SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

MİLLİ TARIM & MİLLİ HAYVANCILIK & MİLLİ SANAYİ

MİLLİ TARIM DOSYASI /// SA8614/DT44 : Cemal Ağa ve Karpuz’un İyisi

MİLLİ TARIM & MİLLİ HAYVANCILIK & MİLLİ SANAYİ
Bu haber 24 Eylül 2020 - 9:33 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

SA8614/DT44
: Cemal Ağa ve Karpuz’un İyisi


“Hep ağalarla
iş yaptığımızdan bana da Ağa diyorlardı” demişti Kirvem, “Onlar doğuştan
portakal bahçelerinin, karpuz, kavun tarlalarının içindeydi, ben sonradan bu
işe girmiştim, ama onlardan daha iyi anlıyordum ürünün iyisinden. Fakat
nasipten öteye gidilemiyor.”

Çağdaş yaşam döngüleri ile çağdaş olmayan yaşam döngüleri arasında bir fark
olduğunu sananlar var mı emin değilim, ama bana öyle geliyor ki çağımızın
insanı kendisinin özel olarak var olduğunu, tarihteki atalarından daha başka ve
farklı bir şey olduğunu, onlarla ilgisi olmadığını sanıyor. Doğumu ve ölümü
kendi olağan akışından çıkararak, başka insanların varlığını veya yokluğunu
belirleyebilecek kadar vahşetle dolu bu mekanik çağ insanının tanrısal
sanrılarının kurbanı olduğunu söyleyerek bu özel tasarlanmış, kendisini
beğenmiş, beş para etmez, ruhsuz ve mekanik varlığa dışlayarak bakıyor ve bu
varlıktan daha başka bir tür olarak yaşayan ve çağın ürünü olmayan ‘insan’ı
muhatap alarak yazmaya devam ediyorum.




İnsan sağaltılmış, kontrol edilmiş, değerlenmiş, doğrulanmış bilgilerle öğrenir
ve daha iyiye doğru gelişir, bunu biliyoruz; aksi durumlarda da öğrenme yerine
kopyalama yapar ve gelişmek yerine gerileme yaşar. Kopyalamalar gerilemenin
nereye kadar vardığını ölçmemizi engeller, çünkü kopya sağaltılmamış bir parçacıklar
topluluğudur ve değersizdir.



İlk insan eksiksiz bilgi ile donatılmış olduğuna göre, değerli bir kavramlar
dizinine sahiptir, değersizleşme de sonraki çağlarda ortaya çıkmış olmalıdır,
ilerleme-gelişme ve gerileme arasında yaşanan zikzaklar da insanlık tarihini
oluşturur. Değersizliğin insanlık tarihinde ne zaman başladığını, kopya
bilgilerden oluşan insanın da gerideki hangi çağa döndüğünü belirlemek bu
yüzden imkansızdır; ancak eminim ki bu çağdaki insan kadar aşağılık bir geri
çağ insanı yaşamamış olduğundan, bu çağın insanı döngüsel bir çevrimiçi
manyaklığa esir olmaya mahkumdur.



Sonuç olarak bunun böyle olduğunu farkındalığı bastırmaya çalışan antidepresan
ilaçlarla, iradenin baskılarını hafifletecek sarhoş edici içkilerle ve bilincin
kaybolmasını sağlayan doğal ve yapay uyuşturucularla ayakta kalmaya çalışan
insanda hep beraber görüyoruz. Yazmaya başladığım konuya işte burada, bu
noktada anlam kazandırmaya çalışabilirim. İnsanın sağaltılmış, kontrol edilmiş,
değerlenmiş, doğrulanmış bilgilerle öğrenmesinin ve daha iyiye doğru
gelişmesinin başlangıçtaki değerini hatırlatarak yazılı olmayan kaynaklardan,
yani insanların ve toplumların hafızalarından gelen bilginin niteliğine ve
içeriğine odaklanabilirim; belki de bu çalışmayla çağın insanına daha doğru bir
açıdan bakabilmenin yollarından birini bulmuş olabiliriz.



Geçmişinde ‘Cemal Ağa’ olarak anılan ve eski tanıdıklarının halen öyle hitap
ettiği 78 yaşındaki yaşlı bir adamın, kirvemin anlatılarından örnekler seçerek
bunu yapmaya çalışacağım. Konumuz; tecrübe ile elde edilen, sıkı sıkıya
denetlenen ve uzun yıllar boyunca bir insanın zihninde olgunlaşmaya bırakılan
ve sonraki çağın insanına aktarılan bilginin değeri, iyiye doğru gelişmenin
nasıl mümkün olduğu ve gerilemenin önünün nasıl kapandığı.



Gündelik alışkanlıklarımızın içinden sıyrılarak zaman zaman yaşlı insanların o
ölçülü seslerine kulak vermemiz, kurtarıcı bir hamlemiz olabilir. Telefonla
yaptığımız sohbetlerimizin birinde konu karpuzdan açılmıştı. Kendisi 70’li,
80’li yıllarda karpuz, kavun, portakal, mandalina, limon alım satımcısı, yani
komisyoncusu, yaygın adıyla simsarı olarak çalışırdı. Şimdi Ege kıyılarından
birinde, bir ilçede, yaklaşık yirmi yıl önce bir tepeye yaptığı evde yaşıyor.
Birazını hatırladığım o zamanlarda çoğunlukla ‘battığı’nı söylerlerdi. Karpuzu,
kavunu tarlada satın alır ve toptan satardı.



Karpuz öyle masraflı bir üründü ki, bazen bire bin kazanırdınız bazen de
ödediğiniz bin liradan elinize bir lira bile geçmez, traktörleriniz,
tarlalarınız, eviniz dahil bütün varınızı yoğunuzu satarak altına girdiğiniz
borçları ödemeye çalışırdınız. Karpuzun bu özelliğine binaen üretici ile simsar
arasında bir anlaşma yapılırdı, paranın bir kısmı ödenmiş olurdu, ama anlaşma
simsar ürünü sattığı zaman zarar ettiğinde devreye girerdi, yeniden ‘pazarlık’
yapılırdı ve başlangıçta anlaşılan fiyatta indirime gidilirdi.



Simsar devasa kârlar elde ettiğinde ise yeniden pazarlık yapılmaz, simsar kârı
üretici ile paylaşmazdı. Çünkü simsar en iyi karpuzu en iyi ve en yüksek fiyata
almıştır, kendi geleceğini bağlamıştır, yani risk almıştır. Üretici de fiyatta
indirimden kurtulmuştur. Tabi zarar ve kâr dönemlerinde hem üretici hem de
simsar birlikte batar ya da ihya olurlardı. Kumar gibi bir şeydi karpuz ekmek
ve satmak.



“İyi karpuz nasıl olur, Kirve?” diye sormuştum günün birinde. Çünkü
çocukluğumda ürünü toplanmış, başağa bırakılmış karpuz tarlalarına dalar, arta
kalmış, yaprakların arkasında saklı kalmış ya da ürün toplanırken henüz kelek
halde olan, ama o gün olgunlaşmış bulunan karpuzları kırar, kıpkırmızı, baldan
tatlı göbeklerini çıkarır ve yerdim.



Benim karpuzdan anlamamam imkansızdı, ama yıllar sonra Türkiye’nin birçok
şehrinde yaşadıktan sonra bugün ‘iyi karpuz’ konusunda tamamen bir cahile
dönüşmüştüm. Çünkü bu kopyalı ve melez çağda ekilen bütün karpuzlar kabak
aşılıydı ve kabak-karpuz melezi bir şey olan bu ürünü hem yiyemiyordum hem de
iyisini seçemiyordum. Tipine bakarak ya da bir tek tokatla iyi olup olmadığını
anladığım karpuzun iyisini artık seçemiyor, Ağustos sonuna doğru çıkan has
Adana karpuzu olarak kalan karpuz çekirdekli ‘Salbaş’ karpuzunu bekliyordum.



İyi bir çiftçi olduğunu bildiğim bir yakınımın ziyaretim sonrası arabamın
bagajına koyduğu, kendi ürettiği ve çok iyi dediği dev karpuzu yiyemeyerek
komşulara dağıttığım dönemleri yaşamıştım.



Cemal Ağa’nın yer, zaman ve kişi adları vererek anlattığı hikâyelerinden
karpuz, kavun ve portakal temâlı üç tanesini aktaracağım. “Şimdi iyi, her sene
karpuz ekiliyor aynı tarlaya, eskiden üç dört senede bir ekilirdi” diyen
Kirveme, “Ama tadı yok, hepsi kabak kirvem” demiştim. Aklımda yer, zaman
ve kişi adları kalmadığından yerleri X, Y, Z, kişileri A, B, C harfleri ile
simgeleyeceğim. Sözlü aktarımın ve içeriğin kalitesini ölçmeyi de size
bırakacağım. Seksenli yıllar…



“X köyünde karpuz kırıyoruz, kamyon gelmiş, yedi-sekiz tane de işçi var, ben de
başlarındayım, güneş tepemizde.” diye başladı anlatmaya Cemal Kirvem. “Daha
evvel, Y köyünden A. Ağa, ‘Cemal Ağa, hiç karpuzunu yemedik bu sene’ diye sitem
etmişti. Ben de, ‘Falan zaman X köyünde karpuz kırıyoruz, arabana bin gel’
demiştim. Bir baktım tarlanın kenarına geldi durdu arabası. İşçilere ‘Her
biriniz iki koltuğunuzun altına birer karpuz alın, götürün bagaja koyun’ dedim,
kendim de arabaya doğru yürümeye başladım. Baktım, anası da ön koltukta
oturuyor; bir karpuz da ben aldım elime, götürdüm anasına verdim. Bir vakit
sonra, bir yerde karşılaştık. ‘Cemal Ağa’, dedi, ‘Anama verdiğin karpuz nasıl
bir karpuzdu öyle bal, bal desen baldan tatlı, aynı tarlanın malı değil miydi?’
Güldüm, ‘O karpuz,’ dedim, ‘Anasından doğduğu günden beri güneş yemiş, size
doğru gelirken gördüm, kopardım. Güneş yiyen karpuz tatlı olur.’



“Güneş yiyen karpuz tatlı olur; Adana karpuzu bu yüzden tatlıdır” bilgisi kabak
aşılı karpuzda hükümsüz hale gelmiş miydi bilmiyorum, muhtemelen güneş yemeyen
diğer kabak aşılı karpuzlara göre bir farka sahip olurdu, ama eski güneş
yememiş Adana karpuzunun tadının yanından bile geçemeyeceğini söyleyebilirim.
Kirvem anlatmaya devam etti:



“Bir gün, Z köyünde bir tarla tuttum, kavun ekeceğim, toprağı killi, kum, toz
gibi, tarla sahibi şaşırdı kavun ekeceğimi öğrenince. ‘İyi ürün alabilecek
misin, Cemal Ağa?’ dedi. ‘Toprak güzel, tam kavun için’ dedim. Tarlayı ektim, o
sene üç kat fazla ürün aldım o tarladan. Tarla sahibi şaşırdı. Kavun killi
toprağı sever.”



Kavun’un killi, kumlu toprağı, tabi güneşi sevdiğini de öğrendik ve şükür ki
henüz kavunun kabak aşılısını icat eden bir kapitalist tarım felsefesi ortaya
çıkmış değil; ama sûni gübre ile eski kavunun tadının yok edildiğini rahatlıkla
söyleyebilirim. Eskiden karpuz, kavun, domates gibi ürünlerde ‘zibil’ dediğimiz
biriktirilmiş, kurutulmuş sığır dışkısını gübre olarak kullanırlardı ve ürünler
lezzetli olurdu.



Üçüncü hikaye portakalla ilgiliydi.



O yıllarda, şu anda Adana Merkez Park’ın Fuzuli Caddesi ile Seyhan Nehri
arasında kalan kısmında portakal bahçeleri vardı. Kirvem sık sık o bahçelerin
ürününü satın alır ve toptan satardı.



“Bir gün o bahçedeyiz, B. Ağa geldi. Sohbet ediyoruz. ‘Bana iyi portakal verin
de yiyeyim’ dedi. Yanımızdaki arkadaşlardan C. Ağa da bir portakal kopardı
verdi ağaçtan, B. Ağa yedi, tadını beğenmedi, bir başkası kopardı getirdi, onu
da beğenmedi. Ben yanlarından ayrıldım, iyi güneş görmüş bir portakal buldum,
kopardım, getirdim verdim. B. Ağa portakalı yedi, döndü bana baktı, ‘Aynı
bahçenin malı değil mi bunlar Cemal Ağa?’ diye sordu. Güldüm, ‘Aynı bahçenin B.
Ağa’ dedim, ‘Ama bu iyi güneş görmüş’ B. Ağa döndü öbür ikisine, ‘Siz de
portakaldan anlarım diye hava atıyorsunuz bir de’ dedi.”



“Hep ağalarla iş yaptığımızdan bana da Ağa diyorlardı” demişti Kirvem, “Onlar
doğuştan portakal bahçelerinin, karpuz, kavun tarlalarının içindeydi, ben
sonradan bu işe girmiştim, ama onlardan daha iyi anlıyordum ürünün iyisinden.
Fakat nasipten öteye gidilemiyor.”



Tarım’da gen teknolojisinin, teknolojinin ve kimyasalların kullanımı sorgusuz
bir kopyalama mantığı üzerine kurulu; üretim artıyor ancak kalite düşüyor.
Tıpkı çağdaş insan gibi; çok şeyi kopyalayarak ‘biliyor’ ama ileriye doğru
gelişemiyor. İnsan çok yakın bir geçmişe kadar sağaltılmış, kontrol edilmiş,
değerlenmiş, doğrulanmış bilgilerle öğreniyor ve daha iyiye doğru gelişiyordu,
bunu terk etti. Kullandığı araçlar iyileşti, ancak elde ettiği ürünlerin
kalitesi, tıpkı ürettiği medeniyet gibi değersizleşti.



Ustaların farkına varmak gerekiyor.


Doğa Toprak, 27.05.2020,
Sonsuz Ark , Kırlangıç Zamanları


Doğa
Toprak Yazıları

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER