Ayten SEZER
:
OSMANLI DÖNEMİNDE MİSYONERLİK
FAALİYETLERİ – BÖLÜM 1




* Dr.
Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü


            GİRİŞ




Bu
yıl kuruluşunun 700.yılı kutlanan Osmanlı Devleti, tarih sahnesine çıkışından
itibaren yaklaşık üç asır içinde dünyanın sayılı büyük devletleri arasına
girdi. Ne var ki, bu üçüncü asrın sonlarında -18.yüzyıla gelindiğinde-
Avrupa’daki gelişmelerin de tesiriyle güçlü devletler karşısında sürekli
gerilemeye başladı. Osmanlı’nın  bu geri kalışında pek çok faktörden söz
etmek mümkün ise de, yıkılışında rol oynayan etkenlerden birisi hiç şüphe yok
ki misyonerlik faaliyetleridir.


Bu
araştırmada Hıristiyanlığın farklı mezheplerine mensup kişi ve kuruluşların
Osmanlı topraklarında yürüttükleri  çeşitli faaliyetleri üzerinde
durulacaktır.


 


I . MISYONERLIK,  AMAÇLARI VE KULLANILAN METOTLAR




 Hıristiyanlığı dünyaya yaymak için
çalışan kişilere ‘misyoner’, bu amaçla yürütülen çalışmalara da ‘misyonerlik’
denilmektedir. Kökeni Latince ‘göndermek’ anlamına gelen ‘mittere’ fiiline
dayandırılan ‘mission’ kelimesi Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiştir. Bu
kavram  ‘özel görev, özel görevli kurul, dini görev ve yetki’ anlamına
geldiği gibi aynı zamanda ‘misyonerlerin Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini
yaymak için kurdukları teşkilata’[1] 
verilen bir isim olarak da kullanılmaktadır.


           
Hıristiyanlık inanışına göre Hz. İsa etrafına topladığı havarilerine: “İmdi,
siz gidip bütün milletleri şakirt edin, onları Baba ve Oğul ve Ruhül kudüs
ismile vaftiz eyleyin, size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin; ve
işte ben bütün günler dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim” [2] diyerek
onları vaaz etmek için görevlendirmiştir. Bundan dolayı ‘Havariler’ ilk
misyonerler olarak kabul edilir. Başlangıçta dini gayelerle kişisel gayretler
şeklinde başlayan bu faaliyetler zamanla oldukça güçlenir ve özellikle mensubu
bulundukları ülkelerin siyasi, sosyal, kültürel, ticari ve ekonomik menfaatleri
doğrultusunda emperyalizmin gelişmesine katkı sağlayan bir teşkilat halini
alır.


           
İlk misyonerlerden kabul edilen Aziz Paulus (St.Paul), Hıristiyanlığı yaymak
amacıyla Anadolu, Makedonya ve Yunanistan’da kiliseler kurmuş ve onları
teşkilatlandırmıştır. Havariler ve yardımcıları sayesinde Hıristiyanlık bütün
Roma dünyasına, 10.yüzyıla gelindiğinde ise İsveç, Bohemya ve Danimarka’ya
kadar yayıldı. Böylece Alman ve İskandinavların da Hıristiyanlığı benimsemesi
ve Roma Katolik Kilisesinin Avrupa’ya hakim olmasıyla  Hıristiyanlığın
bütün dünyaya yayılması için harekete geçildi. Bu amaçla Papalık tarafından
1662’de Vatikan’da ‘Propaganda Kongregasyonu ‘ adıyla bir ‘Misyonerlik
Bakanlığı’ kurulurken Paris’te de giderlerini Papalık Propaganda Dairesi’nin
üzerine aldığı “Dış Misyonlar Papaz Okulu”  açıldı[3].


 Misyoner
faaliyetlerine bakıldığında özünün dini olduğu ve misyonerlerin de genelde din
adamlarından oluştuğu görülür. Ancak, bu durum zamanla değişir ve özellikle son
yüzyıllarda ruhban olmayan kişilerin de misyoner olarak görev yaptıkları
gözlenir. Şöyle ki, din adamlarının yanı sıra çoğu zaman bir doktor, bir
öğretmen, bir hemşire, bazan bir barış gönüllüsü, hatta araştırmacı görünümünde
bilim adamı olarak görev yapan misyonerlere rastlamak mümkündür.


 Misyonerlere göre amaca ulaşmak için her
yol ve her meslek kullanılabilir.  Kendilerini İncilin bir neferi, bir
hizmetkarı olarak gören misyonerlerin ana gayesi yeryüzünde güçlü bir
Hıristiyan topluluğu meydana getirmektir. Onların ifadesiyle ‘dinsiz’ dünyayı
Hıristiyanlaştırmaktır. Bunun için bilmeyenlere İncili öğretmek, Hıristiyan
olmayanları bu dine davet etmek veya kendi mezheplerine insan kazandırmak için
çalışırlar.


 Misyonerlerin
amaçlarına ulaşmak için en çok kullandıkları araçlar arasında okullar önde
gelmektedir. Onlara göre eğitim ve öğretim yoluyla öğrencileri
Hıristiyanlaştırmak esas gayedir. Henry H.Jessup isimli misyoner bu konuyu şu
sözleriyle açıklamaktadır: “Misyonerliğin başarısı için temel şart okullardır.
Haddizatında bu da gaye olmayıp vasıtadır. Şu da bir hakikattir ki
misyonerlerin yahut İncilin başka yollarla sokulmaya imkan bulamadığı bir çok
yerlere İncil okul vasıtası ile sokulabilmiştir”[4].
Katolik Cezvitlerine göre ise: “İlk misyoner okuldur”[5].
Okullardan başka misyonerlerin kullandıkları bir diğer araç matbaadır.
Gittikleri bölgelerde kurdukları matbaalarda başta dini eserler olmak üzere
çeşitli konularda pek çok dilde gerekli olan eserleri yayınlarlar. Matbaa ve
okulların yanı sıra misyonerlerin kullandığı bir diğer kurum hastanelerdir.
Onlara göre, “İnsanın olduğu yerde acılar da vardır. Acıların olduğu yerde
doktorluğa ihtiyaç vardır. Doktorluğa ihtiyaç olan yerde de misyonerlik için
uygun bir fırsat vardır”[6]
Bu konuda Türk Misyonlarına Yardım Cemiyeti’nin yayınladığı bir kitapta
hastanelerin rolü şu şekilde belirtilmiştir:[7] “Tıbbi
Misyonlar İncil öğretiminin öncüleridir. Bunlar, başka bir evanjelizm ağacı dikilmesi
imkansız olan yerlerde fidan yetiştirebilirler. Doktor, diğer misyonerlerle ne
bir münasebeti olan ne de münasebeti isteyen bir çok insanı doğrudan doğruya
kabul edebilir. Bir hekim nerede olursa olsun bir dispanser açtığı zaman şifa
verici mahareti yüzünden kendisine başvuranlarla kuşatılır. Bu yobaz bir İslam
mollası veya bir fakir onun elini öpecek; kör, topal, mefluç insanların, can
çekişen ana babaların İsa’ya hazin yakarışlarına andıran bir sesle ona
yalvaracaklardır”. Yabancı dil kursları, çok sayıda dispanser ve sağlık
ocakları ve  yetimhaneler gibi çeşitli yardım kuruluşları da en fazla
kullanılan yerler arasındadır. Bu kanallarla bir taraftan karşılaştıkları
topluluklara Hıristiyanlığı yayarlarken, diğer taraftan da onları kendi din ve
kültürlerinden uzaklaştırmak için çaba sarfediyorlardı. 


           
Bu yolla yürütülen çalışmalar sonunda Avrupa, Rusya ve Amerika’ya kadar yayılan
misyonerlik faaliyetleri Müslümanlar arasında da başlatılır ve hatta Uzak
Doğuya kadar uzanır. 19. yüzyıldan itibaren sömürgeciliğin gelişimine paralel
olarak Asya, Afrika, Çin ve Japonya gibi ülkeler de misyonerlik faaliyetlerine
maruz kalırlar.


 Misyonerlik  gayesiyle kurulan en
eski ve güçlü misyon teşkilatlarının İngilizlere ait olduğu bilinmektedir.
Bunlardan 1646’da Londra’da kurulan ‘Hıristiyanlığı Yayma  Cemiyeti’ kısa
zamanda hızla yayılır ve İngiltere, Almanya, İsviçre, Danimarka, Amerika ile
Rusya gibi ülkelerde binden fazla merkezi açılır. Bu sayının 19. yüzyıla
gelindiğinde yedi bine ulaştığı görülür[8].
Bu teşkilattan başka aynı maksatla kurulan teşkilatlardan bazıları şunlardır:[9] 
1701’de İncili Yayma Derneği (Londra), 1792’de Vaftizci Misyonlar Derneği
(Londra), 1795’te Misyonerlik Derneği (Londra), 1814’te Amerikan Misyon
Dostları Vaftizci Misyoner Birliği (Boston), 1823’te İncil Misyonları Derneği
(Paris), 1825’te Paganlar Arasında İncili Yayma Hareketi (Berlin), 1837’de
Presbiteryen Kilisesi Dış Misyonları (New York), 1885’te Hıristiyan Gençleri
Derneği (München), 1902’de Genç Misyonerler Derneği (Bern), 1907’de Dünya
Hıristiyan Öğrencileri Birliği (Paris).


Görüldüğü gibi dünyanın Hıristiyanlaştırılması
için yoğun bir faaliyet içine giren misyonerler kurdukları dernek ve
teşkilatlar sayesinde sistemli ve örgütlü bir şekilde hedeflerini
gerçekleştirmeye çalışmışlar ve bunun için yüklü miktarlarda parasal destek
sağlamışlardır.


Kendisini kiliseye adayan misyonerlerden
istenen şey öncelikle gittikleri ülkelerin dilini, dinini ve kültürünü
öğrenerek eksik noktaları tespit ettikten sonra ona göre taktik
geliştirmeleridir. Bu yüzden bir misyoner en az birkaç dil bilen iyi eğitilmiş
bir insandır[10].
Misyoner teşkilatlarında yetişmiş bir İngiliz misyonerinin anlattıklarına göre:
“Misyonerler çocuk iken hizmete alınır, yapacakları vazifeye göre ilmen,
ahlaken ve fikren yetiştirilirler. Şöyle ki, İngiliz Misyon Cemiyeti her sene
bütün Orta mektep talebesinin zekilerinden otuz kırkını seçerek himayesine
alır, onları kabiliyetlerine göre üçer beşer ayırarak muhtelif memleketlerde
yetiştirir…”[11].


Misyonerlerin
gittikleri bölgelerde kullandıkları metotlardan biri de mahalli kültürü yok
etmektir[12]


Açtıkları okullarda verdikleri eğitimle Hıristiyanlaştıramadıkları kişi ve
toplulukları dil, din ve kültürlerinden kopararak, yerine kendi yaşam
biçimlerini yerleştirmeye çalışırlar. Bütün bunları yukarıda bahsedilen
kurumlar yoluyla ve  kitap, gazete, dergi, broşür gibi yayınlar yaparak;
İncili tanıtma kursları düzenleyerek; kilise, manastır gibi ibadet yerleri
açarak; radyo-televizyon gibi yayın araçlarında programlar yaparak; seminer,
konferans gibi toplantılar tertip ederek; turistik yerlerde telkinlerde
bulunarak ve çeşitli sportif faaliyetlerde bulunarak yaparlar.


II. MISYONERLERIN OSMANLI TOPRAKLARINA
GELIŞ GAYELERI

               


           
Değişik etnik köken ve dini inanca sahip unsurların bir arada yaşadığı geniş
topraklara sahip olan Osmanlı Devleti, misyonerlik faaliyetleri için uygun bir
zemine sahipti. Zira, azınlıklara tanınan geniş haklar ve yabancılara verilen
kapitülasyonlar misyonerlerin faaliyetlerini kolaylaştıran faktörlerdi.
Dünyanın önemli bir bölgesinde yer almasından dolayı  Osmanlı 
toprakları en fazla göz dikilen yerler arasındaydı. Osmanlının tarihi, siyasi,
ekonomik ve kültürel zenginliklerinden yararlanmak, dolayısıyla bu toprakları
ele geçirmek isteyen Batılı büyük devletler misyonerlik faaliyetlerine büyük
destekler vererek onlardan yararlanmaya çalıştılar.


 19.yüzyıl
ve 20.yüzyılın başları misyonerlik faaliyetlerinin en yoğun ve en parlak
dönemidir. Bunun nedeni kapitalizmin emperyalizme dönüşmesi ve misyonerlerin de
bu durumdan yararlanmasıdır. İşte bu yüzdendir ki Osmanlı topraklarındaki
misyonerlik faaliyetlerini incelerken olayın dini yönü kadar siyasi, kültürel,
ticari ve ekonomik boyutunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir.


Osmanlı
topraklarına gelen ilk misyonerlerin özellikle İstanbul, İzmir ve Kudüs gibi
şehirleri merkez edindikleri dikkati çekmektedir. Buradan hareketle denilebilir
ki, Osmanlı Devleti’nde sürdürülen misyonerlik faaliyetlerinin bir amacı da
kutsal yerleri bulmaya yöneliktir. Özellikle Kudüs’ü Müslümanların elinden
kurtarmak esas gayedir. Nitekim, Hz. İsa’nın bu bölgede yaşamış olması ve Haçlı
seferleri sırasında pek çok asker ve komutanın bu topraklarda kalmış olması
onların bölgeye olan ilgilerini arttırıyordu. Bu konuda yapılan bir başka
değerlendirmeye göre, Avrupa Devletlerinin Haçlı Savaşları esnasında
Müslümanlar karşısında yenilmeleri, onların Müslümanlara karşı misyonerlik
faaliyetlerine ağırlık vermelerine sebep teşkil etmiştir..[13]


Kısacası,
dinlerini ve mezheplerini yaymaya ve kutsal yerleri bulmaya yönelik olarak
başlayan misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin gerilemesine paralel
olarak 19.yüzyıldan itibaren sömürgeci Batılı büyük devletlerin emperyalist
politikalarına hizmet eder hale gelmiştir. Bu yönü ile Osmanlı topraklarında
faaliyet gösteren misyonerler, Batılı ülkelerin Osmanlı ile olan ‘Şark Meselesi
(Eastern Question)’ni [14] halletmelerinde
araç olarak kullanıldılar. Esasını Osmanlı’yı yıkarak mirasını paylaşmak
oluşturan ‘Şark Meselesi’nde Batılıların takip ettikleri politikalardan birisi
içerdeki Hıristiyan azınlıkları Devlet’ten koparmaktı. Bunun için en fazla
misyonerlik faaliyetlerinden yararlanıldı. 19.yüzyıla gelindiğinde
sömürgeciliğin de gelişmesiyle Osmanlı toprakları Batılı ülkelerin menfaat
mücadelelerine sahne oldu. Bu dönemde Anadolu, Boğazlar, Ortadoğu, Petrol
Bölgesi, Akdeniz çevresi ve Makedonya gibi dünyanın jeopolitik ve jeostratejik
bakımdan önemli bölgelerine sahip olan Osmanlı Devleti, batılı devletlerin göz
diktikleri bir alandı. Bundan dolayı bölge daha çok İngiltere, Fransa, Rusya ve
Avusturya arasında görülen mücadelelere sahne oluyordu. Bölgedeki nüfuzunu
arttırmak isteyen ülkeler misyonerlik faaliyetleri ile kendilerine yandaş
gruplar oluşturmak istiyorlardı. Değişik tarihlerde Osmanlı ülkesine gelen
misyonerler yaptıkları çalışmalar sonrasında Müslüman ve Yahudiler arasında
fazla etkili olamadıklarını anlayınca bütün mesailerini ülkedeki Hıristiyan
azınlıklar üzerinde yoğunlaştırdılar. Onları bir yandan kendi mezheplerine
kazandırmaya çalışırlarken diğer yandan da verdikleri eğitimle millî
duygularını uyandırarak Osmanlı’dan koparmak için uğraştılar. Başlangıçta Rum
ve Ermeni ve Yahudiler üzerinde oynanan oyunlar daha sonra Bulgar, Arap, Kürt
ve Nasturi gibi diğer unsurlara yönelik olarak devam etti.




III .KATOLIK MISYONERLERIN FAALIYETLERI 

Osmanlı
topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir.  Fransız olan bu
misyonerler hem Hıristiyanlığı yaymak hem de İstanbul’daki azınlıkların eğitimi
ile ilgilenmek üzere 16.yüzyılın sonlarına doğru bölgeye geldiler. Osmanlı
Devleti ile Fransa arasındaki iyi ilişkilerden yararlanan Katolik
misyonerlerinin bir gayesi de Roma ve Bizans kiliselerini birleştirmekti


 Cezvitlerle
başlayan eğitim ve öğretim faaliyetleri sonunda, 1583’te İstanbul’da St.Benoit
isimli Fransız okulu  açıldı.[15] Cezvitlerden
başka Katolikliğin diğer tarikatları olan Fransisken, Dominiken, Kapuçin ve
Frerler rahip ve rahibeleri de Osmanlı ülkesine gelmeye başladılar ve çoğu
kendi isimleriyle anılan St.Joseph, St.Michel, St.Louis ve Notre Dame de
Sion  gibi okullarını açtılar..


.
Cezvit ve Fransiskenlerin en yoğun olarak faaliyet gösterdikleri yerler
İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Kıbrıs ve Orta
Yunanistan’dı. Papalık’ın desteğini alan ve kapitülasyonlardan yararlanan
misyonerlerin faaliyetleri ile 17. yüzyıldan itibaren ülkedeki Katolik
propagandası gittikçe artmaya başladı.[16]


Salname
ve Misyon Raporları’ndan yapılan derlemelere göre Birinci Dünya Savaşı
öncesinde Fransız Katoliklerinin Asya Türkiye’sinde açtıkları okullarının
sayıları şöyledir: [17]


Cezvit
okullarının Asya Türkiye’sindeki Dağılımı şöyledir: [18]

















Yer
Adı:                                     
Okul Sayısı:                  
Öğrenci Sayısı(Yaklaşık):

              
Sivas

                    
1

                  
200

              
Tokat

                    
1

                  
130

              
Amasya

                    
2

                  
280

              
Ş.Karahisar

                    
2

                  
300

              
Kayseri

                    
1

                  
600

              
Adana

                    
1

                  
200

              
Beyrut

                    
7

                 
1710

              
Sayda

                    
8

                 
1305

              
Lübnan

                   
10

                 
1630

              
Havran

                    
4

                   
210

              
Toplam

                   
37

                 
6565


 


Tabloda
da görüldüğü gibi Cezvitlerin ülkenin değişik bölgelerinde yaygın olarak
yaklaşık  6565 öğrencinin öğrenim gördüğü 37 okulu vardı. Bu okullarda
çoğunluğu  Cezvit papazları olan görevli yabancı öğretmen sayısı ise 125
civarındaydı


 Fransiskenlerin
Asya Türkiye’sindeki okullarının dağılımı şöyledir:
















              
Yer Adı

              
Okul Sayısı

   
Öğrenci Sayısı(Yaklaşık)

               
Şam

                    
1

            
(Bilinmiyor)

               
Yafa

                    
1

         
   (Bilinmiyor)

               
Kudüs

                    
3

                    
100

               
Lazkiye

                    
2

                    
100

               
Nazaret

                    
2

                    
360

               
Sayda

                    
2

                      
88

               
Amman

                    
1

                     
151

               
Tabariye

                    
1

                       
50

               
Tripoli

                    
3

          
           220

               
Toplam

                  
16

                    
1069


 


Fransiskenlerin
ağırlıklı olarak Suriye ve Filistin bölgesinde 1069 öğrencinin okuduğu 16 okulu
vardı. Ayrıca Samsun (1), Trabzon (1), Harput (2), Malatya (1), Diyarbakır (1)
ve Mardin (1) illerinde toplam 670 öğrencinin okuduğu 7 hemşire okulları vardı[19]


          
Kapuçin Okullarının Asya Türkiye’sindeki okullarının dağılımı ise aşağıdaki
gibidir:















                 
Yer Adı

            
Okul Sayısı

   
Öğrenci Sayısı(Yaklaşık)

                
Beyrut

                     
2

                   
150

                
Kadıköy

                     
1

                     
30

                
Diyarbakır

                     
1

                   
140

                
Harput

                     
3

                   
100

                
Malatya

                     
2

                     
60

                
Mardin

                     
2

                     
60

                
Mersin

                      
1

 
                    45

                
Urfa

                      
1

                     
50

                
Toplum

                     
13

                    
635


 


Kapuçinlerin
ise 635 öğrencinin öğrenim gördüğü 13 okulu vardı. Özellikle Yukarı
Mezopotamya’da çalışan Dominikenlerin ise Musul ve Kerkük’te yedi ila on rahip,
on iki rahibe ve beş yüz civarında öğrencileri vardı. Freres de la Doctrine
Chretienne adlı dini teşkilatın çalışma alanları Trabzon, Erzurum, İzmir ve
İstanbul’du. Trabzon’daki okulunda 200 öğrenci, Erzurum’daki okulda büyük
çoğunluğu Katolik  Ermenilerden oluşan 160’ı erkek, 90’ı kız olan 250
öğrenci öğrenim görüyordu. İzmir’deki beş okulda ise 763 öğrenci vardı. Bu teşkilatın
en önemli ve etkili okulu İstanbul Kadıköy’deki ‘Le College Saint-Joseph des
Freres’( Saint Joseph)’dir. [20]Bunların
dışındaki Fransız dini teşkilatları ve okullarının başlıcaları şunlardır:
İzmir, Suriye ve Filistin’de faaliyet gösteren Les Peres Lazaristes, Peres des
Missions Africaines de Lyon, Freres de la Mission Algerienne, Patriarcat
Catholique Latin du Jerusalem, Petits Freres de Marie, Ecole on Institut Saint
Pierre de Pere Ratisbonne, Trappistes, Carmelittes, Charisses, Dames de
Nazareth, Soeurs de la Presentation, Soeurs du Rosaire, çalışma alanları Adana,
Halep ve Sayda olan Soeurs Saint-Joseph de l’Apparition, Trabzon, İzmir,
İstanbul, Suriye ve Filistin’de okulları olan Soeurs Saint Vincent de Paul ou
de la Charite.[21] 
1914’lere gelindiğinde ülkedeki Fransız okullarının sayısı yaklaşık olarak 500
civarındaydı ve bu okullarda  59 414 öğrenci öğrenim görüyordu[22].


Katolik
misyonerlerinin açtıkları okullarının yanı sıra ülkenin her yanına dağılmış
olarak kurdukları hastane ve yetimhaneleri de vardı. Başlıca Fransız sağlık
kuruluşları şunlardı:[23] 
İstanbul Fransız Hastanesi, İzmir’de Saint Antoine Katolik hastanesi, Yafa’da
Saint Louis Hastanesi, Kudüs’te Soeurs Saint Joseph Hastanesi, Beyrut’ta
Fransız Hastanesi, Şam’da Soeurs Saint Vincent Hastanesi, Bursa’da Les Soeur
Saint-Vincent de Paul Hastanesi, ayrıca İzmir’de dispanser, altı eczane ve bir
kreş;Bursa Tripoli, Kudüs’te çok sayıda sağlık ocakları; Yafa, Rammallah,
Betlehem, Nazaret, Fenerburnu, İzmit, musul ve Cizre’de birer dispanserleri
vardı.


Fransız
yetimhanelerinin dağılımı ise şöyledir: Soeur Saint-Vincent de Paul
yetimhaneleri: Yaklaşık bin civarında yetimin barındığı yerler Beyrut, Kudüs,
Tripoli, İzmir ve Suriye’nin değişik bölgelerinde açılmıştı. Hayfa ve
Nazaret’te 210 yetime bakan Dame de Nazareth yetimhaneleri; 430 civarında
çocuğun barındığı Kudüs’teki Dame de Sion yetimhaneleri; yine yaklaşık 500-600
çocuğun kaldığı Beyrut, Sayda, Nazaret, Yafa ve Kudüs’te bulunan Soeur Saint
Joseph de l’Apparition yetimhaneleridir.[24]


 İstanbul
ve İzmir gibi merkezlerde yayınlanan çok sayıda Fransızca dergi ve gazete ile
çalışmalarını destekleyen misyonerlerin kültürel etkinlikleri de dikkate değer
hususlardandır.


.
Kısacası özellikle Suriye ve Lübnan üzerindeki çalışmaları ile Fransa’nın
bölgeye yönelik emperyalist gayelerine hizmet eden Katolik misyonerleri çok
sayıda açtıkları  okulları, hastaneleri, yetimhaneleri ve çıkardıkları
yayınları ile Fransız Katolikleri hem kendi mezheplerini yayıyorlar hem de
ülkelerinin menfaatlerine uygun kesimlerin kazanılmasını sağlıyorlardı. Bu
yolla faaliyet gösterdikleri Osmanlı toprakları üzerinde etkileri oldukça
fazlaydı.


Fransızlar
gibi İtalyanlar misyonerleri de çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Hatay,
Beyrut, Selanik, Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi ülkenin değişik
bölgelerinde okullarını açmışlardı. Daha çok İtalyan Cezvitleri ile yine
İtalyan soyundan gelen Ivrea Rahibeleri tarafından açılan ilk ve ortaöğretim
seviyesindeki okullarında verilen eğitimin amacı, İtalyanca’yı öğretmek ve
kendi kültürlerinde nesiller yetiştirmekti.[25]


19.yüzyıldan
itibaren Osmanlı topraklarına gelen Alman misyonerleri ise daha çok kültürel
etkinlik kurmaya çalıştılar. Kültür propagandası uzmanları olarak anılan
Almanlar Yakındoğu’daki Alman çıkarlarının ve ekonomik kuruluşlarının ihtiyacı
olan kadroların yetiştirilmesi maksadıyla Başta İstanbul olmak üzere İzmir,
Beyrut, Selanik bölgelerinde ilk ve ortaokul seviyesinde okullar açtılar[26].
Elazığ bölgesinde de faaliyette bulunan Alman misyonerleri burada Ermeniler
için bir ortaokul açtılar[27] James
Barton isimli bir misyonerin 1919 tarihli raporuna göre, Kurtuluş Savaşı
öncesinde Türkiye’deki Alman misyonerlerinin sayısı 79 eğitim elemanı ve 791
rahip olmak üzere 890’dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17 ilkokul ve 1 ortaokul ile
iki hastane ve 1 dispanserleri vardı[28] Dünya
Savaşı öncesi Almanların 1868’de İstanbul’da açtıkları Alman Lisesi’nden başka
İzmir’de iş okulu niteliğinde bir enstitüleri ve yetimhaneleri ile Beyrut’ta
yedi, Kudüs’te ise dört okulları vardı. Diğer ülke misyonerleri kadar etkili
olmasalar da Almanya’nın bölgedeki nüfuzunu arttırmak için çalışan dini
teşkilatlarından bazıları şunlardı. İzmir, Beyrut ve Hayfa’da merkezleri olan
Communaute evangelique; Kudüs’te çalışan Deutscher Palastina Verein, Warte des
Tempels isimli Kotalik teşkilatıdır[29]


Osmanlı
topraklarında  açılan Katolik okulları arasında Avusturya okulları da
zikre değerdir. Bu kurumlar İstanbul’un Galata semtinde toplanmış Sankt Georges
(St.Georg) okulları olarak bilinir.[30] Bu
okullar Lazarist Kardeşler (Lazarist Brothers) ile Yardımsever Kardeşler
(Sisters of Charity)  tarafından yönetiliyorlardı.[31]




2.
Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,




OSMANLI DÖNEMİNDE MİSYONERLİK FAALİYETLERİ – BÖLÜM 2 

IV.PROTESTAN
MİSYONERLERİ


 


Katolik
misyonerlerinden  başka Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren diğer Hıristiyan
mezhebine mensup kişiler Protestanlardı. Bu misyonerlerin Osmanlı
topraklarındaki çalışmaları 1840’lardan itibaren hız kazanır. Tanzimat
Döneminde yayınlanan 1856 tarihli Islahat Fermanı’nın getirdiği vicdan
hürriyeti prensibi ile tanınan mezhep değiştirebilme serbestliğinden en fazla
yararlananlar Protestan misyonerleri oldu.


Osmanlı
Devleti’nin zayıflamasına paralel olarak yürütülen planlı çalışmalar sonunda
dış devletlerin Osmanlı içindeki Hıristiyanlar üzerindeki etkilerini arttırmaya
yönelik çalışmaları bilinen bir gerçektir. Yürütülen çalışmalar sonucunda
Fransa ile Avusturya Katoliklerin, Rusya ise Ortodoksların hamisi olarak ortaya
çıktı. Bu üç devlet 1840’dan sonra Lübnan ve Suriye’deki Müslümanlarla
Hıristiyanlar arasında meydana gelen olaylardan yararlanarak Katolik ve
Ortodoksları himaye etme bahanesiyle müdahalede bulunarak nüfuzlarını
kuvvetlendirmeye başladılar. İngiltere de kendi nüfuz alanını oluşturmak için
Protestan topluluğu meydana getirecek faaliyetlerde bulundu. Bu konudaki ilk
girişimi 1842’de Kudüs’te bir Protestan Kilisesinin açılmasıyla başladı. Bu
kiliseye İngiltere, Almanya ve Amerika’dan Protestan misyonerleri gönderildi.
Bölgedeki İngiliz konsoloslarının[32] da
destekleri sayesinde misyonerler başka din ve mezhepteki unsurları
Protestanlaştırmaya çalıştılar. Osmanlı topraklarına ayak basan ilk Protestan
misyonerin 1815’te Mısır’a gönderilen ‘The Church of Missionary 
Society’ [33] adlı
bir İngiliz örgütüne bağlı bir papaz olduğu görülür[34].
19.yüzyıldan itibaren daha çok Mezopotamya ve Ege bölgesine gelerek okullarını
açan İngiliz misyonerleri ayrıca İstanbul, Antakya, Harput, Ankara, İzmir,
Erzurum, Bursa ve Antep gibi şehirlerde de faaliyette bulundular[35].
World’s Missions’un 1914 tarihli istatistiklerine göre Osmanlı topraklarında
faaliyette bulunan İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary
Societies) 12800 öğrencinin okuduğu 178 okulu vardı[36].
1919 tarihli bir rapora göre ise Milli Mücadele öncesi Anadolu topraklarındaki
İngiliz misyoner sayısı 23, İlkokul 7, Ortaokul 5 adetti. 86 çocuğun bulunduğu
bir de çocuk yuvası vardı. 7401’i ilkokullarda, 134’ü ise ortaokullarda olmak
üzere toplam 2190 öğrenci bu okullarda öğrenim görüyordu.[37] Kendilerine
yandaş Protestan topluluğu oluşturmak için Osmanlı topraklarında faaliyette
bulunan İngiliz misyonerleri Asyalı Hıristiyanlar olarak nitelendirilen
Nasturilere  yönelik olarak çalışmalarda bulunurlar. İlk kez 1842’de
başlattıkları bu faaliyetler için bir İngiliz Din adamı olan Dr. Badger, 
Kanterbury Başpiskoposu tarafından görevlendirilir ve İngiliz Kilisesi ile
Nasturilerin Patriği arasında dostluklar kurulur. İngiliz Misyonunun esas amacı
diğerleri gibi eğitime ağırlık vermekti. Bu amaçla 1886’da Nasturiler için bir
erkek ve bir kız okulu ile matbaa kurdular. Daha çok Urumia ve Güneydoğu
Anadolu’da faaliyette bulunan İngiliz misyonları 20.yüzyılın başlarında Van
civarında da okullar açarak çalışmalarda bulundular[38].
Bölgedeki Dürziler üzerinde de etkinlik kurmaya çalışan İngilizler
Ortadoğu’daki güçlerini sağlamlaştırmaya çalıştılar. Daha önce de belirtildiği
gibi İngiliz misyoner faaliyetlerinin temelinde dini ve mezhebi gerçekler
olduğu kadar Fransa ve Rusya gibi ülkelere karşı Osmanlı topraklarında bir
Protestan kesimin oluşmasını sağlamak amacı da yatıyordu.


Türkiye’de
yaygın olarak faaliyette bulunan diğer İngiliz dini örgütlerinden bazıları
şunlardır:[39] Suriye’de
örgütlenen The British-Syrian Mission, The Babtist Missionary Society, The
Christian Alliance, The Friends of Foreign Mission, The British and Bible
Society. İngiliz hayır kurumlarından hastanelerin dağılımı  ise
şöyleydi.İzmir’de British Sea Man’s Hospital, Yafa ve civarında Church
Missionary Society’nin dispanserleri, Amman’da British Syrian Mission’un küçük
bir hastanesi, Kudüs’te iki hastane. Kısacası okulları, dini kurumları, matbaa
ve hastanelerinde görev yapan çok sayıda eğitimcisi ve doktoru ile faaliyette
bulunan İngiliz misyonerleri bu çalışmalarının sonucunda bölgedeki etkinliğini
ortaya koydu.


İngiliz
Protestan misyonerleri daha çok Ortadoğu’ya yönelik olarak çalışırlarken, 
Amerikalı misyonerler Anadolu’ya ağırlık verdiler. Burada etkili olan en güçlü
Amerikan misyoner örgütü  ise 1810’da Boston’da kurulan ‘American Board of
Commissioners For Foreign Missions’ du. Kısaca ‘American Board’ olarak anılan
bu örgütün ilk misyonerleri Pleny Fisk ve Levi Parsons 1820 yılının Ocak ayında
İzmir’e gelerek ilk misyonu burada kurdular.[40] Bunu
İstanbul (1831), Trabzon (1835), Erzurum (1839), Antep (1847), Sivas (1851),
Adana (1852), Merzifon (1852), Diyarbakır (1853), Kayseri (Talas 1854) ve
Harput (1855)’ta açılan misyonlar takip etti.[41] American
Board’dan başka Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren diğer Amerikan misyoner
örgütleri arasında 1868’de kurulan ‘Woman’s Board of Missions’ (WBM) ve
‘Woman’s Board of Missions of The İnterior’ (WBMI) isimli kadın misyoner
dernekleri ile ‘American Bible Society’, ‘The Near East Relief’ teşkilatları ve
Young Men’s Christian Association’(YMCA), ‘Young Women’s Christian Association’
(YWCA) cemiyetleri vardı.[42]


1880’li
yıllara kadar İngiliz hariciyesi himayesinde çalışan Amerikalı misyonerlerden
istenen şey, öncelikle gittikleri yerlerde halkın arasına karışarak bilgi
sahibi olmaktı. Özellikle halkın dini durumunu tespit etmek, din adamları
hakkında (sayıları, bilgi düzeyleri, eğitim durumları vs.) bilgi edinmek,
ülkedeki eğitim ve öğretim durumunu tespit etmek ve halkın moral durumunu
öğrenmekti. Bunlar yapıldıktan sonra ne tür bir çalışmada bulunulacağı
belirlenecekti. Onlardan istenen bir diğer şey ise “… Bu mukaddes ve
vaadedilmiş toprakların silahsız bir haçlı seferiyle geri alınması”[43] nı
sağlamak için gerekli olan herşeyin yapılmasıydı. Bu amaçla işe koyulan
misyonerler kurdukları “misyon”lar yanında ilk, orta ve yüksek seviyelerde
açtıkları okullar ile matbaa, hastane ve yardım kurumlarıyla çok yönlü bir
Protestanlaştırma faaliyetlerine giriştiler.


Önceleri
İstanbul ve İzmir gibi kıyı şehirlerinde faaliyet gösteren misyonerler, daha
sonra aynı gayelerle iç bölgelere doğru yayıldılar. İlk gelenlerin ve
sonrakilerin nihai hedefi Kudüs’e giderek bu mübarek topraklardaki bütün
dinsizleri, Müslümanları, Musevileri ve Protestanlar dışındaki Hıristiyanları
doğru yola davet etmekti.


19.yüzyılın
ikinci yarısından itibaren hız kazanan misyonerler faaliyetleri sonucunda
okullarının sayısında önemli artışlar görüldü. Daha çok Yahudi ve Müslüman
olmayan azınlıkların yaşadıkları bölgelerde çalışan Amerikalı misyonerler
gayelerine ulaşabilmek için Osmanlı topraklarını dört misyon bölgesine
ayırmışlardı. Bunlar Avrupa, Batı, Doğu ve Merkezi Türkiye Misyon’larıdır.


 Avrupa
Türkiye’si Misyonu Filibe, Selanik ve Manastır’ı içine alıyordu ve Bulgarlar’ın
bilinçlendirilmesi için çalışıyordu.


Batı
Türkiye Misyonu, İstanbul, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon
yörelerini, Doğu Türkiye Misyonu, Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis’ten
başka Rus ve İran sınırına kadar olan bütün Doğu Anadolu’yu içine alıyordu.


Merkezi
(Orta) Türkiye Misyonu ise, Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar
olan bölgeyi (Özellikle Maraş ve Antep illerine ağırlık veriliyordu) içine
alıyordu. Bu son üç misyonun Ermeniler üzerinde çalıştıkları dikkati çekmiştir.[44]


Bu
derece örgütlü ve planlı bir faaliyet sonucunda hem mezheplerini yayıyorlar hem
de başta Ermeniler olmak üzere Bulgar, Rum vb. azınlıkları etkileyerek onları
Osmanlı’dan koparmak ve dolayısıyla ait oldukları ülkelerin emperyalist
politikalarını uygulamalarına yardımcı olmak işini de gerçekleştiriyorlardı.


En
önemli Protestan Kolejleri İstanbul ve Beyrut gibi merkezlerde açılmıştı.
Bunlardan 1863 yılında Cyrus Hamlin isimli bir misyoner tarafından İstanbul’da
açılan Robert Kolej’in Bulgaristan’ın bağımsızlığını sağlayacak kadroların
yetişmesinde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Nitekim, kurucuları,
yöneticileri ve çoğu öğretim elemanı misyonerlerden meydana gelen bu Kolej’in
1863-1903 tarihleri arasındaki mezunlarının çoğunu Bulgar öğrenciler
oluşturuyordu. Yine, Kolej’in ilk Bulgar mezunlarından beşinin Bulgaristan’da
başbakanlık görevinde bulunduğu ve Birinci Dünya Savaşı önce Bulgar
kabinelerinden her birinde en az bir Robert Kolej mezununun yer aldığı
görülüyordu.[45] Yüklü
bir program uygulayan Kolej’de Almanca, İngilizce ve Fransızca gibi Batı
dilleri yanında başta Bulgarca ve Ermenice olmak üzere on beşe yakın değişik
dilin öğretilmesi Kolej’in çok yönlü amaçlarını ortaya koyması açısından önemli
bir husustur.[46]


Bulgarlar
için çalışan Avrupa Türkiye’si Misyonu’da 1899’da on misyoner, on iki Amerikalı
misyoner yardımcı ve 81 yerli yardımcı görev yapıyordu. Bölgedeki Protestan
Kiliselerinin sayısı ise on beşi bulmuştu. 1870-80’li yıllarda, İstanbul’da
misyonerlerin kurduğu matbaada yayınlanan eserlerin yarıya yakınının Bulgarca
olması bu konu üzerindeki çalışmaların ciddiyetini ortaya koymaktadır.


“American
Board”dan başka Bulgarları Protestanlaştırmak için çalışan bir diğer Amerikan
Misyoner örgütü olan “Methodist Episcopol Mission”da 1858’de Bulgaristan’da
birer “Misyon” merkezini kurmuştur.


American
misyonerlerinin İstanbul’da kurduğu Robert Kolej’in Bulgarlar için üstlendiği
görevi, Beyrut’ta açılan Protestan Koleji de oradaki Arapları bilinçlendirip,
Osmanlı’ya karşı kışkırtma olarak yerine getirdiği ifade edilir.


Bu
iki Kolej’den başka Anadolu’da açıdan pekçok Amerikan misyoner kolejleri, aynı
şekilde daha çok Ermenilere yönelik olarak faaliyet göstermişlerdir. Bunlardan
bazıları şunlardır: Anadolu’da ilk Amerikan misyoner merkezi 1852’de Harput’ta
kurulmuştur. Aynı yerde 1878’de açılan Osmanlıların “Fırat Koleji” dedikleri
“Ermenistan Koleji” (Armenian College) protestan papazı yetiştirmek ve
Ermenileri dilleri, tarihleri, edebiyatları, milliyetleri hakkında
bilgilendirmek için faaliyete geçti. Aynı dönemde Merzifon’da “Anadolu Koleji”
(Anatolia College), İzmir’de Millletlerarası Kolej (İnternational College) ile
kızlar için açılan Amerikan Koleji, Antep ve Maraş’ta kızlar ve erkekler için açılan
“Merkezi Türkiye Kolej”leri, Tarsus’taki St. Paul Enstitüsü gibi kolejler
başlangıçta Hıristiyan azınlıkların çocuklarını eğitmişler, onlara milli
duygular kazandırarak bilinçlendirmişler ve sonuçta Osmanlı Devleti’ne karşı
ayaklanmalarını sağlamışlardı.[47] İçeride
azınlıkları bu şekilde yetiştirerek kışkırtan misyonerler dışarıda da Avrupa ve
Amerikan kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için kendi tahrikleriyle çıkan
ayaklanmaların bastırılmasını “Türkler Hıristiyan ahaliyi
kesiyor!” propagandalarıyla etkilemeye çalışarak batı dünyasını Osmanlı
Devleti aleyhine tavır almak üzere harekete geçiriyorlardı. İyi yetiştirilmiş
Ermeniler ABD’ye götürülüyorlar ve çoğu Amerikan vatandaşlığına geçdikten sonra
Osmanlı topraklarına geri dönüyorlar ve özgürlük propagandası yaparak
lehlerinde reformlar yapılmasını istiyorlardı. [48].


Özetle
verdiğimiz bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere “American Board” teşkilatı
Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerinin çoğunu üstlenmektedir. Bu
faaliyetlerin % 30’a yakını anılan kurum tarafından yürütülüyordu.


Böylece
“American Board” ve diğer teşkilatların bu derece etkin ve yoğun çalışmaları
sonucunda misyonerler, 1880’lerden itibaren A.B.D.’ye Ortadoğu’da ekonomik,
sosyal ve kültürel bir hayat sahası oluşturmada aracı rol oynamışlardır.
Başlangıçta Ermeni ve Bulgarlara yönelik olarak çalışan Protestan misyonerleri
daha sonra Rum, Hıristiyan Arap, Nasturi, Süryani, Kürt ve Yahudiler üzerinde
de etkili oldular .


Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde
yürüttükleri çalışmalarla bölgedeki Kürt ve Nasturilerin ayaklanmalarında rol
oynadılar. Bunda ayrıca 17.yüzyıldan itibaren bölgeye gelen Fransız ve İtalyan
Katoliklerinin de payı büyük olmuştur[49]


SONUÇ


 


Batılı
ülkelerin Osmanlı Devleti’ndeki misyonerlik faaliyetleri hakkında verilen bu
bilgilerden de anlaşılacağı üzere, çalışma alanları, amaçları ve metotları göz
önüne alınırsa, Devlet 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner
faaliyetine sahna olmuştur. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler
tarafından açılan okullar ve sağlık kuruluşları ve dini kurumlarla
donatılmıştır.


Yabancı
misyoner okulları olarak nitelendirilen bütün bu misyoner eğitim kurumlarında
din propagandasının yoğun olarak yapıldığı, kendi dil ve kültürlerinin
öğretildiği, ayrıca Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik
akımlarının azınlıklar üzerinde uygulanmaya çalışıldığı düşünülürse ne denli
etkili görev yaptıkları hesap edilebilir.


Osmanlı
Devleti bu kurumları kapitülasyonlardan dolayı dış devletlerin 
müdahaleleri yüzünden denetlenemiyordu. Dolayısıyla anılan kurumlarda bir
taraftan İslam ve Türk aleyhtarlığı işleniyor, diğer taraftan da Türkçe
yetersiz olarak veriliyordu. Ayrıca devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve
öğretim kurumlarının yeterli olmaması misyoner okullarına olan ilgiyi
arttırıyordu. 1900’de sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20.000’e yakın
öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren İdadi ve Sultani sayısı
69 olup 7000’e yakın öğrenci vardı. Aynı yıllarda Osmanlı topraklarındaki
misyonerlere ait toplam yabancı okul sayısı 2.000 civarında idi. Bunlara
azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse bu sayı 10.000’e yaklaşmaktaydı.


Son
yüzyıllarda batı karşısında sürekli gerileyen Osmanlı Devleti azınlıklar
üzerinde hamilik iddia eden batılı büyük devletlerin baskılarına maruz
kalmıştı. Başında güçlü idarecilerin bulunmadığı bu dönemde Osmanlı Devleti
olumsuz faaliyetlerle zayıflatılmaya çalışılıyordu.


19.yüzyılda
patlak veren ve Devletin dağılmasına yol açan ayaklanmalarda, misyonerlik
faaliyetleri ile bu faaliyetlerin tabii bir sonucu olarak kurulan çeşitli
seviyelerdeki okul ve kolejlerin payı büyük olmuştur. Misyonerler, söz konusu
eğitim faaliyetleri ile azınlıklar üzerinde bu şekilde etkili olurlarken,
yabancı okullara devam eden Müslüman Türk unsurları da dinlerinden
uzaklaştırma, kültürlerinden koparma ve çoğunlukla hayranı insanlar olarak
yetiştirmede etkin rol oynamışlardır.


1839
Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ile azınlıklara tanınan siyasi ve hukuki
hakların genişletilmesinden yararlanan misyonerler faaliyetlerini
arttırmışlardı. Çeşitli dini teşkilatlar hem dinini yaymak hem de Osmanlı’daki
Hıristiyanları devlete karşı kullanmak için akın akın Türkiye’ye gelerek
yüzlerce okul, hastane ve yetimhane açmışlardı.


Bu
dönemde politika ile iç içe olan hatta politikanın emrinde çalışan misyonerler,
ait oldukları ülkelerden gördükleri büyük destekler sayesinde dikkate değer
başarılar göstermişlerdi. Faaliyet alanlarını köy kasaba gibi ülkenin en ücra
köşelerine kadar götüren misyonerler çalışmalarının sonuçlarını almaya
başlamışlardı.


Bundan
dolayıdır ki, Devletin zayıfladığı dönemlerde azınlıkların ayaklanmaları
sonucunda Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline
gelmelerinde misyonerlerin bu tür faaliyetlerinin etkisi oldukça büyüktür.


Nitekim,
1829’da Yunanistan’ın 1908’de Bulgaristan’ın ve I. Dünya Savaşından sonra da
Arap topraklarının Osmanlı’dan kopmasına misyoner faaliyetlerinin
küçümsenemeyecek katkıları olmuştur. Daha da önemlisi, Yusuf Akçuraoğlu’nun da
vurguladığı gibi[50],
ülkemizdeki okumuş aydınlar arasında ortak bir düşünce ve idealin olmamasında
misyonerler tarafından açılmış olan yabancı kolejlerde verilen eğitimin etkisi
büyük olmuştur

KAYNAKÇA

Akgün,
Seçil, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesindeki Rolü”, Atatürk Yolu, Mayıs
1988, yıl:1, sayı:1, s.1-13




Cilacı
,Osman, Hıristiyanlı Propagandası ve Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara
1990.




 Çavdar, 
Tevfik, Osmanlıların Yarı Sömürge Oluşu, İstanbul 1970.




Çavdar,
Tevfik Milli Mücadele Başlarken Sayılarla Manzara-i Umumiye, İstanbul
1971.


Dinçer,Nahit Yabancı
Özel Okullar, s.70.




Ergin,Türk
Maarif Tarihi, İstanbul 1977, cilt:1-2.




“Genç
Hıristiyanlar Cemiyeti”, Sebilürreşad , Cilt.19, 20,21,24,25.




Gordon,
Leland James, American Relations With Turkey, 1830-1930, Philadelphia
University of Pensilvania Press 1932.


Grabil
,Joseph L, Protestant Diplomacy  And Near East: Missionary Influence
on American Policy, 1810-1927, University of Minnesota 1971.


Greenwood, 
Keith Maurice Robert College: The American Founders, The Johns Hopkins
University, Ph D 1965.


Güngör ,
Erol, “Türkiye’de Yabancı Kültürü II”, Türk Yurdu, sayı:2, cilt:1.




Güngör,
Erol “Türkiye’de Yabancı Kültürü II”, Türk Yurdu, sayı:2, cilt:1,
Haziran 1959.


Halidi
-Mustafa -Ömer Ferruh, İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm,
3.baskı, İstanbul 1968.


Karabekir,
Kazım, “Misyonerlerin Faaliyeti”, Yeni Sabah Gazetesi, 11-12 Kanunusani
(Ocak) 1939.


Karal, 
Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, cilt:3, kısım:2,  2.baskı, Ankara 1977.




Kırşehirlioğlu
,E., Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri, İstanbul 1963.




Kocabaşoğlu,
Uygur, “Doğu Sorunu Çerçevesinde Amerikan Misyşoner Faaliyetleri”, Tarihi
Gelişmeler İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu, Ankara, 1992.


Kocabaşoğlu,
Uygur, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, 19. Yüzyılda Osmanlı
İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları, İstanbul 1989.


Kodaman,
Bayram, “Şark Meselesi”,Türk Yurdu, Ekim 1997, cilt:17, s.122, s.22-32.




Kodaman,
Bayram, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan Abdülhamid’in Doğu Anadolu
Politikası, İstanbul 1983.


 Latourette, 
Kenneth Scott “YMCA TÜRKİYE’DE”, Toplumsal Tarih,  Kasım 1997, sayı: 47,
(Çeviren:Hülya Balcı).


Mears
,Eliot Grinnel, Modern Turkey, New York 1924.




“Misyon”,
“Misyonerlik”, Meydan Larousse, cilt:9, s.843.


“Misyoner”, AnaBritannica,
cilt:16.


National
Archives of the United States , M.C.1107/20. Report on the Assyrian Christians
by DAVİD MAGİE, August 24,1918.


National
Archives of United States,,”Some of the Current Problems of the Foreign Schools
in Turkey”, başlıklı  rapor. Microcopy No:1224, Roll No:12, Enclosure
No:1, Despatch No: 885,


Ortaylı,
İlber Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İstanbul 1983.




Özel
Okullar Rehberi,  İstanbul 1964.




 Polvan ,Nurettin, Türkiye’de
Yabancı Öğretim,  cilt:I, İstanbul 1952, s.145.




Putney,
Ethel W., A Brief History of American Board Schools in Turkey, İstanbul
1964.


Sausa,Nasım
The Capitulatory  Regime of Turkey , Baltimore 1933.




Stone,
Frank Andrew Academies for Anatolia, 1830-1980, University Press of America,
1984.


Sunguroğlu,
İshak Harput Yollarında,  cilt:2, İstanbul 1959.




Şimşir, 
Bilal “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine” , Tarih Boyunca Türklerin
Ermeni Toplumu ile İlişkileri”, Ankara 1985. 


Türkiye’de
Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara 1996.




Uralgiray
,Yusuf, İslam Aleminde Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara 1977.




White,
George E. Adventuring With Anatolia College, First Edition 1940, Grinnel, Iowa,
s.11.


Who is Who
RC-ACG Alumni Community, RC-ACG Mezunlar Topluluğunda Kim Kimdir?, İstanbul
1985.





* Dr. Hacettepe
Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü


[1] “Misyon”,
“Misyonerlik”, Meydan Larousse, cilt:9, s.843; “Misyoner”, AnaBritannica,
cilt:16, s.144.


[2] Mattaya
Göre, Bab 28, İNCİL, 8.baskı, İstanbul 1979, s.75-76; Benzer ifadeler
Markoso göre şöyledir: Hz. İsa “ Ve onlara dedi: Bütün dünyaya gidin,
İncili bütün hilkate vazedin”. Bkz İNCİL, Bab 16, s.123.


[3] Tarihi
gelişim için bkz. Yusuf Uralgiray, İslam Aleminde Misyonerlik
Faaliyetleri, Ankara 1977, s.6-7; Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri,
Ankara 1996.


[4] Henry
Harris Jessup, Fifty Years in Syria, N.y, 1910, s.562,592’den nakleden
Mustafa Halidi-Ömer Ferruh, İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm,
3.baskı, İstanbul 1968, s79.


[5] Les
Jesuites en Syrie, X/97’den nakleden, Halidi-Ferruh, age, s.85.


[6] Anna
A. Milligan, Facts and Falks In Our Fields Abroad, Philadelphia 1921,
s.133’ten nakleden Halidi-Ferruh, age, s.68-69.


[7] The
Ascending Cross, London 1905’den nakleden Erol Güngör, “Türkiye’de Yabancı
Kültürü II”, Türk Yurdu, sayı:2, cilt:1, s.34.


[8] Kazım
Karabekir, “Misyonerlerin Faaliyeti”, Yeni Sabah Gazetesi, 11-12
Kanunusani (Ocak) 1939; E.Kırşehirlioğlu, Türkiye’de Misyoner
Faaliyetleri, İstanbul 1963, s. 25.


[9] Osman
Cilacı, Hıristiyanlı Propagandası ve Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara
1990, s.14-15.


[10] Osmanlı
topraklarında faaliyet gösteren misyonerler hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.
Joseph L. Grabil, Protestant Diplomacy  And Near East: Missionary
Influence on American Policy, 1810-1927, University of Minnesota 1971; Uygur
Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, 19. Yüzyılda Osmanlı
İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları, İstanbul 1989.


[11] Erol
Güngör, “Türkiye’de Yabancı Kültürü II”, Türk Yurdu, sayı:2, cilt:1,
Haziran 1959, s.33.


[12] Kırşehirlioğlu, age,
s.15.


[13] Mustafa
Halidi-Ömer Ferruh, İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm, Çeviren:
Osman Şekerci, İstanbul (?), 3.baskı, s.142-143.


[14] ‘Şark
Meselesi ‘ kavramı 19. yüzyılın başlarında kullanılmakla beraber kökenleri
Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihe kadar götürülür(1071). Söz konusu 
meseleyi bu tarihlerden itibaren Müslüman-Hıristiyan, Doğu-Batı ve
Avrupalı-Türk mücadelesi olarak nitelendirmek mümkündür.17.yüzyılın sonlarına
kadar Türklerin Anadolu’ya ve Balkanlara geçmelerine engel olmak şeklinde
görülen ‘Şark Meselesi’nin bu birinci aşamasında batılılar başarısız oldular.
Nitekim,  bu dönemde Türkler Anadolu’yu yurt edinmişler, İstanbul’u
fethetmişler ve Balkanlara geçerek Avrupa içlerine kadar ilerlediler. Ancak bu
ilerleyiş 17.yüzyılın sonlarında Viyana’da durduruldular (1683). Bundan sonra
Türkler batılılar karşısında sürekli toprak kayıpları ile gerilemeye başladılar.
O günden  bugüne çeşitli  politikalarla devam eden ‘Şark Meselesi’nin
ikinci aşamasında Batılı Hıristiyan devletler sanayi devrimi sonrası
sömürgeciliğin de gelişimiyle Osmanlı’yı zayıflatıp parçalayarak elindeki
önemli topraklara sahip olmak istediler. ‘Şark Meselesi’ için bkz .Bayram
Kodaman, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan Abdülhamid’in Doğu Anadolu
Politikası, İstanbul 1983, s.162-180; aynı yazar, “Şark Meselesi”,Türk Yurdu,
Ekim 1997, cilt:17, s.122, s.22-32.


[15] Bu
okul Osmanlı topraklarında açılan ilk yabancı okul olarak kabul edilmektedir.
Bkz.Nurettin Polvan, Türkiye’de Yabancı Öğretim,  cilt:I, İstanbul
1952, s.145.


[16] Enver
Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, cilt:3, kısım:2,  2.baskı, Ankara 1977,
s.118-119


[17] Katolik
misyonerlerine ait okullar hakkındaki sayısal bilgiler için bkz. Tevfik
Çavdar, Osmanlıların Yarı Sömürge Oluşu, İstanbul 1970, s.89-92.


[18] Okulları
çok yaygın olan bu örgütün bir de Beyrut’ta ‘L’universite Saint-Joseph a
Beyrouth’ isimli bir üniversiteleri  vardı.
Çavdar,  age,  s.91.


[19] Çavdar, age, s.92.




[20] 1870’de
öğretime başlayan bu okulda diğer misyoner okullarından farklı olarak Türkçeye
büyük önem verildiği ve alanında değerli pek çok şahsın çalıştığı görülüyordu.
Bu özelliklerinden dolayı daha çok üst düzeyde durumu iyi ailelerin rağbet
ettiği okulun  etkisi oldukça büyüktü. Okulun tarihçesi hakkında bkz. Özel
Öğretim Kurumları Arşivi, 420-4 Nolu Okula ait dosya. Ergin, age , cilt:1-2,
s.780-782.


[21] Tevfik
Çavdar, Osmanlıların Yarı-Sömürge Oluşu, İstanbul 1970,  s.91.


[22] Eliot
Grinnel Mears, Modern Turkey, New York 1924,  s.130, 135. Aynı
tarihlerde sadece İstanbul ve civarında yaklaşık 53 Fransız okulunun olduğu
tahmin edilmektedir. İstanbul’daki Katolik okul ve dini teşkilatları için bkz.
Osman Nuri Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, cilt:1-2, İstanbul 1977,
s.769-775.


[23] Çavdar,
age, s.93.


[24] Çavdar,
age, s.94.


[25] Polvan,
age, s.94, 116, 134-135, 141-142, 218-219.


[26] İlber
Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İstanbul 1983, s.63.


[27] Frank
Andrew Stone,  Academies for Anatolia, 1830-1980, University Press of
America, 1984, s.172; İshak Sunguroğlu, Harput Yollarında,  cilt:2,
İstanbul 1959, s.97.


[28] Tevfik
Çavdar, Milli Mücadele Başlarken Sayılarla Manzara-i Umumiye, İstanbul
1971, s.87.


[29] Çavdan, Osmanlıların
Yarı Sömürge…, s.96.


[30] Polvan,
age, s.132, 168, 181; Özel Okullar Rehberi,  İstanbul 1964, s.156, 158.


[31] National
Archives of United States,,”Some of the Current Problems of the Foreign Schools
in Turkey”, başlıklı  rapor. Microcopy No:1224, Roll No:12, Enclosure
No:1, Despatch No: 885,


[32] 20.yüzyılın
başında Dünya Savaşı öncesi  İngiltere’nin Asya Türkiyesindeki
temsilcilikleri şunlardı: İstanbul’da Büyükelçilik;  Beyrut, Bağdat ve
İzmir’de Genel Konsolosluklar; Halep, Ankara, Basra, Şam, Erzurum, Kudüs,
Mersin Trabzon ve Tripoli’de Konsoloslukları; Ayvalık, Hayfa, Lazkiye, Midilli,
Sayda, Amman, Sisam, Kuşadası, İzmir ve Van’da Konsolos  yardımcılıkları.
Bkz. Çavdar, Osmanlıların Yarı Sömürge …, s.86.


[33] Dünya
Savaşı öncesi bu  misyoner örgütün 14 rahip ve 25 rahibe ile Yakın
Doğu’da, özellikle Mezopotamya bölgesinde çalışıyordu Çavdar, Osmanlıların
Yarı Sömürge… s.86.


[34] 
Leon Arpee, The Armenian Awakening A History of Armenian Church, 1820-1860,
Chicago, The University Press 1909, s. 93’ten nakleden, Kocabaşoğlu, age, s.16.


[35] Nahit
Dirçer, Yabancı Özel Okullar, s.70; Kırşehirlioğlu, age, s.27,30.


[36] 
Mears, age, s.131.


[37] Çavdar, Milli
Mücadele Başlarken… s.87-88.


[38] National
Archives of the United States , M.C.1107/20. Report on the Assyrian Christians
by DAVİD MAGİE, August 24,1918 tarihli  rapor.


[39] Çavdar, Osmanlıların
Yarı Sömürge.. s.86-87.


[40] Leland
James Gordon, American Relations With Turkey, 1830-1930, Philadelphia
University of Pensilvania Press 1932, s.221; Anadolu ve Yakın Doğu’ya gönderilen
misyonerlere şu sorulara karşılık aramaları istenmiştir: “Yapılabilecek en iyi
şey nedir? ve ne vasıtasıyla yapılabilir? Yahudiler, Putperestler, Müslümanlar
ve Hıristiyanlar için ne yapılabilir?” Bkz. Ethel W.Putney, A Brief
History of American Board Schools in Turkey, İstanbul 1964, s.1.


[41] Nasım
Sausa, The Capitulatory  Regime of Turkey , Baltimore 1933, s.140-142,
Kırşehirlioğlu, age, s.74-75; Kocabaşoğlu, age, s.126-127, 146,176;


[42] Bu
cemiyetlerden YMCA ve YWCA ‘nın İstanbul’da yaptığı işler arasında
kamplar,  öğrenci kongreleri, spor oyunları, öğrenci yurtları , çocuk
yuvaları ve kitap yayıncılığı sayılabilir.  Bunlardan YMCA ilk defa olarak
1844’te Londra’da  George Willams adlı bir İngiliz’in öncülüğünde kurulmuş
ve bütün Avrupa’da,  Amerika’da, Hindistan’da, Çin’de, Japonya’da,
Kore’de, Avusturalya’da ve Yeni Zellanda , Filistin , Mısır ve Afrika’da
şubeleri vardır. Cemiyetin gayesi “ Bedenen , fikren, manen kuvvetli gençler
yetiştirmek ve onları gerek kendilerine, gerek diğerlerine yardım etmeğe teşvik
etmek” şeklinde açıklanmıştır. Cemiyetin gayesi gayet insani görünmekle beraber
başta Sebilürreşed Mecmuası olmak üzere pek çok yayında çok sayıda Müslüman
Türk gençlerinin bu yolla Hıristiyanlaştırıldığı ifade edilmektedir. 1913’ten
1939’a kadar İstanbul’da da faaliyet gösteren bu cemiyet , kapatıldığı bu
tarihten sonra ‘Amerikan Lisan ve Ticaret Dershanesi’ adıyla yeniden açıldı. Bu
cemiyetler hakkında şu eserlere bakılabilir: “Genç Hıristiyanlar Cemiyeti”,
Sebilürreşad , Cilt.19, 20,21,24,25. Bu ciltlerin muhtelif sayılarında (293,
298, 493, 495, 498, 604, 611)  yayınlanmış yazılar; Kenneth Scott
Latourette, “YMCA TÜRKİYE’DE”, Toplumsal Tarih,  Kasım 1997, sayı: 47,
(Çeviren:Hülya Balcı), s.29-31; Kırşehirlioğlu, age, s.31.


[43] Kocabaşoğlu,
age, s.30-33.


[44] Bilal
Şimşir,  “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine” , Tarih Boyunca
Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri”, Ankara 1985, s.92-93;, Kocabaşoğlu,
“Doğu Sorunu Çerçevesinde Amerikan Misyşoner Faaliyetleri”, Tarihi Gelişmeler
İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu, Ankara, 1992, s.68, 92-93; George
E.White, Adventuring With Anatolia College, First Edition 1940, Grinnel, Iowa,
s.11.


[45] Keith
Maurice Greenwood, Robert College: The American Founders, The Johns Hopkins
University, Ph D 1965, s.10l-104; Who is Who RC-ACG Alumni Community,
RC-ACG Mezunlar Topluluğunda Kim Kimdir?, İstanbul 1985, s.21; Seçil
Akgün, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesindeki Rolü”, Atatürk Yolu, Mayıs
1988, yıl:1, sayı:1, s.1-13; Şimşir, agm; Mears, age, s.119.




[47] Türkiye’deki
Amerikan okulları için bkz.  Kocabaşoğlu, age.


[48] 
Seçil Akgün, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesindeki Rolü”, Atatürk
Yolu, Mayıs 1988, yıl:1, sayı:1, s.9-10. 1914 yılına kadar yaklaşık 60 binin
üzerinde Ermeni’nin ABD’ye  göç ettiği tahmin edilmektedir. Ercüment
Kuran, “ABD’de Türk Aleyhtarı Ermeni Propagandası”, Uluslar arası Terörizm
ve Gençlik Sempozyumu Bildirileri, Sivas 1985’ten ayrı basım, s.55-56.


[49] 
National Archives  of the United States,  M.C, 1107/20, Report on the
Assyrian Chiristians by David Magie, August 24 1918 tarihli rapor.


[50] Yusuf
Akçuraoğlu, “Emel (İDEAL)”, TÜRK YURDU,  sayı:16,  14 Haziran
1328, s.489-490




LİNK : http://www.ait.hacettepe.edu.tr/akademik/arsiv/misy.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet