıyoruz” demek, “Oslo
belgelerinin resmi belge olmadığını savunmak” kimseyi kurtarmayacaktır. Şu
haber bile gerçek ise suçun kanıtıdır; “Güney ve
Kuzey Kürdistan’ı birbirine yakınlaştırmak amacı ile Barzani, Kandil, PKK ve
PDK arasındaki trafiğe Öcalan’ın da katılımı MİT’ingözetiminde yapılıyor
[2]”.
Türkiye’ye gerçek bir yargı bağımsızlığı geldiğinde ve bir gözü kör-bir kulağı
sağır savcı ve hâkimler gittiğinde bu ülkede çok şey değişecektir. O günler
yakındır. Ülkeyi yöneten siyasiler kadar kanunsuzluğa alet olan pek çok kamu
görevlisi yanında MİT mensupları da suç işlemektedir. Tabii ki kastettiğimiz
tüm teşkilat değil, suça karışanlar ve göz yumanlardır. Birkaç yıl sonra pek
çok MİT mensubunun yargı önüne çıktığını göreceğiz. Kendilerini “Biz verilen
emirlerin gereğini yaptık” diye savunacaklar ancak görev verilmiş olsa bile suça
katılmak ve görmezlikten gelmek de suçtur.

 

* İstanbul Aydın Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim
Üyesi, saityilmaz@aydin.edu.tr
Twitter: @DocDrSaitYilmaz

 

[1]Fulton
T. Armstrong: WaysToMake Analysis Relevant But Not Prescriptive, CIA, (April
14, 2007). https://www.cia.gov/library/center-for-the-study-of-intelligence/csi-publications/csi-studies/studies/vol
46no3/article05.html










































































[2]Namık Durukan: Öcalan,
Barzani’nin talebini kabul etti: PKK ile KDP anlaştı, Milliyet Gazetesi,
(28.01.2914), http://gundem.milliyet.com.tr/ocalan-barzani-nin-talebini-kabul/gundem/detay/1828687/default.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet