Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

KADRİ GÜRSEL : Türkiye İdlib’de
nasıl sıkıştırıldı ???



Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Rusya,
Türkiye ve İran arasında ‘Astana
Süreci’
çerçevesinde varılan anlaşma uyarınca İdlib’in
çeperinde kurduğu 12 askeri üsten en güneyde olanının Türkiye ile kara
bağlantısı 22 Ağustos’ta Suriye ordusu tarafından kesildi.


Resmi adı ‘gözlem noktası’ olan üs, Suriye ordusu
ve müttefikleri tarafından 20 Ağustos’ta El Kaide türevi Heyet Tahrir El
Şam’dan (HTŞ) geri alınan Han Şeyhun kasabasının güneydoğusundaki ‘Morek’ mıntıkasında.


TSK’nin tank, zırhlı araç ve sair ağır
silahlarla tahkim ettiği bu üsler, 2017’nin ekimi ile 2018’in mayıs ayı arasında
kurulmuştu.


Morek’teki ‘9 numaralı Gözlem Noktası’nın Rusya
destekli Suriye ordusu tarafından çevrelenmesi, yarın bu sorun bir anlaşmayla
çözülecek olsa da, başlı başına vahim bir gelişmedir. 


Dahası, 19 Ağustos’ta Halep-Şam otoyolu
üzerinde, kuzeydeki Maarrat El-Numan’dan Han Şeyhun’a doğru ilerlemekte olan
bir TSK konvoyu, yakın çevresinin Rus ve Suriye uçakları tarafından
bombalanması sonucunda durmak zorunda kalmıştı. Bu sırada konvoya eşlik eden
bir pikap da hedef alınmış ve araçta bulunan Türkiye destekli ‘Feylak El-Şam‘ adlı
cihatçı grubun şeflerinden biri de yanındaki iki militanla birlikte
öldürülmüştü. Pikabın konvoydaki TSK araçlarından ayırt edilerek nokta atışıyla
vurulduğu açıktı.


Murat Yetkin 23 Ağustos tarihli
haber-yorumunda bu pikabı bir ‘Rus
Su-22 savaş uçağının vurduğunu’
yazdı.


Bu doğruysa, Ankara’nın algıladığı
Amerikan tehdidine karşı kendisinden S-400 aldığı yeni ‘ortağı’ Rusya, gerek
duyduğunda bir TSK konvoyunun eskortuna karşı silah kullanmaktan
çekinmeyeceğini göstermiş oluyor.


Lakin bildiğimiz kadarıyla ‘Rus Hava ve Uzay Savunma Kuvvetleri’nin
envanterinde Su-22’ler bulunmuyor. Su-22’ler Soğuk Savaş yıllarında Su-17’lerin
ihracat varyantı olarak geliştirilmiş ve Suriye Arap Hava Kuvvetleri de bu
uçaklardan tedarik etmişti.


Su-17’ler ise 90’lı yıllarda Rus
envanterinden çıkarılmıştı. Suriye Arap Hava Kuvvetleri’nin envanterindeki az
sayıdaki operasyonel Su-22’nin savaşta etkin olarak kullanıldığını ise
biliyoruz. Murat Yetkin’in yazdığı gibi TSK konvoyunun eskortunu bir Su-22 vurmuşsa
bu bir Suriye hava saldırısıdır. Uçak Su-22 değilse, pikabı bir Rus savaş
uçağının vurmuş olması ihtimali elbette ki dışlanamaz.


Her iki ihtimal de farklı derecelerde
vahimdir. Ankara bu iki vahametten birini seçmek durumunda kalsaydı, konvoyun
Suriye tarafından vurulmuş olmasını isterdi. Sanırım Rusların arzusu da bundan
farklı olmaz, Türk konvoyunu kendilerinin değil Suriye’nin vurmasını tercih
ederlerdi. İkili ilişkilerin selameti bunu gerektirirdi. Türkiye ve Rusya,
Suriye’de birbirleriyle doğrudan çatışmaya girmek istemezler. Bir yerlerde
çatışmak kaçınılmaz hale gelmişse, bu iş için vekillerini kullanmayı tercih
ederler. 


Türk konvoyunun hava bombardımanı ile
taciz edilmesi üzerine koruma sağlamak için Suriye hava sahasına giren Türk
F-16’larının Rus Su-35’leri tarafından önlendiği yolundaki yalanlanmamış
haberler de ‘çatışmadan
kaçınma’
hususundaki gerçeği
değiştirmez.      


Fırat’ın batısında belirsizlik hakimdir ve
uzun zamandır varlığına dikkat çekilen risklerden bazıları gerçekleşmiştir: “Sahada varlık gösteremeyen, masada
kendine yer bulamaz”
şiarıyla hareket eden Türkiye’nin askeri
üssü etrafında oluşturulan Suriye çemberi ve bu eyleme farklı yerlerde eşlik
eden taciz atışları, İdlib sahasında Ankara’ya geri adım attırılmak istendiğini
işaret ediyor.


Sahadaki gelişmeleri yakından izleyen
sosyal medya hesapları tarafından paylaşılan video içeriklerinde Suriye
güçlerinin Morek gözlem noktasının çok yakınına kadar gelebildikleri görülüyor.
Bu yaklaşma hareketi taciz amaçlıdır. 


Durumun bu şekilde uzun süre devam
edemeyeceği aşikar. Bir anlaşma sağlanıp bu üs tahliye edilmediği müddetçe
krizin ne yönde gelişme göstereceğini tahmin etmek de zor.


Türkiye’nin Fırat’ın batısında bu müşkül
duruma nasıl sürüklendiğini anlamak için kısa bir hafıza egzersizi yapmak şart.


Öncelikle unutulmamalıdır ki kuzey
komşumuz Rusya’yı Suriye’ye müdahaleye iten ve dolayısıyla ‘güneydeki komşumuz’
haline de getiren, Ankara’nın ideolojik körlükle malul olduğu için kötü
planlanmış, kötü uygulanmış, orantısız ve hayalci Suriye politikasıdır.


Artık mazide kalmış Türkiye-Suudi
Arabistan-Katar ittifakı marifetiyle bir araya getirilen cihatçı grupların
2015’in başında İdlib vilayetinin tamamını ele geçirmesi, Erdoğan-Davutoğlu
ikilisinin Şam’daki rejimi devirmek için yaptığı son hamleydi.


İdlib harekatı, 2015’in sonbaharında
Rusya’nın Suriye’ye doğrudan askeri müdahalesini tetikledi. İdlib’in düşmesi,
Şam’daki rejim açısından bir
‘ani çöküş’
riskini doğurmuştu ve Moskova bunu önlemeye mecbur
bırakıldı.


Netice itibarı ile Rusya’yı Suriye’deki
bir numaralı oyun kurucu konumuna getiren, Ankara’nın ısrarla sürdürdüğü akıl
dışı politikadır. 


Sahadaki Rusya gerçeğinin Ankara’dakiler
tarafından nihayetinde bütünüyle algılanması için ‘uçak olayı’nın
yaşanması gerekecekti. 


24 Kasım 2015’te bir Rus Su-24 savaş
uçağının, Türk hava sahasını birkaç saniye ihlal ettiği gerekçesiyle bir Türk
F-16’sı tarafından İdlib semalarında düşürülmesinin akabinde yaşananların
neticesinde Türkiye, Suriye’de kurulan Rus oyununun ‘vassal unsuru’ haline
getirildi. ‘Vassal’,
velhasıl, tâbi kılınmış… 


Türkiye’nin Rusya tarafından kurgulanan ‘Astana Süreci’ndeki
konumu başka türlü tarif edilemez. ‘Astana
Süreci’
Türkiye’nin eski Batılı ortaklarıyla arasındaki
mesafenin ziyadesiyle açılmasına hizmet ettiği için, bu açıdan da Rusya’nın
menfaatineydi. Diğer taraftan bu ‘süreç’
Ankara’nın da işine geliyordu çünkü ‘Astana masası’nda
kendisine bir sandalye ayrılmıştı ve bu konum sayesinde sahada da bir yer
edinebiliyordu. 


Rusya ‘saha-masa’ ilişkisini tersine çevirdi:
Rusya’nın masasında yer bulunabildiği için İdlib sahasında bir varlık göstermek
mümkün olabiliyordu. Ancak bu da son gelişmelerin bir kez daha teyit ettiği
gibi, Rusya’nın takdir ve tercihine bağlı bir ‘sahada var olma hali’ydi.


‘Astana
Süreci’
güya ‘Cenevre Barış Görüşmeleri’ni
destekleyen bir mekanizma olarak tasarlanmıştı, fakat gerçekte Rusya’nın
Suriye’deki savaşını yönetme ve kazanma planının ta kendisiydi.


‘Astana
Süreci’
nin Türkiye’ye İdlib
sahasındaki faydası, ağır yaralandığı halde yıkılmayan düşmanı Şam rejimine
karşı savunmasını ileride, Suriye topraklarında kurma imkanını vermesiydi.
İdlib, Türkiye ve Suriye rejimi arasındaki fiili tampon bölgelerden biri
olacaktı. Mültecileri ve Şam rejimini sınırdan uzakta tutma hedefi bunu
gerektirirdi.


Tabii bütün bunlar oyunu kuran Rusya’nın
izin verdiği nispette olanaklıydı.


Şimdi gelinen noktada durum şu:


Hatay’la İdlib’i ayıran sınırın Suriye
tarafında kriz boyutunda bir ‘yerlerinden
edilmiş sivil’
yığılması var.  Bunlar sınırdan geçerlerse
Türkiye’nin ‘Suriyeliler
krizi’
daha da büyüyecektir.


Morek’teki dokuz numaralı Türk askeri
gözlem noktasının kara bağlantısının Suriye ordusu tarafından kesilmesiyle
başlayan krizin nasıl çözümleneceği belirsiz. Ankara’nın bu durumun oluşmasına nasıl
izin verdiği bilinmiyor ve mevcut kriz diğer gözlem noktalarının geleceği
hakkında soru işaretleri doğuruyor.


Astana Süreci kapsamında Eylül 2018’de
varılan ‘Soçi
Mutabakatı’
, İdlib’deki fiili tampon bölgenin Türkiye’nin
aleyhine küçülmesini önleyemiyor; dolayısıyla Moskova’ya hak vermemek elde
değil: ‘Soçi Mutabakatı’
objektif olarak başarısız; Ankara taahhütlerini yerine
getiremedi. Hatırlayalım: Taahhütlerden biri, Şam ve Lazkiye’yi Halep’e
bağlayan otoyolların 2018’in sonuna kadar güvenli ulaşıma açılmasıydı ki bunun
mümkün olamayacağı herkes tarafından öngörülüyordu.


‘Soçi
Mutabakatı’
nın
uygulanamayacağı zaten belliydi. Bu mutabakat, Moskova ve Şam’ın Türkiye’ye
karşı kazanımlarını, Ankara’nın ise kayıplarını zamana yaymak üzere
tasarlanmıştı.


‘Astana
Süreci’
nin başından bu yana
Rusya ve Suriye, İdlib’de Türkiye’ye karşı başarılı bir ‘salam politikası’
izlediler. Önce 2018’in başında Halep-Hama ekseninde doğudan batıya doğru ve
nihayet geçen bahardan bu yana, güney-kuzey ekseninde iki büyük parçayı
cihatçılardan geri aldılar. Bu arada Ankara’nın destekleyip koordine ettiği ‘muhalif gruplar’ın
sahada herhangi bir etkinliklerinin olamayacağı da gösterildi.


Ezcümle, Ankara’nın İdlib’de düşürüldüğü
fena durumun Fırat’ın doğusu için ABD ile ‘müşterek harekat merkezi’ kurulmasına
bir misilleme olmakla alakası yoktur ama ‘S-400
operasyonu’
nun geriye dönüşü mümkün olmayacak biçimde hedefine
ulaşarak, Türk-Amerikan ilişkilerinde arzu edilen telafisi imkansız hasarı
yaratmış olmasıyla alakası vardır. Bu bağlamda Moskova, Ankara’nın elini kolunu
bağlamış ve İdlib’deki eylemini özgürleştirmiştir. Gerekçesi de hazırdı: “Ankara ‘Soçi
Mutabakatı’nın
gereklerini yerine getiremedi, bize teröristlerle savaşmak dışında çare
bırakmadı!”


Ankara İdlib’de yolun sonuna gelmedi.
Rusya, Halep’i Suriye’ye bağlayan otoyolların güvenli ulaşıma açılmasına kadar ‘salam politikası’
izlemeyi sürdürecek gibi görünüyor. Ankara da ‘oyun’da kalmak ve kaybın dramatik
görünümünü zamana yayıp seyreltmek için üzerine düşeni yapacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış