BARIŞ
TERKOĞLU : MİT ajanından aldığım mektup










Her pazartesi başladığımız rejimleri her salı bırakırız ya. Yine öyle oldu.
Hapiste saatlerce mektup okur, mektup yazardım. Açtığım zarflardan çıkan
kâğıtları önce koklardım. Betonun ve demirin ortasında insan izi taşırlardı.
Diyordum ki, bu alışkanlığı bırakmam. Ama öyle olmadı. E-postalar ya da telefon
mesajları, verdiğim sözleri unutturdu.


Geçen hafta uzun sürenin ardından gazeteye gidince posta kutum
mektupla dolmuştu. Tahmin ettiğim gibi neredeyse tamamı hapishanelerden
geliyordu. İçinde “bilmeseniz
olmaz”
dediklerim de vardı.


Bir MİT’çinin ‘yazamadığı’ çok şey


İlk mektubun sahibi G.B’ydi. Kendi ifadesine göre bir MİT mensubu.
1986 doğumlu. 2011 yılında Teşkilat’a girmiş ve İstanbul Bölge Başkanlığı’nda
görevlendirilmiş. Sizin gibi ben de “herhalde FETÖ’den girdi” diye düşündüm. Ancak
mektubun devamında MİT’çi G.B. içeri düşüş hikâyesini şöyle anlatıyor:


Türlü
türlü usulsüzlüklerle ülkeyi soyan (somut belgelerle tespit ettiğimiz 1.3
milyar dolar) bir grubu ihbar etmek üzereyken, bir şekilde bu eylemlerimizden
haberdar olan grubun karşı hamle yaparak,
Emniyet ve
siyasi tüm üst düzey iltisaklarını kullanarak
, mesnetsiz,
soyut, saçma sapan gerekçelerle, insanlık dışı bir muameleyle bizi
tutukladılar. Tutuklanma gerekçemiz bu şahısların mal
varlıklarının
dörtte birini istememizmiş. Yani
‘yağmaya teşebbüs’.”


G.B. 23 aydır tutukluydu. Anlattığına göre cezası kesinleşse ancak
bu kadar içeride kalacaktı. Geçen yıl Metris’te yatan G.B., ardından bugün
kaldığı Paşakapısı Cezaevi’ne sevk edilmişti. Adli suçlardan hapsedilen
memurların olduğu yerde kalıyordu.


Ancak en ilginci, G.B’ye yapılan operasyonun olduğu yer:


Dönemin
İstanbul İl Jandarma Komutanı’yla, Maslak’taki konutunda akşam yemek yerken
gözaltına alındık. Dosyadaki sanıklar ise emekli albay, emniyet müdürü, işadamı
toplamda 5 kişiyiz.”


G.B’nin anlattığına göre polis, İstanbul İl Jandarma Komutanı’nın
konutunu basarak asker, polis ve MİT mensubunu gözaltına almıştı. Beraat edip
göreve dönme hayali kuran G.B., ardından kimi siyasilerin de olduğu kumpasın
kurbanı olduklarını anlatıyordu. G.B., Paşakapısı Cezaevi’nin “görüldü” damgalı
mektubunda, “yazamadığım
o kadar çok şey var ki”
notunu da düşmüştü.


Bir bölümünü aktardığım mektubun ardından MİT Basın Müşaviri Temel Yücel
Öztürk’ün
makamını aradım. Mektupta anlatılanlar hakkında bilgi istedim. Ancak bu yazı
hazırlanana kadar geri dönüş olmadı. MİT’ten yanıt gelirse bu ilginç olayın bir
diğer yüzünü belki de okuyacaksınız.


Grup Yorum yazarken de sansürlendi


Bir kısım mektup ise hapisteki Grup Yorum üyelerinindi.
Müzisyenler
Bahar Kurt
, Helin Bölek, İbrahim Gökçek ve Barış Yüksel ve
Ali
Aracı
’nın süresiz açlık grevinde olduklarını haber veriyordu.
Burhaniye Cezaevi’nden yazan Bahar Kurt, “Son 3 yıl içerisinde kültür merkezimiz 9 kez basıldı, 20’den
fazla arkadaşımız tutuklandı, tüm konserlerimiz yasaklandı”
dedikten
sonra, “Bedenimizi ortaya koymaktan başka çaremiz kalmadı” diye devam
ediyordu. 


Silivri Cezaevi’nden yazan grup üyesi İbrahim
Gökçek’in mektubu “ne rahatsız ettiyse”, cezaevi tarafından sansürlenmişti.
Kısacık mektubun en önemli, çekici görünen yeri silinmişti
. Zaten cezaevinde olan biri, hâlâ “okunması sakıncalı” ne
yazmış olabilir? Yanıtını bilmiyorum ama silinen kısmın devamı “bu kısa
fasılda size yaşadıklarımızı anlatmak istedim”
diye sürüyordu.


Ak damatların günahını ödeyen damat


Bir başkasını, eski İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın
damadı olarak tanıdığımız, Ömer Faruk Kavurmacı yazmıştı. Tek sayfalık
duygusal mektubuna 63 sayfalık mahkeme evrakını eklemişti. Kamuoyu baskısıyla
yeniden tutuklandığını anlatıyor, “çoğu insan 41 ay, yani 3 yıl 9 aydır tutuklu olduğumun farkında
bile değildir”
diye devam ediyordu.


Kavurmacı’nın mektubunda son dönemin “damat”ları üzerine
düşündüren şu ifadeler dikkat çekiciydi:


Kayınpederimin
Kadir Topbaş olması nedeniyle günah keçisi ilan edildim. Başka siyasilerin
damatları ile karşılaştırıldım. Adeta kategorize edildim.”


Kavurmacı’nın sözlerinden Bülent Arınç ya da İsmail Kahraman’ın
damatlarına gönderme yaptığı anlaşılıyordu. Ona göre “ak damatlar”ın
günahlarının kefaretini, tasfiye edilmiş Topbaş’ın damadı olması sebebiyle
kendisi çekiyordu.


Hakkımdaki
ezberlerin kamuoyu algısına dönüştüğünü ortaya koyacak”
dediği 63
sayfada ise; mahkemeye gelen 30 tanığın lehine beyanları, Bank Asya’ya para
yatırmadığını gösteren evraklar, epilepsi nöbetleri yaşadığını söyleyen
raporlar, 24 Haziran 2014’te TUSKON’dan istifa ettiğini anlatan noter kaydı
vardı.


Hesap hareketlerinin anlatıldığı bölümde şu kısım özel olarak
dikkatimi çekti:


Türkiye
Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’na (TÜRGEV) 18 Ocak 2015 tarihinde 1 milyon USD
(2.448.200.00 TL) tutarında bağışta bulunulmuştur.”


Mektuplar uzayıp
gidiyor.                                                                               


Sanki birlikte doğmuşlar gibi. Oysa mektup yazmanın geçmişi,
hapishaneden çok daha eskiye dayanıyor. Bir “hürriyetsizleştirme cezası” olarak hapishanenin
tarihini, çok zorlarsanız ancak 16. yüzyıldan başlatabiliyorsunuz. Yine de
bugün en düzenli mektuplar hapishanelerde yazılıyor. 


Sanki duvarları yıksak tüm mektuplar altında kalacakmış gibi. Buna
rağmen inanıyorum, insanlığın bütün suçlarından arındığı gün birbirimize yine
mektuplar yazacağız ve o gün duvarlar olmayacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet