MİSYONERLİK FAALİYETLERİ

Neval KAVCAR : Bülbül Dağının Sahte Hacıları 

2006 yılında yazdığım yazıyı
paylaşırken, Ramazan Bayramınızı kutluyorum. 

 

***

 

Fransız bir papaz rüyasında
“Hz. Meryem”in Bülbül dağında yaşamış olduğunu görüyor. İşte işin
aslı astarı bu kadar. Daha sonra Bülbül dağına birkaç oda inşa ediliyor. Oluyor
size kutsal bir yer.

 

Türkiye”nin birçok yerinde
ayni anda başlayan yangın için, Orman Bakanı gayet çağdaş bir karar aldı.
“Bundan böyle ormanlarda piknik yapılmaya. Kim piknik yapa, tiz boynu
vurula.” Türk halkına deniyor ki: “Piknik yapıldı, ormanlar
yandı.” Bu kadar da olur mu dedirtecek türden bir yaklaşım. İhtimaldir ki,
yirmi kadar piknikçi ormanı tutuşturdu.” 

 

Ayni anda çeşitli yerlerde
başlayan yangının piknikçiler ile ne ilgisi var? Ne çekiniyorsun, kimden
korkuyorsun? “PKK yapmıştır” demek çok mu zor. Bu millet her gün
çocuklarını teröre kurban verirken, katillerin kim olduğunu bilmiyor mu?

 

Ve dahası PKK’nın arkasında duran
devlet ile “Stratejik Vizyon Belgesi” imzalanarak, BOP da
“Amerikan copu” olmaya karar verilmedi mi?

 

“Kuş gribi, kene, örümcek,
PKK, Orman yangını” bunlar, Emperyalist batının ya hükümeti karar vermede
çabuklaştırıcı ya da halka gündem oluşturucu psikolojik harp hileleri. Bu
yangınlar bize göstermiştir ki, devletin “yangın söndürmeye” mecali
yoktur.

 

Meryem Ana evine, beş metre kala
sönen yangının hikmetini sual eden birçok haberi duyunca birkaç satırda ben
yazayım dedim. Bundan iki yıl önce Aydın Halk kütüphanesinde altmışlı yılların
gazetelerini, bir araştırma için baştan sona taradım. Epeyce toz yuttuktan
sonra, aradıklarımla birlikte günümüze ışık tutacak bilgilere de tesadüfen
ulaştım. Bu haberin bir tanesi 60 lı yıllarda Amerikalıların, Güney Doğuda
tarihin ilk çiftçiliğine ait araç gerece rastlamalarıydı. Sabanın atası kabul
edilen bu araçlar ne hikmetse “Kürdistan” coğrafyasında rastlanmıştı.
Tarih araştırmacılığı adı altında, “Kürt Projelerine” zemin
aradıkları ya da yaratmaya çalıştıkları satır aralarında netlik kazanan bir
haberdi.

 

Diğeri, “Bülbül Dağı”
ile ilgili idi. Vatikan”ın resmen gelip ayin yapması ile “Kutsal
yer” kabul edilmişti. Oysa “Meryem ana “evi bakın nasıl ortaya
çıkmıştır?

 

. İncil, Hz. Meryem”in
resmedilmiş hali ve bol miktarda mumla ortam, kiliseleştiriliyor. Antipatik
olmasın diye Kuran-ı Kerim”de konmuştu benim gördüğümde. O yıllarda
“Semavi Dinler” şarlatanlığı ve “Diyalog -Hoşgörü” misyonerliği
henüz olmadığı için, Müslüman ahalinin tepkisini çekmemek için konduğu
besbelli.

 

Oraya ziyarete gelen Hıristiyan
turistler Hacı oluyor, Müslümanlar da dini ve tarihi bir yer gördüklerini
sanıyor zinhar. Batı emperyalizminin uyanıklığı burada da kendini gösteriyor.
Papazın rüyası ile nerede ise Bülbül dağına sahip çıktıklarına görünce, yok mu
bizden de bir hoca, “Alpler ile ilgili ruhani rüya görsün” demiştim.
Vatikan”ın haline bakın ki, Fransız Papazın rüyası ile gelip, Bülbül
Dağında ayin yapıyor. Ortaçağ zihniyeti, engizisyon ve bilim adamlarını niçin
astıklarının delilinin, mesnetsiz taassupları olduğu ortada değil mi?

 

Gelelim mucizeye. Yangının Meryem
Ana Evine birkaç metre kala sönmesi hikâyesine:

 

” Meryemana Evi rahibi ve çalışanlar, alevlerin tüm çevrede
etkili olduğunu, evin ve rahiplerin kaldığı binanın yanmamasının “mucize
olduğunu” söylediler.” ( 21 Ağustos 2006 – Hürriyet)

 

Bu mucize onları epey idare
edecektir. Hâlbuki “Avrupa” Meryem Evimizi niye yaktınız? Demesin
diye yangın söndürme ekibinin tüm seferberliği Bülbül dağına dönük olmuştur.
Meryem Ana Evi kurtulsun diye, tüm ekiplerin oraya sevk edilmesi sebebi ile de
nerede ise Kuşadası tümden kül olacaktı.

 

Rüyaların mucize ile sonlanması
batıya mahsus bir düşünce olmalı. Bu nasıl mucizedir ki yangının çıkmasına mani
olamıyor ama metreler kala sönmesini sağlıyor.

 

*** 

 

BATI BAZI NOKTALARI KAFADAN
KUTSALLAŞTIRIYOR

 

Meryem ana Evi nedir? Diye
gittiğimde devletin jandarmasının koruma yaptığı ve görevli papazların
bulunduğu yer konumunda idi. Trabzon”dan papazları başlarında bir otobüs
insan ziyarete gelmişti. Müslümanlarda ellerine aldıkları mumu yakmakla meşguldü.

 

Meryem ana Evi ile ilgili
kaynaklarda bakın nasıl tanıtım yapılıyor?

 

“Hıristiyanlığın kutsal anası
Meryem Ana’nın Evi, Bülbül Dağı üzerinde bulunmaktadır. 1891 yılında yapılan
kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Hıristiyanlar tarafından “Panaya
Kapulu” olarak da adlandırılan kutsal yerin MS. 4. YY” da inşa
edildiği tahmin edilmektedir. Meryem Ana’nın Mezarı da Panayır Dağı’nın
kuzeydoğu eteğindedir. Yıllar boyu her 15 Ağustos’da Meryem Ana Evi’nin
bulunduğu Panaya Kapulu’da dinsel törenler düzenlenmiştir. 1957 yılında Papalık
da burasının Meryem Ana’nın Evi olduğunu onaylamış ve Hıristiyanlık için
“Hac Yeri” ilan etmiştir.”

 

Dini ya da tarihi kaynak var mı?
Hayır. Anadolu topraklarını parsellemenin başka metodu olarak karşımıza
çıkmaktadır. Binlerce Hıristiyan, Hacı olmak üzere Türkiye sınırları içinde,
Bülbül Dağına yönlendirilmektedir. Bir bakıma onların kutsal mekânlarını ele
geçirmiş, “Barbar Türkler” olarak hafızalarına nakşolunuyoruz.

 

Yukarıda ki satırlara bakarak
binlerce yıl önce yapılan tarihi bir yapının bulunduğunu zannetmeyin Bülbül
dağında. Bina 1953 yılında yapılmış:

 

“Türkiye’de İzmir
Panayakopu’da inşa edilen Meryemana Evi açıldı. Papa XII. Pius”un verdiği
imtizayla, İzmir Selçuk Panayakapu”da inşa edilen Meryem Ana Evi törenle
açıldı. Kutsal Meryem”in son günlerini yaşadığı yerlerden biri olarak
kabul edilen Bülbül Dağı”ndaki Meryem Ana Evi”nde yapılan törenle
Hıristiyanlar hacı oldu.” (www.sodev.org.tr)

 

Hz. Meryem, Efes”e hiç gelmiş
miydi? Hayır. Zaten onlarda diyor ki:” .yaşadığı yerlerden biri olarak
kabul edilen.”. Yarın önlerine belge konursa diyeceklerdir ki “biz
zaten kesin bir şey dememiştik.” Türkiye Cumhuriyetini idare edenler
nerededir? Hz. Meryem”in, Bülbül Dağında yaşadığının delili nerede diye
sormadan, bu toprakları papazlara peşkeş çekmeye bıkmadınız mı?

 

” Bugün dünyanın birçok
yerindeki Hıristiyanlar, Hilal”in elindeki toprakları alabilmek için
çeşitli rüyalar görüp, (gördürüp) Efes”teki Bülbül Dağı”nda „Meryem
Ana” mezarlığı ihdas etmişlerdir. Bizzat Hıristiyanlığın ilim adamları ve
tarihçileri vasıtasıyla elde etmiş olduğumuz bilgilere göre Hz. Meryem,
hayatında Efes”e gelmemiştir. Benimde bulunduğum 1994 yılında
Essen”deki bir toplantıda Hıristiyan din alimi bu görüşü beyan
etmiştir.”( www.dergi.havuz.de)

 

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın
Sözcüsü Sevgi Erenerol, Meryem Ana Evi olarak tanınan yerle ilgili olarak şunu
söylüyor: “Erenerol, Müslümanların Hz Meryem”e olan inançlarının
Katolikler tarafından bir Hıristiyanlaştırma aracı olarak kullanıldığını ve
Meryem Ana Evi”nde yapılan ayinlere Türklerin de dâhil edildiğini
belirtti. Erenerol, Meryem Ana Evi”nin bulunduğu Bülbül Dağı”nın
mülkiyetinin parça parça misyonerlerce ele geçirildiğine buralarda vaftiz
kampları kurduklarına dikkat çekti.”(12.06.2002- Yeni Mesaj-A.R.Bayzan)

 

Kutsal kimlikleri, örtülü işgalde
kullanan Batı Emperyalizmi budur işte.

 

Bülbül Dağında ki yangının Meryem
Ananın evine metreler kala sönmesi mucize kabul edilebilir mi?

 




















































































































“Anadolu”nun silahsız
olarak fethini sağladığı için evet.” (28 Ağustos 2006)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir