Biraz
da ezber bozalım-11

KÖY ENSTİTÜLERİ YENİDEN AÇILABİLİR Mİ ?

Zeki
Sarıhan

Ahmet
Emin Yalman Köy Enstitülerini anlattığı kitabına “Yarının Türkiye’sine Seyahat” (1944) adını verecek kadar olumlu
yaklaştığı halde, Köy Enstitülerinin zamanında değerinin bilinmediğini
söyleyebiliriz. Tonguç kuşkusuz bu eğitim imecesiyle övünüyordu. Arkadaşları,
Meşrutiyet’ten beri fikriyatı yapılan bu yeni eğitim anlayışını canla başla
yürütüyorlardı. Enstitüler, nüfusun yüzde seksenini oluşturan köyün eğitiminde
atılmış önemli bir adımdı. Bu okulların mezunları Kemalizm’i köye taşıyacaklar,
çocukları eğitmekten başka tarım ve iş alanında da köylülere örnek olacaklardı.
Fakat dönemde eğitimcilerin hepsinin “komünist
yetiştiriyor”
suçlaması ortaya çıkmadan da enstitüleri benimsediği
söylenemez.

Fakat
şu “komünistlik” suçlaması ortaya
atıldıktan sonra (1945-1950) enstitüler hızla itibardan düştü. İktidar
enstitüler üzerinde bir terör estirdi. Enstitü mezunları nerdeyse can derdine
düştüler. Onun yetiştirdiği aydınlardan çoğu, yolda Tonguç’la karşılaşmamak
için yollarını değiştirdiler. Enstitülü yazarlar, konu hakkında yazı yazamaz
oldular.

1960’ta
yıkılan yalnız Demokrat Parti değildi. Onunla birlikte CHP’nin Tek Parti
Dönemi’ndeki antikomünizm üzerine kurulu ideolojisi de yıkıldı. Aydınlar sanki
zihinlerine vurulan kelepçelerinden kurtuldular. Geçmişin artılarını ve
eksilerini yeniden topladılar ve Enstitüleri yeniden keşfettiler. Önce
yaptıkları toplantılar, gericilerin taşlı sopalı saldırılarına uğradıysa da
enstitülerin konuşulduğu toplantılar başladı. Enstitü mezunları İmece adlı bir dergi çıkardılar.

1960’lı
yıllarda bazı mezunlar enstitülerin yeniden açılmasını istediler. Fakat
enstitüleri 27 Mayıs’ın Milli Birlik Komitesi bile açamazdı. Çünkü enstitülüler
üzerindeki “komünist” suçlaması sağcı
kesimde hâlâ yaygındı. Ancak, Türkiye halkının zihni genişledikçe enstitülerin
karşıtları azaldı. Enstitüdeki arkadaşlarını “komünist” diye ihbar edenler de enstitücü oldu. Doksanlı yıllarda
yaptığım bir sormacada anlaşıldı ki sağcısı, solcusu, milliyetçisiyle enstitü
karşıtı aydın kalmamıştı…

Siyasi
ve sosyolojik tahliller yapamayan sıradan okur ve konferans dinleyicileri
içinde 1990, hatta 2000’li yıllarda enstitülerin yeniden açılması konusunda
güçlü bir destek vardı. Mademki enstitüler iyi eğitim kurumlarıydı, çalışkan ve
aydın öğretmenler yetiştirmişti, köye önderlik yapmışlardı, öyleyse bu okullar
neden yeniden açılmasındı?

Bazı
enstitü mezunu, bu konuda söz sahibi sayılan kişilerde bile bu istek görüldü.
Tayyip Erdoğan’dan bile bu talepte bulunan oldu. 1993’te kendisi ile ilgili bir
jübilede Çifteler ve Hasanoğlan müdürlüklerinde bulunmuş M. Rauf İnan bile,
toplantıya katılan Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’den enstitülerin yeniden
açılmasını istedi. Erdal İnönü bu isteği suskunlukla geçiştirdi.

Çünkü
siyasi engeller bulunmasa bile enstitüler Türkiye’nin nüfus yapısı değiştiği
için artık açılamazdı. Köy artık 1930’lu, 40’lı yıllardaki kapalı ekonominin
köyü değildi. Köye hizmet edecek elemanlar doktor, veteriner, ziraat mühendisi
gibi görevlilerle çeşitlenmişti ve bu elemanları yetiştiren ayrı ayrı kurumlar
vardı. Öğretmenlerle birlikte bunlar da üniversite mezunu olmak zorundaydı.

KÖY ENSTİTÜLERİ OLMAZSA KENT ENSTİTÜLERİ…

Enstitülerin
açılmasını isteyenler hâlâ olmakla birlikte, bunun mümkün olmadığını kabul
edenler çoğaldı fakat bu kez, onun adı ve işlevinden esinlenerek “Kent
Enstitüleri” açılmasını isteyen akademisyenler ortaya çıktı.

1990’ların
sonlarında olacak, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfının bir genel
kurulunda enstitü mezunlarından biri, enstitülerin yeniden açılmasını
isteyince, konuya enstitü binalarını inceleyen teziyle adapte olmuş bir mimar
kürsüden şöyle demek zorunda kaldı:

“Sevgili hocalarım. Siz enstitülerde okudunuz. Ben onları sonradan
inceledim. Fakat özür dileyerek söylüyorum, enstitülerin bugün açılabileceğini
nasıl ileri sürebilirsiniz?”

Hükümetlerin
enstitüleri yeniden açacağına umudu olmayan ama gene de açılmasını isteyenlerin
projesi şuydu: “Ege kıyılarında sosyal
demokrat belediyeler arsa versin, gücü yeten öğrenci velileri okulun
giderlerini karşılasın ve hiç değilse örnek bir köy enstitüsü kuralım…”

Böyle
bir kurumun köy enstitüsü değil, onun yalnız karikatürü olacağını
anlamıyorlardı. Paralı köy enstitüsü mü olur? Buradan yetişenler yüksek öğrenim
de yapmak zorunda olmayacaklar mı? Bunlar 20 yıl, yarım maaşla köyde oturmayı
kabul edecekler mi? Bir sürü haklı soru.

Türkiye’nin
eğitim sorunları çok değişti. Sorun artık “köye
göre eleman”
yetiştirmek değil, bütün eğitim sistemini bağımsızlıkçı,
aydınlanmacı ve halkçı bir anlayışla yeniden düzenlemektir. Köy Enstitüleri
uygulamasından bu yeni eğitim sistemi için çıkarılacak dersler vardır. Onu
yeniden açmak yalnız mümkün olmamakla kalmamıştır, gereksizdir de.

Bunu
kavramayanlar, enstitüde okumuş, onun ateşli bir taraftarı da olsalar köy
enstitülerini anlayamamış olanlardır.  “O mahiler ki derya içredir deryayı
bilmezler.”
  (14 Kasım 2017)

Kitap:
Ahmet Usta, Eğitimcinin Günlüğü,
(Anı), Ankara, 2013, EDGE Akademi Yayınları, 368 s.








































































Diğer
yazılar için: zekisarihan.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet