• MİSYONERLİK FAALİYETLERİ DOSYASI /// Büyüyen Tehlike : Türk Dünyası Üzerinde Misyoner Oyunları
  • Yayın Tarihi : 6 Haziran 2017 Salı
  • Kategori : MİSYONERLİK FAALİYETLERİ


Büyüyen Tehlike : Türk Dünyası Üzerinde Misyoner Oyunları

Bu yazıda Türk Dünyası genelinde çalışmalarını yoğunlaştıran iki önemli misyoner grubu üzerinde duracağız. Bunlardan birincisi “Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi” diğeri ise genel olarak Evanjelist olarak adlandırdığımız akımın ABD’deki Güneyli Baptist Kilisesi’ne bağlı gruplardır.

Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi’nin Türkiye’de bilinen üç oluşumu ve bir de İnternet üzerinden açık öğretim esasında talim veren bir sitesi bulunmaktadır. Bu oluşumlar:

İstanbul’daki Türk Dünyası Kalkedon Presbiteryen Kilisesi, Ankara Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi ve Türk Dünyası İstanbul Presbiteryen Kilisesidir. İlahiyat fakültesi işlevini gören Miami Uluslararası İlahiyat Fakültesi Türkçe Bölümü ise Yönetici Hıristiyan Liderler Yetiştirme Programı aracılığı ile açık üniversite esasında Türkçe Eğitim vermektedir. Bu grubun yayınlarında Türkçe’ye yaptığı atıflar ve Türk Dünyası isminin altının çizilerek kullanılması dikkati çekmektedir. Hatta kendilerini bir “Türk Dünyası Hıristiyan Mezhebi” olarak nitelemektedirler.

Presbiteryen mezhebi Katolik-Papalık idaresine karşı çıkarak 16. asır Avrupa’sı Protestanlarına eklemlenen İskoç Hıristiyanları’nın kurdukları bir mezheptir. 17. asır boyunca İngiliz İmparatorluğu’nun yayılma sürecine paralel olarak Amerika başta olmak üzere Kanada ve bilahare Avustralya’ya İskoçlar ile yayılan bu mezhep, Türkler ile ilk temasını, kendi verdikleri bilgiye göre, Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar geri götürmektedir. Burada tarihi olarak Osmanlı ile Avrupa Protestanlığı arasındaki ilişkilere atıfta bulunuyor olsalar gerek. Presbiteryen İskoç misyonerlerin yüzyıllardır Kırım, Kafkasya ve Balkanlar başta olmak üzere Türk-İslam Dünyasının farklı bölgelerindeki faaliyetleri çeşitli ilmi çalışmalara da konu olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ilk Presbiteryen Kilisesi 1993 yılında “Türk Dünyası Kiliseleri Ruhani Kurulu” tarafından “İstanbul Presbiteryen Kilisesi” adı ile açılmıştır. Bu kilise Türkçe konuşan tüm coğrafyayı kendisine faaliyet alanı olarak seçtiğinin ve Türkçe ibadet dilinin üzerinde hususen durmaktadır. Özellikle de “Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi Reform ilahiyatında, Anadolu Ortodoks Kiliseleri formunda ve Türk Ritminde bir Kilisedir” diye kendilerini tarif ederek milli bir referans ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Kilise yönetimi basın açıklamaları yolu ile sürekli olarak kilise inşası, arazi tahsisi konularında devletten talepte bulunmakta, Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde İmar Yasasında yapılan değişiklikle “camii” ifadesinin “ibadet yeri” olarak değiştirilmiş olmasını İstanbul ve Ankara’da kendilerine arazi tahsisi için gerekçe göstermektedir. Bu tip bir ilk arazi tahsisinin ardından ABD, İngiltere, Avustralya gibi cemaatin zengin olduğu ülkelerde yapılacak kampanyalar neticesinde bu şehirlerimize görkemli kiliselerin inşa edilmesi sadece zamana kalmış bir konudur.[1] Türkiye, görünen o ki, Türk Dünyası ile ilgili projelerinde bir başka konuda da “köprü” vazifesini görmeye başlamıştır. Yine kendi yayınlarından anlaşılan odur ki, bu kilise Türkiye’ye okumaya gelmiş olan Türk Cumhuriyetleri’nden öğrencileri de hedef kitlesi olarak seçmiş ve kullanmaya başlamıştır.

Bu gruba oranla nispeten küçük olan ancak tesirli bir adam-adama stratejisi izleyen Yehova Şahitleri ise 252 dilde hazırladıkları İnternet sayfası ile dünyanın her noktasından mensuplarını kendi dillerinde dua ettirmekte. Hemen göze çarpan Türk şiveleri ise Altay, Azeri, Çuvaş, Kazak, Tatar, Türkmen, Özbek ve Türkiye Türkçeleri.[2] Yehova Şahitleri kendi rakamlarına göre Türk Dünyası genelinde; Azerbaycan’da 385, Kazakistan’da 13.457, Kırgızistan’da 3.585, Tacikistan’da 415, Türkiye’de 1.672 aktif çalışana sahiptir.[3]

İkinci ana grup olan evanjelistlere gelince, yine kendi iddialarına göre Türkistan (Orta Asya) dünyada nüfusa oranla en az evanjelik Hıristiyanın bulunduğu bölgedir. Ancak verdikleri rakamlar bizleri hayrete düşürecek seviyededir. Bu rakamlara göre Türkistan’da 1 milyondan fazla evanjelik Hıristiyan (her mezhepten) bulunmakta.[4] Bunu 2 milyonun üzerinde evanjelik nüfusu ile Doğu Avrupa izlemektedir.[5]

Evanjelistlerin Türkistan’daki faaliyetlerinin taşeronlarından biri İncil Ligi olarak anılan “Bible League” isimli uluslararası örgüttür. Yakınlarda 800 aktif misyonerinin katılımı ile bir Türkistan bölgesi toplantısı düzenleyen bu örgüt disiplinli ve belgelenmiş çalışmaları ile tanınmakta. Bu toplantıda ortaya koydukları yakın vadeli hedef Türkistan coğrafyasındaki büyük şehirlerde en az %1’lik bir yerli evanjelist nüfusunun ortaya çıkarılması ile birlikte gözle görülür kiliselerin inşası olmuştur. Özbekistan ve Türkmenistan’da evanjelizmin yasaklanmış olması bu hareketi ağırlıklı olarak Kazakistan ve Kırgızistan üzerine yoğunlaşmaya zorlamaktadır. Özbekistan ve Türkmenistan’daki faaliyetlerini ise gizli olarak yürüttükleri bilinmektedir. Yayınlarında Türkistan’daki Hıristiyan (Rus-Ukrain-Alman vs.) nüfusun ya tam ateist ya da fazlaca laikleşmiş olduğundan özellikle şikayet edilmekte ve zaman zaman Müslümanların Rus Ortodokslardan evanjelizme daha kolay kayabildikleri kaydedilmektedir.[6]

Evanjelistlerin çalışma metotlarının merkezini kitlesel propaganda değil Filip Projesi (Project Philip) oluşturmaktadır. Basitçe açıklamak gerekir ise bu proje adam-adama çalışmayı öngören ve ardından aile üyeleri ile yakın arkadaşları halkalara eklemleyen, hücre sistemini benimsemiş bir üzüm salkımı modellemesidir ki; çoğunlukla uluslararası terörist örgütlerin ve dini cemaatlerin de tercih ettikleri bir organizasyon şeklidir. İncil ligi ABD’de bir kampanya ile “Hıristiyanlığın mesajına ulaşmamış” Orta Asyalılar için kişi başı 4 dolarlık bağış karşılığı İncil hediye edileceğini söyleyerek vergiden düşülebilir bağışlar toplamaktadır.[7]

Filip Projesi adını İncil’deki bir hikayeden almakta. Hikayeye göre Filip Etiyopya’da gezerken bir yerliye okuduğu İncil’i anlayıp anlamadığını sorar. Yerli “biri bana açıklamaz ise nasıl anlayabilirim?” diye sorar. Ve Filip oturarak yerliye İncili okuyarak tek tek anlatmaya başlar. İşte “modern Filipler” de önce İncil dağıtıp sonra Türkistanlılar ile tek tek, cümle cümle metinleri okumakta ve detaylı hikayeler ile açıklamaktalar. Bu süreç üç ay kadar sürmekte ve %90’ın üzerinde bir oranla vaftiz ile sonuçlanmaktadır. Bunun ardından eğitimini tamamlamış “yerli” yeni bir Filip olmakta ve aynı süreç ayrı bir daldan yeniden başlamaktadır.[8] 2003 yılı içinde Türkistan’da en az 7 bin kadar Filip’in eğitimini tamamlayarak gönüllüler ordusuna katıldığı yine evanjelistlerin kendi rakamlarından.[9]

Propaganda içinde yer alan iki nokta dikkati çekmekte. Birincisi “işgalci Arapların dini”ni yaşayanlara, eski dinlerini yani Hristiyanlığı anlatmak. Türkistan’da İslam öncesi zamana ait olarak bulunan birkaç küçük Nesturi mezarlığı ve kalıntısı referans gösterilerek bölgenin ve halkın “Hıristiyan geçmişi”ne atıflarda bulunulmaktadır. Hatta Türklerin kılıç zoru ile büyük katliamlar sonucu Müslüman olmaya zorlandıkları tezleri de bu çevreler tarafından desteklenmektedir. İkinci nokta ise yine hızla artan etnografi ve sosyal antropoloji çalışmaları aracılığı ile Türkistan el sanatları ve zanaat ürünlerindeki İsa, Kutsal Ruh ve benzeri Hıristiyan tesirlerinin “bilimsel” olarak ortaya çıkarılması teşebbüsleridir. Ki bunlar için evanjelistler ABD’deki üniversitelerden pek çok uzmanı seferber etmiş durumdadırlar.[10]

Metotlardan, Tacikistan gibi kadının toplumdaki rolü minimize edilmiş muhafazakar Türkistan toplumlarında dahi, Filip projesinin kadınlara öncelik verdiğini ve artan kadın talebeleri vasıtası ile ailelere ve diğer kadınlara tesir fırsatı yakaladıklarını öğrenmekteyiz. Kadın Filipler birer model olarak ortaya konulmaktalar. Bunların “günah çıkartmaları” ve “itirafları” çeşitli İnternet sayfalarına “ibret” olsun diye yerleştirilmiştir.[11]

Evanjelistlerin 2004 yılı Türkistan (Orta Asya) siyasetlerini belirledikleri bir başka toplantı ise Türkçe Konuşan Pastör (Papaz) lerin Kurultayı olarak anılan toplantı idi. Toplantının İngilizce versiyonunda da Kurultay kelimesi ilgi çekici bir şekilde kullanılmıştır. Kurultay ile ilgili bildirilerinde ise organizatörlerden Türkiye milli lideri pastörün “Attila’dan Timur’a kadar barbar güruhları olarak Çin’den Roma’ya kadar dünyayı salladılar, şimdi ise İsa’yı sevenler olarak, Tanrının kelamını (İncili) kılıçları olarak kullanarak tarihi şekillendirecekler” manasındaki sözleri dikkatleri çekmekte idi. Kurultaya 180 “milli lider”, Kazak, Özbek, Kırgız, Karakalpak, Tacik, Türkmen, Uygur ve Azeri delegasyonları olarak katılmışlardır.[12] (Eylül 2002 den bu yana bu toplantılar her yıl yapılmaktadır.)

2004 yılını “1+1+1 yılı” ilan eden evanjelikler, bunun “1 inanan, 1 İncil ve 1 komşu” olduğunu, yani her inanana verilecek İncil ile yeni bir inanan kazanma yılı olduğunu ilan ediyorlardı. Yıl sonunda yazdıklarına bakılır ise bu hedefi aşmış olma ihtimalleri yüksektir. Ancak bu stratejiyi elbette ABD’deki kiliselerde astronomik rakamlara ulaşan yardım kampanyaları için kullandıkları ve bu yolla büyük servetler inşa ettikleri de muhtemeldir.

Evanjelik yayınlarında dikkati çeken noktalardan biri de bol miktarda açık iş pozisyonlarının bulunması. Bunlar Azerbaycan’da yarı-zamanlı çalışan, İstanbul’da İngilizce öğretmeni, Kazakistan’da çocuk doktoru, ziraat mühendisi, yerel dilleri öğrenmek isteyen öğrenciler, matbaacılar, sağırlar için öğretmenler, lise öğretmenleri vs.gibidir. Bunların pek çoğu Güneyli Baptist kiliseleri tarafından finanse edilerek Türkistan’a gönderilmekte ve evanjelizmin misyonerlik çalışmalarında istihdam edilmektedir.[13] Hatta 1990’lı yıllar boyunca bunların bazılarının bölgedeki Türk eğitim kurumlarında da görev aldıkları bilinmektedir.

Misyoner çalışmaların en büyük hedefi olan Kazakistan ile ilgili olarak yayınladıkları rakamlar oldukça düşündürücüdür. Geçtiğimiz 10 yılı değerlendiren bir raporda sadece Amerikalı Güneyli Baptist evanjelikleri aracılığı ile din değiştirenlerin katlanan sayıları dikkati çekmektedir.[14] 1990 yılında Kazakistan’da 10 kadar Kazak evanjelist var iken 2002 yılında bu rakam 10 bin seviyesinde ve hepsi de doktrine olmuş Filipler olarak görülmektedir. Günümüzde kaba bir tahmin ile bu rakamın 20 bine yaklaştığını söyleyebiliriz.[15] 1990 yılında hiç Kazak kilisesi yok iken 2002 yılında 120 kadar Kazak evanjelist kilisesi bulunmakta idi. Şimdi bu sayının da 200’e dayandığını varsayabiliriz. İncilin Yeni Ahit’in tamamı, Eski Ahit’in ise önemli bir kısmı Kazakçaya tercüme edilmiş bulunmakta ve dağıtımı hızla devam etmektedir.

2002 yılında Kazak Baş-Pastörü yani yüksek düzey kilise yöneticisi sayısı 60 civarında imiş ve Kazakistan’da üç ayrı okulda seminer usulü ile din görevlileri yetiştirilmekte imiş. Baptistler Kazaklar için Hıristiyan kelimesinin “Rusların dinini” çağrıştırdığını düşünerek, bunun yerine “İsa’nın takipçileri” manasında Kazakça bir deyim yerleştirmişlerdir. Propaganda sayfalarında dönen Kazakların “anlamadıkları” dilden “anladıkları” dile yani Kazakça ibadete evanjelizmin yardımı ile geçtiklerine de işaret etmekteler. Kazak Janna’nın, Davkat’in, Gulya’nın, Uygur Ahund’un, Emced’in, Türkiye Türkü Hale’nin, Başkurt Akidil’in nasıl inançlı Hıristiyan olduklarını ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Nasıl ABD’deki hayırseverlerin yardımı ile tüm bu dönenlere küçük krediler vererek küçük işletmeler açtırdıklarını, bunların aracılığı ile nasıl küçük kiliseleri kendilerine yeten kurumlar haline getirdiklerini tafsilatı ile bu sayfalarda görmek mümkündür. Evanjelistlerin nasıl İngilizce öğretmeni olarak çalıştıkları okullarda toplu ibadetler düzenleyerek “kurtarılmaya muhtaç” ruhlara ilham verdiklerini, bedava akşam yemeği, pazar ziyafetleri ile nasıl “zavallı susamış” ruhları tesir altına aldıklarına aldıkları da açık açık yazılmaktadır.

Bütün bunların ışığında Presbiteryen ve Güneyli Baptistlerin yoğun çalışmaları neticesinde Balkanlar’dan Sibirya’ya kadar uzanan Türk kuşağı içinde şimdilik marjinal gibi görünen bir ilerleme kaydettiklerini tespit etmekteyiz. Türk Dünyası genelindeki stratejilerine Türkçe’ye atıf ile birlikte milli kimliklere saygıyı oturtmaları altı en kalın çizgilerle çizilmesi gereken bir gelişmedir. Türk Dünyası’nda Batı’nın ve özellikle de ABD’nin artan siyasi ve askeri stratejik faaliyetlerini de unutmamak gerekir. Geniş bir çerçeveden bakıldığında misyoner faaliyetlerinin öncüllüğünü daha net görebiliriz. Bu da orta vadede karşı karşıya kalmamız muhtemel tehditler hakkında bizlere varsayıma dayalı bir fikir verebilir. Teşbihte hata olmaz. Balkanlar’da Osmanlı orduları ufukta görünmeden çok önceleri Osmanlı dervişleri tekkeler kurmuşlardı.

ÖZEL BÜRO