1950-1980
dönemindeki tecrübeler göstermiştir ki, gelişmekte olan ülkelerde iktisadi
kalkınmanın başarı ile sürdürülebilmesinin, sadece sanayileşmeye değil, ayni
zamanda dışa dönük sanayileşmeye bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Bu
sanayileşme stratejisini ve bu stratejiyi destekleyen makro politikaları
uygulamaya koyamayan ülkelerin iktisadi kalkınmaları ise, hızlanan enflasyon ve
döviz darboğazından dolayı, sık sık sekteye uğramıştır.


Bir ülkede
uygulanan sanayileşme ve/veya dış ticaret stratejisinin o ülkedeki, imalat
sanayiinin iktisadi ve teknik yapısına, kapital/hasıla ve kapital/emek
oranlarına, firmaların ölçeklerine, rekabet gücüne, enflasyona, piyasanın
yapısına etki ettiği hakkındaki araştırmalar da 1970’li yıllarda ağırlık
kazandığı için bu konular bu çalışmada da derinliğine ele alınacaktır.


1. Alternatif Sanayileşme Stratejileri


Sanayi Devrimi
döneminde İngiltere ve son zamanlarda Hong Kong hariç, günümüzün gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelerinin tamamı sanayileşmelerinin başlangıcında ithal
ikamesi politikalarıyla yerli üretimi korumuşlardır.[1] Dışa dönük sanayileşme stratejisi ise
İkinci Dünya Savaşı’nı takiben Danimarka ve Norveç’te, Güney Avrupa ülkelerinde
ve bazı eksiklikleriyle Japonya’da 1950 ortalarından; Kore, Singapur, Tayvan’da
1960 başlarından itibaren sürekli olarak uygulanabilmiştir. Bu strateji,
İsrail’de 1961’den beri, başta Brezilya ve Arjantin olmak üzere birçok Latin
Amerika ülkesinde, 1960’ın ikinci yarısından sonra, değişik aralıklarla
uygulamaya konmuştur.[2]


İçe dönük (ithal
ikamesi) ve dışa dönük sanayileşme stratejileri her ülkede, gelişmiş ve
gelişmekte olan ülke gruplarında değişik şekillerde uygulanmış ve çeşitli
aşamalardan geçmiştir. Fakat bilhassa gelişmekte olan ülkelerde, bu iki
sanayileşme stratejisi genellikle birlikte uygulanarak karma bir stratejiye
dönüşmüştür.


A. İçe Dönük (İthal İkamesi) Sınai Kalkınma Stratejileri


İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra gelişmekte olan ülkelerde sanayileşme stratejisi olarak ithal
ikamesi yolunun seçilmesinde çeşitli politik ve iktisadi nedenler vardı.


Bu nedenlerin
formüle edilmesinde uzun süre iktisadi kalkınma konularında Birleşmiş Milletler
başdanışmanlığı yapan H. Singer, Güney Amerika Ülkelerine danışmanlık yapan R.
Pnebisch ve Hindistan’da danışmanlık yapan G. Myrdal öncülük ettiler. Bilinen
Singer-Prebisch Tezi iki temel varsayıma dayanıyordu. Birincisi, dış ticaret
hadleri tarım ürünleri ve maden ihracatçısı olan gelişmekte olan ülkeler
aleyhine gelişmektedir. İkincisi ise, bu ülkelerin sanayi malları ihracatında
dış piyasalarda rekabet edemeyeceği tezi hakimdi. Singer-Prebisch tezinin
lehinde ve aleyhinde çok şey yazıldığı için biz burada bunun tekrar
tartışmasına girmeyeceğiz.[3] Ancak bu varsayımların uzun dönemde ve
bilhassa 1960’lardan itibaren gerçekleşmediği ortaya çıktı. Nitekim, 1960-75
döneminde geişmekte olan ülkelerin sanayi malları ihracatındaki yıllık ortalama
artış hızı %15 dolayında seyrederken, gelişmiş ülkeler için bu oran %10
seviyesinde kaldı.[4]


İthal ikamesi
stratejisinin seçiminde en tutarlı görüş bebek endüstri tezidir. Temeli F.
List’e kadar dayanan bu görüşe göre, sanayileşmenin başlangıcında sınai
üretimde parça başına maliyetlerin yüksek olması kaçınılmaz olduğu için, yeni
kurulan sanayilerin belli bîr süre dış rekabetten korunması gerekir. Fakat
zamanla, optimum ölçekli işletmeler kurulup kitlesel üretime geçilince içsel ve
dışsal ekonomilerden yararlanılarak parça başına maliyetlerin düşeceği ve bir
müddet sonra da ihracata yöneleceği ümit edilir.


Bebek
endüstrileri korumak için kullanılan başlıca aletler ise başta aşırı
değerlenmiş kur olmak üzere, tarifeler, kotalar, ithalat yasaklandır. Finansal
olarak da düşük faizli kredi temini, belli bir süre vergi muafiyetleri ve alt
yapı yatırımlarının devletçe karşılanması gibi teşvik araçlarıdır.[5] Ayrıca kamunun ürettiği mal ve
hizmetlerin bu endüstrilere maliyetinin artında satılması da en büyük teşvik
unsurlarından biridir.[6]


B. Dışa Dönük Sanayileşme Stratejisi (İhracat İkamesi)


Dışa açık ticaret
stratejisinin sanayileşme ve kalkınma üzerine olumlu etki yaptığı görüşü D.
Ricardo’nun mukayeseli üstünlük teorisinden kaynaklanır. 1950-60 döneminde
başta Haberler ve Viner olmak üzere Nurkse ve Cairncross gibi iktisatçılar dış
ticaretin statik ve dinamik etkilerinden dolayı kalkınma ve sanayileşmeye
olumlu etkiler yaptığını savunmuşlardır. Ancak, bu konuda Haberler ve Viner çok
iyimser bir tavır alırken, Nurkse ve Cairncross ise orta yolu seçmişlerdir. Biz
burada, daha önce çok tartışıldığı ve konumuzu dolaylı olarak ilgilendirdiği
için yukarıdaki yazarların tartışmalarına tekrar dönmek istemiyoruz.[7] Ancak, şu kadarını belirtmek gerekir ki,
1950’Ierde dış ticaretin sanayileşme ve kalkınma üzerine yaptığı olumlu etkiler
tartışmasının gündemde olmuş olmasına rağmen dışa dönük sanayileşme stratejisi,
bu dönemde, hiçbir gelişmekte olan ülke tarafından uygulamaya konmamıştır.


1960 başlarından
itibaren sanayileşmede uzun süre ithal ikamesi politikalarında ısrar
edilmesinin ortaya çıkardığı hayal kırıklığı ve hammadde ve işlenmemiş
geleneksel mal ihracının ülkenin ihtiyacı olan yeterli döviz miktarını sürekli
olarak karşılayamaması bir çok ülkeyi ihracat ikamesi (export substitution)
politikalarını uygulamaya koymaya zorlamıştır. Tarım ürünleri ve geleneksel
olmayan hammaddelerin işlenmiş ve yarı işlenmiş olarak ihraç edilebilmesi ve
ayrıca işlenmiş ve yarı işlenmiş sınai mal ihracatının geleneksel ham madde
ihracatı yerine geçmesine (ikame edilmesine) ve neticede toplam ihracat içinde
sanayi malları payını ve İhracatı arttıracak politikaların uygulanmasına
ihracat ikamesi denir. Son yıllarda bu terim ihracatın öncülük ettiği büyüme
(exported growth) stratejisi veya ihracata (dışa) dönük sanayileşme stratejisi
yerine kullanılmaktadır.[8]


C. Karma Strateji


Gelişmekte olan
ülkelerin sorunu içe dönük ve dışa dönük sanayileşme stratejilerinden birini
seçmek değildir. Diğer bir ifade ile, bu iki sanayileşme stratejisi arasında
mutlak ve kesin bir ayrım yapmak doğru olmaz.[9] Burada esas mesele sanayileşmede hangi
stratejiye ağırlık ve öncelik verileceği değil, fakat bu iki strateji arasında
tercih yapmayan aynı anda hem içe dönük ve hem de dışa dönük endüstrilerin
gelişmesini sağlayacak karma bir stratejiyi bulmaktır. Bu tür bir sanayileşme
stratejisini geçmişte Japonya uygulamış, son zamanlarda da G. Kore
uygulamaktadır.[10]


Kore’de bu
stratejinin uygulanılabilmesi için 1964-1965 yıllarında parasal ve mali
reformlar yapılmış, katlı kurlar kaldırılmış, gerçekçi kur politikası
uygulamaya konmuş ve dış ticaret rejiminde kademeli bir liberalleşme
başlatılmıştır, İhracatçılara ise aşağı yukarı serbest dış ticaret rejimi
uygulanmıştır, ihracatçıların kullandıkları girdilerin yerli ve yabancı fiyat
farkları ortadan kaldırılmıştır.[11] 1960’dan beri İthal ikamesi
politikalarının uygulandığı sanayi kolları ise çimento, çelik ve metaller,
kimya, gübre ve son yıllarda taşıma alet ve makineleri üreten endüstrilerdir.
Kore’de bu sektörlere koruma daha çok devlet sübvansiyonlarıyla sağlanmaktadır.[12] Böylece içe dönük ve dışa dönük
endüstriler yan yana (paralel olarak) gelişerek birbirini tamamlarlar.


Karma stratejinin
uygulanabilmesi sayesinde bir birim döviz kazanılması ve bir birim döviz
tasarrufu için harcanan marjinal iç-kaynak maliyeti aynı olur. Neticede kaynak
dağılımında etkinliğin sağlanmasıyla sanayide yapısal bozuklukların ortaya
çıkmasının önüne geçilebilir. Oysa, uzun süre ve aşırı bir şekilde uygulanan
ithal ikamesi stratejisi kaynak dağılımını bozarak ülkenin potansiyel
mukayeseli üstünlüğüne ters bir sanayileşme yapısı otaya çıkarır. Fakat, dışa
dönük sanayilere verilen aşırı sübvansiyonlar da aynı neticeyi doğurabilir.


Ancak, diğer
ülkelerdeki tecrübeler göstermiştir ki; kaynak dağılımında çarpıklığa yol açan
neticeler dışa dönük sanayileşmede daha az, içe dönük sanayileşmede ise daha
çok ortaya çıkmaktadır. Çünkü, ithal ikamesi teşvikleri ithalat kısıtlamaları,
aşırı değerlenmiş kur ve enflasyonla dolaylı yoldan verildiği halde, ihracatı
teşvik genellikle devlet bütçesine yük getirdiği için verilen sübvansiyonlar
göze batmakta veya devlet bütçesi imkanlarıyla sınırlı kalmaktadır. Ayrıca,
dışa dönük sanayi firmaları uluslararası piyasalarda kalite ve fiyat
rekabetiyle karşılaştığı için ölçek ekonomilerinden daha fazla yararlanmak
zorunda kalmaktadırlar.[13]


2. Türkiye’de Gerçekleşen Dış Ticaret Stratejileri
Aşamaları


1950-1973 yıllan
arasında Türkiye’deki dış ticaret stratejileri aşamaları A.Kruger tarafından,
NBER sınıflandırmasına göre, aşağıdaki şekilde tasnif edilmiştir. 1950-52 aşama
V, 1953-54 aşama l, 1955-58 aşama III, 1960-63 aşama IV, 1964-70 aşama II, 1970
aşama III, 1971-73 aşama IV olarak kabul edilmiştir.[14] Fakat, Kruger ile B. Tuncer’in yaptığı
son çalışmada 1963-67 ve 1970-73 dönemleri aşama IV’e, 1967-70 ve 1973-76
dönemleri de aşama II’ye tekabül etmektedir,[15] 1976’dan 1980’e kadar kambiyo
kontrolünün giderek artması ve 1980’den itibaren dışa dönük stratejimin
benimsenmesi ile 1963-79 döneminin tamamını aşama II ve 1980-82 döneminde aşama
IV olarak kabul edebiliriz. Birinci bölümün 1-3 kısmında aşama l-II’nin ithal
ikamesine, aşama IV-V’in dışa dönük stratejiye eşdeğer olduğunu ve aşama lll’ün
geçiş dönemi olduğunu belirtmiştik.


Görüldüğü gibi Türkiye’deki
dış ticaret ve sanayileşme stratejisinde tutarlı bir yol izlenememiştir. Türk
ekonomisi aşama II (ithal ikamesi) ile aşama IV (dışa dönük strateji) arasında
gidip gelmiştir. Türk ekonomisi 1960-79 arasında çeşitli aşamalardan geçtiği
halde, dış ticaret stratejisinde bazı değişmeyen özellikler vardır. Bunlardan
birisi daha önce ithal edilen malın Türkiye’de üretimine geçilince bu malın
ithalatı derhal yasaklanmıştır. İkincisi de, 1960-79 döneminde, Türk sanayii
için kredili maliyeti daima hesaba katılmamıştır. Çünkü, negatif faiz
uygulaması, 1960 ortalarından itibaren enflasyonun hızlanmasıyla, sanayicileri
bu yola itmiştir. Diğeri de yerli üretimin yetmediği durumlarda kota sisteminin
uygulanmasıdır. Ayrıca, döviz tasarrufu taahhüdünde bulunan firmalara düşük
(negatif) faizli kredi ve ithalat izni verilmesi de yaygın bir şekilde
kullanıldı.[16] Güya, anti-enflasyonist bir politika
aracı olarak KİT ürünlerinin düşük fiyatla satılması da Türk sanayicisine
verilen en büyük teşviklerden biri idi. KİT’ler ise özel sektörden daha düşük
faizle kredi kullandıkları gibi, genellikle vergilerini bile ödememişlerdir.[17]


1960-79 döneminde
yukarıdaki uygulamaların genelleştirilmiş olmasına rağmen Türk sanayiinin
bulunduğu aşamaya göre verimlilik artışları çok değişik bir seyir takip
etmiştir.


3. 24 Ocak Kararları ve Dışa Dönük Sanayileşme


Bu kısımda önce
24 Ocak kararlarının ne anlama geldiği, çeşitli piyasalarda eski ve yeni
durumun kısa bir tartışması yapılacaktır. Daha sonra ise kur politikası, Türk
Lirasının dalgalanmaya bırakılıp bırakılamayacağı, dalgalanmanın ne tür olacağı
ve ön şartlan incelenecektir.


A. 24 Ocak Kararlarının Anlamı


Dışa dönük
sanayileşmenin sürdürülmesi için dış ticaret rejiminde diğer iktisat
politikalarında sürekli ve kademeli bir liberalleştirmeye devam edilmesinin
gerekli olduğu daha önceki açıklamalarımızdan anlaşılmaktadır, 24 Ocak
kararları ile de Türkiye henüz liberalleşme hareketinin başlangıcındadır.
Ancak, burada kullanılan liberalleşme sözünün liberalizm ile bir ilgisi yoktur.
Mesela Türkiye’de KİT ürünleri fiyatlarını şimdi de, geçmişte de devlet tayin
ettiği halde bu malların eskiden zararına şimdi ise en azından maliyetine
satılması bir liberalleşme hareketidir. Ayrıca, ucuz faiz politikası yerine
enflasyon hızı üzerinde bir faiz politikası uygulanması, döviz kurunu devlet
tayin ettiği halde günlük kur uygulaması da bir liberalleşme hareketidir.


Diğer taraftan,
ithalat yasakları yerine kota konması, kotalar yerine yüksek gümrük duvarları
konması, mevcut yüksek gümrük duvarlarının yıllara yayılarak belli bir seviyeye
düşürülmesi de bir liberalleşme hareketidir. Çünkü, ithalat yasakları ve
kotalar iç ve dış fiyat bağlantısını kesmekte, gümrük vergileri ise yüksek
oranlı da olsa dış rekabeti hissettirmektedir.


İşte 1980
başından beri Türkiye’de uygulanan istikrar programı da liberalizm değil, fakat
yukarıdaki anlamda bir liberalleşme hareketidir. Zaten, (istense de Türkiye’de
liberalizmi uygulamaya koymak mümkün değildir. Çünkü, son iki yılda ortalama
olarak toplam yatırımların %60’ı devlet tarafından yapılmaktadır. 25
dolayındaki başlıca tarım ürününün fiyatını ise, taban fiyat politikası
uygulaması ile, devlet tayin eder, İmalat sanayiinin yaklaşık %40’ına sahip
olan devletin ürettiği malların fiyatları kamu kuruluşları otoriteleri
tarafından belirlenir. Türkiye’deki toplam kredilerin ve Merkez Bankası
kredilerinin yarısından çoğu yıllardır kamunun ipoteği altındadır.


Türk ekonomisinde
24 Ocak kararlarına rağmen piyasa mekanizmasının yer almadığı örnekleri
çoğaltmak mümkündür. Ancak, yukarıdaki misaller bile uygulanan politikaların
liberalizmle ilgisi olmadığını ve Türkiye’de istense de liberalizmin uygulamaya
konmayacağını ve ayrıca Türkiye’nin Batı aleminde en yüksek derecede bir
devletçi ekonomiye sahip olduğunu göstermektedir.


B. 24 Ocak Kararları Öncesi ve Sonrası İktisat Politikaları


24 Ocak
operasyonundan önce Türk sanayiinin sorunları tartışılırken çoğu kez sebepler
ve sonuçlar birbirleriyle karıştırılmış ve genellikle sonuçlar sorunlar
şeklinde ortaya konulmuştur, Oysa Türk sanayiinin içe dönük oluşu veya imalat
sanayiindeki yapısal bozukluklar ve dengesizlikler gerçekte sonuçlardır. Esas
olan, bu sonuçlara yol açan nedenlerin incelenmesi ve çözüm yollarının aranması
idi.[18]


24 Ocak
kararlarından önce Türkiye’nin en büyük üç sorunu enflasyon, fiyat
mekanizmasına ve faiz hadlerine aşırı müdahale ve yanlış kur politikası idi,
İşte geçmişte bu üç soruna doğru teşhis konulamaması Türkiye’de ihracatın
yeterli düzeyde gelişmesini engellediği gibi, sanayide yapısal bozukluklara da
yol açtı.


Her ekonomide ve
özellikle gelişen ekonomilerde ihracat artış hızı iktisadi gelişmenin ve
büyümenin sınırını tayin eder. Enflasyon hızlanınca iç piyasa canlı ve cazip
hale gelmekte, ihracat frenlenmekte ve neticede sanayi ürünleri lehine, fakat
bu malların ihracatı aleyhine bir ayırım yapmak ve aşırı himaye politikaları uygulamak
kaçınılmaz hale gelmektedir. Geçmişte Türkiye’de de yapılan bundan farklı bir
şey değildir.[19]


Enflasyon hızının
artması sonucu ortaya çıkan diğer olumsuz etkiler ise, tasarruf eğiliminin
düşmesi, borçlanma eğiliminin artması, fakat tahvil ve hisse senedi piyasasının
canlılığını kaybetmesidir. Bu ortamda bazı sınai yatırımlar olumlu yönde
etkilenirken. bazı ara ve yatırım malları projeleri kârlılığını kaybetmektedir.
Enflasyonun hızlandığı dönemlerde büyük ölçekli yatırımlara girmenin riski
arttığı için bu işletmelerin terk ettiği veya ertelediği yatırım ve üretim alanlarını
kısa zamanında küçük ve orta ölçekli işletmeler doldurmaktadır. Neticede üretim
teknolojisinin yenilenmesi engellenmekte, düşük kaliteli ve yüksek maliyetli
bir sınai yapı oluştuğu için kaynak dağılımındaki etkinlik de bozulmaktadır.[20]


Yukarıdaki
olumsuz sanayileşme neticesi yeterli, kaliteli ve ucuz üretim yapılamadığı
için, enflasyonu kontrol amacı ile Türkiye’de sık sık dayanıklı ve dayanıksız
tüketim malları fiyatlarına müdahale edilmiştir. Bu maksatla kurulan fiyat
tespit ve kontrol komiteleri, Türkiye gibi küçük ve dağınık sanayi yapısı olan
bir ülkede, ele alınan malın maliyetini çoğu kez doğru şekilde tespit edilemediği
için başarılı olamamışlardır. Ayrıca enflasyonun hızlandığı bir ortamda fiyat
tespit çalışmalarına esas olacak maliyetlerin, işletmelerin geçmişteki değil,
yakın gelecekteki maliyetini kıstas alınması gerekirdi.[21]


1980 öncesi
Türkiye’de özel sektörün ürettiği birçok dayanıklı dayanıksız tüketim
mallarının fiyatlarının Sanayi Bakanlığınca tespiti, KİT mamullerinin
maliyetinin altında, zararına satılması, enflasyonun hızlandığı bir ortamda,
birçok malın karaborsaya düşmesine, vergilenmeyen haksız kazançların doğmasına
gelir ve kaynak dağılımındaki etkinliğin bozulmasına, enflasyonun daha da
hızlanmasına ve iç tasarrufların azalmasına yol açıyordu.[22]


Geçmişte
uygulanan ucuz faiz politikası ise tüketimi kamçılamış, tasarruf eğilimini
azaltmıştır. Ayrıca, firmaların iç ve dış kaynak oranını, kredinin maliyeti yok
denecek kadar az olduğu için, normalde bire-iki olacağı yerde bire-10’a kadar
düşürmüştür. Bu durum ise, bir yandan Türkiye’de sermaye yoğun bir üretim
biçimlinin seçilmesine yol aça üretimde kullanılmayan fonların spekülatif
maksatlar için kullanılmasına ve neticede haksız kazançların doğmasına ve
ayrıca enflasyonun hızlanmasına yol açmıştır.


1980 öncesi
geciktirilerek yapılan yüksek oranlı devalüasyonlar ise devalüasyon
beklentilerinin yoğunluk kazandığı aylarda ithalat ve dolayısıyla döviz
talebini arttırıyordu. İhracatçılar ise eldeki stoklarını devalüasyon sonrasına
erteledikleri, yurtdışındaki işçiler de aynı şekilde davrandıkları veya
dövizlerimi karaborsadan gönderdikleri için, devalüasyon beklentisi aylarında,
döviz darboğazı şiddetini giderek arttırıyordu. Ayrıca, yüksek oranlı
devalüasyonları takiben KİT ürünlerine %100-300 arasında zam yapıldığını bilen
herkes mal ve döviz stoku ve karaborsasına başlıyor, bu ise enflasyonu daha da
körüklüyordu.[23]


İşte yukarıdaki
olumsuz neticelerin önüne geçmek ümidiyle 24 Ocak kararlarını takiben fiyat
kontrollerine son verilmiş, KİT ürünlerine mini zam politikası, mini
devalüasyon politikası, 1 Temmuz 1980’den sonra da faiz serbestisi politikası
uygulamalarına geçilmiştir. Ayrıca, yatırım teşviklerinde ve dış ticarette
bürokratik engeller azaltılmış, kota uygulamasına son verilerek ithalat bir
ölçüde libere edilmiş, ihracatı özendirmek için kapsamlı bir ihracatı teşvik
politikası paketi uygulamaya konmuştur. Diğer taraftan enflasyonla mücadelede
kararlı bir tutum benimsenerek sıkı para kredi ve denk bütçe politikası
uygulamaları da sürdürülmektedir.


C. Türkiye’nin Dış Ticaretinde Gelişmeler


Bundan önceki
bölümlerden anlaşıldığı gibi, bir ülkenin dış ticaretinde olumlu gelişmeler
için gerçekçi kur politikası gereklidir. Fakat yeterli değildir. Özellikle,
ihracat gelirlerinin sürekli olarak artması için gerçekçi kur politikası
ihracatı desteklenmelidir. Yukarıdaki politikaları bir paket halinde sürekli
olarak uygulayabilen, başta Güney Kore ve 1966-1973 döneminde Brezilya olmak
üzere, bazı yarı sanayileşmiş ülkelerin geçmişte ne gibi bir ihracat patlaması
yaptıkları Tablo-1 yardımıyla görmüştük.


Aşağıdaki
Tablo-3’de Türkiye’nin son 30 yıldır Türkiye’nin dış ticaretindeki gelişmeleri
göstermektedir. Tabloda görüldüğü gibi Türkiye’nin ihracatı 1952-1969 döneminde
miktar olarak 2.5 milyon ton civarında kalmıştır.


1970
devalüasyonunun olumlu etkisi sonucu bu miktar 5.3 milyon tona ulaşmış ise de,
1974-1979 döneminde ihracatımız 4.5 milyon ton dolayında seyretmeye devam
etmiştir.


Oysa 1980’den
itibaren uygulanan tutarlı iktisadi politikalar sonucu miktar olarak
ihracatımız 1981 yılında 9,2 milyon tona, 1982 yılında da 12,7 milyon tona
fırlamıştır.


1973 yılından
itibaren ithalatımızda gerek miktar ve gerekse değer olarak hızlı bir artış
olduğu anlaşılır ise de, bu artışın işçi dövizleri ve dış yardımlarla finanse
edildiği bundan önceki bölümlerde belirtilmiştir.


1979 yılından
itibaren gerek işçi dövizlerini ve gerekse dış borçlanma yoluyla ithalatını
arttıramayan Türkiye’de sanayiye yeterli dış girdi sağlanamadığı için
ekonomimiz durma noktasına geldi. Neticede, 1980 başında 24 Ocak Kararlarını
uygulamaya koymak zorunda kaldık.


Sonuç


Türkiye gibi 1980
yılına kadar ithal ikamesi (içe dönük stratejiyi) politikalarını uygulayan
ülkelerin dışa dönük sanayileşme stratejilerine geçmeleri kolay olmamaktadır.
Çünkü, ihracata dönük sanayi stratejisine geçildiğinde, ithalata yasakları,
kotalar kaldırıldığı ve gümrük duvarları da kademeli olarak hızla aşağı
çekildiği için, bu politikanın uygulanmasına, genellikle aşırı korunmaya
alışmış olan holding sahipleri ve işçi sendikaları temsilcileri karşı
çıkmaktadır.


Dış ticaret
rejminde ve iç iktisadi politikalarda liberalleşme hareketinin sürdürülmesi
geçici sıkıntı ve maliyetler doğurursa da, bu sıkıntılara katlanılmaması
ekonomide uzun dönemde telafisi çok güç ve ağır maliyetlerin ortaya çıkmasına
yol açmaktadır.


1980 başlarında
Türkiye dışa açık sanayileşmenin henüz başlangıç safhasında idi. Genellikle
para, sermaye, dış ticaret politikalarında bürokratik engeller ve aşırı
selektif politika uygulamalarının kademeli olarak azaltılmasına devam edilmesi
24 Ocak Kararları ile başlanmış ve 2002’ye girdiğimiz şu anda bu konuda büyük
başarılar elde edilmiştir. Biz bu makalede Türkiye’de ve diğer gelişmekte olan
ülkelerde sanayileşme ve dış ticaret stratejilerini sadece 1950-82 dönemi için
araştırdık.


Prof. Dr. Emin ÇARIKÇI


Çankaya
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi / Türkiye


Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 17 Sayfa: 631-636


Kaynaklar:


 


Balassa, B.
(1980), “The Process of Industrial Development and Alternative Development
Strategies”, Princeton Essays in International Finance, No. 141, (December,
1980), Int. Finance Section, Princeton University, Princeton, N. J.


Balassa, B.
(1981), “Yeni Sanayileşen Ülkelerin 1973 Yılından Sonra Ekonomi Politikası
Tecrübeleri ve Türkiye Örneği”, Dışa Açılmada Kambiyo Politikası-ll (içinde),
MEBAN-SPAM, İstanbul, (Temmuz 1981), S. 1-21.


Balassa, B.
(1982). “The Adjustment Experience of Developing Economies af ter 1973”,
(tebliğ), Conference on IMF Conditionality, Airfie, Virginia, U. S. A., (March
24-26; 1982).


Bhagwati, J. ve
Kruger, A. (1973), “Exchange Control liberalization and Economic Development”,
American Economic Review, Papers and Proceedings, Vol. LXIII (May, 1973) s.
420, 421.


Bhagwati, J.
(ed. 1974), Illegal Trdnsactions and International Trade: Theory and
Measurements, North Holland Publishing Co., Amsterdam, 1974.


Bhagwati, J.
(1978), Foreign Trade Regimes and Economic Development: Anatomy and
Consequences of Exchange Control Regimes, NBER, Ballinger Publishing Co.,
Cambridge, Mass., 1978.


Cody, J.,
Hughes, H., Wail, D. (eds. 1980), Policies For industrial Progress in
Developing Countries, Oxford University Press, Oxford, 1980.


Çarıkcı, E.
(1980), “İhracat, İşçi Dövizleri ve Kur Politikası”, Yeni Forum, Cilt l, Sayı
10 (1 Şubat 1980), s. 14-15.


Çarıkcı, E.
(1981), “Yeni İktisadi Politikalar ve Türk Lirasının Konvertibilitesi”, H. Ü.
İdari Bilimler Dergisi, Cilt 1, sayı 4, (Haziran 1981), s. 88-97.


Fishlow, A.,
Carriere, J. ve Sekiguchi, S. (1982), “Trade as an Engine of Growth”, Economic
Impact, 1982/2, s. 13-20.


Hughes, H.
(1980). ’’Achievements and Objectives of industrialization”, J. Cody, H.
Hughes, b. Wail (eds.), Policies For Industrlal Progress in Developing
Countries (içinde), Oxford University Press, Oxford, 1980.


IMF (1966-1981),
Direction of Trade Statistics, Annual: 1966-1970; 1969-1975. Yearbook, 1981,


IMF, Washington
D. C., (1966-1981). IMF (1981), Annual Report on Exchange Arrangements and
Exchange Restrictions 1981, IMF, Washington D. C. 1981.


Johnson, H.
(1967), Economic Policies Toward Less Developed Countrles, Frederick A.
Praeger, Publisher, New York, 1967.


Keesing, D.
(1979), Trade Policy for Developing Countries, World Bank Staff Working Paper
No. 353, (August 1979).


Korum, U.
(1977), Türk İmalat Sanayii ve İthal İkamesi: Bir Değerlendirme, A. Ü,
Basımevi, Ankara, 1977.


Kruger, A.
(1978), Foreign Trade Regimes and Economis Development: Liberallzation Attempts
and Consequences, NBER, Ballinger Publishing Co, Cambridge, Mass., 1978.


Kruger, A. ve
Tuncer, B. (1980-a), Microeconomics Aspects of Productivity-Growth Under Import
Substitution: Turkey, NBER Working Paper No. 532, Cambridge, M. A., (August,
1980).


Kruger, A. ve
Tuncer, B. (1980-b), Estimating Total Factor Productivity Growth in a
Developing Country, World Bank Staff Working Paper No. 242, Washington, D. C.,
(October, 1980).


Küçükömer, i.
(1966), Gelişmiş ve Azgelişmiş Ülkelerin İlişkilerin Üzerine, Hamle Matbaası,
İstanbul, 1966.


Manisalı, E.
(1975), Gelişme Ekonomisi, Elektronik Ofset, İstanbul, 1975.


Manisalı, E,
(1980), “Türk Sanayiinin Temel Sorunları”, Banka ve Ekonomik Yorumlar, Sayı 6
(Haziran 1980), s. 37-40.


Marshall, J.,
Mardones, J. ve Marshall, l. (1982), “IMF Conditionality: The Experience of
Argentina, Brasil and Chile”, (Tebliğ), Conference on IMF Conditionality,
Airlie, Virginia, U. S. A. (March 22-26), s. 1-54.


Meier, G.
(1964), Leading Issues in Development Economics, Oxford University Press, New
York, 1964.


Meier, G.
(1968), The International Economics of Development: Theory and Policy, Harper
and Row, Publisher, New York, 1968.


Meier, G,
(1980), International Economics: The Theory of Policy, Oxford University Press,
Oxford, 1980.


Mumcu, N.
(1981), “Enflasyonun Sanayinin Dışa Açılmasına Etkileri”, 1980’den 1981’e
Türkiye Ekonomisi Semineri, Ankara Sanayi Odası, Ankara, (6-7 Mart 1981), s.
213-219.


Myrdal, G.
(1956), An International Economy, Harper and Row, Publieher, New york, 1956.


Opalski, T.
(1978), “Selected Means of Promotlon of Industrial Production and Exports of
Industrial Goods as Used in Poland”, Sanayi Ürünleri İhracatının Geliştirilmesi
Semineri, Ticaret Bakanlığı, Ankara, (4-8 aralık 1978), s. 1-30.


Prabisch, R.
(1959), “Commercial Policy in the Underdeveloped Countries”, American Economic
Review, Paper and Proceedings, (May 1959).


Prebisch, R.
(1963), “Development Problems of the Peripheral Countries and the Terms of
Trade”, J. D. Theberge (ed.) Economics of Trade and Development (içinde), John
Wiley and Sons, Inc., New York, 1968, s. 2878-297.


World Bank,
World Bank Atlas: 1981.


Yarı Gelişmiş
Ülkelerde ve Türkiye’de Sanayileşme Politikaları, Turhan Kitabevi, Ankara,
1983, Türkiye’nin son yıllardaki iç dış ekonomik sorunları ve çözüm yolları
üzerine bakınız: Emin Çarıkcı, Ekonomik Gelişmeler ve Türkiye-AB İlişkileri,
TUTİBAY Yayınları, Ankara, 2001.


 


Dipnotlar :


 


[1]
Balassa, B. (1980), “The Process of Industrial Development and Alternative
Development Strategies”, Princeton Essays in International Finance, No. 141,
(December, 1980), Int. Finance Section, Princeton University, Princeton, N. J.,
s. 5.


[2]
Balassa, a.g.e., s. 13-16.


[3]
Prebisch, R. (1963), “Development Problems of the Peripheral Countries and the
Terms of Trade”, J. D. Theberge (ed.) Economics of Trade and Development
(içinde), John Wiley and Sons, Inc., New York, 1968, s. 290-293.


[4]
Hughes, H. (1980). ’’Achievements and Objectives of industrialization”, J.
Cody, H. Hughes, b. Wail (eds.), Policies For Industrlal Progress in Developing
Countries (içinde), Oxford University Press, Oxford, 1980, s. 12.


[5]
Hughes, H., “Achievements and Objectives of industrialization”, J. Cody, H.
Hughes, b. Wail (eds.), Policies For Industrlal Progress in Developing
Countries (içinde), Oxford University Press, Oxford, 1980, s. 14.


[6]
Balassa, a.g.e., s. 10.


[7]
Yukarıdaki yazarların görüşlerinin teorik tartışması için bkz, Serin, 1972, s.
19-37; ayrıca Haberler, Nurkse ve Cairncros’un orijinal makaleleri için bkz:
Theberge, 1968, içinde sırasıyla s. 103-112, 85-102 ve 113-128. Ayrıca bkz.:
Küçükömer (1966) s. 315-320.


[8]
Meier, G, International Economics: The Theory of Policy, Oxford University
Press, Oxford, 1980, s. 315-320.


[9]
Manisalı, E., Gelişme Ekonomisi, Elektronik Ofset, İstanbul, 1975, s. 169.


[10]
Meier, a.g.e., s. 321


[11]
Westphal, Rhee ve Pursel, 1981, s. 12.


[12]
Westphal, Rhee ve Pursel, 1981, s. 15.


[13]
Bhagwati, J. ve Kruger, A., “Exchange Control liberalization and Economic
Development”, American Economic Review, Papers and Proceedings, Vol. LXIII
(May, 1973) s. 420, 421; Meier, a.g.e., s. 322, 324.


[14]
Kruger, A., Foreign Trade Regimes and Economis Development: Liberallzation
Attempts and Consequences, NBER, Ballinger Publishing Co, Cambridge, Mass.,
1978, s. 38).


[15]
Kruger, A. ve Tuncer, B., Estimating Total Factor Productivity Growth in a
Developing Country, World Bank Staff Working Paper No. 242, Washington, D. C.,
(October, 1980), s. 9, dipnot 2.


[16]
Kruger, A. ve Tuncer, B., Microeconomics Aspects of Productivity-Growth Under
Import Substitution: Turkey, NBER Working Paper No. 532, Cambridge, M. A.,
(August, 1980), s. 6-7.


[17]
Kruger, A. ve Tuncer, B., Estimating Total Factor Productivity Growth in a
Developing Country, World Bank Staff Working Paper No. 242, Washington, D. C.,
(October, 1980), s. 14-15.


[18]
Manisalı, a.g.e., s. 37.


[19]
Mumcu, N., “Enflasyonun Sanayinin Dışa Açılmasına Etkileri”, 1980’den 1981’e
Türkiye Ekonomisi Semineri, Ankara Sanayi Odası, Ankara, (6-7 Mart 1981), s.
314 ve 216-217.


[20]
Tokgöz, 1978, s. 64 ve 66-67.


[21]
Tokgöz, 1978, s. 70-71.


[22]
Çarıkcı, E., “Yeni İktisadi Politikalar ve Türk Lirasının Konvertibilitesi”, H.
Ü. İdari Bilimler Dergisi, cilt 1, sayı 4, (Haziran 1981), s. 89.


[23]
Çarıkcı, E., “İhracat, İşçi Dövizleri ve Kur Politikası”, Yeni Forum, Cilt l,
Sayı 10 (1 Şubat 1980), s. 14-15.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet