Tarım ve Hayvancılık !.

Çok
yıllar önce, hani yaklaşık 30 yıl kadar öncesi ülkemize gelen üst düzey bir
yabancı yönetici ile sohbetimizi anımsıyorum.  
Birçok dünya ülkesini aktif görev amacı ile dolaşmış ve görmüş bu kişi,
ülkemizi anlatırken özellikle şu vurguyu yapmıştı;  “Türkiye, kendisini doyurabilen ve
giydirebilen bir ülke olarak şanslı bir konumdadır!”

Bugün
geldiğimiz noktaya bakarsak, bu noktanın hayli dışına taştığımızı
anlamaktayız.   En azından artık
kendimizi kendi olanaklarımızla doyurabilmekten uzaklaşmış konumdayız demek
noktasındayız.

Artan
insan sayısına koşut olarak yeterince gıda maddesi üretemediğimiz gerçeği ile
karşı karşıyayız.  Sadece endüstriyel
olanlar değil, birçok tarım ürününü ve etimizi bile dışarıdan almak zorunda
kalan bir Türkiye de yaşıyor olduk.  
İnanmak zor gelse de bu gerçekle yüz yüze geldik ve beslenme için yad
ellere muhtaç haldeyiz.  Bu nedenle de
dışalım adına küçümsenmeyecek boyutta yabancı pazarlara ödeme yapıyoruz.

Örneğin;
halen yüksek seyreden enflasyon için ileri sürülen gerekçelerden bir tanesi
meyve ve sebze fiyatlarının yüksek oluşudur.  
Ama sorun sadece fiyatlar da değildir, yani ülkemiz insanına yetecek
kadar da üretemiyoruz.

Baklagiller
gibi artık sıradan sayılacak tarım ürünlerini Kanada’dan tutun, Güney Amerika
ve Asya ülkelerinden satın almaktayız.  
Kırmızı et açığımız ise tavan yapmış haldedir.   Arjantin, Yeni Zelanda derken şimdi de
Sırbistan ve Fransa’dan bile et ithal ediyoruz. 

Neden
bellidir, ülkemizde tarım ve hayvancılık konusunda artık yeterli üretim
yapılamıyor.

Tarım
üretiminde miktar azlığı yapan etkenlerin başında tarımsal alanda çalışan
kırsal bölge insanlarının, emeklerini yeterince değerlendiremedikleri için
tarlalarına küserek köylerini terk etmeleri önemli bir neden olarak görülüyor.   Kırsal kesimde nüfus sayısı azalmaktadır.  Uzmanların tespitlerine göre ise % 70’lerden
% 28’e düşmüştür.   Köyünü ve toprağını
terk eden insanlarımız ise büyük şehirlere akmakta ve varoşlara sığınarak gündelik
iş peşinde koşmaktadır.

Tarımla
uğraşanları sayısının azalması yanında, tarımsal ürünlerin maliyetlerini
pahalılaştıran temel girdiler de zamlanmıştır.  
Örneğin; tarımsal alanın en önemli girdisi sayılan gübre fiyatları son
yıl içerisinde % 26.4 ila % 37.6 oranında artmıştır.   Yılda yaklaşık 7 milyon ton gübre tüketen
tarım kesimi için bu artış çok yüksektir.

Keza
tarımsal üretim için gerekli olan mazotun litresi 5.10 TL olmuştur.   Elektrik ise % 18’lik KDV baskısı ile
pahalıdır.

Tarımsal
alanda yılda 250 milyon dolarlık ilaç tüketimi vardır.   Yabancı kökenli bu ilaçlar, artan dolar ve
avro düzeyi ile uçuşa geçmiştir.

Tarımın
en önemli maddelerinden olan tohum temini ise artık yeni düzene ayak uydurmuş
ve yabancı kökenli hale dönüşmüştür. 
Elde edile ürünlerden sağlanan tohumlar, 
ekimi yapılmış olanların hibrit kökenli olması nedeni ile yeniden
kullanılamıyor.   Bu yüzden tohumu da
artmakta olan yabancı para kurları yüzünden yurt dışından pahalı olarak ithal
ediyoruz.  Buna karşın tohum yasası üzerinde
yeni bir düzenleme yapılmamaktadır.
 

Tarım
Bakanlığımız ise maalesef halen zirai ekimin her yeni yıl yeniden
desenlenmesini yapmak görevinde başarılı olamamaktadır.  Keza tarımsal destekleme kredilerinde de
ödemeler ihtiyaçların gerisinden geldiğinden çiftçimizi mağdur etmektedir.  2018 yılı bütçesinin tarımı destekleme fonu
yaklaşık 14.5 milyar TL kadardır ve dağıtım kararı alınıncaya kadar borçlanmış
çiftçiye yeterince umar olamamaktadır.

Kırmızı et üretimimiz ise çoklukla Kurban
Bayramı arifesinde akla gelen kısa vadeli çözümlerle başarılı olamamaktadır.  Kesimlik canlı hayvan ithalatı üretim
modeline katkı sağlamıyor.   Otlakların
verimli kullanılamaması, samanın dahi ithal olması, yem fiyatlarının pahalılığı
ve damızlık hayvan dışalımının tercih edilmemesi çözümsüzlüğü
kamçılamaktadır.  Kuşkusuz Tarım
Bakanlığı ve Sayın Tarım Bakanı Fakıbaba, arayışlarda ve çözümler yaratmak
çabasındadırlar, fakat henüz teselli etmekten öteye bir geçerli çözüm
üretilemediği anlaşılmaktadır.

Temel
sorunumuz, ülke kalkınmasının sadece beton binalar üretmekle, yani inşaat
yapmayı teşvik etmekle becerilemeyeceğini AKP İktidarının anlamamakta ısrarlı
oluşundan kaynaklıdır diye düşünüyorum.  
Kaldı ki, belki de hiç geçmeyeceği bir köprüye vergisi ile ödeme yapmak
zorunda kalan yurdum insanının doğru ve ucuz beslenme sorunu kanımca
yöneticilerimizin ilk görevi olmalıdır!..

Kıssadan
hisse:   Bu bölümde karnı aç olanların
beslenme sorununa bir çare üretecek halimiz yoksa bile, karnı nispeten tok
olanlara en azından derdimizi anonim bir rubai ile anlatalım diyorum;

“Ne haddi var ne hududu var çektiğim bu çilenin,

  Ne zevk ne
şevk bıraktı vah hayat denen in,

  Kırık
sazımda çalar durur kırık nağmelerim,

  Derdimin
kârı yok ne görmezin ne görenin!”










































































Erdal
Akalın (15.01.2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet