YERLİ & YABANCI BASIN & MEDYA

Gazeteler ve Gazeteciler !..

Matbaanın
günlük yaşama girmesi ile gazete sahibi olmak bir iş kolu, gazeteciler de bu
alanın emekçileri olmuşlardır.  
Ülkemizde de durum böyledir.  Hem
ulusal alana hitap eden büyük kurumlar ve hem de yerel ortamlara seslenmeye
gücü ancak yeten gazeteler ve buralara kapılanarak emek veren, ekmeğini bu iş
kolundan kazanan gazeteciler vardır.

Basım
teknikleri çok gelişmiş olsa da kâğıt üzerine basılı gazete çıkarmak, dijital
teknoloji sonrası sıkıntıya düşmüştür. 
İnternet gazeteciliği adı verilen yeni tür medya oluşumu, klasik gazete
anlayışını ciddi boyutta tehdit etmektedir.

Bu
etmenler sonrası, birçok gazetenin sürümü düşmüş, ayakta kalmalarını sağlayan
reklam gelirleri de azalmıştır. 
İstisnalar dışında, gazete sahibi olmak bir risk, gazeteci olarak evini
geçindirmekte zor olmaya başlamıştır.

İnternet
gazeteciliği yetmezmiş gibi, adlarını sayabilmenin dahi zorlaştığı televizyon
kanalları gazetelerin yaşam alanını iyice daraltmıştır.

Burada
akıllara gelen ilk soru; “Gazeteler ölecek mi?” olmaktadır.  Ki bu soru ile en çok ilgilenenler de, gazete
patronları ve bu sektörün çalışanları olan gazeteciler olsa gerektir.

Bu
amaçla yapılan toplantılar ve paneller dünyanın her ülkesinde
yaygınlaşmıştır.  Gazetelerin geleceği
konusunda tartışılmakta ve arayışlar hızlanmaktadır.  Bu toplantıların bir tanesi ki, ülkemizde
yapılanın da, New York Times’in genel yayın yönetmeni olan Arthur Sulzberger;
“Gazeteler ve gazetecilik ölmeyecek!” demiş ve bir gelecek reçetesi sunmuştu.  

Sulzberger,
bu mesleğin “içerik devrimi” yapması gereğine işaret etmektedir.  Kâğıttan okumanın keyfini devam ettirebilmek
için, yüksek kaliteli gazetecilik öne çıkarılmalıdır, diyor ünlü basın insanı.  Bu yeni yöntem; stratejik bilgi akımı,
bilgilerin doğru analizi, doğru ve tarafsız yorum, özgür ve etik meslek
ilkelerini barındırmalıdır, diyor. 
Gazetecilik belki de sadece kâğıtlara esir olmayarak her ortamı
kullanmalıdır, diye ekliyor.  Örneğin;
internet, İ-pod, elektronik medya unsurları gibi…

Almanya’nın
Die Zeit gazetesinin yönetmeni olan Giovanni di Lorenzo’da aynı fikirleri
paylaşmaktadır.  Yüksek kaliteli
gazetecilik yapmak ama gazeteyi ayakta tutabilmek için para kazanmak da
zorunludur, diyor.  Bu yönetmene göre de,
kaliteli gazetecilik yapmanın ana kuralları şunlar olmalı imiş; olayların perde
arkasını ve arka planını irdelemek, okura sadakatten taviz vermeden
gerçeklerden sapmamak, doğrunun peşinden koşmak, haklının yanında durabilmek ve
kamuoyuna sağlıklı bilgi sunabilmek.

Basın
dünyasını rahatsız eden en önemli konunun ise, bizim ülkemizde ‘yandaş medya’
olarak tanımladığımız, batılı gazetecilerin ise ‘iliştirilmiş medya (embedded)’
adını verdikleri yayın organları olduğunu görüyoruz.  

En
çarpıcı örneği olarak Pentagon odaklı gazetecilik yapanlar işaret edilirken,
maalesef bizim ülkemizde de yığınla örnekleri vardır ve gittikçe de sayıları
artmaktadır.  İster yandaş deyin,
isterseniz iliştirilmiş medya deyin, bu gazetelerin ortak noktaları şunlardır;
erk sahiplerinin ve iktidarların sesi ve de esiri olurlar, gerçekleri saklar ve
de saptırırlar, kamuoyundan doğruları daima gizlerler, bu bağımlılıklarını da
paraya çevirmekten hicap duymazlar!

Hemen
her ülke de birkaç örneği var olan yandaş medya grupları, gazetecilik adına
daima kaleyi içten yıkan çıkarcılar olarak tanımlanabilirler.  Tek mazeret yolları da diğer meslektaşları
ile aralarında yorum farkı (!) olabileceğinin yalanına sığınmaktır.

Gazetelerin
akıbeti böyledir de, acaba gazetecilerin hali nicedir sorusu akla geliyor.   Tabii buna özellikle taşranın yerel
gazetecilerini izleyerek bakmak gerekmektedir.  
Ki, kanımca durumun vaziyeti (!) içler acısıdır. Sayıları hızla artmakta
olan iletişim fakültelerinden mezun olan nice hevesli genç insanlar, ya
bütçeleri varla yok arasında bocalayan kurumlara tutsak olmakta veya kentin
varsıl bir iş insanının hobisine bağımlı bir mecrada yaşamını sürdürmek zorunda
kalmaktadır.  En başarılısı asgari
ücretle çalışır ve kurumsal ulaşım kolaylıklarından da yoksundurlar.   Gelecekleri çoklukla iktidar partisinin il
veya ilçe başkanlıklarının yorumuna bağlıdır. 
İş garantileri ise patronun iki dudağı arasındadır.   Ki, öğretiminin gururunu yaşamakta kararlı
olan inatçı tipler ise patronun ağzına dahi bakmadan kendi göbeğini kendisi
keserek yolunu değiştirir.  Özetle artık
işsizdir!

Kentimizde
de durum aynen böyledir.   Hatta yerel
medya üretkenleri olarak arada görülen bazı amatör kalemşorlar da olmasa,
birçok yerel gazete köşe yazısız kalabilir. 
Üstelik Basın Yayın Kurumu’nun yasal ve kurumsal talimatları olsa bile,
elektronik kolaylıklarla internet üzerinden indirilerek kopyala yapıştır
yöntemi ile sözüm ona bu gazeteler baskıya gidebilir.

Ama
gelinen gün bazı engelleri aşmak günü olarak karşımızdadır.  Türkiye Cumhuriyeti yakın gelecekte bir
tercihe zorlanmaktadır.  Ya parlamenter
demokratik ve laik cumhuriyet bir hukuk devleti olarak yaşatılacaktır ya da
OHAL ağırlıklı bir tek adam rejimi ülkemizde köşe başını alacaktır.   O halde ister amatör olsun veya ister
profesyonel gazeteciler olsunlar, kişisel kırgınlıkları ve çekişmeleri unutmak
ve demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesinde birleşmek üzere tüm yerel
ve tabii ki ulusal gazetecilere tarihi görev düşmektedir.

Ama,
özellikle gazetecilerden başlayarak yayılma eğilimi gösteren baskı ve
tehditlerin, halen kokusunu algılayamayan ve sesini duyamayan yandaşlar için
özel bir yorumumuz yoktur ve onlar adına yazımız burada sona ermiştir!..
































































Erdal
Akalın (29.01.2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir