Büyüyen Tehlike : Türk Dünyası Üzerinde Misyoner Oyunları

Bu yazıda Türk Dünyası genelinde çalışmalarını yoğunlaştıran
iki önemli misyoner grubu üzerinde duracağız. Bunlardan birincisi “Türk
Dünyası Presbiteryen Kilisesi
” diğeri ise genel olarak Evanjelist
olarak adlandırdığımız akımın ABD’deki Güneyli Baptist Kilisesi’ne bağlı
gruplardır.

Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi’nin Türkiye’de bilinen üç
oluşumu ve bir de İnternet üzerinden açık öğretim esasında talim veren bir
sitesi bulunmaktadır. Bu oluşumlar:

İstanbul’daki Türk Dünyası Kalkedon Presbiteryen Kilisesi,
Ankara Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi ve Türk Dünyası İstanbul
Presbiteryen Kilisesi
dir. İlahiyat fakültesi işlevini gören Miami
Uluslararası İlahiyat Fakültesi Türkçe Bölümü
ise Yönetici Hıristiyan
Liderler Yetiştirme Programı aracılığı ile açık üniversite esasında Türkçe
Eğitim vermektedir. Bu grubun yayınlarında Türkçe’ye yaptığı atıflar ve
Türk Dünyası isminin altının çizilerek kullanılması dikkati çekmektedir. Hatta
kendilerini bir “Türk Dünyası Hıristiyan Mezhebi” olarak
nitelemektedirler.

Presbiteryen mezhebi Katolik-Papalık idaresine karşı çıkarak
16. asır Avrupa’sı Protestanlarına eklemlenen İskoç Hıristiyanları’nın
kurdukları bir mezheptir. 17. asır boyunca İngiliz İmparatorluğu’nun yayılma
sürecine paralel olarak Amerika başta olmak üzere Kanada ve bilahare
Avustralya’ya İskoçlar ile yayılan bu mezhep, Türkler ile ilk temasını, kendi
verdikleri bilgiye göre, Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar geri
götürmektedir. Burada tarihi olarak Osmanlı ile Avrupa Protestanlığı arasındaki
ilişkilere atıfta bulunuyor olsalar gerek. Presbiteryen İskoç misyonerlerin
yüzyıllardır Kırım, Kafkasya ve Balkanlar başta olmak üzere Türk-İslam
Dünyasının farklı bölgelerindeki faaliyetleri çeşitli ilmi çalışmalara da konu
olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ilk Presbiteryen Kilisesi 1993
yılında “Türk Dünyası Kiliseleri Ruhani Kurulu” tarafından “İstanbul
Presbiteryen Kilisesi” adı ile açılmıştır. Bu kilise Türkçe konuşan tüm
coğrafyayı kendisine faaliyet alanı olarak seçtiğinin ve Türkçe ibadet dilinin
üzerinde hususen durmaktadır. Özellikle de “Türk Dünyası Presbiteryen
Kilisesi Reform ilahiyatında, Anadolu Ortodoks Kiliseleri formunda ve Türk
Ritminde bir Kilisedir
” diye kendilerini tarif ederek milli bir referans
ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Kilise yönetimi basın açıklamaları yolu ile
sürekli olarak kilise inşası, arazi tahsisi konularında devletten talepte
bulunmakta, Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde İmar Yasasında
yapılan değişiklikle “camii” ifadesinin “ibadet yeri” olarak
değiştirilmiş olmasını İstanbul ve Ankara’da kendilerine arazi tahsisi için
gerekçe göstermektedir. Bu tip bir ilk arazi tahsisinin ardından ABD,
İngiltere, Avustralya gibi cemaatin zengin olduğu ülkelerde yapılacak
kampanyalar neticesinde bu şehirlerimize görkemli kiliselerin inşa edilmesi
sadece zamana kalmış bir konudur.[1] Türkiye, görünen o ki, Türk Dünyası ile
ilgili projelerinde bir başka konuda da “köprü” vazifesini görmeye başlamıştır.

Yine kendi yayınlarından anlaşılan odur ki, bu kilise Türkiye’ye okumaya gelmiş
olan Türk Cumhuriyetleri’nden öğrencileri de hedef kitlesi olarak seçmiş ve
kullanmaya başlamıştır.

Bu gruba oranla nispeten küçük olan ancak tesirli bir
adam-adama stratejisi izleyen Yehova Şahitleri ise 252 dilde
hazırladıkları İnternet sayfası ile dünyanın her noktasından mensuplarını kendi
dillerinde dua ettirmekte. Hemen göze çarpan Türk şiveleri ise Altay, Azeri,
Çuvaş, Kazak, Tatar, Türkmen, Özbek ve Türkiye Türkçeleri.[2] Yehova Şahitleri kendi
rakamlarına göre Türk Dünyası genelinde; Azerbaycan’da 38
5, Kazakistan’da
13.457, Kırgızistan’da 3.585, Tacikistan’da 415, Türkiye’de 1.672 aktif
çalışana sahiptir.[3]

İkinci ana grup olan evanjelistlere gelince, yine
kendi iddialarına göre Türkistan (Orta Asya) dünyada nüfusa oranla en az
evanjelik Hıristiyanın bulunduğu bölgedir. Ancak verdikleri rakamlar bizleri
hayrete düşürecek seviyededir. Bu rakamlara göre Türkistan’da 1 milyondan fazla
evanjelik Hıristiyan (her mezhepten) bulunmakta.[4] Bunu 2 milyonun üzerinde evanjelik
nüfusu ile Doğu Avrupa izlemektedi
r.[5]

Evanjelistlerin Türkistan’daki faaliyetlerinin
taşeronlarından biri İncil Ligi olarak anılan “Bible League” isimli
uluslararası örgüttür. Yakınlarda 800 aktif misyonerinin katılımı ile bir
Türkistan bölgesi toplantısı düzenleyen bu örgüt disiplinli ve belgelenmiş
çalışmaları ile tanınmakta. Bu toplantıda ortaya koydukları yakın vadeli hedef
Türkistan coğrafyasındaki büyük şehirlerde en az %1’lik bir yerli evanjelist
nüfusunun ortaya çıkarılması ile birlikte gözle görülür kiliselerin inşası
olmuştur. Özbekistan ve Türkmenistan’da evanjelizmin
yasaklanmış olması bu hareketi ağırlıklı olarak Kazakistan ve Kırgızistan
üzerine yoğunlaşmaya zorlamaktadır
.
Özbekistan ve Türkmenistan’daki faaliyetlerini ise gizli olarak yürüttükleri
bilinmektedir. Yayınlarında Türkistan’daki Hıristiyan (Rus-Ukrain-Alman vs.)
nüfusun ya tam ateist ya da fazlaca laikleşmiş olduğundan özellikle şikayet
edilmekte ve zaman zaman Müslümanların Rus Ortodokslardan evanjelizme daha
kolay kayabildikleri kaydedilmektedir.[6]

Evanjelistlerin çalışma metotlarının merkezini kitlesel
propaganda değil Filip Projesi (Project Philip) oluşturmaktadır.
Basitçe açıklamak gerekir ise bu proje adam-adama çalışmayı öngören ve ardından
aile üyeleri ile yakın arkadaşları halkalara eklemleyen, hücre sistemini
benimsemiş bir üzüm salkımı modellemesidir ki; çoğunlukla uluslararası terörist
örgütlerin ve dini cemaatlerin de tercih ettikleri bir organizasyon şeklidir.
İncil ligi ABD’de bir kampanya ile “Hıristiyanlığın mesajına ulaşmamış” Orta
Asyalılar için kişi başı 4 dolarlık bağış karşılığı İncil hediye edileceğini
söyleyerek vergiden düşülebilir bağışlar toplamaktadır.[7]

Filip Projesi adını İncil’deki bir hikayeden almakta.
Hikayeye göre Filip Etiyopya’da gezerken bir yerliye okuduğu İncil’i anlayıp
anlamadığını sorar. Yerli “biri bana açıklamaz ise nasıl anlayabilirim?” diye
sorar. Ve Filip oturarak yerliye İncili okuyarak tek tek anlatmaya başlar. İşte
“modern Filipler” de önce İncil dağıtıp sonra Türkistanlılar ile tek
tek, cümle cümle metinleri okumakta ve detaylı hikayeler ile açıklamaktalar. Bu
süreç üç ay kadar sürmekte ve %90’ın üzerinde bir oranla vaftiz ile
sonuçlanmaktadır. Bunun ardından eğitimini tamamlamış “yerli” yeni bir Filip
olmakta ve aynı süreç ayrı bir daldan yeniden başlamaktadır.[8]
2003 yılı içinde Türkistan’da en az 7 bin kadar Filip’in eğitimini tamamlayarak
gönüllüler ordusuna katıldığı yine evanjelistlerin kendi rakamlarından.[9]

Propaganda içinde yer alan iki nokta dikkati çekmekte.
Birincisi “işgalci Arapların dini”ni yaşayanlara, eski dinlerini yani
Hristiyanlığı anlatmak. Türkistan’da İslam öncesi zamana ait olarak bulunan
birkaç küçük Nesturi mezarlığı ve kalıntısı referans gösterilerek bölgenin ve
halkın “Hıristiyan geçmişi”ne atıflarda bulunulmaktadır. Hatta Türklerin kılıç
zoru ile büyük katliamlar sonucu Müslüman olmaya zorlandıkları tezleri de bu
çevreler tarafından desteklenmektedir. İkinci nokta ise yine hızla artan
etnografi ve sosyal antropoloji çalışmaları aracılığı ile Türkistan el
sanatları ve zanaat ürünlerindeki İsa, Kutsal Ruh ve benzeri Hıristiyan
tesirlerinin “bilimsel” olarak ortaya çıkarılması teşebbüsleridir. Ki bunlar
için evanjelistler ABD’deki üniversitelerden pek çok uzmanı seferber etmiş
durumdadırlar.[10]

Metotlardan, Tacikistan gibi kadının toplumdaki rolü minimize
edilmiş muhafazakar Türkistan toplumlarında dahi, Filip projesinin kadınlara
öncelik verdiğini ve artan kadın talebeleri vasıtası ile ailelere ve diğer
kadınlara tesir fırsatı yakaladıklarını öğrenmekteyiz. Kadın Filipler
birer model olarak ortaya konulmaktalar. Bunların “günah çıkartmaları” ve
“itirafları” çeşitli İnternet sayfalarına “ibret” olsun diye yerleştirilmiştir.[11]

Evanjelistlerin 2004 yılı Türkistan (Orta Asya) siyasetlerini
belirledikleri bir başka toplantı ise Türkçe Konuşan Pastör (Papaz) lerin
Kurultayı
olarak anılan toplantı idi. Toplantının İngilizce versiyonunda da
Kurultay kelimesi ilgi çekici bir şekilde kullanılmıştır. Kurultay ile
ilgili bildirilerinde ise organizatörlerden Türkiye milli lideri pastörün “Attila’dan
Timur’a kadar barbar güruhları olarak Çin’den Roma’ya kadar dünyayı salladılar,
şimdi ise İsa’yı sevenler olarak, Tanrının kelamını (İncili) kılıçları olarak
kullanarak tarihi şekillendirecekler” manasındaki sözleri dikkatleri çekmekte
idi. Kurultaya 180 “milli lider”, Kazak, Özbek, Kırgız, Karakalpak, Tacik,
Türkmen, Uygur ve Azeri delegasyonları olarak katılmışlardır.[12]
(Eylül 2002 den bu yana bu toplantılar her yıl yapılmaktadır.)

2004 yılını “1+1+1 yılı” ilan eden evanjelikler, bunun
1 inanan, 1 İncil ve 1 komşu” olduğunu, yani her inanana verilecek
İncil ile yeni bir inanan kazanma yılı olduğunu ilan ediyorlardı. Yıl sonunda
yazdıklarına bakılır ise bu hedefi aşmış olma ihtimalleri yüksektir. Ancak bu
stratejiyi elbette ABD’deki kiliselerde astronomik rakamlara ulaşan yardım
kampanyaları için kullandıkları ve bu yolla büyük servetler inşa ettikleri de
muhtemeldir.

Evanjelik yayınlarında dikkati çeken noktalardan biri de bol
miktarda açık iş pozisyonlarının bulunması. Bunlar Azerbaycan’da yarı-zamanlı
çalışan, İstanbul’da İngilizce öğretmeni, Kazakistan’da çocuk doktoru, ziraat
mühendisi, yerel dilleri öğrenmek isteyen öğrenciler, matbaacılar, sağırlar
için öğretmenler, lise öğretmenleri vs.gibidir. Bunların pek çoğu Güneyli
Baptist kiliseleri tarafından finanse edilerek Türkistan’a gönderilmekte
ve evanjelizmin misyonerlik çalışmalarında istihdam edilmektedir.[13] Hatta
1990’lı yıllar boyunca bunların bazılarının bölgedeki Türk eğitim kurumlarında
da görev aldıkları bilinmektedir.

Misyoner çalışmaların en büyük hedefi olan Kazakistan ile
ilgili olarak yayınladıkları rakamlar oldukça düşündürücüdür. Geçtiğimiz 10
yılı değerlendiren bir raporda sadece Amerikalı Güneyli Baptist
evanjelikleri aracılığı ile din değiştirenlerin katlanan sayıları dikkati
çekmektedir.[14] 1990 yılında Kazakistan’da 10 kadar Kazak evanjelist var iken
2002 yılında bu rakam 10 bin seviyesinde ve hepsi de doktrine olmuş
Filipler
olarak görülmektedir. Günümüzde kaba bir tahmin ile bu rakamın 20 bine
yaklaştığını söyleyebiliriz.[15] 1990 yılında hiç Kazak kilisesi yok iken 2002
yılında 120 kadar Kazak evanjelist kilisesi
bulunmakta idi. Şimdi bu
sayının da 200’e dayandığını varsayabiliriz. İncilin Yeni Ahit’in tamamı, Eski
Ahit’in ise önemli bir kısmı Kazakçaya tercüme edilmiş bulunmakta ve dağıtımı
hızla devam etmektedir.

2002 yılında Kazak Baş-Pastörü yani yüksek düzey kilise
yöneticisi sayısı 60 civarında imiş ve Kazakistan’da üç ayrı okulda seminer
usulü ile din görevlileri yetiştirilmekte imiş. Baptistler Kazaklar için Hıristiyan
kelimesinin “Rusların dinini” çağrıştırdığını düşünerek, bunun yerine “İsa’nın
takipçileri
” manasında Kazakça bir deyim yerleştirmişlerdir. Propaganda
sayfalarında dönen Kazakların “anlamadıkları” dilden “anladıkları” dile yani
Kazakça ibadete evanjelizmin yardımı ile geçtiklerine de işaret etmekteler.
Kazak Janna’nın, Davkat’in, Gulya’nın, Uygur Ahund’un, Emced’in, Türkiye Türkü
Hale’nin, Başkurt Akidil’in nasıl inançlı Hıristiyan olduklarını ballandıra
ballandıra anlatıyorlar. Nasıl ABD’deki hayırseverlerin yardımı ile tüm bu
dönenlere küçük krediler vererek küçük işletmeler açtırdıklarını, bunların
aracılığı ile nasıl küçük kiliseleri kendilerine yeten kurumlar haline
getirdiklerini tafsilatı ile bu sayfalarda görmek mümkündür. Evanjelistlerin
nasıl İngilizce öğretmeni olarak çalıştıkları okullarda toplu ibadetler
düzenleyerek “kurtarılmaya muhtaç” ruhlara ilham verdiklerini, bedava akşam
yemeği, pazar ziyafetleri ile nasıl “zavallı susamış” ruhları tesir altına
aldıklarına aldıkları da açık açık yazılmaktadır.

Bütün bunların ışığında Presbiteryen ve Güneyli
Baptistler
in yoğun çalışmaları neticesinde Balkanlar’dan Sibirya’ya kadar
uzanan Türk kuşağı içinde şimdilik marjinal gibi görünen bir ilerleme
kaydettiklerini tespit etmekteyiz. Türk Dünyası genelindeki stratejilerine
Türkçe’ye atıf ile birlikte milli kimliklere saygıyı oturtmaları altı en kalın
çizgilerle çizilmesi gereken bir gelişmedir.
Türk Dünyası’nda Batı’nın ve
özellikle de ABD’nin artan siyasi ve askeri stratejik faaliyetlerini de
unutmamak gerekir. Geniş bir çerçeveden bakıldığında misyoner faaliyetlerinin
öncüllüğünü daha net görebiliriz. Bu da orta vadede karşı karşıya kalmamız
muhtemel tehditler hakkında bizlere varsayıma dayalı bir fikir verebilir.
Teşbihte hata olmaz. Balkanlar’da Osmanlı orduları ufukta görünmeden çok
önceleri Osmanlı dervişleri tekkeler kurmuşlardı.

ÖZEL BÜRO

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet