Ekrem Hayri PEKER


02 Nisan 2018


Balkanlarda
1800’lü yıllarda yayılan Milliyetçilik hareketi etnik kökenli eşkıyalıkla
beraber yürümüdü. Eşkıya çetelerinin baskısıyla, Müslüman ahali göç etmeye
başlamıştı. Sırp, Yunan, Karadağlı milliyetçilerin oluşturduğu çeteler;
bulundukları bölgelerde çoğunluğu oluşturmak, Müslüman halkı bölgeden
uzaklaştırmak için katliamlara başladı. Çeteler girdikleri köylerde hayvanları
ve değerli eşyaları gasp ettikten sonra köyde yaşayanları cami ve samanlıklara
doldurup köyle beraber yakıyorlardı.


İkinci Mahmut
devrinde Balkanlarda ve Anadolu’daki yerel derebeyleri kaldırıp, yönetim
sistemini değiştirdi. Yeni ordunun kurulması, eğitim alanında yapılan reformlar
merkezi hükümeti güçlendirdi. Tanzimat dönemi, bu gelişmelerin üstünde
yükseldi.


Çetecilik
faaliyeti 1870’lerde Bulgaristan’da hızla yayıldı. Rus Çarlığının desteklediği
çeteler bölgeye yerleştirilen Çerkeslere saldırdı. Çerkeslerin karşılık
vermesi, üzerine Bulgaristan’da karşılıklı katliamlar başladı. 1876 yılında
Bosna-Hersek’te başlayan isyana Karadağ’ın karışmasını istemeyen Osmanlı Devleti
isyana geç müdahale etti.


İstanbul’da
toplanan Tersane Konferansı kararlarını Sadrazam Mithat Paşa reddetti.
Meşrutiyet ilan edilmiştir. Osmanlı Devleti’ni yönetenler 1850’lerde Çarlığa
karşı yeni bir ittifak oluşturacaklarını sanıyorlardı. Oysa Bulgaristan’da
yaşayanlar İngiliz, Fransız ve Avusturya basınına çok olumsuz yansımıştı.
Avrupa kamuoyuna Müslümanların Bulgarları katlettiği fikri yerleşmiştir.
Gazeteler hükümetleri müdahaleye çağırıyordu. Önce Karadağ Osmanlı Devleti’ne
savaş ilan etti. Çarlık Rusya’sı müdahale öncesi Avusturya-Macaristan
İmparatorluğuna Bosna-Hersek Eyaletinin işgalini teklif etti.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafsız kalınca, İngiltere hükümeti kamuoyu
baskısı karşısında sessiz kalınca Rus Çarlığı savaş ilan edip Tuna Nehrini
aşarak Bulgaristan’a girdi.1830’da Edirne’ye kadar gelen Rus orduları
Yeşilköy’e kadar geldi. Tarih kitaplarında bu olaylar ayrıntılarıyla yazılı.
Osmanlı toprakları paylaşılır. Osmanlı Devleti’nin elinde Balkanlar’da
Arnavutluk dışında Üsküp, Manastır ve Selanik Vilayetleri kaldı.


Avrupa’da
Osmanlı Devleti’nin sonunun geldiği topraklarının nasıl paylaşılacağı
tartışılmaya başlanmıştı. Bugünkü Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’a kimin hâkim
olacağı kavgası başlamıştı. Karadağ, Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve
bağımsız Makedonya Devleti kurmak isteyen Makedon milliyetçilerinin oluşturduğu
“komita” adlı çeteler ortalığı kapladı. Bu çeteler sadece Müslüman köyleri
değil kendilerine rakip gördüğü diğer halklara da saldırıyorlardı. Avrupalı
konsoloslar bu komutanların manevi destekçileriydi, sonrası malum.93 Harbi’nin
üzerinden otuz beş yıl gibi kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti Balkanlardaki
tüm topraklarını kaybetti. Bulgar orduları Çatalca’da güçlükle durduruldu.


Osmanlı
askerlerinin zayıflığı, her savaşı kaybetmesi yüzünden İngiltere-Fransa bloğu
bizi müttefik olarak kabul etmediler.1912’de perişan olan Osmanlı ordusu önce
Çanakkale’de sonra diğer cephelerde büyük başarı gösterdi. Bu başarının sırrı
neydi? Gerek 2.Meşrutiyet’in ilanını sağlayan, Osmanlı Devleti’nin son
döneminde ve İstiklal Savaşı’nda göze çarpan komutanların hemen hepsi
Makedonya’da eşkıya/komitacı takibinde yetişmiş insanlar olması bir rastlantı
değildir. Bu tecrübelere sahip komutanlar yönetimi ele alınca ordunun yapısını
değiştirdiler.


Harbiye Nazırı
Enver Paşa ve Harbiye Müsteşarı olan İsmet Paşa beş binden fazla alaylı subayı
emekli etti. Binlerce subayın rütbesi indirildi. Orduyu eğitmek amacıyla
Almanya’dan subaylar getirildi. Redif sistemi kaldırıldı. Ordunun lojistik
sistemi düzeltildi. Bu yeni ordu birçok cephede başarılar kazandı.


Osmanlı
Devleti’nin ve ordusunun komitacılarla mücadelede başarısızlığının temelinde
mücadeleyi zaptiye adı verilen düzenli birliklerle yapmasıydı, Batı Trakya’da
büyük mücadele veren subaylarımızdan Fuat Balkan anılarında onlarla aynı
metotlarla mücadele etmeliydik diye yazar.


Balkan
Savaşı’nın sonunda bize teklif edilen sınır Midye-Enez hattıydı. Edirne
Bulgarlara bırakılıyordu. Anlaşmaya karşı çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti
Başkanlığı (Bab-ı Ali) basıp iktidarı değiştirir. Sıra Edirne’nin
kurtarılmasına gelmiştir. Askeri bir harekâta cesaret edilemez. Böyle bir
teşebbüs başarılı da olsalar Avrupa devletlerinin tepkisini çekerdi. Başka bir
yol bulunmalıydı. Çözüm Akıncı Müfrezesi oluşturmaktı. Kısacası Bulgarlar
geçmişte kullandıkları silahlarla vurulacaktı.


1911’de
İtalyanlar Osmanlı Devletine bağlı olan Libya’yı istila ederler. Bölgedeki
zayıf kuvvetlerimizi dağıtırlar. Donanması olmayan Osmanlı Devleti bir şey
yapamadı. Makedonya’da eşkıya kovalayan ve ikinci Meşrutiyet’in ilanını
sağlayan Enver Paşa, Mustafa Kemal, Nuri Conker, Kuşçubaşı Eşref, Reşit ve
Tevfik Beyler, Süleyman Askeri, Fethi Okyar gibi subaylar Mısır üzerinden
Libya’ya ulaşarak büyük bir direniş örgütlerdi. Sunusi Ailesinin desteğiyle,
Arap gönüllülerle İtalyanlara adım attırmadı. Ancak Balkan Savaşı’nın patlaması
ve yenilgi sonucu üzerine buradaki subaylar anavatana dönüp tekrar orduda görev
aldı. Libya’da İtalyanlara karşı mücadele devam etti.


Makedonya’nın
paylaşılamaması, Bulgaristan’ın işgal ettiği Osmanlı topraklarının fazlalığı
diğer Balkan ülkelerini rahatsız etmiştir. Sırbistan, Romanya, Karadağ ve
Yunanistan ile savaşa tutuşan Bulgaristan; Trakya’dan kuvvetlerinin çoğunu
çekip diğer cephelere gönderir. Osmanlı sınırında Bulgarların zayıf kıtaları
kalmıştır. Çatalca’daki Hurşit Paşa’nın desteğiyle bir harekât planlanır.
Harekâtı asker takviyeli gönüllüler yapacaktır. Kuşçubaşı Eşref Bey,
Makedonya’da çok görev yapmış bir subaydır. Gerilla harbini çok iyi biliyordu.
Kardeşi Sami Beyle birlikte Ödemiş ve Aydın yöresinden gelen zeybekler, Kafkas,
İranlı, Afganlı gönüllüler ve gönüllü askerlerden oluşuyordu. Müfreze ateşkes
hattını aşan Bulgar kuvvetleri dağıtıldılar ve Edirne’yi kurtardılar.


Bulgarlar
şaşkındır. Karşılarında saldıran Osmanlılar farklıdır. Daha üstün kuvvetlerle
aniden saldırıp dağıtmaktadırlar. Harekâta devam eden gönüllüler Batı Trakya’yı
kurtarıp, Batı Trakya Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Bulgar taburlarını,
alaylarını bozguna uğrattılar. Bölgede “Sizin soyunuz Bulgar’dı” diye zorla
vaftiz edilen üç yüz bine yakın Müslüman’ı zulümden kurtardılar.


Bulgarlar köy
meydanlarına kilise çanları asılmıştı. İskeçe’nin Şahin köyün asılan 300
kiloluk en büyük çan İstanbul’a gönderildi. Bulgarların Batı Trakya’da Müslüman
halkı zorla Hristiyan yapmaları üzerine Enver Paşa harekâta devam edilmesini
istedi. Bunun için Trabzon fırkası kurmay başkanı Süleyman Askeri Bey
Akıncıların başına getirildi. Bu akınlara Fuat Balkan ve Yakup Şevki Beyler de
katıldı.


Fransızların
ve Yunanistan’ın tanıdığı bu cumhuriyet Batılı devletlerin tepkilerinden
çekinen Cemal Paşa ve diğer yöneticilerin baskısıyla Bulgarlara bırakıldı.
Osmanlı idarecilerini korkutan bir unsur da devlet kontrolü dışındaki grupların
bağımsız devlet kurabilmeleriydi. Akıncılar bölgeyi Bulgar kuvvetlerine teslime
etti.


Her cephede
yenilgiye uğrayan, Makedonya’dan sökülüp atılan Bulgarlar için tek dost Osmanlı
Devleti kalmıştır. Bulgar Devleti Müslümanlar üzerindeki baskıyı azaltır. Din
değiştirme zorlaması ortadan kalkar, dostluk başlar. Bölgeden seçilen Müslüman
milletvekilleri batılı devletlere karşı olan Makedon ittifakını destekleyerek
hükümet kurmalarını sağlarlar.


Cumhuriyet
sona erer ama akıncıların görevi sona ermez. Enver Paşa Sultan Abdülhamit’in
kurduğu haber alma teşkilat üzerine Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurar. Birinci Dünya
Savaşı başlar. Teşkilat-ı Mahsusa’nın örgütlediği akıncılar Libya’dan
Kafkasya’ya, Arap çöllerinden İran’a, Türkistan’dan Hindistan’a kadar uzanan
coğrafyada emperyalist ittifakla çarpışırlar. Avrupa devleti olarak büyümüş,
imparatorluğa dönüşmüş olan Osmanlı Devleti, Balkanların kaybından sonra yüzünü
doğuya çevirir.


Sultan
Abdülhamit’in Pan-İslamizim çalışmaları belli bir temel oluşturmuştu. Enver
Paşa bu mirası alarak Edirne’den Türkistan’a, Yemen’den Kafkasya’ya uzanan
bölgede Pan-İslamist ve PanTürkist imparatorluk oluşturarak bölge halklarını
emperyalist saldırılardan korumak, geliştirmek istiyordu. Savaşın sonlarına
doğru Kafkasya kurtarılmış, İran içlerinde büyük bir bölge kontrol altına
alınmıştı. Ancak savaş mağlubiyetimizle neticelendi, kuvvetlerimiz geri
çekildi. Ama Teşkilat-ı Mahsusa’nın akıncıları Kars, Batum, Ardahan illerinde
bağımsız cumhuriyetler kurdula.  Azerbaycan’ın bağımsızlığını sağlandı.


Akıncılarımızın
Birinci Dünya Savaşı sırasında Batı Trakya’da ve Yunan topraklarında
faaliyetlerini sürdürürler. Bu eylemlerinde Bulgarlardan yardım görürler.


Yavuz
Zırhlısını etkisiz hale getirmek isteyen Rus Çarlığı Odessa’da yaptırdığı 30
bin tonluk zırhlının Selanik Limanı’na gelen toplarını Sırbistan’dan Romanya
üzerinden tren yoluyla getirmek istedi. Bunu haber alan Teşkilat-ı Mahsusa bu
topların gidişini engellemek için harekete geçti ve Yüzbaşı Çolak İbrahim Bey’i
bu iş için görevlendirdi.


Bulgar
destekçileriyle Sırbistan’a geçen İbrahim Bey Sırplarca iyi korunan Valandova
Köprüsü’nü yanında getirdiği ekibe takviye olarak bölgedeki Türk köylerinden
topladığı gönüllülerle tahrip etti. Köprüyü korumakla görevli Sırp muhafızları
imha etti. Köprü uzun bir süre kullanılamadı.


Sırplar
öfkelerini bölgedeki Türk ve Bulgar köylerinden çıkardı. Binlerce köylü Bulgar
topraklarına sığındı. Rus donanması da misilleme olarak Bulgaristan’ın Varna ve
Burgaz limanlarını bombaladı. Köprünün havaya uçurulmasıyla doğan süreç,
Bulgaristan’ın yanımızda savaşa girmesiyle noktalandı.


Akınlar devam
eder ve Batı Trakya’nın Yunan işgalindeki Mesta-Karasu ve Struma-Karasu
arasındaki topraklarda ikinci Türk idaresi kurulur. Bu konuyu burada kapatıp(Bu
bölgesel yönetimle ilgili olarak ayrı bir yazı yazdım), Mondros Mütarekesi
sonrasındaki akıncılarımızın faaliyetlerini inceleyelim.


Savaş biter.
İttihat ve Terakki Cemiyeti kendini fesheder, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Umumi
Şarkiye Müdürlüğü lağvedilir. Subaylar kolordulara gönderilir. Osmanlı
Devleti’nin son dönem yöneticileri arasında kurtuluş için iki ayrı görüş
vardır. Bir grup İngiliz ve Fransızları memnun ederek imparatorluğu kurtarmak
isterler. Diğer görüş ise Anadolu ve Kafkasya’da direnmektir.


Trakya’da
Cafer Paşa komutasında bir kolordumuz vardır. İngilizler Bulgar yönetimi
altındaki Batı Trakya bölgesini Yunanlılara bırakmak istemektedir. İngiliz desteği
ile Yunanistan kralını sürgüne gönderip başbakanlığı devralan Venizelos, sadece
Bulgaristan’ın elindeki toprakları değil, Ege bölgesiyle beraber İstanbul dâhil
tüm Trakya’yı Yunan topraklarına katmak istemektedir. Yunanlılara bu konuda en
büyük destek İngilizlerden gelmektedir. Osmanlı yöneticileri İngilizlerin
desteği ile imparatorluğu yaşatmayı düşlerken İngilizler imparatorluğu yok edip
Türkleri Anadolu bozkırına hapsetmeye karar vermişlerdir.


Yurtseverler
boş durmaz. Batı Trakya’dan bir heyet Yunan işgaline karşı Fuat Balkan Beyi
teşkilat kurması için göreve çağırır. Fuat Bey Harbiye Nezareti Müsteşarı
İsmet(İnönü) Beyi ziyaret eder, konuyla ilgili bilgi verir. İsmet Bey düşünür
ve üç ün sonra Kara Vasıf Bey’in evine öğleden sonra gelmesini söyler.


Üç gün sonra
Kara Vasıf Bey’in evine gider. Burada hepsi albay rütbeli beş kişi onu
beklemektedir. Albay Kara Vasıf Bey, Albay İsmet Bey, Albay Galatalı Şevket
Bey, Albay Çolak Kemal ve Albay Seyfi Bey. İsmet Bey: ‘İtilaf Devletleri;
Bulgarları, Batı Trakya’yı Yunanistan’a terke mecbur kılacaklar. Bizi Sevr’e
müzakereye çağırdıklarında Edirne sınırlarına gelmiş bir Yunanistan
istemiyoruz. Yunanlılara karşı Bulgarlarla iş birliği yapılıp bir teşkilat
kurmak icap eder’ der. Bunun için Teşkilat-ı Mahsusa’nın gizli ödeneği
kullanılacaktır.


Fuat Bey ne yapılması
gerektiğini anlatır. Harbiye Nezareti Fuat Bey’i Trakya’daki 1.Kolordu’da
görevlendirir. Ancak, Cafer Tayyar Bey Fuat Bey’i kabul etmez. Fuat Bey başka
bir yol arar. Görevinden istifa eder. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti
karşıtı, Milli kuvvetlerce Bursa Valiliğinden ayrılma haberi Gümülcineli İsmail
Bey’e ulaşır. İsmail Bey, Gümülcine Cemaati Reisliği’ni ele geçirmiştir. Fuat
Bey İsmail Beyle temasa geçer ve Cemaatin Osmanlı temsilcisi olur. Trakya’da
görev yapacak müfrezeyi hazırlar. Müfrezeye Kafkas kökenli Ali Fetgeri ve
kardeşi Hikmet Bey’de katılır.


Kırklareli
Belediye Başkanı ve Yarbay Şükrü Naili Bey de silah ve mühimmat yardımı yapar.
Müfreze Meriç Nehrini geçip Gümülcine yakınındaki ormanlık alana ulaşır. Bölge
valiliğini Fransız General Charpy yapmaktadır. Fuat Bey kısa zamanda bölgede
teşkilatlanır, kurulan müfrezler İskeçe’nin doğusunu işgal eder. Bu sırada
Yunan işgali başlamıştır.


Yunanlılar
işgal ettikleri İskeçe’de her evin penceresinde siyah bayrak asılı buldular.
Trakya Paşaeli Cemiyeti üyeleri Fransız desteğiyle bir yönetim kurmak isterler
ama General Desparey bunlardan Yunan işgalini kolaylaştırmalarını ister. Fuat
Bey bu konuda propaganda yapmak için Gümülcine’ye gelen heyeti bölgeden
uzaklaştırır. Ve Mayıs 1920 günü Gümülcine’nin Himmetli Bucak merkezinde Batı
Trakya Bağımsız Hükümeti’ni ilan edip, Yunanlılarla savaş halinde olduklarını
ilan ederler. Geçici hükümet Peştreli Tevfik, Gümülcine Müftüsü Bekir Sıtkı,
Edirneli Mahmut Nedim ve Hasan Tahsin, Sabri ve Mustafa Beylerden oluşuyordu.
Silahlı kuvvetler kumandanlığına Fuat Balkan, yardımcılığına Fahri (Özdilek)
getirilir.


Yunan
kuvvetleri kısa zamanda Meriç Nehrine ulaşır. Hükümet üyeleri Bulgaristan,
İtalya ve Edirne’ye giderek propagandaya başlarken, müfrezeler Yunan
kuvvetlerine baskın yapmaya başladı. Fuat Beyin akıncı müfrezeleri bölgede
eylem yaparken Yunan kuvvetleri Edirne’yi aştı. Kolordu komutanı Cafer Paşa
keşfe çıkmışken Yunanlılara esir düştü. Bunun üzerine başsız kalan 1.kolordu
savaşmadan silahlarıyla beraber Bulgaristan’a sığındı ve enterne edildi.


Bölgede
akıncılarımızdan başka bir kuvvet kalmamıştır. Fuat Bey, Bulgarların yardımıyla
İstanbul’a gelir. Oradan Ankara’ya geçer. Burada, Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi
Paşalarla görüşür. Kendisine Yunan kuvvetlerini oyalama ve Anadolu’ya geçmesini
önleme görevi verilir. Fuat Bey bin bir macerayla İstanbul üzerinden tekrar
Bulgaristan’a ulaşır. İstanbul’da Muharip Grup Şefi Kurmay Albay Seyfi Beyle
görüşüp Ankara’dan gelen talimatları iletir.


Fuat Bey
Sofya’ya gider. Bulgar siyasetinde ağırlığı olan Makedonya komitesiyle temasa
geçti. Bulgar siyasetine hâkim olan Makedonyalılar Sırbistan, Romanya,
Yunanistan ve Batı devletlerine öfkeliydi. Bulgar Subaylar Cemiyeti de Fuat
Bey’e yardıma karar verir. Bölgedeki Bulgar köylerinde yaşayanlar da Yunan
işgali karşısında endişeleniyorlardı. Bölgede Türklere olumsuz bakan tek grup
Balkan Savaşı’ndan sonra Doğu Trakya’dan Bulgaristan’a sürülen Bulgarlardı.
Ancak bunlar da dağınık yerleştikleri için fazla bir ağırlığa sahip değillerdi.


Fuat Bey’in
komutasındaki çetelerin faaliyet göstereceği Meriç ile Struma arasındaki bölge
19 bin km2 genişliğindeydi. Bölgede yaşayan 747 bin nüfusun 120 bini
Rum,110 bini Bulgar ve 500 bin Türk bulunuyordu. Az sayıda Yahudi, Arnavut ve
Ulah vardı.


Fuat Bey
Bulgar çetecilerle ittifak kurar, yardımcısı Bulgar Gürcikof ve Tane
Nikolof’dur. Beraber üzerinde ”Trakya Trakyalılarındır.” yazılı bir bayrak hazırlarlar.


Bu
beraberliğin sonunda Yunan ordusunda askerlik yapan binlerce Bulgar askerden
kaçarak Bulgaristan’a gelirler. Çeteler Dedeağaç’tan Karaağaç’a uzanan
demiryolu ve telgraf hatlarında büyük zarar verirler. Yunanlılar askerden kaçan
Bulgar askerlerinin ailelerini adalara sürmeye başlayınca bölgede yaşayan halk
isyan noktasına gelir. Bunun üzerine Yunanlılar yöredeki Bulgar kökenli halkı
Bulgaristan’a sürdüler.


Akıncı
müfrezelerinde görev alanlar sıkı bir eğitimden geçiriliyordu. Yürüyüşler gece
yapılıyor, müfreze mensupları tuvaletlerini gece yapmaya, içinden öksürmeye
alıştırıyordu. Sigara içmek yasaktı. Ancak çukur içinde içebilirdi. Yürüyüşler
tenha yollarda, emniyet tertibatı alınarak yapılıyordu. Beş dakika yürünüp,
yarım dakika durulurdu. Haberleşme için kuş sesi taklidi yapılırdı. Komutanın
izni olmadan hiç kimse ateş açamazdı.


Fuat Beyin
müfrezelerine gerekli patlayıcıları Şakir Zümre temin ediyordu. Fuat beyin
Genel Kurmay’dan gemilerden sökülmüş seri atışlı iki top istedi. Toplar
İstanbul’dan gizlice kaçırılıp, Bulgaristan üzerinden (11 Eylül 1921’de)
Kırcaali’ye getirildi.


Akıncılar (11
Eylül 1921’de) Kule Burgaz-Karaağaç arasındaki tren geçerken uçurdular, telgraf
hatlarını tahrip ettiler. Aynı yılın ekim ayında Mesta-Karasu ve Drama
arasındaki demiryolu ve karayolu köprüleri uçurulur. Bölgedeki yunan
karayolları saldırıya uğrar. Havai fişekten bozma füzelerle köylere korku
verilir.


Akıncılar
tamir edilen demiryolu köprülerini tahribe, trenlere saldırmaya devam ettiler.
Yunanlıların işbirlikçi Türklerden oluşturdukları çeteler yok edilir. Akıncılar
Ankara’nın verdiği görevi başarıyla yaparken Kurtuluş savaşımız başarıyla
sonuçlanır. Mareşal Fevzi Çakmak müjdeyi telgrafla verir.


Akıncılar
saldırılarına 1922 yılı kasım ve aralık ayında devam ederler. Bir yandan da
Batı Trakya’nın bağımsızlığı için propagandaya devam ederler.


Yunan
yenilgisinden sonra Batı Trakya’ya kaçan doğu Rumeli Rumları, asker kaçakları
ve bozulmuş yunan kıtalarının Türk ve kalan Bulgar köylerine yaptıkları /
yapacakları saldırılara karşı Akıncılar mücadeleye atıldılar. Yunan trenlerine,
askeri kamplarına karşı saldırılarına devam ettiler. Türk köylerine
yerleştirilen Yunan göçmenlerini korkutup uzaklaştırdılar. Bu sayede Türk
köyleri çoğunluğu korudular. Erişemedikleri yerlerdeki köylere yerleştirilen
Yunan göçmenler çoğunluğu sağladı ve zamanla Türkler köyleri boşaltıp gittiler.


Akıncılar
Yunanları yıldırıp bir an önce barışı kabul etmesi için akınlarına devam etti.
Trenler havaya uçuruldu, askeri birliklere saldırıldı, Gümülcine topa tutuldu.


Venizelos
İngilizlerin verdiği yeni top ve silahlarla donatılan ve bölgeye
konuşlandırılmış 6. tümene akıncıları temizlemesi için harekât emri verir.
Savaşmak istemeyen askerler, bilhassa Bulgar kökenli beş binden fazla asker
firar eder. Yunan Koministleri savaş istemiyoruz diye gösteriler düzenler.
Yunan hükümetinin ve Yunan kilisesinin çabaları sonuç vermez. Akıncılar Yunan
birliklerine saldırılarını sürdürür. Bu sırada Bulgaristan’da cemiyeti ve
Makedonya komitesi’nin düzenlediği Makedon göçmeni Bulgarlar ve bir kısmı
askerler 9 Haziran 1923 yılında ihtilal yaparlar. Bulgar başbakanı Stamboliyski
öldürülür.


Bu sırada
Lozan antlaşması imzalanır. Fuat Bey Filibe’de İsmet İnönü’nün bulunduğu trene
gizlice biner. Burada paşayla görüşür. Harekâta son vermesi için karar alınır.
İsmi açığa çıkmamışlar silahlarıyla köylerine gönderilirler. Düşman tarafından
bilinenler Trakya’ya geçerler ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın emriyle Edirne ve
Kırklareli’ne yerleştirilirler.


Akıncıların
iki korumasıyla Batı Trakya’nın kırk köyünde yaşayan elli bin Bulgar köylü
malları ve hayvanlarıyla kan kaybına uğramadan Bulgaristan’a geçer.


Fuat Bey
Filibe’ye geçer. Mübadeleye tabi tutulan Drama ve Serez bölgelerinde yaşayan
dört köyden bin kişinin hayvanlarıyla Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye
ulaşmasını sağlar, Trakya’da silahlar susar.


Yaklaşık 600
yıl Türk hâkimiyetinde yaşayan Türk ve Müslümanların çoğunluğunu oluşturduğu bu
bölge Yunanistan’a terk edilir. Yüz yılın başında %85’i Türk olan nüfus zamanla
azınlığa düşer ve bölge bugünde sorun olmaya devam eder.


Kaynakça:


1)Trakya’da
Milli Mücadele Tevfik Bıyıklıoğlu Ankara 1992


2) 
Makedonya Eşkiyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi Tahsin Uzer Ankara 1999


3) Bir
Komitecinin Anıları Fuat Balkan İstanbul


4 Batı
Trakya’nın Dünü Bugünü Ümit Kurtuluş  İstanbul 1973


5) Teşkilat-ı
Mahsusa’dan Hacı Sami Bey


6) Ekrem Hayri
Peker İstanbul 20123)


7) Türkiye
Üzerine Tezler V.cilt  Prof. Dr. Yalçın Küçük  İstanbul


8)
SırlarYalçın Küçük İstanbul


9) Tarihte
Girit ve Osmanlılar Dönemi N. Ahmet Benguoğlu  İstanbul


10) Balkan
Savaşı İbrahim Artunç İstanbul


11)Enver
Paşa’nın Anıları (19-1908) Hazırlayan: Halil Erdoğan Cengiz İstanbul

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet