EKREM HAYRİ PEKER : Avanta ekonomisi bitmeden sanayileşemeyiz,
teknolojiyi kaçırırız…

Avanta ekonomisi bitmeden sanayileşemeyiz,
teknolojiyi kaçırırız…


Başlığa şaşırdınız mı?  Emek
vermeden, buluş veya keşif yapmadan para kazanmanın en yaygın olduğu bir ülkede
yaşıyoruz. Üstelik bu durum her geçen yıl kökleşiyor. Dünyada her yıl
yayınlanan hukuk, şeffaflık, yolsuzluk, basın özgürlüğü ve eğitimle ilgili
konularda sürekli geriye gidiyoruz.


İlk çağlarda yaşayan ve suyun kaldırma
kuvvetiyle taç verilen Arşimet’in (MÖ 287, Siracusa –
MÖ 212 Siracusa)  başka buluşları da vardı. Siracuza’ya saldıran
Roma donanmasına ait gemileri yakan aynalar icat etmişti.


Atom bombasının babası diye adlandırılan
fizikçi Robert
Oppenheimer,
Antik
Yunan kültürünü ve
 onu
izleyen Roma dönemini düşünürsek,
 bilimsel devrimin o sırada ortaya çıkmamış olması tuhaftır” der.

Oppenheimer, yaklaşık 2 bin yıl sonra, 18. yüzyılda İngiltere’de başlayacak
sanayi devrimini kastediyor.


(MS 10-ö. MS 70) yıllarında yaşamış olan
İskenderiyeli Heron, buhar gücüyle ve sıvıların basıncıyla çalışan sayısız
düzenek icat etmişti. Kendiliğinden açılan tapınak kapıları ve tiyatro
düzenekleri icat etmişti.(*)


Heron’un yaptıkları çarklar ve dişlilerle
çalışan makinelerdi. Ama aynı zamanda minyatür bir kazandan çıkan su buharının
basıncıyla hareket eden bir tahterevalli de icat etmişti.

Ya sibernetiğin kurucusu 1136 Cizre doğumlu El-Cezeri (1136-1206).
 El-Cezeri’nin en önemli eserleri arasında mekanik saatler geliyor.
Bu saatleri oluştururken hidromekanik etkilerle denge kurma yöntemini
kullanarak günümüzde bile görenleri hayran bırakan karmaşık sistemler
oluşturmayı başarmıştı. Birçok tekniği kullanarak ortaya karmaşık, mekanik
araçlar yapmıştır.

Sanayi devrimi antik dönemde ortaya
çıkabilir
 miydi tartışması da
buradan çıkıyor.

Peki neden çıkmadı? Devrimi engelleyen neydi? Neden 2 bin yıl daha geçmesi
gerekti?

Teknolojik gelişme tek başına
devrimsel
 bir dönüşüm için yeterli değildir diyor kimi
tarihçiler. Antik dönemde toplumsal yapının, üretim ilişkilerinin böylesine
köklü bir dönüşüm için uygun olmadığını söyleyen de var.


Bu teknikler niçin, bu aletler ve
makineler niye üretilmedi, niçin insanların hayatına girmedi? Niye buhar
gücünün kullanımı ve makineler için sanayi devrimi beklendi? Bu soruların
cevabını sadece savaşlar üzerinden değil, ekonomik acıdan inceleyen ünlü
tarihçi Fernand  Braudel, “Bellek
ve Akdeniz”
isimli kitabında bu sorulara,  “Suçlanması gereken köleci
zihniyettir”
diye cevap veriyor.


Öyle ya; köleler varken, buharla çalışan
makinelere niye ihtiyaç olsun?

Kölelik, Braudel’e göre sadece bir cinayet değil, aynı zamanda insanlığı
yerinde saymaya mahkûm etmiş bir hataydı ve her türlü teknolojik devrimi baştan
engelliyordu. Antik
Yunan’da çalışmak ayıptı. Çalışmak kölelere mahsus bir işti.

Roma’da da bakış pek farklı değildi.


Tarihte katliamlar ilk çağlarda pek
görülmez. Katliamlar, Ortaçağ’da mezhepsel, sonra dinsel olarak başlamıştır.
Romalı imparatorlar, Anadolu’daki komutanlarına “Savaş esirlerini tedavi etmelerini, sağlıklarına dikkat
etmelerini”
yazan emirler göndermişlerdir.


Gelelim bize, sahi NASA ne zaman kuruldu,
biliyor musunuz?(**) Altmışlı yılların sonlarına doğru uzaya uydular, insanlı
hava araçları gönderilirken, aya araçlar inerken, astronotlar aya inerken (O
zaman bilgisayar yoktu) ağzımızda bir söz vardı;


“Eller
aya, biz yaya.”


Ülkemizde uzayla ilgili çalışmalar altmış
yıl sonra başladı.


Geçenlerde 20 yıldır Belçika’da çeşitli
projeler üzerinde çalışan endüstri mühendisi bir kadın arkadaşımla konuştum.
Kendisi şimdi endüstri 4.5.0 üzerine bir projede çalışıyormuş. Başka proje
grupları da endüstri 5.0 ve endüstri 6.0 üzerinde çalışıyormuş.


Bu sözleri işitince moralim çok bozuldu ve
“eller aya”
sözü aklıma geldi.


Bir ülkede topraktan, yani inşaattan,
devlet ve belediye ihalelerinden para kazanma çok kolaysa kimse zengin olmak
için kendini yormaz.


18.yüzyılda ticaret burjuvazisi iktidara
gelince, toprak burjuvazisini vergilerle tasfiye etti. Büyük toprak sahipleri
topraklarını maraba ve ortakçılarına sattılar. Kimse bizde olduğu gibi, “Babamdan kalan araziye imar çıktı,
beş daire, on daire, elli daire verdiler”
diyemiyor.


Yerleşim yapılacak yerleri belediyeler
planlıyor, vergi değerinden istimlâk ediyor ve planlı, yaşanacak yerleşimler
kuruluyor.


Bizde
adamına göre imar izinleri ve kat yükseklikleri veriliyor. Sana imar yasak, ona
serbest; Bana 5 kat, ona 25 kat.

Bu denli yağma olduktan sonra niye para kazanmak için gayret sarf edecek.


İkinci kolay yol, turizm. Dik her yere beş
yıldızlı, dört yıldızlı otelleri; Avrupa’nın en ucuz fiyatına tam pansiyon oda
sat. Turizm beldelerinde
esnafımızın attığı kazıklardan bıkan tatilciler adeta Yunan adalarını işgal
etti, Yunanistan’a nefes aldırdı.


Ünlü mankenlerimizden Deniz Akkaya, sadece
İspanya’nın değil, dünyanın en önde gelen tatil yöresinde sadece iki adet 5
yıldızlı otel bulunduğunu, dört yıldızlı otellerin bile sayılı olduğunu,
kalanının üç yıldızlı olduğunu belirterek, “Biz neden hep beş yıldızlı otel yapıyoruz?” diye
boşluğa sordu. Cevap; AB öyle istedi, bizimkiler kabul etti. Yap bir otel,
bağla Almanlara veya otel zincirlerine kirala, yan gel yat.


Üçüncü kolay para kazanma sektörü,
tekstil. Makineler modern, kafalar fason. Bir dünya markamız olmadı. Kolayına
geldiği için eski, yeni demedik, hurda dâhil Avrupa ve Rusya’daki tüm tekstil
makinelerini aldık. Makine yapmak mı? Onu bizden sonra tekstile giren Güney
Kore’ye bıraktık. Adamlar şu anda dünyanın sayılı makine ihracatçılarından.


Kısacası bu sistem değişmeden kendimizi “icat çıkarmaya“
zorlamayız. İcat çıkaranları, farklı bakanları da sevmiyoruz. Çoğunu ülkeden
kovalıyoruz.


Kısaca
eller endüstri 5.0, 6.0… deyip giderler. Biz de bakarız.


 (*)
Spartaküs’ün öcü… Hakan Kara


(**)NASA,
1958’de kuruldu