YERLİ – YABANCI STRATEJİK ARŞ.MERKEZLERİ & ORGANİZASYONLAR & THINK THANK VE LOBİ GRUPLARI

Tarık Dağlı : Küresel Medyada İsrail Lobisi

John Mearsheimer ve Stephen Walt 2007’de
İsrai̇l lobisi ve Amerikan dış politikası adlı kitaplarında “amacı ABD’yi,
çıkarlarının İsrail’i desteklemek olduğuna ikna etmek olan bir İsrail
lobisinden” bahsediyordu. Sonuç olarak ikisi de Yahudi düşmanı olarak ilan
edildi. Yalnızlaştırıldı.


John Galliano dünyanın en önemli
modacılarından biri olmuştu. Christian Dior’u ayağa kaldırmış, kadın egemen
dünyanın tek erkek hükümdarı olmayı başarmıştı. Onu tahtından edebilecek kimse
yoktu.


2011’de Paris’te birçok kafede yaşandığı
gibi bir ağız kavgası yaşandı. Bir tarafta iki kadın diğer tarafta da Galliano
bulunuyordu. İngiliz modacı normal şartlarda feminist lobisinin linçine uğrar
ancak bu olay kısa zamanda unutulurdu. Ancak öyle olmadı. Galliano’nun hakaret
ettiği iki kadın Yahudi’ydi ve kendilerine ırkçı hakaretler edildiğini
savundular. Galliano polisler tarafından gözaltına alındığında belki İsrail
lobisinin gücünü henüz bilmiyordu. Ancak olayın üzerinden yirmi dört saat
geçmeden Christian Dior’dan kovuldu. Devamında hapis cezası aldı, işsiz kaldı.
Tam manasıyla moda dünyasından aforoz edildi. Alakasını kendisi bile anlayamadı
ama Fransa tarafından kendisine verilen Liyakat Nişanı bile geri alındı. Bir
küçük ağız dalaşı yüzünden… Karşısındaki lobi bu derece güçlü ve acımasızdı…


Benzer bir durumu 2004’te Mel Gibson
yaşamıştı. Hollywood’un en etkili isimlerinden olan Avustralyalı artık
oyunculuktan yönetmenlik ve yapımcılığa geçmiş ve Hz. İsa’nın (as) hayatını
konu alan bir film çekmişti. Etik tartışmalar bir yana İsrail lobisi Mel
Gibson’ı Yahudi düşmanlığı yapmakla hedefe koydu. Sebebi ise filmde son akşam
yemeği sonrası Hz. İsa’nın (as) Yahudi cemaati tarafından suçlanması ve
kendisine iftira atılmasıydı. İsrail lobisi kolayca Mel Gibson’ı suçlu ilan etti.
Ünlü oyuncu on yıl boyunca Hollywood’da tek bir işe imza atamadı. Ta ki eski
arkadaşları Sylvester Stallone, Arnold Schwarzenegger, Harrison Ford, Wesley
Snipes, Antonio Banderas ve Jet Li gibi isimler ona sahip çıkıp “Cehennem
Melekleri” film serisinin üçüncüsünde Gibson’a yer verene kadar… Mel Gibson
daha sonra ise cezasını doldurmuş bir mahkum gibi Hollywood’da tekrardan iş
yapmaya başladı ama eskisinden çok daha az bütçeli işler…


Mel Gibson ve benzer olayları yaşayan John
Galliano da geldikleri konum itibarıyla son derece normal karşılanabilecek
olaylar nedeniyle bunların başlarına gelebileceğine ihtimal vermemişti. Ancak
etraflarındakiler onlara gerçekleri detaylı bir şekilde anlattı ve her ikisi de
İsrail lobisi hakkında tek kelime bile etmeden büyük bir sessizlik içinde
affedilecekleri günü beklemekten başka bir şeyi yapamadı.


Medya Ağı


Bu ikilinin başlarına gelenler dünya
çapında etkili İsrail medyasının başarılı operasyonlarından biriydi. Medya
deyince aklımıza ilk olarak gazete ve televizyonlar geliyor ancak müzik, dizi,
Hollywood, reklam hatta edebiyat dünyasını da kattığımızda aslında gazete ve
televizyonların oluşturduğu pazar payının yedi-sekiz katı büyüklüğünde yüzlerce
milyar dolarlık bir medya ağından bahsediyoruz.


Aslında işe dünyanın en büyük medya
şirketi olarak kabul edilen, bünyesine CNN, HBO, TNT, Turner Yayıncılık, Sports
Illustrated başta olmak üzere yüzlerce şirket barındıran Time Warner’ın Yahudi
sahipleri, yöneticileri ve her bir şirketinin başında bir başka Yahudi
yöneticinin bulunmasını anlatarak işe başlayabiliriz.


Recep
Tayyip Erdoğan, Davos. 29.01.2009    



Bu durumda Walt Disney ve başındaki isim
Michael Eisner, Viacom ve başındaki isim Sumner Redstone, Dünya Yahudiler
Kongresi Başkanı Edgar Bronfman’ın aynı adı taşıyan oğlunun Vivendi ve
Universal stüdyolarının sahibi olması, New World Entertainment, DreamWorks gibi
her biri milyarlarca dolar değerindeki şirketlerin ve bu şirketlere bağlı alt
kurumların Ronald Perelman ve Steven Spielberg gibi iki Yahudiye ait olmasından
da bahsetmemiz gerekir.


Dünyanın en büyük gazete ve dergileri New
York Times, Wall Street Journal, Times, Economist, Foreign Policy, Bild gibi
yayın organlarının başka şirketlerde de ortaklıkları bulunan birkaç Yahudi aile
ve şirket tarafından sahiplenildiğinden de söz etmemek olmaz.


Hatta dünyanın en büyük medya patronu
olarak sayılan Rupert Murdoch’ın Fox’un başını çektiği medya ordusu ve bu
ordunun İsrail askerlerinden bile daha güçlü bir şekilde İsrail adına
savaşmasını da anlatmamız gerekecek.


Görünmezlik Kalkanı


Mesela geçtiğimiz senelerde internet
videolarında gezen bir görüntü vardı. İsrail ordusunun görünmezlik kalkanını
ürettiği ve askerlerin bunu kullanarak yüzde yüz kamuflajla istedikleri gibi
hareket ettikleri söylenmişti. Bu bilgi sadece bir videodan ibaret kalırken
resmi olarak hiç doğrulanmadı. Ancak İsrail’in Filistin üzerinde yürüttüğü
acımasız güç gösterisi her daim medya lobisinin oluşturduğu görünmezlik kalkanı
tarafından korundu. Bugünlerde artık sosyal medya sayesinde daha çok kişiye
ulaşabilen Filistinli insanların evlerinin basılması, haksız tutuklamalar,
İsrail askerlerinin çocukları hedef alması, Yahudi yerleşimcilerin
Filistinlilerin evlerini işgali ve benzeri birçok görüntü yıllar boyunca
bahsini ettiğimiz medya tarafından yok sayıldı.


Hürriyet’in İsrail Hassasiyeti


Bu yok saymanın gücü gerçekten çok büyük
oldu. Mesela yayın ilkelerindeki “İsrail devleti ve dünyadaki tüm Yahudilerin
çıkarlarını korumak” maddesini hiçbir şekilde saklama gereği görmeyen Alman
medya kuruluşu Axel Springer’in yakın döneme kadar Türkiye’deki ortağı olan
Doğan Medya’nın en önemli gazetesi Hürriyet İsrail aleyhinde hiç haber
yapamadı. 27 Haziran 2011’de Mavi Marmara nedeniyle bozulan Ankara-Tel Aviv
ilişkilerinin düzeltilmesini konu alan hiçbir haber yapan Hürriyet, Türkiye’nin
özür talebinin İsrail tarafından üç kez kabul edilmesine rağmen her defasında
sonra cayıldığını “İsrail üç kez kıvırdı” manşetiyle vererek tarihinde bir ilke
imza atmıştı. Hürriyet’in bu hassasiyetini defalarca konu alan Takvim gazetesi
de lobinin gözünden kaçmayacaktı. İsrail’in İstanbul Başkonsolosluğunda görevli
bir ismi yeni görev yeri olan Macaristan’a giderken kaleme aldığı veda
yazısında İstanbul’da özleyeceklerini uzun bir liste halinde sıraladı. Sadece
trafiği ve Takvim gazetesini hiç özlemeyeceğini belirtiyordu.


Cezalandırma Yöntemi


Filistinlilerin hayatta kalma mücadelesini
yayımlayan bağımsız gazetecilerin sosyal medya hesapları kilitlenirken
İsrail’in saldırıları sırasında vurulan, yaralanan ve öldürülen gazeteciler
haber konusu bile olmadı. Bunları lobinin gücü altındaki yayın organlarında
yayımlayan gazeteciler de en basit ifadeyle işlerinden oldu. Filistin’i ziyaret
eden CNN yorumcusu Marc Lamont Hill “Nehirden denize özgür Filistin” ifadesini
kullandığı ve İsrail’i eleştirdiği için CNN’den kovulmuştu. Beyaz Sarayın en
kıdemli muhabiri olan Helen Thomas ise “‘Yahudiler Filistin’den defolup
gitsinler. Polonya ve Almanya’ya, Amerika’ya ya da her nere ise oraya
dönsünler” dediği için 89 yaşında işten atılmıştı. Son olarak geçen ay
İsrail’in Gazze’ye yaptığı bombardımanda Anadolu Ajansı’nın (AA) ofisi de vuruldu.
İsrail ordusunun paylaştığı verilere göre bombalanan noktada AA ofisinin olduğu
biliniyordu ve vurulan hedefler arasında İsraillilerin vurmayı amaçladığı
Filistin noktalarının yanında AA da verilmişti. Bu olay sadece medya lobisi
tarafından gizlenmedi. İsrail lobisinin ağındaki dünyanın en üst düzey siyasi
birimleri olayı görmezden geldi.


İsrail Lobisi


Yahudi medya kurumları esas olarak
güçlerini İsrail lobisinin amiral gemisini teşkil eden düşünce kuruluşları ve
sivil toplum örgütlerinden alıyor. Bunların başında ise American Israel
Political Action Committee (AIPAC), Anti-Defamation League (ADL) ve Dünya
Yahudi Kongresi (WJC) geliyor. İki Amerikalı akademisyen Şikago
Üniversitesi’nden John Mearsheimer ve Harvard Üniversitesi’nden Stephen Walt
2007’de İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası adlı kitapla lobinin gücünü
deşifre etmeye çalıştı. İsrail uluslararası anlaşmalara aykırı olarak nükleer
silah sahibi olmuş zengin bir ülke olduğu halde ABD en büyük askeri yardımı bu
ülkeye veriyordu. Yılda 3 milyar dolar tutarındaki bu yardım ABD’nin toplam
doğrudan yardım bütçesinin altıda birini alıp götürüyordu. Üstelik ABD bu
alışverişten fazla bir şey kazanmıyordu. İsrail’in işlerlik kazanmış bir
demokrasisi olduğunu kabul etmekle birlikte onun aynı zamanda sivillere karşı
silaha başvurmaya her an hazır bir bölgesel güç olduğunu söyleyen ikili “Amacı
ABD’yi, çıkarlarının İsrail’i desteklemek olduğuna ikna etmek olan bir İsrail
lobisinden” bahsediyordu. Kitap işte bu lobinin etkinliğini özellikle de mali
gücünü ve kendisine karşı olabilecek kişileri nasıl susturabildiğini anlattı.
Sonuç olarak ikisi de Yahudi düşmanı olarak ilan edildi ve akademik çevrede
yalnızlaştırıldı. Onları Yahudi düşmanlığıyla suçlayan ADL’nin başkanı Abraham
Foxman neredeyse kitap boyutlarında “Ölümcül Yalanlar: İsrail Lobisi ve Yahudi
Kontrolü Efsanesi” başlıklı bir yanıt yayımladı. Ve bu kitap da bir kez daha
medya lobisinin oluşturduğu görünmezlik kalkanı altına giriverdi.


İsrail Lobisinin Kalbindeki Hançer: One
Minute!


Başkan Tayyip Erdoğan 20 Ocak 2009’da
Davos zirvesinde eski İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “One minute” ve
“Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diyerek yaptığı çıkış
İsrail lobisinin yıllardır üzerini örtmeye çalıştığı ama bir türlü başaramadığı
bir konu oldu. Özellikle WJC’nin de başkanlarından olan ve ömrünü İsrail
çıkarlarını korumayı ve dünyada Yahudiler aleyhine gelişen olayları örtbas
etmeyi kendisine görev edinen dünyaca ünlü kozmetik şirketi Estee Lauder
Companies’in sahibi Ronald S. Lauder “One minute”ten kurtulmak için çok çaba
sarf etti. Milyarlarca dolarlık servetini İsrail’in kirli işlerini makyajlamak
için kullanan Lauder’in Erdoğan’dan defalarca istediği randevu hiç verilmedi.
Doğu Avrupa ülkelerindeki Yahudi gençlerin eğitimine maddi ve manevi büyük
katkılarda bulunan, otuz yedi okul ve kamp kurarak binlerce Yahudi gencinin
Yahudilik hakkında bilgilenmesini sağlayan, İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler
tarafından el konulan kıymetli sanat eserlerini bulma yolunda bir komite kurup
bu eserleri tek tek satın alan Lauder “One minute” görevini ise başaramamıştı.


Sıradan Yahudi sanatçıların eserlerine
milyonlar vererek onları sanatın şampiyonlar ligine taşıyan ve Yahudi lobisinin
sürekliliğini sağlamasında büyük pay sahibi olan Lauder ve dünyadaki Yahudi
lobisi “One minute” etkisini İsrail’in Filistin’de yaptığı her zulümde bir kez
daha görüyor. Çünkü “One minute” çıkışı dünya medyasının yüzde 96’sını kontrol
eden gücün kontrol edemeyeceği bir yüreklilik ve samimiyetle söylenmiş ve
İsrail’in zulmünü sadece dini olarak değil insani olarak da gören dünyada
vicdan sahibi herkesi etkilemişti. Bu nedenle Mayıs’ta Tel Aviv’de yapılan
Eurovision şarkı yarışmasının gerçekleştiği binaya üzerinde “crime minister”
(suç başkanı) yazan Netanyahu pankartlarının yanı sıra Müslüman bile olmayan
göstericiler tarafından Erdoğan posteri de asılmıştı. O poster tüm İsrail
lobisine rağmen İsrail zulmüne karşı çıkan her insanın aklına “Erdoğan,
İsrail’e kafa tuttu ve Filistin halkının yanında yer aldı” düşüncesini getiriyorsa
bunun sebebi “One minute” olayıydı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir