Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Laiklik,
Yunanca’da ”Laos”
kelimesinden türetilmiş olup
”halka ait olan” ”ruhban sınıfından olmayan”
anlamına
gelmektedir. Türkçeye ise Fransızca
”laique”
kelimesinden geçmiştir ve hepimizin bildiği basit
anlamıyla ”din ve devlet
işlerinin ayrılması”
demektir.


Genel
anlamda ”din ve devlet
işlerinin ayrılması”
olarak tanımlanan laiklik,
 yüzyıllarca geçmişi olan bir mücadelenin sonucudur. Avrupa’da orta çağ
karanlığının baş aktörü olan kilisenin egemenliğine karşı aklın egemenliğinin
savunulması savaşında kilisenin mağlup olmasıyla ortaya çıkmıştır. Laiklik
sayesinde Avrupa’yı karanlığa gömen din egemenliği ortadan kalkmış, dogmanın
yerini akıl ve pozitif bilim  almıştır. Aydınlanma çağı denilen bu
dönemden sonra Avrupa orta çağ karanlığından kurtulmuş ve bugünkü çağdaş,
bilimde ve sanatta gelişmişlik düzeyine ulaşmıştır.


Laiklik
deyince aklımıza sadece devletin dinden soyutlanması gelse de farklı anlamları
olan bir kavramdır. Temel olarak laiklik 4 farklı grupta tanımlanabilir :


Felsefi
anlamda laiklik, bilginin temelinin din kurallarına değil akla dayanmasıdır.
Bilgiye ancak insan aklıyla ulaşılabileceğini savunan, din kurallarının,
dogmaların aklın önüne geçemeyeceğini ifade eden görüştür. Pozitif bilimlerin
temelinde aklı rehber alan felsefi laiklik vardır.


Siyasi
anlamda laiklik, devletin dinlere karşı hoşgörüyle yaklaşması, herhangi bir
dinin yanında yer almamasıdır.  Devlet, dinler arasında hakemlik görevini
üstlenir ve vatandaşların inandığı dini özgürce yaşamasını ve ifade etmesini
sağlar. Bu yönüyle değerlendirildiğinde siyasi anlamda laiklik toplumda
çoğulculuk ilkesinin kabul edilmesidir. Kimsenin inancına karışılmaması,
inandığı dinden dolayı kınanmamasıdır. Demokratik bir toplum için çoğulculuk
ilkesi şarttır. Çoğulculuk ilkesi de ancak laiklikle mümkündür .


Sosyal
anlamda laiklik, kamu alanları ve kuruluşlarında dinin egemen olmamasıdır.
Toplumu meydana getiren bireyler arasındaki ilişkilerin din kurallarına göre
belirlenmemesidir. Her birey kendi inancını özgürce yaşayabilir fakat kamuda
hiç kimsenin inancı diğerine üstün değildir. Devlet, toplumsal ilişkilerde din
ve vicdan hürriyetinin güvencesidir.


Hukuki
anlamda laiklik ise devletin siyasi ve hukuk sisteminin dine dayanmamasıdır.
Devlet, hukuk sisteminde hiçbir dini referans almaz hatta hiçbir dini kanuna en
küçük bir atıfta bile bulunmaz. Siyasi ve hukuki sistem tamamen beşeri
kanunlardan meydana gelmektedir. Devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes
kanunlar karşısında din ve mezhep farkı gözetmeksizin eşittir. Hiçbir birey
inancından dolayı başka bir bireyden üstün değildir ve en önemlisi hukuki
anlamda laiklik bir devletin tek beşeri hukuki sisteme göre yönetilmesidir.


Çok farklı
anlamlara sahip olan laiklik, Avrupa’da milletlerin tarihi geçmişine bağlı
olarak uygulamada ve tanımlamada farklılık göstermektedir. Bazı ülkelerin
anayasalarında devletin resmi dini açıkça yazılıyken bazı devletlerin
anayasalarında devletin resmi dini yoktur. Bu açıdan bakıldığında laiklik,
Fransız tarzı jakoben, sert laiklik ve Fransız tarzına göre daha yumuşak olan
Anglo – Sakson tarzı laiklik olarak iki gruba ayrılabilir.


Her ne kadar
uygulamada ve anayasal tanımda farklılık gösterse de tüm Avrupa ülkelerinde
laiklik vardır. Anayasalarında resmi dini olan devletlerde bile devlet
yönetiminde din değil akıl egemendir. Örneğin Yunanistan’ın resmi bir dini
vardır fakat Yunanistan’da kilise papazlarının değil devlet adamlarının sözü
geçer ve en önemlisi tüm Avrupa ülkelerinde devlet kanunlarında, bilimde,
sanatta dinin bir egemenliği yoktur. Yani bir Avrupa devletinin anayasasında
resmi dinin olması demek, devletin din kurallarına göre yönetilmesi, bilimi
sanatı din kurallarının sınırlandırması demek değildir.


Avrupa
devletlerinin bazılarındaki laikliğin tanımı ve uygulamasına bakıldığında durum
daha net görülecektir. 2003 yılında Fransa’da yazılan Stasi raporuna göre
Avrupa ülkeleri resmi dini olan ülkeler, yarı resmi dini olan ülkeler ve resmi
dini olmayan ülkeler olarak 3 gruba ayrılmıştır. Şimdi bu 3 gruba giren
ülkelerdeki laikliğin tanımına ve nasıl uygulandığına bakalım


ALMANYA


Almanya
anayasasında devletin resmi dini ya da milli kilisesi yoktur. 11 Ağustos 1919’da
yürürlülüğe giren Weimar anayasasının 136. 137. 139. ve 141. maddelerinde
devletle din ilişkilerinin açıkça ayrıldığı ifade edilmiştir.  Anayasanın
136. maddesinin 1. fıkrasında devlet yönetiminde dinin esas kabul edilmediği
açıkça şöyle yazmaktadır :


”Medeni
ve siyasi hak ve ödevler, ne din özgürlüğünün icrasına bağlıdır ne de bu
nedenle kısıtlanabilirler” (Federal Cumhuriyet
Anayasası Tercüme: Prof. Dr. Christian Rumpf ve Dr. Gökçe Uzar
Schüller s.125)


136.
maddenin 2. fıkrasında ise laikliğin niteliklerinden biri olan kanunlar önünde
herkesin din ayrımı gözetmeksizin eşit olduğu şu şekilde belirtilmiştir :


Medeni
ve siyasi haklardan yararlanma ve kamu görevlerine giriş dini inanca bağlı
değildir
. (Federal Cumhuriyet
Anayasası Tercüme: Prof. Dr. Christian Rumpf ve Dr. Gökçe Uzar
Schüller s.125)


Almanya’da
mezhepsel olarak protestanlık ve katolik inancı çoğunluktadır. Diğer mezhepler
ise toplumun ancak %1, 6 sını oluşturmaktadır fakat hem  devletin temel
anayasasında (Bundesverfassung) hem de federal anayasalarda her dini cemaat,
kanunlar çerçevesinde örgütlenme, dinini yaşama hakkına sahiptir. Örneğin 137.
maddenin 6. fıkrasına göre kiliseler, vergi koyma hakkına sahiptir ve geçimini
bu vergilerden sağlar. Eğitimde ise her din, devletin laik okulları dışında din
eğitimi verme hakkına sahiptir. Anayasanın 7. maddesinin 3. fıkrasında dini
eğitim özgürlüğü şöyle açıklanmıştır :


“Laik
okulların dışındaki kamu okullarında din eğitimi normal bir eğitim alanıdır.
Devletin gözetim hakkına zarar vermeden din eğitimi farklı dinlerin
prensiplerine uygun şekilde verilebilir. Hiçbir öğretmen kişinin arzusu dışında
bir dini öğretmeye zorlanamaz”


Kısaca ifade
etmek gerekirse Almanya’da din ve devlet ilişkileri karşılıklı anlaşmaya dayalı
düzenlenmiştir. Devletin resmi dini yoktur fakat her din ve inanç grubuna
inancını yaşaması için geniş haklar tanınmıştır.


YUNANİSTAN


Yunanistan’da
halkın % 96 sı Ortodoks mezhebine mensuptur ve Ortodoksluk, Yunanların tarihi
geçmişinde ve milli kimliklerini kazanmasında önemli bir yere sahiptir. Bu
özelliğinden dolayı Yunanistan, Avrupa’da resmi dini olan ülkelerden biridir.
1975 ve 1977 anayasalarında devletin resmi dininin Ortodoksluk olduğu açıkça
belirtilmiştir. 1986 yılında değişiklik yapılan Anayasa’nın 3. maddesi şöyledir
:


“Yu­nanistan’da
egemen din Hıristiyan Doğu Ortodoks Kilisesi Ortodoksluğu­dur. İsa peygamberi
tek önder kabul eden Yunan Ortodoks Kilisesi, Apostolik kutsal hukuku ve aynı
şekilde din işleri kurullarının kutsal gele­neklerini sürekli olarak (…)
gözetip aynı dogmaları kabul eden kiliselerle ayrılmamak üzere birleşmiştir”
 (Vasilios N. Makrides- ”Yunanistan’da Gelenek ile Modernite Arasında Geri­lim”,
Avrupa Birliği Ülkelerinde Dinler ve Laiklik, (Çev. Fazıl Arabacı), İstanbul:
Ufuk Kitapları 2003 s.115)


Resmi din
olarak Ortodoksluğu kabul eden Yunanistan’da en büyük anti demokratik
uygulamalardan biri dini propagandanın yasak olmasıdır. İnsanların inançlarını
yaymak istemesi kanunlara göre suç kabul edilerek cezalandırılır. Çünkü dini
propagandanın Ortodoks kimliğine zarar vereceği düşünülmektedir. Ayrıca kilise,
hem 1977 Anayasasına göre yönetilmektedir hem de kendi anayasalarına sahiptir.
Mesela kilisenin istediği inancı din dışı, sapıklık ilan etme hakkı vardır. Bir
çok sosyal alanda da devlet ve kilise söz sahibidir. Bu nedenle Yunanistan
Avrupa’nın dini özgürlükler açısından en sıkıntılı ülkelerinden biridir


HOLLANDA


Hollanda’da
18. yüzyıla kadar Kalvinizm, devletin resmi dinidir. Ancak Fransız ihtilalinden
sonra devletin resmi dini kaldırılmış, din ve devlet işleri birbirinden
ayrılmıştır. 1848 yılında kabul edilen Anayasa’nın 8. bölümünde din ve devlet
ilişkileri tanımlanmış, 1983 yılında yapılan değişiklikle bu bölüm tamamen
kaldırılmıştır. Anayasa’da sadece devletin din ve vicdan hürriyetine
karışmadığı yazmaktadır.  Anayasanın tanıdığı bu özgürlük sayesinde
kiliselerin TV kanalları, sendikaları, siyasi partileri bile vardır. Ancak
devlet yönetiminde beşeri kanunlar geçerlidir.


BELÇİKA


Belçika bir
çok farklı dini inanca mensup insanların yaşadığı bir ülkedir. Katolikler,
Protestanlar, Yahudiler, Anglikanlar, Müslümanlar ve Ortodokslar devletin
resmen tanıdığı 6 dini gruptur ve devlet her dinin din adamlarının maaşını
ödemektedir. 1831 Anayasası’nda din hürriyeti, oldukça geniş düzenlenen ve
garanti altına alınan temel haklardandır. Ana­yasanın 14. maddesinde devletin
din ve vicdan hürriyetine karışmadığı yazılmaktadır.


Eğitimde de
laik eğitim uygulanmaktadır. Her vatandaş, kendi inancına göre eğitim alma
hakkına sahiptir. Devlet herhangi bir inancı okullarda dayatmaz ve din eğitimi
din adamları tarafından verilmektedir. Çok farklı dini inanca sahip insanın bir
arada yaşadığı ülkelerden biri olan Belçika, din ve vicdan hürriyetinin
sağlıklı şekilde yaşandığı ülkelerden biridir


İSPANYA


İspanya,
Katolik mezhebinin hakim olduğu Avrupa ülkelerinden biridir ve 1978 yılından
beri devletin resmi bir dini yoktur. 1980 yılında yapılan Anayasa
değişikliğiyle din ve devlet işleri ayrılmış, kişilerin inanç hürriyeti
anayasal güvence altına alınmıştır. İspanya anayasasına göre her birey bir dine
inanma ya da inanmama, inancının gereğini yerine getirme ya da getirmeme,
inancından dönme ve inancını açıklama ya da açıklamama hakkına sahiptir.
Devlet, Adalet bakanlığının yetkisi altında din adamlarını yetiştirmekle
görevlidir.


İspanya’da
devletin resmi bir dini olmamasına karşın Katolik kilisesinin bazı konularda
ayrıcalığı vardır. Örneğin kilise papazları konut vergisinden muaftır ve
kiliseler devletten her yıl maddi yardım almaktadır. Bunun dışında devlet
yönetiminde tamamen beşeri kanunlar geçerlidir. Katolik inancına göre boşanmak
ve kürtaj yasak olmasına rağmen Anayasa’da boşanma ve kürtaj hakkı tanınmıştır
ve günümüzde İspanya’da insanlar din ve vicdan hürriyetine sahiptir.


İRLANDA 


İrlanda,
Katolik inancının çoğunlukta olduğu ülkelerden biridir ve 1937 yılında kabul
edilen Anayasasında “bütün
otoritelerin kendisinden doğduğu ve insan eylemlerinin olduğu kadar, devlet
icraatlarının zamanın sonunda kendisine buyun eğeceği kutsal üçlü teslis”
 
maddesi vardır. Ayrıca Anayasanın 6. maddesinde “hükümetin bütün güçleri; yasama,
yürütme ve yargı, kaynağını Tan­rının önünde halktan aldığı” 
yazılıdır
fakat devletin resmi bir dini yoktur. Devlet tüm dinlere eşit mesafededir ve
herhangi, bir dini savunmaz.  Anayasa’da devlet ve din işlerinin açıkça
ayrı olduğu ifade edilmiştir. Her kilise kendi gelir kaynağından
faydalanmaktadır.


İNGİLTERE


İngiltere’nin
yazılı bir anayasası olmamasına rağmen resmi dini olan ülkelerden biridir.
Kral’ın taç giyme töreni dini bir törendir ve Kral tacını Canterbury
kilisesinin başpiskoposunun elinden giyer. Ayrıca Kral Anglikan kilisesinin
başıdır ve hükümetin tavsiyesiyle kilise papazlarını atama yetkisine sahiptir.


Anglikan
kilisesinin parlamentoda bir temsilcisi vardır ve parlamenterler görevlerine
dua ederek başlar. Canterbury ve York başkiposları başta olmak üzere 24
Anglikan kilisesi psikoposu Lordlar kamarasının üyesidir. Ancak siyasi yönetim
devletin elindedir. 15 Avam kamarası, 15 Lordlar kamarasından oluşan 30 kişilik
kilise komisyonu kilise görevlilerini tayin etme ve tüzük değişikliği yapma
yetkisine sahiptir. Bunun dışında kilise iç işlerinde tamamen özgürdür.  Kilisenin
harcamalarının yarısını hükümet, yarısını kilisenin kendisi karşılamaktadır.
Okullarda ise din eğitimi, devletin resmi diniyle verilmektedir fakat her aile
çocuklarına din eğitimi verilmemesini isteme hakkına sahiptir


FRANSA 


Fransa’da
III. Cumhuriyet döneminde 9 Aralık 1905 tarihinde kabul edilen yasayla din ve
devlet işlerinde birbirinden ayrılmıştır. Bu kanunla Katoliklik ayrıcalıklı din
olmaktan çıkarılmış, tüm dinlere eşit mesafede yaklaşma ilkesi benimsenmiştir.


1905 yılında
kabul edilen Laiklik, 1945 ve 1958 Anayasalarında da yer almıştır. Avrupa’da
laikliğin en katı şekilde uygulandığı ülke Fransa’dır. 1958 Anayasası’nın 1.
maddesinde laiklik ilkesi kalın kırmızı çizgilerle şöyle ifade edilmiştir :


“Cumhuriyet
hiçbir dini ne tanır, ne görevlilerinin maaşlarını verir, ne de yardım eder. Şu
halde işbu kanunun yayınlanmasını takip edecek, 1 Ocak­tan itibaren dinlerin
faaliyetlerine ilişkin tüm harcamalar devlet, il, ilçe büt­çelerinden
kaldırılmış olacaktır. Bu madde vicdan hürriyetini sağlar ve din­lerin
serbestçe yaşanmasını garanti eder”


Fransa’da
devlet yönetimi ile din birbirinden tamamen ayrıdır. Devlet her dini hatta
agnostizmi (şüphecilik) bile tanır fakat herhangi bir dini kabul etmez. Tüm
dinlere, kiliselere sosyal vakıflarla aynı statüde yaklaşmakta ve inanç
hürriyetlerini koruma altına almaktadır. Eğitim tüm kamu okullarında
parasız ve devlete aittir. Bu kanuna göre liselerde, kolejlerde,
hastanelerde, hapishanelerde ve orduda ruhsal arınma için bir mekan (Aumônerie)
ve din adamı (Aumônier) vardır.


1789 Fransız
devriminden dolayı laikliğin ana vatanı kabul edilen Fransa Avrupa devletleri
arasında laikliği en sert uygulayan ülkelerin başında gelmektedir.


Sonuç olarak
değerlendirdiğimizde Avrupa’da ister resmi dini olsun ister olmasın tüm
devletlerde laiklik farklı şekillerde uygulanmaktadır. Resmi dini olan
ülkelerdeki laiklik uygulamasındaki tek fark devletin bir dine sahip çıkması ve
destek olmasından başka bir şey değildir. Bunun dışında siyaset, hukuk, eğitim,
bilim, sanat ve hayatın tüm alanlarında aklın egemenliği ve düşünce özgürlüğü
vardır.


Ülkemizde de
3 Mart 1924 te hilafetin kaldırılması ve eğitim birliğinin sağlanmasıyla
başlayan laik düzene geçişte önce 1928 yılında devletin dini islamdır maddesi
anayasadan çıkarılmış, 5 Şubat 1937 tarihinde de Laiklik ilkesi Anayasa’da
kabul edilmiştir ve 1982 Anayasası’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti
laik, sosyal, Atatürk ilkelerine bağlı bir hukuk devletidir.


Laiklik
olmayınca neler olduğunu anlamak için Ortadoğu ülkelerine bakmak yeterlidir.
Laiklik, din ve mezhep savaşlarının önündeki en büyük engeldir. Laiklik din ve
vicdan hürriyetinin güvencesidir. Laikliğin olmadığı ülkelerde akıl yerine
dogmalar hakimdir. Aklın devre dışlı bırakıldığı bir ülkenin gelişmesi mümkün
değildir. Bu nedenle 21. yüzyılda laikliğin varlığını tartışmak cehaletten ve
yobazlıktan başka bir şey değildir



TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış