Suat Gün : Hava Savunma Sistemi ve F-35 meselesi


Türkiye,
çok uzun bir zamandan beri hava savunma sistemi satın almak istiyordu. Türkiye’nin
hava savunmasının olmaması çok önemli güvenlik problemi idi. Müttefik
ülkelerin Türkiye’nin
güvenlik ihtiyaçlarına önem vermedikleri, bu ihtiyacı gidermek için her hangi
bir şey yapmayacakları ortaya çıkmıştı. 


Müttefiklerin, Türkiye
ve güvenliğine ihmal edilir, feda edilebilir bir mantıkla bakmaları 1960’lı
yıllardan beri milli savunma bürokrasisini rahatsız etmektedir.


Buna örnek olarak SSCB’nin
Küba’daki
füzeleri sökmesine karşı ABD’nin Türkiye’deki füzeleri Türk Hükümetine danışmadan
götürmesi ciddi rahatsızlık uyandırmıştır. Aynı akıbeti Irak
ve Suriye
iç savaşlarında da gördük. 


Almanya ve
Hollanda,
Türkiye’ye
getirdikleri “Patriot”
füzelerini 2010’lu
yıllarda Türk
Hükümeti’
ne sormadan söküp götürmüşlerdir. 


ABD’nin
eski istihbarat başkanı E. General David Petraus,IŞİD’i biz kurduk, biz işletiyoruz” demiştir. Trump’tan
önceki ABD
Başkanı
Obama
da aynı sözü açıkça itiraf etmiştir. Bu IŞİD,
en çok Türkiye’ye
saldırmıştır. “Reina, Diyarbakır, Ankara Garı, Atatürk Havaalanı vs.
saldırıları, bu örgüt tarafından gerçekleştirilmiştir. Düşününüz müttefiksiniz,
aynı ittifak içinde yer alıyorsunuz, arkadan vuruluyorsunuz!


Güvenlik, iki temel üzerine kurulur:


1 – Tehdit algısı – şüphe – mütecaviz hakkında elde edilen
istihbarat, tehdit emareleri hesaplanarak, analiz edilerek elde edilen
sonuçlar…


2 – Kuvvet dengesi: Matematiki, fiziki ve teknolojik mukayeseler yaparak…


Günümüz stratejik düşüncesinde; hasmın
uyuşturulması ve güvenlik içinde olduğuna dair yanıltıcı algı oluşturulması

en önemli hedeftir. 


Bu hedeftehdit
algısı küçümsenerek
, hakiki tehdit unsurları “komplo teorisi
denilerek, kendi
gücünü abartmak
gibi türlü usuller kullanılarak yapılmaktadır.


ABD’nin
Genel Kurmay eski Başkanı Colin Powell, açıkça söyledi; “ABD
Anglo-Sakson Yahudi Devletidir.”
 


İsrail’in eski Başbakanlarından Ariel Şaron,
aynen şöyle dedi: “ABD dünyayı idare ediyor, biz de Amerika’yı idare ediyoruz.” 


Dikkat edilirse, son dönemde ağzını
açan Amerikan
devlet adamı, “İsrail’in güvenliğinden…” söz ediyor, “Büyük İsrail”den
söz ediyor. “Batı
Şeria
’yı İsrail’e vermekten, Süleyman Mabedi’nden…” söz ediyor.
Eğer bu söylemleri “komplo teorisi” olarak algılarsanız, Ortadoğu’da
olan-bitenden hiçbir şey anlayamazsınız.


İsrail’in güvenliği”
dediğiniz zaman, her yıl ABD’den 7 milyar Dolar’ın üstünde (yarısı askeri diğer
yarısı ekonomik) karşılıksız para yardımı almaktadır. Kendilerinin kabul ettiği
80, Fransa’da
yayınlanan Science
News Dergisi
’nin bildirdiğine göre; 220’nin
üzerinde nükleer
başlıklı füze
si bulunmaktadır. Ülke ağzına kadar silah
depolarıyla doldurulmuştur. Hava savunması “Demir Kubbe”lerle
örülmüştür. Daha ABD ordusunda envantere girmemiş olan F-35 uçakları,
İsrail
ordusunun kuruluşuna bir filo olarak girmiştir.


Geçenlerde, İsrail Genel
Kurmay Başkanı
dedi ki: “Rusya’yı yenecek bir yol bulmalıyız.” Bu
ifadeler, bu olanlar tehdit değil, tehdit emaresi değil, kafadan atma sözler
olarak değerlendirilirse topyekûn halkın imhasına ve tarihten çekilmeye yol
açacak bir güvenlik zaafına düşmek mukadder olur.


Ortadoğu’da
ABD
politikasının ana esası şudur: “İsrail’e askeri manada kafa tutacak hiçbir kuvvet kalmamalıdır.
İslam ülkelerinin elinde atom bombası olmamalıdır.” (O yüzden 1960’dan bu yana
araştırma reaktörlerinde birikmiş olan 5,5 Kg plütonyum istenmiş ve ABD’ye
teslim edilmiştir.) 


Türkiye’deki nükleer
araştırma merkezleri
kapatılmıştır. Hacettepe
ve İTÜ’de
mevcut nükleer
araştırma
reaktörleri
çalışmamaktadır. Yeni açılan hiçbir
üniversitenin nükleer bilimlerle ilgili bölümü
yoktur.


İsrail’e karşı klasik
silahlarla mukabele edecek devletlerin tavanı delik olmalı, savunma araçları, mühimmat/yedek
parça imkân kabiliyeti itibariyle stokları çabuk bitecek ve direnemeyecek boyutlarda olmalıdır.
Bir çatışma durumunda şok darbe ile İslam şehirleri yıkılmalı, halkın gözü
korkutulmalı, direnme azim ve kabiliyeti yok edilmelidir.


Yani, Türkiye’nin hava savunmasının olmaması müttefiklerin (!)
dayattığı bir projedir.


ABD
yetkililerinin sıklıkla dile getirdiği S-400’lerin Türkiye’de
konuşlandırılmasıyla Rusya’nın
F-35’lerin
yapım ‘sırlarına’
ulaşabileceği endişesi”
nin aslı esası yoktur. 


Onların temel fikri, İsrail’in hiçbir
zayiat vermeden dilediği yeri vurmasıdır.


 Geçmişte İsrail uçakları,
Türk hava sahasından
geçerek Suriye’nin Rakka’da
kurulmakta olan nükleer santralını vurmuştur. 


İsrail, Türk hava
sahasını
zaman zaman yolgeçen hanı gibi kullanmıştır. Bu durum
asla kabul edilemez. 


Nitekim Amerika’daki
İsrail
lobisi
ve Netanyahu, Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının verilmemesi için var
gücü ile çalışıyor. Bunu gizlemeden, açık açık söylüyorlar. F-35
verilmemesi
için çalışan adamlar İsrail lobisinin adamlarıdır. 


Bizce Türkiye, milli
imkanlarla F-35’in
taklidinin
tanesini 100 milyon dolardan değil, 10 milyon dolar’dan
üretebilir. Türk sanayicisine ve iş adamına yol verilsin, üretim devrimi
hedef alınsın inanın 3 senede bütün güç dengeleri altüst olur.


İslam Birliği’nin kapıları,
Milli Silah Sanayi – bilim devrimini gerçekleştirip, yerli ve milli imkânları
harekete geçirdiğimizde sonuna kadar açılacaktır.


Suat Gün, dikGAZETE.com


Twitter’da bizi takip edin: @SuatGUN1 , @dikgazete