LİNK : http://odatv.com/madde-madde-laiklik-nasil-yok-edildi-egitim-nasil-dincilestirildi-0809171200.html

Madde madde laiklik nasıl yok
edildi, eğitim nasıl dincileştirildi.. ????

Mevcut siyasi iktidarın, laikliği yalnızca din ve
vicdan özgürlüğü seviyesine indirgemek istediğine tanık olmaktayız. Oysa
laiklik, sadece din ve vicdan özgürlüğü değildir…

Eğitsel süreç sonunda nasıl bir bireye
ulaşmak istiyoruz?

Bu soruya vereceğimiz yanıt eğitimin
amacını ortaya koyacaktır.

Doğayı, yaşamı ve toplumu tüm
gerçekliğiyle tanıyan, öğrenen ve anlayan bireyler mi yetiştireceğiz yoksa
subjektif görüş, inanç ve kanılara mahkum nesiller mi?

Bir süredir olgusal gerçekliğin ve
olgucu tavrın yadsındığı, doğadaki ve yaşamdaki olaylar arasında neden sonuç
ilişkisini değil de sözde ilahi takdirin esas alındığı paradigmal bir tahakküm,
eğitim sistemimize egemen kılınmaya çalışılıyor.

İşte laiklik tam da bu noktada önemi
gereğince anlaşılması gereken bir kavram olarak öne çıkıyor.

Ne var ki, mevcut siyasi iktidarın,
laikliği yalnızca din ve vicdan özgürlüğü seviyesine indirgemek istediğine
tanık olmaktayız. Oysa laiklik, sadece din ve vicdan özgürlüğü değildir. Din ve
vicdan özgürlüğü, laikliğin unsurlarından yalnızca biridir ama temel
belirleyici unsur değildir.

O halde laikliği doğru anlamak ve doğru
tanımlamak lazımdır. Laiklik; devlet yönetiminde, yasama faaliyetinde ve
eğitimde herhangi bir dinsel ve inançsal dogmayı refere etmemek; aklı, bilimi
ve değişen sosyal koşulları esas almak demektir. 

Eğitimde bilimselliğin temel şartı da
laikliktir. Laik olmayan bir eğitim bilimsel de değildir. Bu noktada ilginç bir
bilgi olarak Arapçada bilimsellik (Ilmiyyetün)
sözcüğü ile laiklik (Ilmaniyyetün)
sözcüğünün aynı kökten; “ilm”
kökünden türetilmiş sözcükler olduğunu anımsatmak isterim. Bu bilginin
Türkiye’deki laiklik karşıtı çevrelerin Arapça ve Araplık konusundaki tutum ve
tavırları bağlamında düşünüldüğünde anlamlı olduğu kanısındayım. 

Bilimsel eğitim için laiklik şartı
yaşamsal derecede önemlidir. Buna karşın, eğitimimizin, bilimsel bilgi yerine
dinsel – inançsal dogmaları önceleyen ve bu dogmaları toplumsal, kültürel ve
hatta siyasal yaşamın merkezine yerleştirmeye çalışan bir anlayış tarafından
kuşatıldığını üzülerek saptamak ve teşhis etmek durumundayız.

LAİKLİK AÇIKÇA HEDEFE KONULMUŞTUR

Nitekim özellikle 4+4+4 biçiminde
formüle eden eğitim sistemiyle birlikte, müfredatımızda hem dinsel derslerin
sayısı ve içeriği artmış hem de pozitif bilimleri konu edinen derslerin
içeriğine paradoksal bir biçimde dinsellik zerk edilmiştir.

Evvelce, dinsel ders bağlamında yalnızca
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adlı bir ders varken, şimdi buna ilaveten; Temel
Dini Bilgiler, Peygamberimizin Hayatı ve Kur’an – ı Kerim adlı dersler de ihdas
edilmiştir. Böylece eğitimde, dogmatizme, cumhuriyet tarihi boyunca hiç
görülmemiş bir biçimde alan açılmış, hatta laiklik açıkça hedefe konulmuştur.

Söz gelimi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
derslerinin 11. Sınıf “Din ve Hayat”
adlı ünitesinde İnançla İlgili Felfesi
Yaklaşımlar başlığı altında, Deizm, Ateizm, Sekülerizm, Agnostisizm gibi
felsefi düşünceler, hurafe ve batıl inanışlar konusu ile aynı ünite içinde
verilerek, öğrencilerin zihninde deist, ateist, seküler ve agnostiklere karşı
olumsuz bir düşünce inşasına çalışılmış; deist, ateist, seküler ve agnostiklere
yönelik bir itibar saldırısı yapılmıştır.

Ortaöğretim Temel Dini Bilgiler ders
müfredatıyla İmam Hatip Liseleri “Akaid
ve Kelam” ders müfredatında laikliğin, Sekülerizm ve dünyevileşme
kavramları çerçevesinde ahlaki yozlaşma sebebi ve bir inanç problemi olarak ele
alındığını ve böylece dolaylı olarak laikliğe karşı olumsuz düşünüş ve
görüşlerin öğrencilere empoze edilmeye çalışıldığını da görmekteyiz.
Müfredattaki laiklik karşıtı konular ve ifadelerin; Eğitim Bir Sen adlı
sendikanın Ocak ayında hazırladığı “Gecikmiş
Bir Reform: Müfredatın Demokratikleştirilmesi” başlıklı bir raporunun
yansıması ve uzantısı olduğu anlaşılmaktadır.

Laiklik karşıtı anlayış, sadece dini
dersler için değil pozitif bilimleri konu edinen dersler için de kendini
göstermektedir. Söz konusu derslerin müfredatına da dinsellik zerk edilmiştir.
Bu noktada verilebilecek en keskin ve en yalın örnek; Biyoloji ders
müfredatından evrim kuramının çıkarılmış olmasıdır. Bu, canlı türlerinin
kökenine ilişkin bilimsel açıklama yerine, yaratılış dogmasının öncelenmesinin
hatta tek gerçek gibi ikame edilmeye çalışılmasının acıklı bir örneğidir. Buna
ilaveten verilebilecek bir diğer örnek de, Anadolu Liselerinin haftalık ders
saati sayısından Biyoloji dersinin bir saat düşürülüp yerine din dersi saatinin
bir saat artırılması yanlışlığıdır.

Temel Dini Bilgiler, Peygamberimizin
Hayatı ve Adab- ı Muaşeret adlı derslerin müfredatına konulan cihad kavramı, “ateist, mürted ve müşrikle evlenilmez”
ifadeleri, “kadının kocasına itaat
etmesi ibadettir” biçimindeki hükümler bu derslerin içeriğini hazırlayan
kadronun, maalesef ne denli çağ dışı bir dini anlayışa sahip olduğunu gözler
önüne sermektedir.

CİHAD VE FETİH YERİNE MİLLİ SAVUNMA

Cihadın can ve mal ile yapılan temel bir
ibadet olarak nitelenmesi, cihatçılığın / fetihçiliğin devlet eliyle
desteklenmesi gibi büyük bir soruna yol açacaktır. Can ile yapılan cihadın
silahlı mücadele olduğu apaçık ortadadır. Ayetler yanlış yorumlanarak,
yüzyıllar önceki siyasal, sosyal koşullar çerçevesinde oluşmuş anlayışlar, 21.
Yüzyıla taşınmaya çalışılmaktadır. Bu, yakın zamanda uluslararası büyük
sorunlara yol açacak bir durumdur. Cihatçılık ve fetihçiliğin günümüz
dünyasında ve geleceğin dünyasında asla yeri yoktur, olamaz da… Cihad, artık
sadece nefisle mücadeledir. Fetih de yalnızca bilimsel gerçeklerin keşfedilmesi
olarak düşünülmek ve bu şekilde revize edilmek zorundadır.

Cihad ve fetih yerine, “Milli Savunma” ve dünya barışı
kavramı güçlendirilmelidir.

Bir diğer konu olarak belirtelim ki,
anayasasında laik olduğu yazılı olan bir devlet, eğitim kurumlarında nasıl olur
da, kişilerin evliliği konusunda onların inanç durumlarını esas alan bir hükmü
öğrencilere belletmeye çalışır? Müfredatta ne hakla, ateistle, mürted ve
müşrikle evlenilmez ifadesine yer verilir? Bu, büyük bir insan hakları
ihlalidir. Evrensel bir suçtur. Müfredatta buna benzer çok ciddi suç unsurları
bulunmaktadır.

Kadının kocasına itaati ibadettir,
ifadesi de erkek egemen ve cinsiyetçi bir anlayışı yansıtması bakımından,
modern ve demokratik aile kurumunu imha etmeye yönelik bir kafa yapısını işaret
etmektedir.

Kadın demişken bu noktada müfredattan
çok acıklı bir örnek vermek isterim.

11. sınıf, Hz. Muhammed’in Hayatı adlı
ders kitabının 36. Sayfasında aynen şu cümleler yazıyor:

“Erkek ve kadının örtünme şekli yeniden düzenlendi.

Böylece kadının şeref ve haysiyeti korunup itibarı arttı.”

Demek ki, müfredata göre kadın
tesettürlü olunca daha haysiyetli ve daha şerefli oluyor. Ya tesettürlü olmayı
tercih etmeyen kadınların durumu nedir?

Baş örtüsü inanç özgürlüğümüzdür, diye
diye gelinen noktanın artık, yaşam tarzına müdahale aşamasına ulaştığı
görülüyor.  Gerçekten hazin bir vaziyet…

Öte yandan Din kültürü ve Ahlak Bilgisi
derslerinin zorunlu oluşundan kaynaklanan pedagojik ve toplumsal sorunların,
yargısal süreçlere değin varıp AİHM’de verilen bir kararla neredeyse içinden
çıkılmaz bir hale gelmesi de hepimizce malumdur. AİHM kararında yer alan, söz
konusu ders müfredatının, Türkiye’deki inançsal çeşitliliği yansıtmadığı ve
ilaveten bilimsel ölçütlere uygunluk arzetmediği saptamasından hareketle,
yapılan saptama doğrultusunda dersin içeriğinin düzeltilmesi ya da istemeyen
öğrencilere muafiyet hakkının tanınması yönündeki talebe rağmen bakanlıkça ilan
edilen taslak programın daha da sorunlu bir muhteviyata sahip olduğu
görülmektedir.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders
müfredatının, AİHM kararına rağmen indokrine edici özelliğinin daha
pekiştirildiği, yapılan geniş çaplı incelemeler ve davacıların itirazlarıyla
net bir biçimde ortaya çıkmıştır.

Buna göre ders müfredatı, anayasadaki
ifadesiyle, bir öğretim ve kültür dersinde olmaması gereken tabir ve ifadelerle
doludur. Ders müfredatı, çeşitli din ve inançları ritüel ve inanç esaslarıyla
tanıtma ve öğretme dersinin içeriği gibi değil de belli bir din ve inancı
olumlulayan, telkin eden ve öğrenciye benimsetmeye çalışan, diğer din ve
inançları ise olumsuzlayan bir dinci ders muhteviyatına sahiptir.

Buna göre Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
dersinde doğru ve yanlış inanç tasnifi yapılmaktadır. Oysa laik devlette hiçbir
inanç doğru veya yanlış olarak nitelenemez. Ancak din devletlerinde nitelenir.

ŞU TESPİTİ YAPMALIYIZ

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde
İslam’ın sadece belli bir mezhebi ve belli bir anlayışı esas alınıp o mezhep ve
anlayışın İslam’la özdeşleştirilmesi gibi inanılmaz derecede fahiş bir yanlışa
düşülmektedir. Üzülerek belirtelim ki, müfredatta anlatılan İslam, Emevilerin
başlattığı saltanatçı ve hilafetçi İslam’dır. Oysa Kur’an’da anlatılan ve Hz.
Peygamberin tebliğ ettiği din, ne saltanatçı ne de hilafetçidir. Bundan
dolayıdır ki, ders müfredatı trajik bir biçimde aslında İslam’a da
aykırıdır.  Bu müfredat, Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dini değil,
Emevilerin uydurduğu dini esas almaktadır.

Dersle ilgili AİHM sürecinde Cem Vakfı
ve Alevi yurttaşların davacı olarak yer almaları nedeniyle özellikle müfredata
konulan Alevilikle ilgili konular üzerinde de birkaç cümleyle durmak istiyorum.

Öncelikle şu tespiti yapmalıyız.

Emevi İslam’ı ile ilgili bilgiler,
ilkokul dördüncü sınıftan itibaren verilirken, Alevilikle ilgili bilgiler ise
7. Sınıfta başlamaktadır. Emevi İslam’ına ayrılan ünite ve konuların hacmi,
ders müfredatının % 75 – 80’ini oluşturmaktadır. Yine Emevi İslam’ı ile ilgili
konular, indokrine edici bir dile sahipken, diğer din ve inanışlarla ve tabii
bu arada Alevilikle ilgili bilgiler ise yer yer olumsuzlayıcı yahut değerini
düşürücü bir dille anlatılmaktadır.

Alevilik, bir inanç olarak değil de bir
kültür ve düşünce olarak nitelenmekte, Alevi ibadetleri ibadet sözcüğü ile
değil tören, ayin vb. ifadelerle anlatılmaktadır. Aleviliğin temel
ibadetlerinden olan cem ibadeti, tarikatların zikir törenleri ile aynı seviye
ve aynı tanımlamalarla tanıtılmaya çalışılmakta ve böylece Alevilik; Kadirilik
ve Nakşibendilik gibi Sünni tarikatlarla aynı kategoriye dahil edilmektedir.

AİHM kararıyla Alevilerin ibadethanesi
olarak nitelenen cem evleri, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatında
ibadethane olarak kabul edilmemektedir. Müfredat neredeyse hiçbir bakımdan AİHM
kararlarını karşılamamaktadır.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi
müfredatında halen yer alan trajikomik bir bilgiyi dikkatlerinize sunarak bu
husustaki sözlerimi noktalamak istiyorum.

12. Sınıf ders kitabında; “Atatürk’ün Okulda Din Öğretimine Verdiği
Önem” başlığı altında Atatürk’ün bir sözüne yer veriliyor.

“Her kişi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere
muhtaçtır. Orası da okuldur.”

Bu ifadeler, adında “Ahlak Bilgisi” geçen bir dersteki
ahlaki bir sorunu haykırmaktadır. Bu cümleye göre, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi dersine karşı çıkarsanız aslında Atatürk’ün bu sözüne de karşı çıkmış
oluyorsunuz. Demek ki Atatürk, zorunlu din derslerinden yanaymış. Zira ders kitabı
öyle diyor. Zorunlu din derslerine Atatürk üzerinden meşruiyet sağlamaya
çalışıyor. Ama işin gerçeği öyle değil. Bu düpedüz gerçek dışı bir bilgi.
Atatürk bu sözü söylediğinde yıl 1925’ti. Ama aynı Atatürk, daha hayattayken
1930’da şehir okullarından, 1933’te ise bütün köy okullarından din dersleri
tümüyle kaldırılmıştır. O halde şimdi biz Atatürk’ün 1925’teki sözünü mü, yoksa
1933’teki uygulamasını mı esas alacağız? Ders kitabı son derece ahlakî (!) bir
tutumla 1933’teki uygulamayı görmezden gelip sırf işine geldiği için 1925’teki
sözü dikkate alıyor.

HEM TRAJİK HEM GÜLÜNÇ

Bu tercihin temel bir ahlak kuralı olan
dürüstlükle ne derece bağdaştığını idraklerinize sunuyorum.

Ahlak dersinde bile temel bir ahlak
kuralının çiğnenmesi gerçekten hem trajik hem de gülünç görünüyor.

Gerek zorunlu Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi dersi olsun, gerekse seçmeli dini dersler olsun, tümünde istisnasız yer
alması gereken Atatürkçülük ve laiklik konuları seçmeli dini derslere hiç
konulmadığı gibi son yapılan değişiklikle, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
ders müfredatından da çıkarılmıştır.

Bu durum laik eğitime ve bütünüyle
laikliğe vurulan en büyük darbedir. Hatta bu durum doğrudan doğruya
darbeciliğin kılıf değiştirmiş halidir. Zira bu ülkeye laikliği getiren, bir
sistem olarak devlete yerleştiren kişi büyük devrimci Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’tür. Onunla ilgili konuların müfredattan çıkarılmasından daha büyük bir
laiklik karşıtı eylem olabilir mi?

Bu ülkede, Atatürkçülüğü ve Atatürk’ü
öğretmeden laik, bilimsel ve çağdaş bir eğitimden söz etmek mümkün değildir.

Zira, büyük Atatürk eğitimin amacını; “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller
yetiştirmek” olarak açıklamıştır. Eğitimde laikliğin en özlü
ifadelerinden biri olan bu özdeyişin tersine çevrilmeye çalışıldığını görüyoruz.

Fikri cemaatlere, vicdanı tarikatlara,
irfanı sözde şeyh efendilere bağlı nesiller yetiştirilme yanlışına doğru yol
alınmaktadır. Bu yoldan acilen dönülmelidir. Zira bu yol, bilimden giden bir
yol değildir. Bilim ise, büyük Atatürk’ün ifadesiyle yaşamdaki en gerçek yol
göstericidir.

Cemil Kılıç / İlahiyatçı – Yazar
















































































































































































































Odatv.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet