KARAPARA & NARKOTİK & SUÇ & DOLANDIRICILIK & MAFYA ÖRGÜTLERİ

ÖZEL BÜRO NOTU : SON DÖNEMDE BİR ALGI OLUŞTU. HERKESE “KAHRAMAN” SIFATI VERİLİYOR. BU O
KADAR KOLAY MI ? EĞER BİZ HERKESİ
“KAHRAMAN” İLAN EDERSEK TERÖRLE MÜCADELE KAPSAMINDA ŞEHİT, GAZİ OLANLARA NE DİYECEĞİZ ? KALDI Kİ BİR MAFYA BABASI NASIL BİR “KAHRAMAN” OLABİLİR. NE YAPMIŞ,
KİME, NEREDE NE HİZMET VERMİŞ. AL TAKKE VER KÜLAH KAFA DENGİ MİTÇİ ARKADAŞLARI
OLMASA BU KADAR ÜNLENEBİLİR MİYDİ ? EĞER BİR HİZMETİ VARSA HERKESE MEKTUP
YAZIYOR BİZE DE YAZSIN BİZ DE ÖĞRENELİM. EĞER DOĞRUYSA MEKTUBUNU OLDUĞU GİBİ
YAYINLARIZ. KAHRAMANLIK GİBİ SIFATLAR SALT DEVLET MENFAATİNİ GÜDEN, BAŞKA ÇIKAR
PEŞİNDE OLMAYANLAR İÇİN KULLANILIR. YOK EĞER BU BÖYLE DEĞİLSE DEMEK Kİ BİZ
YANLIŞ BİLİYORUZ.

BÜLENT ORAKOĞLU : Çakıcı bir kahraman mı ?






Suikastın
perde arkasında; Mesut Yılmaz’a, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzluk
yaptığı gerekçesiyle gensoruyla düşürülen ve Yüce Divan’a sevk edilen ilk
başbakan unvanlarını kazandıran Türkbank skandalına yönelik gelişmeler yatıyordu.
Siyaset mafya ve iş dünyasındaki çarpık ve kirli ilişkilerin ipuçları yavaş
yavaş ortaya saçılmaya başlıyordu. Türkbank’ın 1998 yılında yapılan
özelleştirme ihalesiyle 600 milyon dolara Korkmaz Yiğit’e satılması öncesinde
Alaattin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit arasında yapılan telefon konuşmalarının
CHP’li eski Bakan Fikri Sağlar tarafından kamuoyuna açıklanması, ikilinin
Türkbank ihalesini almak için ihaleye katılan diğer şahıslara tehdit şantaj ve
baskı uyguladıklarını gözler önüne seriyordu. Çakıcı ihale sonrasında Fransa’da
yakalanıp Türkiye’ye iade edilmesi üzerine Meclis Soruşturma Komisyonu’nun
isteği üzerine 14 Nisan 2000 tarihinde Meclis Başkanlığı’nca hazırlanan
soruları cevaplamak üzere Cumhuriyet Savcısı Abdurahman Canpolat’a ifade
vermişti. İfadede ANAP eski lideri Mesut Yılmaz ve eski ANAP’lı bakan Eyüp Aşık
ile yasadışı ilişkilerini tüm detayıyla anlatmıştı. REFAHYOL iktidarını yıkmak
için Mesut Yılmaz, Eyüp Aşık ve Flash TV sahibi Ömer Göktuğ’un da içinde olduğu
kurmaca bir KOMPLO ile Tansu Çiller’e ağır ithamlarda ve iftiralarda
bulunduklarını itiraf etmişti. Zira Çakıcı Mesut Yılmaz’ın kendisini öldürtmek
için MİT’ten bir ekibin yurt dışına görevlendirildiği yönde duyumlar almıştı.


Çakıcı’nın
itiraflarında geçen bu olay 1 Mayıs 1997 tarihinde yaşanmıştı. Flash TV’de
Kadir Çelik’in sunduğu canlı yayına çıkan Çakıcı Türk kamuoyunda şok etkisi
yaratan iddiaları içeren bir konuşma yaptı. TÜRKBANK skandalı ile çeşitli
iddiaları gündeme taşıyan Çakıcı Çiller ile ilgili olarak da kendisine öğretildiği
gibi iğrenç iftiralarda bulundu. Çakıcı kendisini Flash TV’ye çıkaran vesayetçi
ve darbeci şer odakların telkinleriyle başbakanlık yapmış evli ve anne olan
şerefli bir Türk kadınına mesnetsiz uydurma itham ve iftiralarla saldırmıştı.
Alaattin Çakıcı’nın Flash TV’de gündeme getirdiği Çiller ailesi ile ilgili
çirkin iddia ve ithamların o süreçte arka planı bilinmediği için kamuoyunda ve
siyaset arenasında yankıları sürerken devletin güvenlik ve istihbarat
birimlerinin katıldığı üst düzey toplantılarda Çakıcı dosyası masaya
yatırılmıştı. Çakıcı’nın Erol Evcil’in özel uçağı ile Türkiye’ye gelip
gittiğine yönelik iddiaların araştırılmasından başlayarak kapsamlı bir çalışma
başlatılmıştı. Türkiye içinde ve dışında yapılan araştırmalarda Firari
Çakıcı’nın Amerika, Hollanda ve Belçika’da kısa süreli ikamet ettiği ancak
genelde ABD’de New York civarında bazı Türklere ait benzin istasyonu ve
lokantaları mesken tuttuğu istihbar edilmişti. Globalleşen organize suç
örgütleri bağlamında o süreçte İtalya, Kolombiya, Türkiye ve Rusya gibi ülkeler
büyük mafya organizasyonları olarak dikkati çekiyorlardı. ABD, Belçika,
Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerdeki küçük mafya organizasyonları büyük mafya
organizasyonlarına bağlı olarak uluslararası yardımyataklık ve yer değiştirme görevlerini
yapıyorlardı. Alaattin Çakıcı’nın Türkiye dışında ABD, Belçika, Hollanda vs.
ülkelerdeki serbestçe dolaşımını bu ufak çaptaki ülkelerdeki mafya
organizasyonları sağlıyordu. Bu bilgiler ve elde edilen diğer istihbaratlar
ışığında Alaattin Çakıcı’nın ABD’de yakalanabilmesi için ABD’li yetkililerle
görüşmeler yapılıyordu. Çakıcı’nın MİT, Emniyet ve siyaset ve devlet
kurumlarındaki güçlü kişilerle olan illegal irtibatı ve ilişkileri
çalışmalarımızı ve yakalama planlarımızı hata götürmeyecek şekilde gizlilik
kurallarına azami uyarak yapmamızı gerekli kılıyordu. En ufak bir ihmal ya da
bilgi sızıntısı operasyonun sonu olabilirdi. Firarinin yakalanacağı ülkedeki
güvenlik güçlerinin yakalama operasyonuna katkısının sağlanması başarının diğer
bir anahtarıydı.


Aslında Çakıcı’nın ABD’de yakalanması yönelik operasyon
çalışmaları yalnızca bir ürkütme operasyonuydu. Çakıcı Türkiye’den kendisini
yakalamak için ekiplerin yola çıktığını haber alır almaz ABD’den süratle
ayrılarak barınabileceği diğer iki ülkeden birine geçiyordu. Bu nedenle ABD’ye
göstermelik bir ekip gönderilirken diğer iki ülkede o ülkelerin güvenlik
birimleriyle işbirliği içinde yakalama görevi yapacak görevliler belirlenmişti.
Böylece üç ülkeye gönderilecek ekiplerin sevkini beklerken Çevik Bir’in baskısı
sonucu İstihbarat Daire Başkanlığı görevinden alınmış geçici görevle ABD’ye
gönderilmiştim. Kısa bir süre sonra ise REFAHYOL iktidarı cuntacı askerler
tarafından yıkılmıştı. Mesut Yılmaz darbecilerin ataması ile Başbakan olmuştu.
Çakıcı operasyonundan Başbakan Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın
haberdar olmasıyla Çakıcı operasyonu yarım kalmıştı. Türkiye’de hükümetin
darbeciler eliyle değiştiği bir ortamda Çakıcı Türkiye’den kendisini yakalamak
için gelen ekiplerden haberi olmuş ani bir şekilde Kanada’ya kaçmıştı. Ancak
Ağustos 1998’de Çakıcı Fransa’da kendisinin de bildiği bir operasyonla
yakalanmış Türkiye’de ‘Kaset Savaşları’ olarak isimlendirilen ve kirli
ilişkilerin ortaya saçıldığı bir dönem başlamıştı. Nitekim Mesut Yılmaz’ın karışık
işlerden sorumlu bakanı Eyüp Aşık bu kasetler nedeniyle istifa etmek zorunda
kalmıştı.


Alaattin Çakıcı 20 yıl sonra tekrar Türkiye’nin gündeminde. Cumhur
ittifakını eleştiren Karar gazetesinin 6 yazarını ölümle tehdit ettiği için
Ankara Cumhuriyet Başsavcısı dava açtı. Bahçeli’ye göre Çakıcı devlet
hizmetinde görevli bir kahraman. Çakıcı da çeşitli açıklamalarında MİT ile
ilişkili olduğuna yönelik mesajlar veriyor. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü’nün
Kaçakçılık Daire Başkanlığı ise bu açıklamaların yapıldığı tarihten kısa bir
süre sonra Çakıcı’nın organize suç örgütüne Antalya merkezli bir operasyon
yapıldığını duyurması ne anlama geliyor? Çakıcı neden devletin en üst
tepelerini hedef alıyor? Çakıcı bir kahraman mı yoksa bir suç örgütü lideri mi
sizce de hangisi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir