GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Hafter’i Destekleyenler ve Libya


Libya’da darbeci Halife Hafter’i destekleyenlerin ne
yapmak istediklerini söylemek hiç de zor değil. Libya hidrokarbonda çok önemli rezervlere
sahip bir ülke. Dünya petrol arzında halen söz sahibi olacak bir üretici. Bu
ülkede 2014’ten bu yana süren savaş nedeniyle petrol arzı bir bakıma
kaçakçılıkla sürdürülüyor, piyasalara düzenli ihracat yolu henüz kapalı.
Libya’da istikrar gerçekleşecek ve daha sonra bu üretici ülke mevcut ve
özellikle Akdeniz’de çıkarılacak yeni kaynaklarıyla piyasada yer bulacak. 


Doğal kaynakların yanı sıra Libya’nın jeopolitiğine
bakalım, neden üzerine düşüldüğünü bir de böyle inceleyelim. Libya Kuzey
Afrika’da, Avrupa’ya güneyinden, İtalya yolu ile en yakın noktadan yaklaşımı
var. Ekonomik, güvenlik ve stratejik gerekçelerle Libya önemli bir ülke.
Libya’nın önemi enerji ve jeopolitik başlıklarına
indirgenebilir.


Bu durumda kimlerin gözü var, öne çıkanlara bakalım:


  • Çin. Afrika açılımı ile Çin hemen her yerde.
    Afrika’da bütün ihaleleri alıyor, altyapı işinde olduğu kadar madenleri
    işletmekle de ilgileniyor. Ayrıca Afrika’ya önemli nüfus aktarımı yapıyor.
    Yeraltı zenginliği ve jeopolitik önemi ile Libya, Çin için tam da
    diğerleriyle örtüşen bir konumunda. Burada hidrokarbon ve liman
    işletmeleri kurmak istiyor, inşaat ve diğer altyapı yatırımlarını
    gerçekleştirmeye aday.
  • Rusya. Doğu Akdeniz’de Suriye gibi Libya’yı
    da yönetmek istiyor. SSCB zamanındaki nüfuzunu bölgeye yaymanın peşinde.
    Hidrokarbon yataklarını ele geçirmek ve Avrupa’yı doğudan olduğu gibi
    güneyden de kuşatmak çabası içinde.
  • Fransa. Ülkeyi yeni bir sömürge halinde
    yönetmek istiyor. Enerji ihtiyacını kesintisiz karşılayacak bu Libya
    projesini başından beri önemsiyor.
  • İtalya. Ülkeyi yeni bir sömürge halinde
    yönetmek istiyor. Enerji ihtiyacını kesintisiz karşılayacak bu Libya
    projesini başından beri önemsiyor. Güvenlik risklerini ortadan kardırmak
    istiyor.
  • ABD. Temelde Ortadoğu’da her ne yapıyorsa
    aynıyla burada da durumu kontrol etmenin peşinde. Bazı başlıklar şunlar,
    küresel enerji piyasalarını yönetmek, terörle mücadele etmek, bölgenin Çin
    ve Rusya kontrolüne geçmesini engellemek.


Bu ülkeleri sıraladım. Ancak başka güçler de var.
Örneğin konuya küresel petrol şirketlerinin her biri, petrol şirketlerinin en
büyük hissedarları gibi bir başka konu üzerinden yaklaşırsak, enerjinin yakinen
ne manaya geldiğini gayet iyi anlamış oluruz. Ben burada sadece örneğin İngiltere
merkezli, Londra Finans Merkezi’nde çok yüksek işlemleri olan, ancak Almanya,
İtalya, Fransa’da ve hatta Hong Kong’da ekonomide olduğu kadar siyaseten de çok
güçlü, enerjiyi ve ticareti bilen, Avrupa ve Amerika’nın tarihsel manada her
bir evresinde süreçleri ve kuralları geri planda ortaya koyma pratiğine sahip
olmuş Rothschild ailesini de işaret etmek isterim. Eğer bu güç odağını merkeze
kayarak bir şema ile etkileşim noktalarına bakarsak, bu konunun ne denli
karmaşık bir halde olduğunu da anlamamız mümkün olacaktır.


Aşağıdaki şemada görülüyor, etkileşimlere dahil
olanlar içinde ilgili ülkeler, bunların gizli servisleri, enerji şirketleri ve
Birleşmiş Milletler bulunmaktadır. Rothschildler güçlerini sürdürmek adına
küresel çapta her türlü ilişkiyi doğrudan ve dolaylı sürdürürler. Burada da
duruma müdahil konumdalar. Rothschild ailesi Libya’da otoriteyi elinde tutan
hangi devlet olursa olsun, ama neticede piyasaya dahil olacak bir iş konusu
olacağından, kendisiyle ortak çalışılmasını isteyecektir. Örneğin Fransa’da
Devlet Başkanı Emmanuel Macron bu ailenin sözünden çıkmayan biridir. Ama
istediğinde bu aile onu bile kapı önüne koyabilir.



Hafter Karmaşası


Aile durumun kendi lehine gelişmesi için mevcut her
unsuru dikkate alacaktır. Siyaset makamlarını, lobileri, vakıf ve dernekleri,
bunlarla ilintili medya ve düşünce kuruluşlarını ve elbette sermaye
hareketlerini ilgilendiren bankalar dahil her tür kurumu, ayrıca, ülkelerin
bürokrasilerinde ve şirketlerin yönetimlerinde irtibatı olan yakınlarını bu
büyük projeye seferber edecektir.


Buna karşılık başka güçlü kesimler de aynını yapmak
isteyecek (başka küresel zenginleri hatırlayalım) ve sonuçta bu iş büyük bir
çatışma ve raket alanı halinde sahaya yansıyacaktır. Öyle de olmaktadır!


Uygulamada örnek verecek olursak, Erdoğan-Putin
inisiyatifiyle Moskova’da darbeci Hafter ve meşru tarafı temsilen Ulusla
Mutabakat Hükümeti lideri Sarrac arasında bir ateşkes imzalanacak idi. Ne oldu?
Hafter uçağa bindi ve Moskova’dan kaçtı. Halbuki Putin ve Erdoğan’dan düşünmek
için izin istemiş idi. Otel odasındayken kendisine Lockheed Martin’in CEO’su
Marillyn Hewson ulaştı, ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in de referansı vererek,
ateşkesi imzalamaması söylendi. 


Ancak geçici de olsa 12 Ocak 2020’de yürülüğe giren
bir ateşkes söz konusu olmuştu, bu uygulanamamıştı.
Hafter Trablus’a ve petrol satışı olmasın diye limanlara saldırmıştı.


Benzer olay Birleşmiş Milletler gözetiminde 19 Ocak
2020 tarihinde (BM Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame) gerçekleşen Berlin Konferansı zamanında da görüldü. Bu Berlin Konferansı hususunu Cumhurbaşkanı Erdoğan
detayıyla aktartmıştı. Almanya’nın ve BM’nin baskısı ile Hafter Berlin’e geldi,
ama otel odasında bekledi. Sonra anlaşma metinlerini imzalamadan Almanya’yı
terk etti. Berlin’e gelmeden önce Hafter, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ile
yüz yüze, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile telefonla görüşmüştü. Ayrıca
Putin’in de mesajını almıştı.


Peki, bu noktada darbeci Halife Hafter’in
siciline bakalım, kim? Tek kelimeyle kirli işler için kendisinden
yararlanılacak bir taşeron. Hafter her iş için kullanışlı biri, her nedense hep
böylelerini bulurlar! Bakalım:


  • Rus eğitimi aldı, Rusça bilir, Rusya’da dostları
    var. (SSCB’de topçu ihtisas eğitimi aldı, Harp Akademisi’ni bitirdi,
    kurmay oldu.)
  • Mısır’ı iyi bilir, dostları var, Arapça anadili.
    (Mısır Askeri Ataşeliği yaptı.) 
  • ABD, CIA himayesinde yaşadı, aynı zamanda ABD vatandaşı,
    İngilizce bilir. (Hafter ABD’nin organize ettiği bir operasyon ile
    Zaire’ye geçip Kaddafi’ye karşı muhalefet hareketini başlattı. ABD
    Hafter’e Libya’nın Özgürlüğü İçin Ulusal Cephe’yi kurdurdu. 1990’da
    beraberindeki 300 askeriyle birlikte ABD’ye iltica talebinde bulundu. CIA
    tarafından uzun yıllar korundu ve desteklendi. Nihayet, 1999’da Kaddafi’ye
    karşı CIA destekli bir darbe girişiminde bulundu. 2007’de ABD’ye döndü ve
    Washington’a yerleşti. Kuzey Virjinya’da mülk satın aldı veya verildi. Uzun
    süre burada yaşadı. 2011’de Kaddafi iç savaş sırasında öldürülünceye kadar
    burada kaldı. Kaddafi’nin ölümünden hemen sonra Libya’da UGK’ya katılmak
    üzere Bingazi’ye geldi. Hükümet onu Kara Kuvvetleri Komutanı olarak
    görevlendirdi. Ancak Libya’nın yeni bölücü ajanı olduğunu bilen yoktu. O
    dönem hükümet lideri Abdülfettah Yunus’un bir suikast sonucu
    öldürülmesinden hemen sonra ABD’ye kaçtı. Ülkeyi görevi icabı korumaktan
    sorumlu Hafter’in bu tutumu aslında ne yapmak istediğinin de kanıtıydı. Bu
    arada kargaşa içindeki Libyalıların bir bölümü, ki Bingazi ve Tobruk
    bölgelerindeki kesim, ABD tarafından desteklendi ve ayrılıkçı grup
    oluşturuldu. 2012 yılında bu gruptan bazı üst düzey askerler Hafter’in
    tekrar Genelkurmay Başkanlığı olarak ülkeye dönmesini ifade ettiler. Ancak
    siyasiler, Hafter’in ülkede yeni bir diktatörlük kurma hevesi içinde
    olduğunu işaret ettiler. Hafter, 2014’te televizyondan bir bildiri okudu,
    Libya’nın siyasi geleceğine ilişkin “yeni bir yol haritası” metnini
    açıkladı ve “askeri vesayet” kurulmasını önerdi. Öneri kabul edilmeyince
    Tobruk’ta kendi hükümetini ve meclisini kurdu ve Trablus’taki BM
    tarafından tanınmış UMH’ne karşı savaş başlattı.)


Geçtiğimiz günlerde ABD’de Hafter aleyhine ilginç bir dava vardı, hatırlayalım. The New York Times’ın
18 Şubat 2020 tarihinde (Julian E. Barnes) şöyle yazmıştı: “Eski CIA Değerli
Mülkü, Şimdi Libyalı Güçlü Adam, İşkence Suçlarıyla Karşı Karşıya.” Virjinya
Federal Mahkemesi’nde Halife Hafter işkenceci olarak yargılandı. Hafter, Ekim
2014’de iç savaş esnasında işkenceyle bir aileyi öldürdü, bununla ilgili olarak
Virjinya’da kendisine dava açıldı. Hafter’in Amerika’daki 17 adet mülkünün
ederi 8 milyon doları geçiyor. Bu aile mensupları olan 2 Libyalı şimdi
Hafter’den tazminat istiyor. ABD’de 1991’de kabul edilen “İşkence Mağdurlarını
Koruma Yasası,” yargısız infaz ve işkence mağdurlarının aile üyelerinin sorumlu
kişilere dava açmasına izin vermektedir.


Nereden çıktı bu konu? Rusya ve Avrupa ile ilişkisini
sürdüren ABD diyor ki, iplerin belim elimde! Aslında nedeni çok açık, güven
vermiyor. Hafter Rus yanlısı da olabilir, ABD de. Sanırım son dönemlerde
Rusya’dan daha fazla destek alınca bundan rahatsız olan kesimler arttı. Hafter
en sonunda belli güç odaklarının söylediğini yapar. Güçler arası mücadelede
üstün gelen nasıl emrederse o yöne gidecektir. Ancak o güçlerin mücadelesi
henüz sürdüğünden, çünkü ortada büyük bir para ve jeopolitik kazanım var, o da
kendine verilen, “Sen önce Libya’nın hakimiyetini eline al” talimatını
yerine getirmeye çalışıyor. Olan kime oluyor? Libya halkına, tıpkı Suriye
halkına olduğu gibi.


Libya işi karışık. Hafter’in durumu bile karışık.
Sahada oyuncu çok, beklentisi olan da çok, ama asıl taşeronların, vekillerin (proxy) kullanılması işi
bozuyor. Ülkeler ve liderler bile zaman zaman aracı sıfatıyla olaylara dahil
oluyorlar veya dahil ediliyorlar. Silah satıcıları, terörden nemalananlar işin
cabası.


Rusya’da oligarklar ve Kremlin zaman zaman fikir
çatışmasına giriyor. Bunun sahaya yansımasında Wagner isimli paralı asker
şirketiyle görmekteyiz. Avrupa tek ses olamıyor. Körfez ülkeleri ve bazı Arap
ülkeleri taşeronluk yapıyorlar. ABD devleti ve sermaye sahipleri ise başka
başka oynuyorlar. Ayrıca konuya Türkiye’nin müdahil olması üzerine başka
ülkeler de kendi menfaatlerine göre tutumlarını sahaya yansıtıyorlar.


Libya konusunda güçler arası hamlelerin tesiriyle
sürekli gelgitler yaşanıyor. Bu asıl güçlerin karar vermeleri, ortaya çıkan
konjonktürde, “Peki, bu işi şöyle çözelim o zaman,” deyip kendi
aralarında anlaşmalarıyla sonuçlanacak bir konu. Karar esas olacak her bir
detay ise tarafların sahadaki kazanımlarına göre ortaya çıkacak. Daha sonra da
ilgililerin üzerlerine düşen ödevler netleşecek. Örneğin BM ne tür adımlar
atacağını belirginleştirebilecek. 


Son dönemde görüyorum ki bir mutabakat var, ABD, NATO,
BM yetkilileri benzer söylemlerle ortaya çıkıyorlar ve şöyle diyorlar: Libya’da
meşru taraf olan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekliyoruz. Benzer durum
Suriye için de söz konusudur. Aynı taraf diyor ki; Esad meşruiyetini kaybetti,
onun davet ettiği Rusya ve İran da Suriye topraklarında meşru değil.
Toparlarsak bu kesimin görüşü, Rusya Doğu Akdeniz’den, hem Libya hem de
Suriye’den çekilsin.


Bildiğimiz ABD Rusya ile Çin’in ele ele vererek Doğu
Akdeniz, Orta Doğu ve Afrika projelerinde birlikte hareket etsin istemez.
Ancak, Çin de işin içinde olsun, Çin’e ait Afrika’nın Restorasyonu Projesi
içinde iş yapmayı ümit eden kesimlerin politikaları süreci etkilemektedir.
Hatta bu konularda Avrupa ile Çin arasında görüşmeler dahi olabilir.


Hemen sürecin iyiye gittiğini kesin şekilde
değerlendirmeyelim ama. Bu tür yoklamalar olur, hatta güçlü sözlerle sürecin
etkilenmesi de sağlanabilir. Karşı hamleler neler, bunlar ne gösterecek, tam
anlamak gerekir.


Şimdi kim kimdir, amaçlar ne, bu iş nerelere varır,
yeterince görebildik mi?


Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet