DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ


Ev
kadınından da süper casus olur


Ona
dişi James Bond da denildi, Thatcher’in maşası da. Bond filmlerindeki M
karakterinin ilham kaynağı MI5’ın ilk kadın direktörü efsanevi istihbaratçı
Stella Rimington Açık Sır adlı otobiyografisinde hayatını ve MI5’ın iç
yapılanmasını ifşa ediyor. O, meslek hayatı boyunca KGB’yle, IRA’yla ve
terörizmle mücadele ettiği kadar istihbarat dünyasının erkek egemen yapısıyla
da uğraştı. Rimington, sanıldığının aksine istihbarat çalışanlarının macera
dolu hayatları olmadığını söylüyor


James
Bond filmlerindeki M’i bilirsiniz. Bond’un patronu ve İngiliz istihbarat
biriminin başındaki kadındır. Peki onun gerçek hayattaki iz düşümü kimdir, hiç
merak ettiniz mi? Açıklayalım: Stella Rimington.


M
filmlerde MI6’in (dış istihbarat) başında olsa da Rimington, MI5’ın (iç
istihbarat) ilk kadın genel direktörlüğünü yaptığı için M (ki MI6’de hiç kadın
yönetici olmadı), her defasında onunla özdeşleştirilir. Rimington da bu
durumdan pek rahatsız değildir. Nereden mi biliyoruz, Yapı Kredi Yayınları’ndan
çıkan Açık Sır adlı otobiyografisinden.


Stella
Rimington 27 yıl boyunca MI5’ta çalışan, son dört yılında kurumun genel direktörlüğünü
yapan, istihbarat dünyasının efsanevi kadın isimlerinden biri aslında.


Kurumun
ilk kadın yöneticisi olması, Soğuk Savaş döneminde KGB ile sıkı mücadelesi,
İngiliz istihbaratın IRA ile savaşının önemli tanıklarından ve aktörlerinden
olması, başında bulunduğu kurumu kamuoyuna şeffaflık adına açmasından dolayı
önemli bir isim.


İngiliz
kamuoyundaysa farklı tanımlamalar yapılıyor onunla ilgili. ‘Thatcher’in maşası’
da deniyor ona, ‘dişi James Bond’ da. ‘Ev kadını süper casus’ ya da
otobiyografisini yazıp MI5’ın iç işleyişini anlattığı için ‘pervasız Rimington’
olarak da tanımlanıyor.


Kocasının
Hindistan’da devlet görevlisi olarak bulunduğu 1960’ların sonunda biraz da
eğlencesine astsubay olarak MI5’a giren Rimington’ın bir gün o kurumun başına
geçeceği hiç aklına gelmemiş. Çünkü istihbarat üyesi olarak gün gelip KGB ile
IRA ya da terörizmle mücadele etse de asıl olarak istihbarat dünyasındaki erkek
egemen yapıyla savaşmış ve ömrü kafalardaki ‘kadından istihbaratçı olmaz’
düşüncesini yıkmakla geçmiş. Kariyerine bakınca bunu da başardığı görülüyor.



“DÜRÜST
OLAMAMAK SIKINTIYDI”


Ama
o bir yandan sıradan bir yaşam sürüp eviyle, kızlarıyla ilgilenirken, diğer
yanda MI5’ta kah masa başında kah sahada görev yapmış. Biraz da bunun için ev
hanımı süper casus olarak tanımlanıyor. Ama zaten sanılanın aksine istihbarat
dünyasında çalışanların öyle filmlerdeki gibi maceralı hayatlar sürmediklerini
Açık Sır’ı okuyunca anlıyorsunuz.


Zar
zor ev alabilen, aldığı evin tadilatını bile güçlükle yaptıran, evine defalarca
hırsız girmesine bir türlü engel olamayan bir yaşam sürmüş Rimington,
istihbarat kariyerinde tepe yönetici olmadığı yıllarda. Ama bu sıradan
yaşamında hep dürüst olamamanın sancısını da çekmiş, “İşvereninizi gizli
tutmanız gerektiği için dostluklar kurup sürdürürken hatta çoğu kimse gibi
sıradan arkadaşlar edinip komşularla görüşürken bile dürüst
davranamazsınız” demesi bu yüzden.


Çocukluk
günleri 2. Dünya Savaşı sırasında sürekli bombalanan Londra’da geçen Rimington,
kendisini önemli işler yapmış biri olarak görmüyor. Kendisini şans eseri
muazzam ulusal olayların ve birtakım büyük sosyal değişikliklerin ortasında
bulmuş 20. yüzyıl kadını olarak tanımlıyor.



Güvenli
evde hem casus hem anne


Hem
anne hem de MI5’ta istihbaratçı olunca bazen Rimington’un iki kimliği kesişmek
durumunda kalmış. Bir keresinde Londra’nın bir ucunda bulunan okulundan kızını
alması gerekiyor ama aynı zamanda bağlantıda olduğu bir casusla da görüşmesi.
Rimington şöyle bir çözüm bulmuş: Kızını alıp görüşmenin yapılacağı güvenli eve
getirmiş. Yemek söyleyip kızını yatak odasına kilitleyip derslerine çalışmasını
tembihlemiş. Sonra da casusla evin salonunda görüşmesini yapmış. Bir sorun
çıkmamış. Rimington o gün için şöyle diyor: “Kızım 11 yaşındaydı. Artık
devlet adına gizli bir şeyler yaptığımı biliyordu. Ama kim bilir aklından neler
geçiyordu?”



Cebelitarık
operasyonu zor bir karardı


1988’deki
üç IRA militanlarının öldürüldüğü ünlü ve çok tartışmalı Cebelitarık
operasyonunun perde arkasını da Rimington kitapta anlatıyor:


“Gelen
istihbarattan tanınmış bir grup IRA teröristinin İspanya’ya geçtiği öğrenilince
hedeflerinin Cebelitarık’taki Britanya askeri varlığı olduğu anlaşıldı.
Cebelitarık’ta askeri bando törenlerinin yapıldığı meydana park ettikleri zaman
kesin olmamasına rağmen büyük olasılıkla araçta bomba olduğu ve bombayı orada
patlatmayı planladıkları anlaşılmıştı. Herkesin bildiği gibi Cebelitarık
olayında operasyon, teröristlere ateş açılarak öldürülmeleriyle son buldu.
Hemen ardından, meydana park ettikleri araçta bomba olmadığı, bombanın
yerleştirileceği başka bir arabanın yerini işgal eden araç olduğu keşfedildi.
Bombayı ileri bir tarihte oraya getirilmek üzere daha önce İspanya’nın bir
yerine saklanmış patlayıcılardan yapacaklardı. Operasyondan sonra üç teröristin
öldürülmesinin yasalara uygun olup olmadığı, o koşullar altında gereğinden
fazla güç kullanılıp kullanılmadığını belirlemek için önce kovuşturma, sonra da
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bütün ilgililerin tutumlarının masaya
yatırıldığı geniş çaplı bir dizi inceleme başlatıldı.”


Rimington
bu tartışmalı kararla ilgili olarak, “Bir tarafta teröristleri tutuklamaya
ya da dava açmaya yetecek kadar kanıt olmadan onları yakalama, onları salıverme
riski, diğer tarafta ise eylemlerinde ilerlemelerine göz yumarak niyetleri
kanıtlandığı zaman ancak son dakikada müdahale etmenin sakıncaları vardır.
Bunlar yoğun baskı altında alınan zor ve sıkıntılı kararlardır” diyor.



Alışveriş
torbalı fotoğrafın hikayesi


Rinington’ın
1992’te MI5’ın genel direktörü olduğu kamuoyuna açıklandığında kimse onu
tanımıyordu. Elde bir tek fotoğraf vardı. O da bu fotoğraftı. Metroya yürürken
elinde öğlen yemeği için hazırlanan sandviçlerini koyduğu alışveriş torbasıyla
çekilen bu flu fotoğraf İngiliz kamuoyunda yıllarca merak konusu olmuştu.



Gerçek
M kim?


Peki
M kimdir? Bunun için MI5 ve MI6’in kuruluşuna kadar gitmek gerek. 1909’da iki
subay kuruyor kurumu: Vernon Kell ve Mansfield Cumming. Kell yurtiçinde
istihbarat çalışmalarını örgütlüyor ve MI5’ın temellerini atıyor. Bunun için o
günden sonra kurumun başındakilere K deniliyor. Cumming ise yurtdışı istihbarat
çalışmalarını şekillendirip MI6’i oluşturuyor. MI6 başkanlarına da C deniliyor.
O zaman M kime deniyor? M bu kuruluşta emeği geçen Londra Polis Teşkilatı’ndan
emekli William Melvelle. Rimington’ın anlattığına göre ayak işlerini yapan,
raporlar yazan, kılıktan kılığa girip 1. Dünya Savaşı öncesinde birçok Alman
casusunu ortaya çıkaran kişi.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir