MİLLİ TARIM & MİLLİ HAYVANCILIK & MİLLİ SANAYİ

ŞEKER

Suay
Karaman

Ülkemize son 15 yılda 126
ülkeden, 37 milyar dolar yağlı tohum ve türevleri, 18 milyar dolar tahıl, 17
milyar dolar pamuk lifi ve 4 milyar dolar bakliyat ithal edilmiştir. Sadece
Ocak-Ekim 2017 döneminde kırmızı mercimek için 180 milyon dolar para ödediğimiz
düşünülürse, ülkemizin her alanda olduğu gibi, tarım alanında da ne kadar kötü
yönetildiği gözler önüne serilmektedir.

Cumhuriyet yönetiminin planlı
ekonomisi ile tüm yurtta kalkınma hamlelerine girişilmiş ve 1925 yılında şeker
fabrikaları kurulmaya başlanmıştı. 2000 yılına gelindiğinde, ülkemizde 27 tane
şeker fabrikası vardı. Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi, 2000 yılında
özelleştirme kapsamına alındı. 2001 yılında “Şeker Yasası” çıkarıldı ve ‘Şeker
Kurulu’ oluşturuldu. Şeker Kurulu’nun bir çok olumsuzluğunun yanı sıra, şeker
pancarından elde edilen şeker üretimine kota getirilmesiyle, üretim olumsuz
etkilendi. Böylece pancar yanında mısır gibi diğer bitkilerden elde edilen
şeker benzeri maddelerin, Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimine olanak sağlandı.

Siyasi iktidarın 8 Nisan 2013
tarihinde  TBMM’ne  sunduğu 
yasa tasarısı ile, NBŞ kotası %10’dan %15’e çıkarıldı. Oysa ABD’de bu
oran %2 iken, AB ülkelerinde %0-4, arasında değişmektedir. NBŞ tüketiminin
arttırılması ile ortaya çıkan obezite, karaciğer yetmezliği, şeker, kalp,
kanser gibi hastalıkların sağlığımıza büyük zararlar verdiği de bilinmektedir.

Siyasi iktidar 24 Aralık 2017
tarihinde çıkardığı 696 sayılı KHK ile Şeker Kurumu’nu kapattı. Tarımsal
sanayinin itici gücü durumundaki şeker, Türkiye’nin ve üreticinin sosyo-ekonomik
durumunu iyileştiren bir sanayi bitkisidir. Bu kurumların ve fabrikaların
kapatılması, hem geçimini şekerden sağlayanların, hem de ülkemizin ekonomisine
büyük zararlar getirecektir. Şeker pancarı tarımı ile Türkiye’nin 64 ilinde, 6
bin 200 köyde, yaklaşık 500 bin çiftçi ailesi geçimini sağlamaktadır. Ayrıca
hasat döneminde yüz binden fazla mevsimlik tarım işçisi de çalışmaktadır.
Pancar’ın ülke ekonomisine katkıları saymakla bitmez. Şeker fabrikalarının en
önemli çıktısı şeker, ülke ekonomisi için büyük bir avantaj sağlar. Şeker elde
edilmesinden sonra kalan melas ve maya gibi yan ürünler içki ve yem sanayisinin
en önemli girdileridir. Pancar posası ise hayvan besiciliğinde ucuz ve değerli
bir yem kaynağıdır. Şeker tarımı, taşımacılık sektörüne de, her yıl milyonlarca
ton yük sağlamaktadır.

Bütün bunlar ortadayken siyasi
iktidarın, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi’ne ait 14 şeker fabrikasını
(Afyon, Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın,
Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat) özelleştirme kapsamına alması
ihanet olarak açıklanabilir. “Yerli ve milli” diye bağıranların, yapılacak bu
özelleştirmelerle kimlere hizmet ettiği çok net olarak görülmektedir. Daha önce
SEK, TEKEL, Et ve Balık Kurumu, Yem Sanayisi gibi kuruluşlar özelleştirilmişti.
Bu özelleştirmeler, devlete ve topluma hiç bir yarar sağlamamıştı ama
bazılarını çok sevindirmiş ve zengin etmişti. Şimdi aynı olayın tekrar
yaşanacağı bir sürece sokulmak isteniyoruz. Hep birlikte örgütlü olarak bu emperyalist
yağmaya ve sivil darbeye karşı omuz omuza savaş vermemiz gerektiğini anlamanın
zamanı gelmiştir.




























İlk
Kurşun Gazetesi, 5 Mart 2018.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir