YERLİ & YABANCI BASIN & MEDYA – GÜNCEL HABERLER & RÖPORTAJLAR & SANSÜR

AYŞEN
ŞAHİN /// Kulağını çok çınlattık : Goebbels


CNN Türk boykotu
üzerine, bir zamanlar ana akım dediğimiz şimdinin yandaş medyasına dair
yıllardır adı anılan Goebbels’i gelin bir hatırlayalım:


Joseph Goebbels,
Nazi Almanya’sının “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı”, felsefe mezunu ve
dünyanın en büyük yalancılarından.


Goebbels’in
bakanlığa giden yolunda Almanya’daki gelişmelere dönelim:


1931 yılında
Hitler başbakan olduğunda önce SA ve SS Birliklerini yardımcı polis
teşkilatı olarak ilan edip en yeni silahlarla donatmıştı.


(Çok alakasız bir
şekilde bekçilerin silahlandırılması geldi aklıma, zabıtalara silah verilmesi
gündemine dair ilk haberler ise 2017 yılına ait.)


Parlamento 24
saat çalıştırılıyor, binlerce yasa tek gecede değiştiriliyordu.


(Torba yasalar?
İç Güvenlik Paketi görüşmelerinde muhalefet vekillerinin uzun ve biteviye
çalışma saatleri karşısında “Angarya yasaktır Anayasa M. 18” dövizi
açmaları? Önergeler okunmadan yasanın geçirilmeye çalışılması?)


Polis sayısı ve
yetkileri artırıldı. İstihbarat teşkilatları güçlendirildi. Takip edilmeler,
fişlemeler sıradanlaştırıldı ve yoğunlaştırıldı. Muhbirlik teşvik edildi.


(Muhtarların
istihbarat mercii gibi konumlanması, evlerde kimin kaç kişi yaşadığının ve
yatılı misafirlerin raporlanmasının talep edilmesi, gizli tanıklar, 2015
sonrası vatandaşa ihbar çağrıları?)


Devletin tüm
kurumlarından muhalifleri temizlemeye başladılar.


(Kayyımlar,
dokunulmazlığın kaldırılması, vekillerin, belediye başkanlarının, ordu
mensuplarının tutuklanması, KHK ile işten atılan akademisyenler?)


Bürokraside,
yargıda ve orduda yandaşlar etkin hale getirildi.


(Hiç tanıdık
değil(!))


Ders kitapları
değiştirilmeye başlandı. Eğitim müfredatı Nazi Almanya’sının temellerine uygun
hale getirildi.


(Son 17 senede
tek bir çocuğun başladığı sistemle okulu bitirememesi?)


Parti iktidara
yerleştikçe her şeyin hâkimi olmaya başladı. Hitler’e ölümüne sadık bir kadro
yavaş yavaş ülkede köşe başlarını tutar hale geldi. (İhale deyince aklımıza gelen
isimlerin hep aynı olması?)


Ve bu
kadrolaşmada Goebbels bakanlığa getirildi.


“Büyük Yalan
Teorisi”ni mükemmelen uygulamaya başladı.


Almanya’daki bütün
haber kaynakları üzerinde tam kontrol sağladı. Radyo, basın, yayın evleri,
sinema, tiyatro ve tüm kültür-sanat faaliyetlerini denetimine aldı. Film,
tiyatro, şiir, tüm kültür sanat faaliyetleri hatta şarkı sözleri bile denetime
alındı, onaysız paylaşıma sokulamadı. Hiçbir eleştiriye alan tanınmadı. Gündemi
sürekli ve çok hızlı değiştiriyorlardı, gerçekler ortaya çıkamayacak kadar
yoğun bir bilgi kirliliği yaratılıyordu. Öyle ki işin sonunda Sovyetler Berlin
sınırına dayandığında Almanlar hala savaşı kazanmak üzere olduklarını
sanıyordu.


(Penguenler?
Yasaklanan tiyatro oyunları? Yazarların tutuklanması? Sürekli bir harekat
hali?)


En büyük
komploları ise 1933 yılının Şubat ayında Parlamento binasının yakılması oldu.
Yangını çıkaranlar vatan düşmanı komünistler olarak duyuruldu.


(Bu da bana yakın
tarihten bir şeyler hatırlatıyor ama buraya yazamıyorum malumunuz…)


Toplumdaki Hitler
algısını inşa eden adamdı.


Onun kaleminden
Hitler kimdi?


“Hitler gariban
bir aileden gelme ve tam bir halk çocuğuydu. Eli açıktı, dost ve yakınlarını
koruyup kollamaktan geri durmazdı. Haksızlıklara uğramıştı, hep mağdur
edilmişti. 1923 yılında hapse atıldığında gık bile demeyip, aman dilenmemişti
hiç. Öyle de yiğit ve yürekliydi. Haklı davasından bir adım geriye gitmemişti.


“Demokrattı”
Hitler.” Özgürlük ve vatan sevdalısıydı”. Seçimle işbaşına gelmişti ve kurduğu
rejimin adı “Demokratik Cumhuriyet”ti. Kendisi için asla hiçbir şey
istemiyordu. Her şey ülkesi ve milleti içindi. Tüm bu nedenlerle Hitler sonuna
kadar desteklenmeliydi.”


Jowett &
O’Donnell Hitlerin temel prensiplerini şöyle sıralıyor:


  • Soyut fikirlerden kaçının-Duygulara hitap edin.
  • Birkaç fikri sürekli tekrarlayın-Kalıplaşmış ifadeler
    kullanın.
  • Argümanın sadece bir tarafını verin-Rakiplerinizi sürekli
    eleştirin.
  • Tüm kötülüklerin merkezi için tek bir düşman seçin.


Bu prensipler
Goebbels’in kendi cümleleriyle şöyle vücut buluyordu:


  • Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur
    ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır.
  • Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana
    devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o
    kadar fazla inanırlar.  Aynı yalanı sürekli tekrarlamak, o
    söylemin nereden geldiğini unutturur ve insanların kendi fikri gibi
    benimseyip savunmasını sağlar. 
  • Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine
    izin vermeyin 
  • Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul
    etmeyin.
  • Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.
  • Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.
  • Sadece bir düşmana odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu
    onun üzerine yıkın.
  • Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.
  • İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır.
    Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak çok
    kolaydır.
  • Basın iktidarın kullandığı dev bir klavyedir.
  • Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk
    sunayım. 
  • Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının
    hizmetkârı olmalıdır. 


Goebbels burada
dursun.


Geçtiğimiz 3-4
senede, annemin evine ziyarete gittiğimden fazla Çağlayan Adliyesi ve
Silivri’ye gittim.


O mahkeme
salonlarında savcı iddianamelerini, heyet sorularını ve kararları dinlemek
demek avuçlarınızda derin tırnak izleri bırakmak demek.


Gezi iddianamesi,
akıl sağlığının yerinde olmadığını kendisi beyan eden, bu sebeple ordu ile
ilişiği kesilmiş birinin ifadesine, yapılmamış toplantılara, bir gaz maskesine,
bir masaya ve birkaç sandalyeye bir de içeriğinde hiçbir şey olmayan telefon
kayıtlarına dayanıyor.


Gezi iddianamesi,
bir avuç insanın onlarca ilde milyonlarca insanı sokağa döktüğünü savunuyor.


Bu ilk değil. Bu
tip davaların da bazı prensipleri var.


Akıl almaz bir
tezi ortaya at ve yıllarca ısrarla söyle. Birilerini, bir derneği, vakfı,
örgütü hedefe koy. Olayı bir kumpas gibi lanse et, mağdura yat. Olayda kimleri
hedef aldığından bağımsız, konuyu hep aynı düşmana bağla. İddiaları, gizli
tanık ifadeleri ve içerik ne olursa olsun, konuyla ilgisiz bile olsa
yazışma-telefon konuşması gibi sözde delillerle destekle. Dosyayı yüzlerce
sayfaya şişir ki kimse tamamını okuyamasın.


Sonra da sipariş
üzerine önceden belirlenmiş bir cezayı, savunmanın hiçbir delil ve tanığını
kaale almadan kes gitsin.


Ergenekon ve
Balyoz’dan sonra kandırıldık demişlerdi. İktidar yargı adına kandırıldık beyanı
yapabilir mi? Yargı kandırılabilir mi?


Hukuk yasalara
dayanır. Burada kandırılma olabilir mi?


Goebbels diyordu
ki: Yapılan propaganda ‘düşman’ her kimse onun politikasını, planlarını
etkileyecek kuvvette olmalıdır. Bazen ulaşılması istenen belgeler sızdırılmalı,
gizlilik hallerinde ise her şey müthiş bir gizlilik altında tutulmalıdır.


Madem bu dosyalar
tamamen bir kandırılmaydı ve her işin başı ilan edilen tek düşman yüzünden
olmuştu, Gezi iddianamesi için ne diyecekler birkaç sene sonra? Aynı
delilsizlik, tutarsızlık, tanıksızlık.


Acıdır ki
insanların Gezi’yi savunurken artık bir adım geri durduklarını, sessiz
kaldıklarını, korktuklarını, çekindiklerini hissediyorum. 2013 yazında
sokakları dolduran beyaz yakalıların, öğrencilerin, esnafın, taraftarın,
işçilerin ve o güne kadar apolitik kalanların şimdilerde içine şüphe tohumu
düşürebildiklerini hissediyorum.


O zaman diyorum
ki, sessiz kalan çevremizdekilere bir soralım: milyonlarca insandık sokakta, o
kütüphanelere kitapları ellerinizle taşımadınız mı? Kurduğunuz çadır sizin
değil miydi? Evden börek getiren siz değil miydiniz? Kendi ellerinizle hamak
kurmadınız mı ağaçlara? Eczaneden kendiniz almadınız mı talcid’leri, evden
çıkarken çantaya limon atan siz değil miydiniz?


Kim finanse etmiş
olabilir sizi? Siz, sokağa çıkarken kandırılacak kadar aptal mı görüyorsunuz
milyonlarca insanı?


Tüm Türkiye’de
milyonlarca insanı sokağa döken bir avuç insan mıydı sizce yoksa dönemin
hükümetinin icraat ve söylemleri miydi?


Ne çabuk
unuttunuz o dönemler bardağı taşırıp sizi sokağa çıkaranları?


Kendinizden de mi
şüpheye düşmenizi sağlayabildi bu Goebbels propagandası?


Mütalaa, ‘FETÖ/PYD’ örgütünden
dem vuruyor. Sizin aklınız alıyor mu? Tek düşmana her başa geleni yaslamak
değil de nedir bu yaşanan? Hiç mi bakmadınız bu insanların özgeçmişlerine?
Yüksek mühendis, mimar Mücella Yapıcı neredeyse bir ömür vermiş bu şehrin
kentsel hafızasının korunmasına, Can Atalay’ı kentin korunmasındaki her davada
haklarımızı savunan avukat olarak dinlemediniz mi? Geçen Hafta Berkin Elvan
davasında yine o vardı. Hep vardı. Bu iddianame ile yargıladıkları bu ülkenin
belgeselcileri, sivil toplumcuları, hak savunucuları, sanatçıları. Bu
iddianame, içinde yer alan isimler nezdinde bizi yargılıyor, Gezi’de yer alan
herkesi. Hukukun temel ilkesini, bir davadan beraat edenin aynı davadan tekrar
yargılanamaması prensibini bile ezerek yargılıyor.


Savcı,


Osman Kavala, Mücella
Yapıcı, Yiğit Aksakoğlu için ağırlaştırılmış müebbet istiyor,
mütalaanın kalanında bol keseden 20’şer yıl cezalar, belirli
haklardan yoksun bırakılma vs. ne ararsanız var.


28 Ocak’taki Gezi
Davası’nda, savunma hakkının ihlali, reddi heyet taleplerinin kabul edilmemesi
gibi sebeplerle avukatlar salonu terk etti. Bu bir kopuş davası. İçinde adalet
ve hukuk yok.


18 Şubat’taki
dava tarihi bir dönemeç olacak.


Şehrin birçok
bölgesinden otobüsler kalkacak.


Sanık
sandalyesinden haksız yere yargılanan siz olsaydınız, emin olun ki o
sandalyelerde oturulanlar davanızda hazır bulunurdu.


Elinizi
vicdanınıza koymanızı ve 18 Şubat’ta orada olmanızı dilerim.


Gezi’ye ses
olmaktan korkmayın!



Fotoğraf:
Evrensel


Kaynak:

Propaganda – Goebbels’ Principles

Joseph Goebbels

Bir Propaganda ile Kamuflaj Ustası – Paul Joseph Goebbels

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir