28 Temmuz 1954 yılında Los Llanos Bölgesinde
Barinas eyaletinin Sabena kentinde öğretmen bir anne ve babanın altı çocuğundan
biri olarak, çamur, saman ve palmiye yapraklarından oluşan bir kulübede dünyaya
gelen Chavez, çocukken hem okumak hem de tarlalarda çalışmak zorunda kalmıştı.
İlk ve orta eğitimini O’Leary Lisesi’nde tamamlamış; çocukluk ve gençlik
yıllarını büyükannesi Rosa Ines Chavez’in yayında geçirmişti. Chavez, ‘melez’
kökenlidir: “Baba tarafından yerli (Amerindian) ve Afrika kanını taşımaktayım
ve bundan gurur duyuyorum. Benim için yerli olmak halkımızın ve ülkemizin en
derin ve en hakiki köklerinin bir parçası olmak” diyordu. İki evlilik yaşayan
Chavez, ilk eşi Nancy Colmenares ile olan 18 yıllık evliliğini sona erdirdikten
sonra, gazeteci Marisabel Rodriguez de Chavez ile evlenmişti. Bu iki
evlilikten, Rosa Virginia, María Gabriela, Hugo Rafael ve Rosinés adlarında
dört çocuk babası olmuştu.

Solculuğu pek babadan kalma değildir. Zira
babası Sosyal Hristiyan Partisi’nin üyesi idi. Kuvvetle muhtemel, Chavez
ailesine sol düşünceleri ilk sokan Hugo Chavez’in Venezuela’nın Küba
Büyükelçiliği yapmış olan ağabeyi Adan Chavez’di. Ayrıca, tarihçi yazar Hugo
Jose Ruiz Esteban Guevara ve ateşli devrimci iki oğlu ile arkadaş olması,
Guevara’nın evinde geçirdiği zamanlar, özellikle akşam yemekleri ve sohbetleri,
onun fikirlerinden etkilenmesinin, Chavez’in politik kişilik ve tercihlerinin
belirginleşmesinde önemli rolü olmuş; Zamora Ezequiel, Simon Bolivar gibi
tarihi önderler, O’ nun ideallerini süslemeye başlamıştı.

Gençlik tutkusu, profesyonel bir beyzbol
oyuncusu olmaktı. “Criollitos de Venezuela”da beyzbol oynamış ve takımı 1969
yılındaki Venezuela Ulusal Beyzbol Ligine kadar çıkmıştır. Caracas’ta yaşama ve
eğitim görme şansını değerlendirmek için 17 yaşında, 1971 yılında Askeri
Bilimler Akademisi’ne başvurdu ve kabul edildi. Chavez, askeri öğrenci olarak
gittiği Peru’da tanıştığı Perulu General Jian Velasco Alcarado’nun ‘Peru Ulusal
Devrimi’ adlı kitabından fazlasıyla etkilendi. Öylesine ki, Chavez’in
profesyonel beyzbol oyunculuğu hayaline son verip siyasete yöneldiği süreç,
biraz da böyle başlamıştır.

Okuyup öğrendikçe, ülkesindeki sisteme karşı
süren mücadele ile onu bu mücadeleye karşı savaşmaya mecbur kılan askerlik
mesleği arasında bocalamaya başlamıştır. Bu derin çelişkisini yıllar sonra ünlü
yazar Gabriel Garcia Marquez’e şöyle anlatacaktır:

“Neden buradayım? Bir tarafta askeri elbise
giyinmiş köylüler, gerillaya katılan köylülere işkence yapıyor; diğer tarafta
kendine gerilla diyen köylüler, haki renk elbise giymiş köylüleri katlediyor.
Bu böyle sürüp giderken, savaş sona erdiğinde, kimin kimi vurduğunun hiçbir
önemi kalmıyor. Her şey orada kalıyor. Varoluşa dair bu ilk çelişkimle epey
sarsılmıştım.”

Bu etkileşimler sonucu, Akademideki
öğrencilik yıllarında Chavez okul arkadaşları birlikte ‘Bolivarianizm’ olarak
adlandırdıkları sol-milliyetçi bir doktrin geliştirmeye başladı.

Chavez Temmuz 1975’te Venezuela Askeri
Bilimler Akademisi’nden mezun olduğunda sadece teğmen değil, askerlerden oluşan
küçük bir yeraltı örgütünün de yöneticisiydi. Askeri Bilimler ve Sanatlar
bölümünde İletişim uzmanlığı eğitimi de aldı. Bu bölüm, Kurtarıcı Simon
Bolivar’ın öğretilerini iyice benimsediği yer olmuştur. Daha sonra Simon
Bolivar Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimi almış ve Siyasi Bilimler
Bölümü’nden mezun olmuştur. Üstlendiği çeşitli görevler ve bazı çevrelerle olan
sıkı teması, o dönem Venezuela’nın maruz kaldığı siyasi dramı iyice anlamasını sağlamıştı.

En son yarbaylığa kadar yükselen Chavez,
görev süresince Askeri Akademi’de eğitmenlik de olmak üzere çok değişik
kademelerde hizmet vermiştir. Akademideki derslerinde coşturucu tarzı, hükümet
ve toplumu radikal eleştirileri kişiliğinde mevcut karizmayı geliştirdi. Bu
parlak askeri kariyer, 1990 yılında yarbay rütbesini alıncaya dek, 17 yıl
sürecektir

Askerlik hizmeti boyunca, Venezuela ordusunun
oynadığı rolden giderek hoşnutsuzluk duymaya başlayan Chavez, ordudan ayrılmaya
karar vermiş, fakat komünist bir akademisyen, Douglas Bravo tarafından, kalması
ve sol için gizlice çalışması hususunda ikna edilmiştir: “O’ndan çok etkilendim
ve ordudan ayrılmaktan vazgeçtim. Sivil-asker işleyişinin ideolojik manasını ve
gizli olarak örgütlenebilmenin olanaklarını keşfettim” diyordu. 1982 yılında
(Kurtarıcı Simon Bolivar’ın 200. Doğum Yıldönümü), kendisiyle beraber Bolivarcı
üç yüzbaşı’nın (Jesús Urdaneta Hernández, Felipe Acosta Carlés ve Hugo Chávez
Frías) sembolik yeminiyle oluşturulan Bolivarcı Orduyu 1989 yılında BO-200’e,
1992’de ise hareketin başını çekerek, askeri-sivil gruplardan oluşan MBR-200
Devrimci Bolivarcı Hareket’e dönüştürmüştür.

2 Şubat 1989 yılında ciddi vaatlerle devlet
başkanlığı görevine gelen Carlos Perez ülkenin çoğunluğunu oluşturan yoksul
kesimin yaşam koşullarını iyileştirilmesini öngören vaat ve politikalarından
vazgeçerek, 16 Şubat’ta IMF yapısal uyum programını yürürlüğe koydu. Böylece
“neo-liberal ekonomi reformları” hayata geçirilmeye başlandı. Bu meyanda
yabancı şirketlerin kârlarının yüzde yüzünü merkezlerinin bulunduğu ülkeye
havale etmelerine olanak sağlandı. Bu dönemde enflasyon %87’ye ulaştı; reel
ücretler %40 geriledi; işsizlik %14’e ulaştı, kamu harcamaları kesildi, emekçi
sınıfın aleyhine kanunlar çıkarıldı.

27 Şubat’ta Caracas’ın yoksul insanları,
ekonomik krizin yükünü sırtlarına yükleyen bu haşin kararlara ve İMF
politikalarına karşı yükselen protestolar, ülke tarihinin en büyük halk
ayaklanmasına dönüştü. Ordu tarafından bastırılan bu silahsız halk ayaklanması
sonucu yaklaşık 5000 kişi öldürülmüş, sokaklar, tuzağa düşürülmüş yığınlarca
cesetle dolmuştur. “El Caracazo’ hareketi olarak bilinen bu olay Venezuela
halkının zihinlerine kazınmış ve bu cinayetlere ilk elden tanık olmuş ordu
içindeki bazı kesimleri daha da radikalleşmeye iterek Bolivarcı Devrimci
Hareket’inin yeniden ve daha güçlü biçimde dirilmesini, ivme kazanmasını
sağlamıştır.

90’lı yılların başında Venezuela ekonomisinin
çöküşü iyice derinleşmiş ve Venezuela halkının çoğunluğu Carlos Perez’in dikta
yönetiminden bıkmıştı. Chavez bir grup silah arkadaşıyla Perez iktidarına karşı
1992 Şubat ayında askeri bir isyan gerçekleştirdi: “Hükümeti devirmeye ve bir
Anayasa Kongresi toplamaya yönelik stratejik bir planımız vardı… Amacımız
sivil-asker birlikteliğini tesis etmekti; bu her zaman böyledir. İşçi sınıfının
katılımı sağlanmıştı… İsyan gününde, bütün halkın, işçisiyle ve askeriyle bütün
halkın sokaklara dökülerek silaha sarılacağını hayal etmiştik.” Olaylar bu
şekilde gelişmedi. İsyancılar bazı kilit şehirleri ele geçirdiler, fakat
Miraflores Başkanlık Sarayı’nı ele geçiremediler ve Devlet Başkanı Perez
kaçmayı başardı. Chavez teslim olma pazarlığı yaptıktan sonra Savunma
Bakanlığı’ndan canlı yayınla tüm ülkeye çağrıda bulundu. Onu ulusal bir lider
haline getiren “Bu yenilginin sorumluluğunu ben alıyorum, şimdilik…” sözlerini
bu konuşmada kullanmıştır. Bu girişiminde 45 yaşında bir yarbaydı ve 100 subay
arkadaşıyla birlikte tutuklandı.

Hapiste Chavez ve subay arkadaşları meydan
okuyan tavırlarını sürdürmüşler, üniformalarını giymeye devam etmişler ve
dışarıyla iletişimlerini kesmemişlerdi. “Hapis bir tür okul gibidir; çelik gibi
bir ruhunuz olur, inançlarınız güçlenir ve sezgileriniz derinleşir…” sözleri,
bu dönemi simgelemektedir.

1992’de Chavez’in önderliğindeki darbe
girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı; ama bu girişim ve sonrasındaki direnişi,
onun halk nezdindeki itibarını artırmıştır. Yoğunlaşan kitlesel eylemlerden
ürken Perez çekildi; yerini Rafael Caldero’ya bıraktı.

Caldero, 1994’ de Chavez’in serbest bırakılmasını
sağlayınca Chavez’in önünde yeni bir dönem açılmış oldu. O artık, tarihsel
kökenleri itibarı ile Latin Amerika bağımsızlık mücadelesinin efsanevi lideri
Bolivar’dan esinlenen, kararlı, halkçı, devrimci, barışçı ve demokratik bir
siyasi hareketin karizmatik liderliğine yelken açıyordu. Henüz kurduğu “Beşinci
Cumhuriyet Devinimi” adlı parti ile 1998’deki başkanlık seçimlerini, oyların
%56’sını alarak kazanarak cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi. 1999’da oylamaya
sunduğu yeni anayasa, halkın %71,21’inin onayı ile yürürlüğe girdi. 2000’de
yenilenen seçimlerde, oyların %59’unu alarak yeniden başkan seçilen Chavez’e,
meclis, bir yıl boyunca ülkeyi yasa-kararnamelerle yönetme yetkisi vermekte
tereddüt etmedi.

Bu süreçte, Chavez’in petrol ve tarım ile ilgili
49 kararname çıkartarak radikal düzenlemeler yapması, egemen güçler ve çıkar
çevrelerinde ciddi tedirginliklere yol açtı.

Chavez bu tepkilere şöyle cevap veriyordu :
“Demokrasi, sadece, bir siyasal eşitlik meselesi değildir; aynı zamanda ve
özellikle sosyal, ekonomik ve kültürel eşitlik demektir. Bunlar Bolivar tarzı
devrimin amaçlarıdır. Ben yoksul halkın başkanı olmak istiyorum… Pazarın
görünmeyen eli ile devletin görünen elini bir araya getirmek zorundayız.”
Chavez’in halkçı söylem ve eylemleri, küreselleşmeci güçleri iyice
telaşlandırmışdı.

2001 sonunda, bu güçlerin başını çektiği
“genel iş bırakma” eylemi provası yapıldı. Asıl hareket 2002 yılında
başlatıldı. Büyük medya, büyük sermaye, bazı yüksek rütbeli subaylar, kilise ve
“Venezuela İşçi Konfederasyonu(CTV)” bürokrasisinin bir bölümü, 11 Nisan
2002’de Chavez’e karşı darbe düzenlemiş ve onu başkanlıktan düşürmüşlerdi.
Ancak, işsizler, tabandaki işçiler, yoksul halk çoğunluğu, bu “karşı devrim”e
bütün güçleri ile direndiler. Yığınlar “barrio” tabir edilen akan yüz binler
günlerce sokaklara egemen oldular. Yığınların bu kararlı direnişi, ordunun asli
gücünün de desteğini alınca, Chavez’i tutuklandığı yerden çıkarıp tekrar
başkanlık koltuğuna oturtuldu.

ABD’nin (CIA’nın), darbe girişimindeki rolü,
bugün hala tartışılmakta, Chavez’in söylemlerinde sık sık altı çizilen önemli
paragraflardan biri olmaktadır. Ancak, Chavez karşıtları bu yenilgiden sonra da
boş durmadı. Bu kez, “Demokratik Koordinasyon” adı altında kümelenerek, 2002
sonlarında yoğun provokasyonlara giriştiler. 2003 başında bütün ülkeye yayılan,
“ Venezuela İşçi Konfederasyonu- CTV ” ile işveren örgütü Fedecamaras’ın
birlikte yürüttüğü, genel grev ile lokavtların iç içe geçtiği kendine özgü
ortak eylemler ülkeyi gerçekten sarstı. Ülke ekonomisi iki ay felce uğratıldı; Chavez için Allende’ye benzer bir son
planı, kitlelerin yeniden sokağa inmesi ve “barrio”ların oyunu bozması ile son
buldu.

Fiziği itibariyle, ‘zambo’ yani yerli ve
siyahi karışımı olan Hugo Chavez’in kişiliğinde Amerikan kıtasında yüzyıllarca
katliamlara uğramış ve köleleştirilmiş halklar kendilerini bulmuştu.
Dolayısıyla Chavez’in iktidarda olması, yüzyıllarca soykırıma uğramış bu
L.Amerika halklarının, sömürgecilere, emperyalistlere attığı bir tokattı…

Chavez’in kişiliğinden etkilenmemek mümkün
değildi. Rahat hareketleriyle ve halkının dilinden konuşmasıyla, tam bir halk
adamı. Konuşma yaptığı sırada dahi halkla şakalaşmakta, dertleşmektedir.
Konuşmalarında içtenlikli bir halk sevgisi hissedilebilmekte idi…

Siyasal olarak da, gittikçe sosyalist mirasa
çok daha bariz bir şekilde sahip çıkmakta. Bolivarcı devrimini
‘anti-emperyalist’ ve ‘anti-oligarşik’ diye nitelendirmekteydi

Lenin’i, Mao’yu, Ho Chi Minh’i övmekten,
ABD’ye meydan okumaktan hiç çekinmedi. Hz İsa’yı ise tarihin ilk devrimcisi
olarak nitelendirirken. “Oligarşi’nin değil, halkın İsa’sından söz ediyorum”
diye de eklemeyi ihmal etmedi.

Chavez’in peşinde büyük bir gururla koşan
coşku dolu, umut dolu binlerce yoksul genç, yaşlı, kadın, erkek vardı.
Milyonlarca insan için Chavez ‘devrim’ ve ‘halk’ demekti. Konuştuğumuz
Venezuelalılar, 2002 yılı kış aylarında ve 2003 yılı başında oligarşinin
düzenlediği sabotaj ve karşı devrimci grevler sırasında, “Chavez, bizi yarı
yolda bırakamazsın, açız, perişanız ancak vatan için, bizim için dayanacaksın,
iktidarı onlara terk etmeyeceksin.” diye uyardıklarını ve moral verdiklerini
söylüyorlardı. Nitekim, Caracas’ın tüm meydanlarını, caddelerini süsleyen ve
adeta birer sanat eseri olan duvar resimlerinin(graffiti) en çarpıcı sloganları:
“Chavez no seva!”(Chavez gitmeyecek!) ya da “Chavez no nos dejes!” (Chavez bizi
bırakma) karşısında duygulanmamak imkansızdı.

Chavez, kendi halkının bu yoğun desteği
yanında, çok sayıda Latin Amerika ülkesinden, dünyanın uzak köşelerinde ABD
karşıtı politikalar izleyen ülke ve örgütlerden, AB parlamentosu ile ABD
Temsilciler Meclisi’nin bazı üyelerinin dış desteklerini de aldı. Bu destekler
ve halkın gücüyle ülkenin varlıklı kesimleri ile “işçi aristokrasisi”nin
birlikte hareket ederek ortaya koyabildiği karşı devrim provalarını, bu
destekler ve halkın gücüyle başarısızlığa uğrattı.

Böylece, Chavez karşıtı darbe girişimleri
dönemi, en azından bir süre için kapandı. Chavez karşıtları, mücadelelerini
bundan böyle “demokratik” yollardan sürdürmeye yönelmeye karar verince
Anayasa’nın öngördüğü koşulları sağlayarak Chavez’i referanduma gitmeye
zorladılar.15 Ağustos 2004’de yapılan halkoylamasını Chavez, oyların %58’ini
alarak yine kazandı. Oylamada yolsuzluklar olduğu iddiaları, Amerika Devletler
Örgütü ve Carter Kurumu gibi uluslararası denetim kuruluşlarınca reddedildi.
Referandumdan sonra yapılan genel seçimlerin de Chavez’in zaferi ile
sonuçlanması, muhalefeti uzunca süre toparlanılamayacak bir dağınıklığa itti.
İçine düşülen bu dağınıklık sonucu muhalefet çevrelerinde, ilk kez politika ve
vizyon eksikliklerinden bahsedilmeye başlanılması, iç siyasetin bir süre
sakinleşeceğinin, tedirgin edici boyutlara ulaşmış olan kutuplaşma ve
istikrarsızlığın azalabileceğinin göstergeleri oldu.(14)

Başarısız darbe girişimleri, sosyal
çalkantılar, referandumlar ve seçimlerden oluşan hareketli bir siyasi süreç
sonunda, Chavez konumunu iyice pekiştirdi. Giderek, iktidar bloğu içindeki yeri
tartışılamayacak kadar sağlam bir duruma geldi. İktidar bloğu kanadında, onun
liderlik konumunu sorgulayacak bir rakibi yoktu. Nitekim, hastalığında
yardımcısı Maduro’yu ikinci adam olarak o onayladı. Bürokratik yozlaşmaya
ilişkin duyarlığı nedeniyle, böyle bir yozlaşmanın önünü kesmek için bakan ve
bürokratlarını rotasyona tabi tuttu. Chavez, sonuçta, Castro’dan sonra ve fakat
onun sağlam, sarsılmaz, kararlı, güçlü, cesur ve devrimci kişiliğinden
esinlenen Latin Amerika’nın tek ve tartışmasız karizmatik lideri oldu.

Özetle, ABD’ye karşı tavizsiz tutumu ile
sağlıklı içme suyundan, basit tedavi gereçlerinden, alfabeden, kitaptan,
defterden, temiz çamaşırdan ya da toptan ifade etmek gerekirse, dünyanın ‘tuzu
kuru’ yakasında yaşayanların sıcak yuvasında ne varsa, bunların hepsinden
yoksun bırakılan, dünyanın ‘baldırı çıplak’ yakasında yaşayanları bunlara
kavuşturmaya çalışan bir ‘zambo’nun, ‘rambo’ya meydan okuyuşunun evrensel
öyküsüdür Chavez’in yaşamı…

İşte, dünyanın aç kıtalarının yeni devrimci
idolü Hugo Chavez’in; bir yanda barikatlar, tencere tava konserleri, neşeli
kahkahalar, şarkılar, ateşli sloganlar eşliğindeki; diğer yanda ise ‘USA’
damgalı provokasyonlar, kitlesel katliamlar, karanlık adamlar ve önü kesilen
yağmacılığın sonucu ortaya çıkan hiddetin gölgesindeki gerçek hayat hikâyesi…

Şimdi, dünyanın bağımsızlık, özgürlük, adalet ve eşitlikten yana olan tüm
insanları asla unutamayacakları, bu renkli ve cesur önder huzurunda derin bir
saygı ve sevgi ile eğilirken, onu yitirmenin derin hüznünü yaşıyorlar…



























































Noyan UMRUK, “CHAVEZ BİZİ
BIRAKMA- CHAVEZ NO NOS DEJES” KİTABINDAN, DESTEK YAYINLARI, HAZİRAN 2012 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet