Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

“İSLAMCILAR TUTARLILIK KAYGISI TAŞIMAZ, HEDEF İÇİN HER YOL
MUBAHTIR”

“İslamcı
hareketler bir iç tutarlılık kaygısı taşımazlar. Hedefe varmak için her yol ve
her türlü ittifak mubah görüldüğünden, dün Coca Cola gibi simgesel olarak karşı
çıktıklarıyla bugün birlikte hareket etmeleri bu akımlarda ve inanmış
kitlelerinde herhangi bir varoluş sorunu yaratmaz”

CAN
UĞUR

Laiklik,
AKP
iktidarının ortadan kaldırmak istediği olguların başında geliyor.
İslamcı ve piyasacı iktidarın laikliğe yönelik saldırılarına karşı ciddi
tepkiler söz konusuyken, bu tepkilerin nereye evrileceği ise henüz bilinmiyor.
AKP
’nin attığı adımların niteliği hakkında bilgi sahibi olmanın yolu ise
siyasal İslamcıların tarihsel arka planına ilişkin bilgi sahibi olmaktan
geçiyor. Bu alana dair çalışmalarıyla bilinen, bir dönem CHP vekilliği
de yapan Prof. Dr. Oğuz Oyan ile konuştuk.

» Türkiye’deki
İslamcılığın kökenlerine baktığımızda fikri ve pratik anlamda neler görüyoruz?

Din
ile siyaset ilişkileri, din/inanç sistemlerinin ve devlet yapılarının tarih
sahnesine çıktığı en eski dönemlerden beri vardır. Gerek çok tanrılı gerekse
tek tanrılı dinler, sınıflı toplumların hâkimiyet ve sömürü ilişkilerinin
meşrulaştırılmasının ideolojik çerçevesini çizmişlerdir. Kapitalizm öncesinin
antik ve feodal toplumlarında dinler toplumsal ilişkilerin her alanını
kapsayıcı bir toplam ideoloji konumundadır. Güçlü bir devlet yapısı içine
doğmayan İslamiyet’te dinin, devlet kuruculuğu rolüyle birlikte gelişmesi ve
tüm toplumsal alanı da düzenleme iddiası taşıması nedeniyle bu konum daha
belirgindir ve kapitalist çağın Aydınlanma sonrası dönemlerini de kapsayabilen
bir sürekliliğe sahiptir.

Şaşırtıcı
gelse de “siyasal İslam”
olarak tanımladığımız siyasal akım, dünyada daha çok bir 20. yüzyıl
olgusudur. Osmanlı’da 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren görünür
olmaya başlasa da, esas olarak 20.yüzyıl başlarında bir düşünsel
harekete dönüşmüştür.

Bunun
bir nedeni de Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan devraldığı tarihi mirastır.
Osmanlı devleti şer’i kurallar yanında örfi kurallara da geniş yer ayıran,
giderek örfi hukukun daha baskın duruma geldiği bir toplumsal/siyasal formasyon
niteliğini kazanmıştır. Osmanlı’da Batılılaşma ve yarı-sömürgeleşmenin
birbirine koşut olarak yol aldığı 19.yüzyılın önemli üstyapı dönüşümleri
Tanzimat döneminde (1839-1877) ve sonrasında gerçekleşmiştir. Osmanlı
İmparatorluğu’nun son 70 yılının reformları esas itibariyle anti-feodal
ve kısmen seküler nitelikler taşımıştır.

İslam’ın
siyasal alana bir siyasi akım olarak giriş yapması da bu koşullarda hem bir
siyasi korunma refleksi hem de ülkenin Hıristiyan Batı karşısında ve kendi
tabiiyetinden giderek çıkan Balkan milletleri karşısında bir savunma
konumlanması olarak ortaya çıkmıştır. Bu siyasi akımlar 1839 ve 1856
fermanlarının
reformlarını “gâvurla
eşitlenme”
olarak görüp karşı tavır aldılar; hareket
noktaları içine İslami değerleri hep bir şekilde dahil ettiler. Gene de siyasal
İslam’ın tarih sahnesine kalıcı olarak çıkışı, 1908’de II.
Meşrutiyet dönemiyle, yani bu dönemdeki çok partili yaşama geçişle birlikte
vücut bulacaktır.

Kurtuluş
Savaşı sürecinde aslında en etkili siyasi muhalif hareket İslamcılardı. Ancak
1919-1923
dönemi Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer kadrolarının Cumhuriyetçi
kararlılığı karşısında tutunamadılar. Bunun önemli bir nedeni de, bayrak
yapmaya çalıştıkları saltanat ve hilafet temsilcilerinin ihanetleriydi.
Böylece, laikliği de kapsayan devrimci dinamiğin önü açıldı. Bazı temsilcileri
tek parti içinde kendilerini gizleyerek yer tutmaya çalışsa da, siyasal İslamcı
hareket 20 yılı aşkın bir süre boyunca sindi ve sindirildi, legal bir
akım olarak varlık gösteremedi. Siyasal İslam’ın tarih sahnesine yeniden çıkışı
için tekrar çok partili yaşama geçilmesini beklemek gerekecektir.

» Siz,
İslamcılığın tarihsel araçlarından bahsediyorsunuz. Bundan ne anlamamız
gerekiyor?

Geleneksel
bir İslam-Ortaçağ toplumunda 1922-1945 dönemindeki radikallikte bir
laiklik uygulaması, tarihin çubuğunun tersine bükülmesi anlamındaydı. Ancak
laiklik yeterli kitleselliğe ulaşmadan, eğitim devrimi sonuçlandırılmadan,
gerekli toplumsal-ekonomik dönüşümler sağlanmadan, sürecin bu radikallikte
sürdürülmesinin önü her an kesilebilirdi; her kırılmada da, karşı saldırının da
aynı şiddette olması, bu saldırının da özellikle 1945 öncesi
uygulamalarını hedef alması beklenebilirdi. Ama henüz saldırılar yoğunlaşmadan,
laiklik kavramının içinin boşaltılması adımı CHP’den geldi ve kavram “din ve dünya (devlet) işlerinin ayrılması”
boyutuna indirgendi. Kuşkusuz İslamcı hareketler bununla yetinemezdi.
Değişmeyen stratejileri, laikliğin inanç özgürlüğünden başlayıp
inançlara/tarikatlara sınırsız özgürlük olarak tanımlanmasına kadar esnetilmesi
oldu.

Eğitim
alanın da ilk hedef, eğitimin devrimci dinamiklerinin köreltilmesi olmuştur.
Burada eleştiri okları Köy Enstitüleri gibi devrimci kurumsal yapılara,
müfredatta din dersinin olmamasına veya varsa da seçmelik olarak
okutulmasınadır. Siyasal İslamcılar, gerek 1946 sonrasında CHP’yi
gerekse izleyen merkez sağ iktidarları zorunlu din eğitimi ve imam hatip
okullarının yaygınlaştırılması konusunda sürekli baskı altında tutmanın her
zaman sonuçlarını almışlardır.

Bir
başka tarihsel araç, soğuk savaş konjonktürünün katkısı ve emperyalizmin
Türkiye’de serbestçe at koşturur duruma gelmesinin de etkisiyle,
anti-komünizmin güçlü bir silah olarak kullanılmasıdır.

Emperyalizmin
güdümündeki “komünizmle mücadele
dernekleri”
, bugünkü iktidar temsilcilerinin de
mayalandıkları yerler olmuştur.

Ekonomide
sağlam payandalar oluşturmak, siyasal İslam’ın her zaman öncelikli araçlarından
olmuştur; muhalefetteyken bir yandan iktidara yürüyüşü desteklemek, diğer
yandan da kendi burjuvazini güçlendirmek için; iktidardayken rant kanallarını
kontrol ederek tüm sermaye üzerinde tahakküm kurabilmek için ekonomiyi
kullanmışlardır. Kısacası, ticaret-din-siyaset organik bağlantıları, “bağış” veya “helal kazanç” türleri, ihale/iş
takipçiliği, bunun için vakıf-dernek-şirket yapılarının oluşturulması siyasal
İslam’ın her zaman olmazsa olmazlarından olmuştur.

Siyasal
İslam hareketi iktidara yürümenin iki farklı yöntemini de kullanmıştır.
Birincisi, siyasal parti örgütlenmesi üzerinden seçimler yoluyla iktidara
gelmek ve mümkünse bir daha gitmeyerek iktidar alanını bütünüyle
dönüştürmektir. Bu, MNP, MSP, RP, FP, SP ve
farklı bir yol izlemekle birlikte AKP çizgileridir. İkincisi, parti
örgütlenmesine gitmeden (ama siyasal partiler içinde örgütlenmeyi de ihmal
etmeden) devletin tüm kurumlarını içten ele geçirmek ve nihai darbeye
hazırlanmaktır. Fethullah Gülen hareketi bunun canlı örneğidir. Bir dinci
cemaatin gizli örgütlenme modeli üzerinden ordunun, polisin, istihbaratın,
yargının, eğitimin ve dini (Diyanet) ve idari tüm teşkilatın içten
fethedilmesinin kuşkusuz sınırları vardır; siyasal parti örgütlenmesi üzerinden
seçimle iktidara gelmiş paralel bir İslami yapı olmadan nihai amaca
ulaşabilmesi imkânsızdır. Türkiye’nin koşulları, iktidarın fethine farklı
yollardan girişen bu iki İslami hareketi belirli bir siyasi konjonktürde
buluşturmuştur. Rakip bir siyasi güç kalmayıncaya kadar süren işbirliklerinin
sonuçta iktidarı paylaşma kavgasına dönüşmesi esasında şaşırtıcı değildir.

» İslamcıların
bir de tarihi tahrifat sorunu var. Siz de değiniyorsunuz buna sıklıkla. Lozan
Antlaşması vb. konularda kendi argümanlarını sunuyorlar. Bunun nedeni nedir?

Siyasal
İslamcılığın kullandığı araçların ana zemini tarihin çarpıtılmasıdır. Türkiye
Cumhuriyeti’nin temeli olan Lozan’ın bir teslimiyet anlaşması olarak takdimi,
Cumhuriyet rejiminin İslam düşmanı olarak sunulması, Müslümanların çok eziyet
çektiklerinin hikâye edilmesi, İslami simgelere (camiler, ezan) saygısızlık
edildiği söylencesinin sürekli gündemde tutulması, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı
anlatısında hurafelerin ve dinin öne çıkarılması ve gerçek rollerin tersyüz
edilmesi, vb… Bütün bunlar, yeni bir Cumhuriyet tarihi yazımını gerektirir.
Çeşitli denemeler olmuştur. Başlangıçta liberallerden esaslı bir destek
alınmıştır ve halen hizmetlerini sunmaya gönüllü olanlar arz-ı endam
etmektedir. Ama İslamcı iktidar henüz tüm eğitim müfredatını kapsayacak
baştanbaşa bir yeni anlatı ortaya çıkaramamıştır. AKP’nin 2023
hedefini
bununla da ilişkili görmek gerekir. Buna karşı takınılacak tutum,
Cumhuriyet’in kurucu partisinin benimsediği pasif savunma stratejisi olamaz;
1945 öncesinin
devrimci atılımlarını da kucaklayan yeni bir toplum
projesinin etrafında birleşmek gerekir.

» Coca Cola
fabrikasının açılışı ile birlikte İslamcıların emperyalizmle kurdukları ilişki
yine gündeme geldi. Nedir tarihsel olarak bunun arka planı?

İslamcı
hareketler bir iç tutarlılık kaygısı taşımazlar. Hedefe varmak için her yol ve
her türlü ittifak mubah görüldüğünden, dün Coca Cola gibi simgesel olarak karşı
çıktıklarıyla bugün birlikte hareket etmeleri bu akımlarda ve inanmış
kitlelerinde herhangi bir varoluş sorunu yaratmaz. Çünkü karşıtlıklarının
sınıfsal/sistemsel içeriği yoktur; ama birlikte olmalarının sınıfsal ortaklığı
vardır.

İslamizasyonun
dış dinamikleri/araçları arasında, emperyalizmin çift yönlü rolünü de dikkate
almak gerekir. Bu rollerden birincisi, emperyalizmin, Türkiye devletinin ve
toplumunun İslamizasyonu üzerinden sol ve bağımsızlıkçı reflekslerin tamamen
köreltilmesi yönündeki niyetlerinin her zaman yerli İslamcılara açık/örtük
desteğe dönüşmesidir. Bunun öbür yüzünde ise, yerli siyasal İslam hareketinin
emperyalizmi bir müttefik olarak her daim araçsallaştırmak istemesi
bulunmaktadır. Bu karşılıklı etkileşimlerin başlangıcı, 1945’lere, çok
partili rejimin benimsenmesine, Truman doktrinine, NATO üyeliğine,
komünizmle mücadele derneklerine, MTTB’ye kadar gider. 1980’lerde
24 Ocak
ve 12 Eyül’le iktidarın/dış ilişkilerin yeniden
şekillendirilmesi üzerinden yürür. 1990’lardan başlayıp 2000’lerde
ete kemiğe bürünen projelerle birlikte (AKP iktidarı BOP’un ilk
başarılı projesi olarak tarih sahnesine çıkınca) daha içli-dışlı bir duruma
getirilir.

» Bugüne
geldiğimizde İslamcılar açısından emperyalizm kavramı nereye tekabül ediyor?

Emperyalizmle
kurulan ilişkiler, AKP siyasetçilerinin dillendirmeyi pek sevdikleri “kazan-kazan” ilişkisi gibidir;
ama kendi dar iktidar hedeflerinin emperyalizme daha fazla kazandırıyor
olmasından kaygı duymaları beklenmemelidir; “milli
duruş”
, siyasi istismar konusu veya seçim kaygısı olmak
dışında, öncelikli hedeflerinden hiç olmamıştır.

AKP liderinin son zamanlarda kontrol dışına çıkma eğilimlerine ve dil
aşırılıklarına, bunlara bağlı olarak emperyalizmin gözünden düşmesine
bakılarak, bu partiye ve liderine “anti-emperyalist”
gibi yakıştırmaların yapılabilmesinin, mizahi değeri olduğu bile kuşkuludur.
Kendi iç iktidarını pekiştirebilmek için, bağımsızlıkçı cumhuriyet
reflekslerini köreltebilmek (ve sonuçta bağımlı bir din devleti kurabilmek)
için emperyalizmle yakın zamana dek tam bir işbirliği içinde hareket eden bir
rejimi, değişen konjonktüre göre anti-emperyalist bir kodlamaya tâbi tutmak
akla aykırıdır. İlla bir yakıştırma yapılacaksa, “pro-emperyalist”
kavramı daha uygun düşecektir.

» Bugün
laikliğe yönelik ciddi bir saldırı var. Bazı yazarların da
‘canım sırası
mı’
tadında yazıları var. Sizce sırası mı bu tartışmanın?

Siyasal
İslamcı hareketin gitmemek üzere iktidarı ele geçirdiği 2002 sonrasında,
“laiklik karşıtı eylemlerin odağı
olmak”
bile artık Anayasa Mahkemesi’nce siyasi faaliyetten
menetme gerekçesi yapılamamıştı (2008

AKP’nin laikliğe yönelik saldırı hamlelerinde kendini bu kadar rahat
hissetmesinin bir nedeni de ciddi bir muhalefet görmeyeceğine inanmasıdır. Bir
kere anayasaya aykırılıklardan dolayı yeni bir yargılamaya konu olması bugün
için olasılık dışıdır. Ama daha önemlisi, siyasi partilerden de ciddi bir
muhalefet beklemiyor oluşudur. MHP’nin her iki kanadı da zaten
dinselleştirme karşıtı bir muhalefete yanaşmayacaklardır. HDP ise hem
kendi derdiyle meşguldür hem de iktidarın kendi kitlesini din üzerinden
etkilemesinden ürkmektedir. Asıl önemli handikap ise, anamuhalefet liderliğinin
‘laiklik ekseninden bir muhalefet götürmek
partiye seçmen kaybettirir’
tarzındaki anlayışlarıdır.

Böylece
AKP
’nin Cumhuriyet’e ve onun en önemli kurumuna/ilkesine saldırısının çok
güçlü bir karşılık görmeden ilerlemesinin önü açık durmaktadır. Laikliğe
saldırının karşısında henüz saldırıya denk bir güç yığılması yapılamamış
olabilir. Buna rağmen henüz toplumun laik-cumhuriyetçi-sosyalist kesimlerinin
direnci kırılamamış ve seçmenin yarısının rızası alınamamıştır; bu hem geleceğe
dönük olarak umutları yeşertmekte hem de mücadelenin sertleşeceğini haber
vermektedir.


























































LİNK : http://www.birgun.net/haber-detay/islamcilar-tutarlilik-kaygisi-tasimaz-hedef-icin-her-yol-mubahtir-175568.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış