MEDRESELER-AZINLIK ve
YABANCI OKULLARI-LAİKLİK

İslâmiyet, yani 610 yılının Ramazan ayında ve HIRA da
Cebrail (as)’in Peygamberimize; “Yaratan Rabbinin adıyla oku” (Alak suresi ilk
beş ayet) vahyinden, günümüze kadar 1407 yıl geçmiş.

Şüphesiz, süreç içerisinde O yüce İslâm dini, gelişmiş,
genişlemiş ve basamakların en üst noktasında, hak ettiği yeri almıştır. Dört
Halife döneminden sonra, ortaya çıkan mezhep ayrılıkları, fırkalar, tarikatlar
ve siyaset marifetiyle dinin toplumda sağladığı telâkki, durmuş, gerilemiş
17.-18. yüzyıllara geldiğimizde de, günümüzde de acı tablo ile yüz yüze
kalmışızdır.

Dinî vecibelerini bir hakkın yerine getiren kesim,
değerlerine sahip çıkmak, yüceltmek yerine, daima, kendilerine göre, dinî
vecibelerini yeterince yerine getirmeyenleri, devlet ve ilim adamlarını
suçlamış, kendi eksikliğini sorgulamak ihtiyacını hiç duymamıştır.

Kur’an-ı Kerim tek, Peygamber tek ama uygulama ve anlayış
muhtelif..! Sanki “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diye emreden Yüce Yaratan, oku
ama nasıl anlarsan anla demişçesine…!

Cumhuriyet döneminden buyana 93, Tanzimat ile 178 yıldır,
tartıştığımız, daha doğrusu “şu medreseler-tekkeler-zaviyeler kapanmasa idi”
diyerek, bilmeden, düşünmeden konuşarak ve yazarak ahkâm keseriz..

Türk ve İslâm tarihinde medreselere bakacak olursak;

İlk medreselerin çıkış yerinin Horasan ve Türkistan olduğu
konusunda genel ittifak vardır. İslâmiyet’in yayılması ile İslâm ülkelerinde
değişik şart ve zamanlarda ortaya çıkmış oldukları da bilinmektedir. Eğitimin,
ev, dükkân, mescit, cami, vd. yapıldığı, gelişen şartlar gereği yapılandırıldığı
ise kısaca, bilinen hususlardır.

Türk-İslâm coğrafyasında medreseler;

Ebu Hatimü’l-Busti-Gazneli Mahmud, (999-1030)-
Nizamü’l-Mülk, (1018-1092), (1063-1092)- Emir b. Sebüktekin (1033)- Arslan Gazi
Tafgac- Tuğrul Bey,(1046-1063)-En-Neysaburi- Ebu Aliyyü’l-Müseyni- Büyük
Selçuklu Türkleri, (1040-1157)- Halife El-Mustansır, (1234)- Nureddin
Zengi-Emeviler-Uluğ Bey-Anadolu Selçukluları- Orhan Gazi, (1330-35)- Murat
Hüdavendigâr, (1364-1369)- I. Bayezid, (1389-1402)-Çelebi Mehmed,(1413-1421)- II.
Murad, (1421-1451)- Fatih Sultan Mehmed,(1451-1481), gb. Medreselerin açılmış
olduğu bilmekteyiz.

Fatih döneminde, Osmanlı Devletinin sınırları içindeki
medreselerin yeni bir teşkilatlanmaya tabi tutulduğunu, Bu suretle aşağıdan
yukarıya, olmak üzere;

-Haşiye-i Tecrid Medreseleri-Miftah Medreseleri-Kırklı
Medreseleri-Hariç Elli Medreseleri- Dâhil Medreseleri-Sahn-ı Seman Medreseleri
olarak yapılandırılmış olduklarını da görmekteyiz.

Tıp, mühendislik, hadis alanında açılan medreseler ile en
büyük gelişme Kanuni Sultan Süleyman tarafından gerçekleştirilmiş, bu dönemde
de medreseler;

İptida-i Hariç-Hareket-i Hariç-İptida-i Dâhil-Hareket-i
Dâhil-Musıla-i Sahn-Sahn-ı Seman-İptida-i Altmışlı-Hareket-i Altmışlı-Musıla-ı
Süleymaniye-Hamise-i Süleymaniye-Süleymaniye-Darü’l Hadis, şeklinde
derecelendirilmiştir.

Bütün değerlendirmeler bir yana, XV.-XVI. Yüz yılarda en
mükemmel konuma gelmiş olan medreseler, XVII. Yüz yılda gerilemeye başlamıştır.
İlmin önemi dikkate alınmazken, Mevali-zâdelerin ortaya çıkışı (ayrıcalıklı
kesim), ilim adamlarının, ağa ve paşalara kapılanmaları, müderris ve kadıların
cehaleti, cehaletle fazlın birbirinden fark olunmaması ile rüşvet, iltimas ve
siyaset etkin olmaya başlamıştır. Diğer nedenlerle birlikte, bu kesim,
cehaletleri had safhaya ulaştığı, yetersizlikleri açığa çıktıkça, her yeniliğe
karşı menfi bir tutum sergilemiştir. Alınan bütün tedbirlere rağmen, Türk ve
İslâm toplumlarının en eski ve en önemli kurumu medreselerin eski haline
dönmesi mümkün olmamıştır. Buradan Osmanlı eğitim sisteminin başarılı kabul
edildiği döneme de bakacak olursak;

I. Mahmud dönemi modern Osmanlı eğitiminin başlangıcı
kabul edilse de, asıl ağırlığın bürokrasiye verildiği de bilinmektedir.

I. Adülhamid’in toplumu bir arada tutmak üzere, dinîn ön
plâna alınmış modern bir eğitim sistemi ile açtığı ve yurt sathına yaydığı
okulları göz ardı edemeyiz. Genel anlamda dar ve kapalı zihniyetle uygulama
yaptığı söylenebilir. Padişahın bu tutumu, çöküş döneminin şartları aynı
zamanda medrese eğitiminde de olumsuzlukların doğmasına zemin hazırlamıştır.
II. Abdülhamid, İslâmi ağırlıklı modern eğitim sistemi ile denenmemişi
denemiştir. Döneminde açılan okullar, Cumhuriyet’i kuran, asker, aydın ve
bürokrat nesli yetiştirirken, iktidarının sonlanmasını önleyememiş, sonucunda
624 yıllık bir imparatorluk yıkılmıştır.

I. Abdülhamid’in 1892’de, medrese öğrencilerini
askerlikten muaf tutması ile bu görevden kurtulmak isteyenlerin medreseleri
doldurmaları, bozulmanın en önemli nedenini oluşturmuştur. Aklî ve naklî
ilimlerden kopuşun, Kur’an-ı Kerim ve sahih sünnet mecrasından uzaklaşmanın,
İslâm’ın yasakladığı, sınıf, milliyet, ırk, mezhep ayrılıklarının hızla
artmasına da kimse sesini çıkarmamıştır. Ulema dediğimiz dönemin müderrisleri,
büründükleri kisvelerinin altında bütün olumsuzluklara kayıtsız kalmışlardır.

Mart 1924 de Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile de medreseler
kapatılmıştır.

Şimdi, “zurnanın zırt dediği deliğe” gelelim.

Yukarıda izaha çalıştığım, Osmanlı eğitim sistemi
medreselerin dışında, İslâm hukukunun tanıdığı haklardan yararlanan
gayrimüslimler de din ve dillerini öğretecek okullar açmışlardır. Bu okulların,
1839-1856 Tanzimat fermanlarından önce ve sonra açılmalarında farklılıklar
vardır. Uzun ve de detaylı olan bu bahse girmiyorum. Girecek ve detaylandıracak
olursak Osmanlı’nın 1453, 1535, 1583 yıllarına kadar gideriz.

Cizvitler ile başlayan, Amerikalı misyonerler ile devam
eden yabancıların açtığı okullar, 1911’de 10 yüksekokul, 46 lise, 1.450
ilkokulda 61.678 öğrenci okuyordu. Ayrıca Rumların 3.500, Ermenilerin 2.500’e
ulaşan farklı okulları Osmanlı coğrafyasına yayılmıştı. Bu okullar genellikle,
kilise, havra, sinagog bitişiğinde, öğretmenleri ise rahipler, papazlar gb. din
adamları idi. Medrese eğitimlerinin de cami, mescit bitişiğinde, cami hocaları
tarafından yürütüldüğü gb. Binlerce km. uzaktan bu topraklara gelen, din ve
dillerini yaymağa uğraşan, başka mezhepleri kendi mezheplerine bağlamak için
her yolu deneyen, kendi ülkelerindeki eğitim sistemini aynen uygulayan, eğitim
ve öğretimden çok, Osmanlı ve İslâmiyet aleyhinde faaliyetleriyle, Ortodoks,
Katolik, Protestanlar, her alanda her türlü yıkıcı faaliyette bulunuyorlardı.

Medreselerine sahip çıkmayan, müderrislerinin ilmi
seviyesini, bırakın yükseltmeyi, koruyamayan bir devlet idaresi vardı. 1893’de
II. Abdülhamid’e, Zühdü Paşa’nın verdiği raporda her olumsuzluk ortaya
konuyordu. Aynı dönemde, Türkçe kitapları yetersiz, hatta azınlıkların kendi
ülkelerindeki ders kitaplarının noktası, virgülüne kadar, güya Türkçeye
çevrilmiş numuneleri okutuluyordu. Bırakın İslâm Dinini, Türkçe bile ihmal ediliyordu.
Bu okullara giden Türk çocukları, o ülkelerin hayranı, kendi ülkelerinin
tarihini, coğrafyasını öğrenmeden, o ülkelerin tarih ve coğrafyasını
öğreniyorlardı. Müslüman çocuklar Hıristiyan ibadet ve dualarına, dini
törenlere katılmak zorundaydı. Suç işleyen Müslüman öğrencilere, af edilmeleri
için haç öptürülüyordu.

Osmanlı Devleti’nin, 1846, 1868, 1869, 1886, 1888, 1896,
1913 ve 1915 tarihlerinde çıkarmış olduğu kanunlarla da yabancı okulların
denetimi sağlanamamış, onlarda, din, dil ve mezhep ağırlıklı eğitimlerine devam
etmişlerdir.

Ne zamana kadar?

3 Mart 1924 de Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkışına
kadar.

Ahhh.. Medreseler, tekkeler ve zaviyeler kapanmasaydı diye
ahkâm kesenler, söz konusu kanunla Türkiye’nin hangi belâlardan kurtarılmış
olduğuna, LAİKLİĞİN bize neler kazandırdığına, birazcık da bu pencereden
bakarlarsa, gerçeği görmüş olurlar…!

Medreseler, yeniden açılıyormuş! II. Abdülhamid’in
başaramadığını, acaba kimler başaracak? Hangi cemaatlerin, hangi tarikatların
güdümüne girecek? Acaba atalarımız “Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer”
sözünü kimlere söylemiş olabilirler ki?

“Yaratan Rabbinin adıyla oku”

Bayramınızı kutlar,Türk Milletine başarı ve sağlık dolu
günler dilerim.

Kaynak:

-Mustafa Şanal, “Kuruluşundan Ortadan Kaldırılışına Kadar
Olan Süre İçerisinde Medreseler,”

-Mustafa Serhan Yücel, (Dr. Tezi)

“Türkiye’de Yabancı Okullar ve Azınlık Okulları 1925-26”

-Milli Cumhuriyet, 16 Kasım 2015

-Mustafa Gündüz, II. Abdülhamid Dönemi Eğitimi ve
İdeolojisi Üzerine Araştırmalar,








































































Ve diğer açık kaynaklardan yararlanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet