FATMA SİBEL
YÜKSEK : Fatih Tezcan “gücünü” nereden alıyor ?


Bundan en fazla 7-8 yıl önce “Fatih Tezcan”
diye bir isim kimsenin hafızasında ve gündeminde yoktu. Geçmişi olmayan, yitik
ve öfkeli birisi. “Gazeteci”, “yazar”, “fikir
adamı” vs. etiketleri yapıştırılmak isteniyor ama üç vasfı da hak edecek
bir arka planı ve geçmişi yok. 


Benim hatırladığım, 2012-2013 gibi kendisine yandaş
kanallarda “gazeteci” alt yazısı ile yer verildi. Hatta şimdi tehdit
edip kavgalık olduğu Sevilay Yılman ile aynı programlara çıkmışlıkları var.
Sevilay kendisini yumuşak bir ses tonu ve anne şefkatiyle “Fatih,
Fatih” diyerek okşardı.


Kontrolsüz ve aşırı adrenalin hormonuna sahip biri
olduğu için yandaş kanallar bile daha fazla risk alamayıp getirdikleri gibi
aniden ekrandan geri aldılar. Yapılan bu “haksızlık” Fatih’in ezilmiş
Pomak yüreğinde muğberliğe dönüşebilecek iken, Slav kanı ağır bastı ve
kendisini zehirli bir militan, bir “çetnik” olarak karşımızda bulduk.


Oysa 2012 yılında, her ne kadar “gazeteci”
olarak gönderilmediyse de en tehlikeli sokaklarına kadar girebildiği İdlib ve
Hama’da, kanın su gibi aktığı bir ortamda haber bültenlerine bağlanmış, bu
vesileyle gazeteciliğe ısınmıştı. Aşırılıklarına engel olabilseydi, en azından
bir Çetiner Çetin veya Nevzat Çiçek gibi “gazeteci” sıfatını hak
etmiş, militanlık gömleğini atıp masa başında veya savaş alanlarının güvenli
bölgelerinde parasını kazanıyor olacaktı. 


Koyamadı. Koyamazdı da çünkü Slav damarı rahat
durmuyordu. Her ne kadar gazeteciliğe heves etmişse de bu mesleğin
kurallarından bîhaber olduğu için Suriye’nin kanlı bölgelerindeki güç odakları
ile arasına mesafe koyamadı. Böyle acar delikanlıların her zaman alıcısı
bulunur. Nitekim Fatih kendini Özgür Suriye Ordusu’nun örgütlenmesinde ve
eğitilmesinde görev alan, devletin kartviziti ile yapılamayacak
aracılık-tefecilik işlerini yapan biri olarak buldu. Daha önce benzer işler
yaptırılan Rasim Ozan Kütahyalı’dan farklı olarak savaşçı ve
“güvenilir” biriydi. Rasim gibi içki bar masalarından toplamak, sağda
solda ilişkileri deşifre etmesine engel olmak gerekmiyordu. Rasim gibi korkak da
değildi üstelik.


Devletimiz vefalıdır. Fatih’in Suriye’deki
yararlılıkları unutulmadı. Ümmetin başı bu kez Mısır’da beladaydı. Müslüman
Kardeşler iktidarı bir askeri darbeyle devrilmişti. Ümmetin ayaklanıp darbeyi
bertaraf etmesi gerekiyordu. Ayrıca liderleri tutuklanmış, darmadağın olmuş
Müslüman Kardeşler ile bir arka kapı açmak, direnişe destek vermek de
gerekiyordu. İrili ufaklı pek çok vatan evladı görevlendirildi, gidip Müslüman
Kardeşler’e omuz verdiler lakin Mısır’daki darbe gerçek bir darbeydi, bir
emir-komuta darbesiydi. Ordunun tepesindeki adam “Beni rehin aldılar,
boğazımı sıktılar, bayılmış olmalıyım” filan demiyordu. Haliyle
“direniş” başarılı olamadı, yüzlerce Mısırlı’nın kanı döküldü. Fatih
de arkasına baka baka yurda döndü. 


Hem “gazetecilikten” olmuş, hem de
Deliormanlı kanını deli deli coşturan heyecanlı olaylar bitmişti. İzole bir
çevreye hitab eden konferanslar verdi, fikir dernekleri kurdu, blog açtı,
internetten yayın yaptı, karısını dövdü; gel gör ki atarlı ruhunu doyuracak ortamları
bir daha bulamadı. Oysa Fatih’in şöyle veya böyle bir “darbeyi”
durdurması, Mısır’da yarım kalan “direnişi” zafere ulaştırması
gerekiyordu.


İnternetten  yıllardır yapıp durduğu
provokasyonlar, sosyal medyada Atatürkçü bir çevreyi kızdırmaktan öteye gidemiyor,
çok da ciddiye alınmıyordu. Ve nihayet darbe bulamasa da darbe söylentisi bulan
Fatih, bu kez de bu yola baş koydu. Birileri her ne kadar bundan Genelkurmay
Başkanı ve Milli Savunma Bakanı’nın haberi olmasa da Recep Tayyip Erdoğan’ı
hedef alan  bir darbe hazırlığı içindeydi. İş Fatih’e düşmüştü. Şayet
TSK’nın başındakiler yine “Rehin alındık, gerisini hatırlamıyoruz”
diyecek olurlarsa Fatih’in (ve Sevda’nın) orduları, zulaları, donanımları
hazırdı. İlk bertaraf edilecek komşu, bakkal, berber vs’nin listeleri de
yapılmıştı. Türk Milleti müsterih olsundu.


İşin Fatih boyutunun özeti böyle ama “Bu kadarla
kalmış olamaz” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, maalesef olay Fatih ve
türevlerinin hezeyanları ile sınırlı değil. Fatih ve Sevda meczuplarının
işledikleri suçlardan daha tehlikeli şeyler de var. Adli makamların sessiz
kalmasından bile daha tehlikeli bir şey var ki o da:


Tayyip Erdoğan’ın “darbe” konusundaki
hassasiyetini bilen istihbarat örgütlerinden Saray’ın gözüne girmeye
çalışanına, gazilik maaşı peşine düşeninden park yeri yüzünden tartıştığı site
sakinine silahla dalmayı planlayanına kadar herkes, kendisine bir
“darbe” haberi vermek, bir darbe ortamı yaratıp yolunu bulmak,
amacına ulaşmak yarışında.


Böyle bir ortamda eminim kimse Genelkurmay Başkanı ve
Savunma Bakanı’nın yerinde olmak istemezdi. Düşünün, ortalık darbe söylentileri
ile çalkalanıyor ve siz konunun bir numaralı muhatabı olarak, “Evet, bir
darbe hazırlığı var” veya “Hayır, böyle bir şey yok”
diyemiyorsunuz. “Var” deseler, “Neden gereğini yapmıyorsun?”
diye sorulacak ve kelleleri gidecek. “Yok” deseler, Saray’ın en
sevdiği siyasi oyuncağı elinden almış olacaklar, yine kelleleri gidecek!


Netice itibarıyla Fatih Tezcan yalnız değildir. Sadece
ahmak troller değil, önemli mevkilerde sevenleri, destekleyenleri de mevcuttur.
Kendisinin sık sık imada bulunma, övünme ihtiyacı hissettiği üzere, belli ki
Suriye, Mısır ve bilemediğimiz başka yerlerdeki yararlılıklarından dolayı
kendisine “vefa” duyanlar da var.


Bu yazıdan sakın bir “Tayyip Erdoğan iyi, çevresi
kötü” sonucu çıkmasın. Bir takım meczupların vatandaşın karısına, çocuğuna
dil uzattığı bir noktaya gelmemizdeki en büyük ilham ve azim kaynağı
kendisidir. Keskin cepheleri bilemekten, fay hatlarını kaşımaktan
 besleniyor. Bu zeminden cüret alanların, katkı vermek isteyenlerin
çeşitliliği ve kontrol edilemezliği sadece sıradan vatandaşları değil,
kendisini de tehlikeye atıyor aslında. Çünkü kimin ne olduğu, ne yapmaya
çalıştığı  belli değil. Dün Fethullah’a övgüler düzenler, Pensilvanya’da
sıraya  girip el öpenler bugün “Burada Fetöcü var, taşlayın”
diyerek provokasyonlara  ön ayak oluyor. Ortalık kuzu kılığına girmiş
kurt, yandaş kılığına girmiş sırtlan kaynıyor. 


Ne mi olur? Fatih Tezcan da, Sevda Noyan adlı terörist
de tıpkı Mehmet Baransu gibi kullanılıp atılanlar çöplüğüne gider. Arada bir
tek insanımızın bile burnu kanamadan, başta kaostan medet umanların kendileri
olmak üzere herkes, büyük müteffekkir Esra Elönü’nün dediği gibi “İki
değil, dört ayağını denk almalı”.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet