TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ & MİLLİ GÜVENLİK & MİLLİ SAVUNMA

Türkiye’nin Yerli
Savunma Atağı

SETA
Güvenlik Araştırmacısı Merve Seren Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği nokta
üzerine değerlendirmelerde bulundu.

SETA Güvenlik Araştırmacısı Merve Seren TV Net
ekranlarında yayınlanan Gündüz programında Türkiye’nin savunma sanayiinde
geldiği nokta üzerine değerlendirmelerde bulundu. IDEF 2017 izlenimlerini
aktaran Seren, IDEF 2015’te sergilenen birçok ürünün bu seneki fuarda daha ete
kemiğe bürünmüş şekilde sergilendiğini söyledi. STM ve ASELSAN gibi yerli
firmaların ürettiği özellikle insansız hava araçlarının oldukça ilgi çektiğinin
altını çizen Seren, fuar sayesinde milli savunma sanayiinde gerçekleştirilen
atılımın somut bir şekilde ortaya çıktığını belirtti.

Terörle Mücadelede
Yeni Konsept: ‘Önleyici Müdahale’

İki
farklı ülke topraklarındaki tehdit unsurlarına yönelik eş zamanlı bir
operasyonun gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin terörle mücadele politikasındaki
kararlılığının bir göstergesi olarak okunmalıdır.

25 Nisan Salı
sabahı Türkiye, güne Suriye ve Irak’ın kuzeyine düzenlenen hava
harekâtı haberiyle başladı. Saat 02.00’da, Irak’ın
kuzeyindeki Sincar dağında 20 hedefe ve Suriye’nin
kuzeydoğusundaki Karaçok dağında 19 hedefe yönelik icra edilen
harekâtta, Karaçok’ta 30, Sincar’da ise 40 teröristin etkisiz hale getirildiği
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından duyuruldu. Terör eylemlerinde istifade
edilmek üzere silah ve mühimmat mobilizasyonunun yanı sıra, teröristlerin
sızmalarında bölgenin geçiş rotasına dönüşmesi, bölgeden hudut karakollarına
yönelen taciz ve saldırıların mevcudiyeti ve bölgeden kaynaklı tüm bu risklerin
Türkiye’nin iç güvenliğini tehdit ediyor olması, harekâtın gerekçeleri olarak
TSK tarafından beyan edildi.

HAREKÂTIN AYAK
İZLERİ

Türkiye’nin kuzey
Suriye ve kuzey Irak bölgelerindeki terörist unsurlara yönelik askeri bir
müdahale yapacağının sinyalleri aslında daha önce verilmişti. YPG kontrolündeki
bölgeye Tel Abyad üzerinden başlatılacak bir operasyonun hazırlığı kulislerde
konuşulmaktaydı. Yine PKK’nın Sincar bölgesindeki mevcudiyeti Türkiye’yi
rahatsız etmekteydi. Tel Abyad üzerinden YPG’ye yönelik gerçekleştirilecek bir
operasyon ‘kulis fısıltısı’ olmakla birlikte Sincar’a yönelik planlar,
TBMM’deki 23 Nisan resepsiyonunda Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin
Ünal tarafından doğrulanmıştı.

Türkiye’nin tehdit
değerlendirmesinde Sincar ve kuzey Suriye’deki terörist oluşumların birincil
önemi haiz olması ve dolayısıyla bölgeye yönelik askeri ve siyasi planların
mevcut olması beklenilebilir bir durum olmakla birlikte, bu durum Türkiye’nin
yeni güvenlik algısıyla yakından ilişkilendirilmelidir. Türkiye sınırlarının
içinde ve dışında milli güvenliğini tehdit edebilecek her türlü tehdide karşı
önleyici müdahaleyi yeni bir terörle mücadele mekanizması olarak benimsemiştir.
Bu bağlamda, Sincar ve Karaçok dağlarına yönelik hava harekâtı, Türkiye’nin
yeni terörle mücadele stratejisi kapsamında değerlendirilmelidir.
Nitekim Karaçok dağının bulunduğu Derik bölgesi, PKK’nın terör ağını konsolide
eden mühim bir mülteci bölgesiyken Sincar, kuzey Irak’ta yakında Musul
çevresinde konuşlandırılabilecek muhtemel TSK unsurlarının PKK tarafından hedef
alınabileceği bir harekat üssü olarak önemini korumaktadır.

Öte yandan,
operasyon gerçekleştirilen bölgelerde vurulan hedefler incelendiğinde, barınak,
haberleşme merkezleri, mühimmat depoları ve komuta merkezlerinin hedef alındığı
anlaşılmaktadır. Karaçok dağında YPG’ye ait irtibat üssündeki iletişim röleleri
ve antenlerle medya birimindeki tahribat, uydu görüntülerinden anlaşılmaktadır.
Bölgedeki “Voice of Rojava” ve “Çıra Radio” adlı radyo istasyonlarının hava
harekâtının hedefleri arasında olduğu iddia edilmektedir. Görünen o ki PKK ve
YPG’nin iletişim kanalları tahrip edilerek yereldeki unsurların irtibat kurması
engellenmeye çalışılmıştır. Dahası Fırat Kalkanı gibi geniş kapsamlı bir
operasyonunun benzerinin doğurabileceği tepkiler test edilmiştir. Fırat Kalkanı
harekâtı başlatıldığında, basına verilen karargâh görüntülerinin benzeri,
Sincar ve Karaçok dağlarına yönelik hava harekâtından sonra medyayla
paylaşılmıştır. Uluslararası kamuoyuna verilmek istenen mesaj, Türkiye’nin
Fırat Kalkanı harekâtında olduğu gibi, sahadaki dengeleri değiştirebilecek,
sadece askeri değil siyasi manada da etkili ve efektif bir operasyon sürdürmeyi
hedeflediğidir. Bu anlamda, hem yerel aktörlerin hem de bölgesel aktörlerin
tepkilerinin test edildiği bir operasyon olmuştur.

HAREKÂTIN IRAK’TAKİ
YANKILARI

Bir istihbarat
zafiyeti olup olmadığı bilinmemekle birlikte, TSK’nın Sincar’a yönelik hava
harekâtında (biri Yezidi, dördü Amedi bölgesinden olmak üzere) 5 KDP Peşmergesi
hayatını kaybetti, 9 Peşmerge ise yaralandı. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)
Dış İlişkiler Sorumlusu Hemin Hawrami, bölgedeki PKK varlığının bu operasyona
neden olduğunu beyan ederek operasyonda KDP unsurlarının hedef alınmasını
kınadı. Operasyonun akabinde, KDP’nin Al Waleed sınır kapısından PYD
kontrolündeki bölgeden petrol ihraç ettiği, karşılığında ise gıda ve erzak
yardımında bulunduğu iddia edildi. Türkiye’nin KDP ve PYD arasındaki bu
işbirliğinden haberdar olduğu, bu nedenle Irak Kürt Bölgesel Yönetimini
operasyondan haberdar etmediği ileri sürülen iddialar arasında.

KDP yönetimi
operasyona dair sert bir eleştiri retoriği geliştirmezken, PKK ve destekçisi
kanallar tarafından TSK’nın Yezidileri hedef aldığı propagandası devreye
sokulmak istendi. Oysaki bölgede konuşlandığı bilinen “Şengal Direniş
Birlikleri”nin (YBŞ) operasyon sırasında bölgede bulunmadığı ve harekâtın
yapılacağı bilgisini önceden edindiği iddia edildi. Dahası, 3 Mart’ta
Hanesor’da gerçekleşen PKK ve KDP arasındaki çatışmaların ardından, YBŞ
komutanı Saeed Hassan’ın Maliki’nin sahibi olduğu İran yanlısı Afaq TV’deki
röportajında Yezidilerin “Şengal” bölgesinin “Kürdistan“ bölgesiyle
birleşmesini asla kabul etmeyeceklerini ve Irak’a bağlı kimliklerini korumak
istediklerini ifade ettiği bilinmekte. Özetle, PKK’nın savunuculuğunu
üstlendiği Yezidiler, PKK’nın ideolojik ülküsü olan bağımsız “Kürdistan”
hayalini paylaşmamakta. Dolayısıyla hava harekâtı sonrasında PKK’nın Yezidiler
üzerinden yaratmaya çalıştığı “Türk ordusu Yezidileri hedef alıyor” algısı,
uluslararası kamuoyunda karşılık bulmadı. Ek olarak, ortak paydada PKK
mevcudiyetini kuzey Irak’ta istemeyen KDP ve Türkiye’nin ilişkileri, bu harekât
sonucunda zarar görmeyecektir.

Irak merkezi
hükümeti ise Güvenlik ve Savunma Komisyonu’nu Türkiye’nin Sincar dağındaki
harekâtını soruşturması için görevlendirdi. Komisyon, Türkiye’nin sınır
ihlallerinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aracılığıyla engellenmesini
talep etti.

HAREKÂTIN
SURİYE’DEKİ YANKILARI

ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Türkiye’nin Amerikan yönetimiyle ya da küresel
koalisyon güçleriyle koordinasyon sağlamadan hava harekâtını gerçekleştirdiğini
beyan etti. CENTCOM ise operasyonun bölgede bulunan Amerikan kuvvetlerinin can
güvenliğini riske attığını ileri sürerek, bölge ve uluslararası güvenliği
birinci derecede tehdit eden DEAŞ ile mücadeleye odaklanılması çağrısında
bulundu. Öyle görünüyor ki YPG kontrolündeki bölgedeki Amerikan askeri
varlığını, müttefiklik çatısı altında açıklayan Amerikan yetkililer,
Türkiye’nin milli güvenliğini sağlamak maksadıyla sürdürdüğü askeri
hareketlilikten tedirgin olmaktadır. Muhtemel Rakka operasyonunun riske
girmesinden ve DEAŞ ile mücadele odağının yitirilmesinden endişe duyan aynı
Amerikalı yetkililer, koalisyon kuvvetlerini temsil eden askeri bir yetkilinin
Karaçok dağındaki irtibat üssünü ziyareti sırasında PKK’lı Şahin Cilo ile aynı
karede yer almasından herhangi bir rahatsızlık duymamaktadır.

Öte yandan, 16
Nisan’daki referandum nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla tebrik eden
Amerikan başkanı Trump’ın Suriye, Irak ve PKK ile mücadele konusunda Türkiye
ile yakın işbirliği içerisinde olacağını ifade etmesinin, hava harekâtı
öncesinde Türkiye’yi cesaretlendirdiği ve Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirdiği
düşünülebilir. PKK destekli gruplar tarafından başlatılan, PYD kontrolündeki
bölge üzerinde uçuşa yasak bölge ilan edilmesi çağrısına Trump yönetiminin
nasıl karşılık vereceği, Türk-Amerikan ilişkilerinin hangi yöne evirileceğinin
de yanıtı olacaktır.

HAREKÂTIN
YARATACAĞI FIRSATLAR VE MEYDAN OKUMALAR

Sincar ve Karaçok
dağlarına yönelik hava harekâtının Türkiye açısından sonuçları
değerlendirildiğinde, iki farklı ülkeye ait topraklardaki tehdit unsurlarına
yönelik eş zamanlı sınır ötesi bir operasyonun ilk defa gerçekleştirilmesi,
Türkiye’nin terörle mücadele politikasındaki kararlılığının bir göstergesi
olarak okunmalıdır. Türkiye sınır ötesindeki tehditlere yönelik meşru müdafaa
hakkını, yeni bir angajman retoriği olarak kullanmakta tereddüt etmemektedir.
Bu kapsamda, hava harekâtı sonrasında Afrin bölgesinde 7 farklı hudut
karakoluna 9 kez, Mardin Kızıltepe bölgesinde 3 farklı hudut karakoluna 3 kez,
Şanlıurfa Akçakale’deki hudut karakoluna bir kez olmak üzere, toplam 11 hudut
karakoluna 13 kez silahlı saldırıda bulunulduğu ve sınır ötesinden yapılan
hudut tacizi kapsamındaki saldırılara meşru müdafaa kapsamında karşılık
verildiği TSK tarafından beyan edilmiştir. Öte yandan, bahsi geçen unsurlara
harekâtın vereceği maddi zarar sınırlı olmakla birlikte, böyle bir harekâtın
sahadaki dinamikler üzerinde yol açacağı meydan okumalar, harekâtın kazanımları
açısından daha büyük önem arz etmektedir.

Bu bağlamda ilk
meydan okuma YPG ve PKK unsurlarının Suriye ve Irak sahasındaki hareket
özgürlüğünü sınırlandırmaya yöneliktir. YPG, TSK’nın müdahalesini Suriye’deki
Kürtlerin kazanımlarına yönelik bir tehdit olarak okumaktadır. Öyle ki Karaçok
dağına yönelik hava harekâtında kuvvetlerinin bir kısmını kaybeden YPJ Komutanı
Nesrin Abdullah, koalisyon güçlerinin tepkisini netleştirmemesi durumunda,
Rakka operasyonuna katılan YPG güçlerini geri çekebileceklerini beyan etti. YPG
Sözcüsü Redur Xelil ise, TSK tarafından yürütülecek geniş kapsamlı bir askeri
hareketliliğin, Rakka’ya yönelik operasyonu engelleyeceğini ve YPG’nin
kaynaklarını kendi “öz savunma”sına yönlendirmek zorunda bırakacağını ifade
etti. ABD’ye karşı Rakka kartını ileri süren YPG’nin, hava harekâtının akabinde
Rakka’nın kuzeyindeki kırsal alanda bulunan Hamam al-Torkman’daki merkezini
terk ettiği iddia edildi. Buradan yola çıkarak, YPG’nin kendi çıkarlarını riske
atan herhangi bir denklemin içinde yer almayacağı ve önceliğinin Rakka’dan
ziyade, Rakka’yı ileri sürerek Amerika’nın desteğiyle daha fazla güç toplamak
olduğu söylenebilir.

PKK ise harekâtın
PKK’ya her yerde var olma hakkı tanıdığını ileri sürerek, yeni bir “mücadele”
sürecinin başlatılacağının sinyallerini vermiştir. TSK tarafından silah ve
eleman mobilizasyonu rotaları hedef alınan PKK’nın, Türkiye sahasındaki
muhtemel bir “bahar kalkışması” girişimine de önemli ölçüde ket vurulmuştur.
Sincar’a yönelik harekâtla PKK’nın bölgede gücünü tahkim etmesine izin
verilmeyeceğinin mesajı verilmiştir. Gerek Türkiye’de gerçekleştirilen iç
operasyonlar, gerek sınır ötesi operasyonlarla baskılanan PKK’nın,
konvansiyonel hareket özgürlüğü sınırlandığı için Türkiye sahasında sansasyonel
eylemlere başvurabileceği not edilmelidir.

TSK tarafından
Afrin, Cindrese, Raco ve Şiye merkezlerine yönelik havan ve obüs atışlarıyla
Dırbesiye ve Tel Abyad üzerinde gerçekleştirilen hava hareketliliği sonrasında,
bölgedeki YPG’lileri korumak için ABD Dırbesiye, Tel Abyad, Ras al-Ayn ve
Kamışlı noktalarına zırhlı araç sevkiyatı yaparken, Rusya da Afrin bölgesinde
tampon oluşturmuştur. Türkiye ve YPG arasındaki çatışmaları önlemek maksadıyla
psikolojik bir sınır hattı oluşturan ABD’nin bu tutumu, Türkiye’nin inisiyatif
önceliğini Suriye sahasında sınırlandıran stratejik bir tuzak olmakla birlikte,
ABD’nin YPG’ye yönelik tutumunda henüz bir değişim olmadığının da
göstergesidir. Öte yandan, Türkiye 16 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan
Trump-Erdoğan görüşmesinde siyasi bir imtiyaz elde etmenin kapısını
aralamıştır. Karaçok ve Sincar dağlarına düzenlenen hava harekâtı, Türkiye’nin
kuzey Irak ve kuzey Suriye sınırlarının güvenliğini teminat altına almak için
başlatacağı geniş kapsamlı bir askeri ve siyasi operasyonun öncülü olarak değerlendirilmelidir.
Bu bağlamda, Şanlıurfa’daki kuvvetlerine destek sevkiyatı yapan Türkiye’nin,
Tel Abyad üzerinden Suriye’ye yönelik muhtemel bir kara harekâtı hazırlığı
içinde olduğu da gözden kaçmamalıdır.

16 Nisan
Referandumu Sonrası Türkiye’nin Ulusal Güvenlik Mimarisi : Sütunları
Sağlamlaştırmak

Türkiye
ve müttefiklerinin ortak güvenlik çıkarları nasıl şekillenmektedir?
Cumhurbaşkanlığı sisteminin Türkiye’nin ulusal güvenlik mimarisini
şekillendirmede ne gibi katkıları olacaktır? Türkiye’nin milli güvenlik
mimarisinin temel sütunlarını sağlamlaştırmaya yönelik fırsatları nelerdir?

16 Nisan
referandumu sonrası Türkiye’nin “ulusal güvenlik mimarisindeki yeni yönelimi ve
bu mimariyi yeniden inşası” gerek ulusal gerekse bölgesel güvenliğin kritik
önemi haiz sabitesi olarak karşımıza çıkacaktır. Bu sebepten ötürü Türkiye’nin
kapsamlı, uzun vadeli, reel ortam ve şartlara adapte edilebilir nitelik ve
özgünlükte bir ulusal güvenlik stratejisi geliştirmeye ihtiyacı vardır.
Mevzubahis stratejinin geliştirilmesi doğrultusunda Türkiye, her şeyin başında
ekseriyetle mevcut bölgesel güvensizliklerden kaynaklanan tehditleri
caydırabilecek ne tür imkan ve yeteneklere haiz olması gerektiğini doğru bir
şekilde tayin etmelidir.

Bu açıdan
bakıldığında Türkiye’nin ulusal savunma ve güvenlik stratejisi “atik”, “ağ
merkezli”, “nakledilebilen” kuvvetlerin varlığını gerekli kılmaktadır. Bu
kuvvetler tespit edilen fiziksel hatların ötesine operasyon yapabilme, muhtemel
güç boşluğunun bulunduğu bölgeleri –askeri gücünü hızlı ve esnek bir biçimde
uygulamak suretiyle– takviye edebilme ve bilhassa devlet dışı silahlı aktörleri
ve terör gruplarını kararlı ve hızlı şekilde yenilgiye uğratabilecek şekilde
Türkiye’nin savunma ruhunu hücuma dayalı bir öz yapı üzerine kurabilecek seviyede
yeniden tasarlanmalıdır. Zira yeni dönemde böyle bir askeri güç Türkiye’nin
sınırlar dahilindeki ve haricindeki çatışmaları caydırmasının yanı sıra
barışçıl ve istikrarlı bir bölgesel düzenin teminatına ilişkin taahhütlerini
yerine getirmesi açısından da önemlidir.

Türkiye’nin Füze
Savunma Sistemi

SETA
Güvenlik Araştırmacısı Merve Seren, Türkiye’nin füze savunma sistemi üzerine
değerlendirmelerde bulundu.

SETA Güvenlik Araştırmacısı Merve Seren, TRT
Avaz ekranlarında yayınlanan Panorama programında füze çeşitleri üzerine
değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin etkili bir şekilde F16’ları
kullandığını belirten Seren, F4, F5’lerin uçabilir performansı düştüğü için
yakın zamanda hurdaya çıkma kararı alındığını söyledi. Ayrıca, S300 ve S400’lerin
radarlarının kapsama alanı dışında kalmasının düşük bir ihtimal olacağını
söyledi.

Türkiye’nin Hava
Savunma Sistemi

SETA
Güvenlik Araştırmacısı Merve Seren, savunma sanayi üzerine değerlendirmelerde
bulundu.






























































SETA Güvenlik Araştırmacısı Merve Seren TRT
Avaz ekranlarında yayınlanan Panorama programında savunma sanayi üzerine
değerlendirmelerde bulundu. Hava savunma sisteminin, hava saldırılarının ne
şekilde gerçekleştirildiğine bağlı olarak değişeceğini belirten Seren,
Türkiye’nin aldığı tehditler içinde daha çok cruise füzelerinin olduğunu
vurguladı. Ayrıca, Türkiye’nin 2006 yılında Balistik füze ihtiyacının farkına
vardığının da altını çizdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir